• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 5 12345 SonSon
46 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    Misafir Livorno2006 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    10-09-2006
    Mesajlar
    70
    Karizma Gücü
    0

    İslam Ve Kadın....İlhan ARSEL

    ISLAM VE KADIN:
    Islam ulkelerinde, kadınların içlerinde bulunduğu durum, çağdaş teknolojinin yardımı ile tüm dünyanın gözleri önüne seriliyor:

    Iran, Suudi Arabistan, Yemen, Sudan, Cezayir, Afganistan, Irak, Kuveyt, basra Korfezi Ülkeleri, Bengladesh, Mısır vb. Islam ülkelerinde, kadınlar, istedikleri gibi giyinemiyorlar. Kısa kollu, çağdaş giysilerle sokakta dolaşmaları bile yasak, çoğu Islam ülkesinde çarşaf giymeye mecburlar. Kadınlar ile erkekler aynı yerlerdebulunamıyorlar, erkeklerle tokalaşmaları yasak, bindiklari toplum ulaşım vasıtalarınba bile ayrılık var. Kadınlar çalışamıyor, yasak.. Kadınlar, erkeklerinin izni olmadan seyahat edemiyorlar.. Yasak!.. Aksi halde kırbaçlanmaktan başlayan çeşitli cezalara çarptırıliyorlar.

    Suudi Arabistan'da, kadınların araba kullanması yasak.. Arabanın ön koltuğunda bile oturmaları yasak..(Diğer Islam ülkelerinde de benzer durum olabilir). Bir arkadaşım, Birleşik Arap Emirlikleri'nin Dubai Havaalanı'nın kafesinde "Burada sadece erkekler ve yabancı kadınlar oturabilir" şeklinde bir yazı olduğunu anlatmıştı. Suudi Arabistan'da yeterince bol olmayan çarşaf giyilmesi yasak, hatta bunun gibi çarşaflar dükkanlardan toplatılarak imha ediliyor.

    Iran'a gidenlerden duymuştuk: Uçak, Iran hava sahasına girince, kadınlar çarşaflarına giriyorlar.. Iran'dan dönerken de uçak Iran hava sahasından çıkınca, kadınlar çarşaflarını çıkarıp istedikleri kıyafete bürünüyorlar. Tabii ki bu özgürlük, tekrar Iran'a dönünceye kadar sürecektir..

    Yine, bazı gazete haberleri aklımızda: "Afganistan'da ayak bileği görülen kadın, sokakta dövüldü.., kızların okula gitmesi, kadınların çalışması yasaklandı..", "Iran'da kadınlara kırbaç cezası, saçının teli görünen kadın karakola götürüldü.."

    Pakistan'da, şeriatçılara taviz vermeye başlayan yönetim, kadınlara yönelik yeni kısıtlamalar koyuyor.

    Peki, bunlar neden oluyor? Neden, Islam ulkelerinin kadınları, Batı ülkelerindeki hemcinsleri gibi özgürce giyinemiyor, dolaşamıyor, yaşayamıyorlar? Bunun sebebi nedir?

    Bunun nedeni, o ülkelerdeki kanun koyuculara göre, Islam'dan kaynaklanmaktadır. Islam peygamberi Muhammed ve o'nun kitabı Kuran'dan kaynaklanmaktadır. Şeriattan kaynaklanmaktadır.

    Bakalım, Islam peygamberi Muhammed, kadınlar için ne demiş??

    Muhammed'in Hadisleri:

    KADININ KOCA ÜZERINDEKI HAKKI

    3276 - Ebu Hüreyre (radiyallahu anh) anlatiyor: "Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Kadinlara hayirhah olun, zira kadin bir eyegi kemiginden yaratilmistir. Eyegi kemiginin en egri yeri yukari kismidir. Onu dogrultmaya kalkarsan kirarsin. Kendi haline birakirsan egri halde kalir. Öyleyse kadinlara hayarhah olun." Buhari, Nikah 79, Enbiya 1, Edeb 31, 85, Rikak 23; Müslim, Rada 65, (1468); Tirmizi, Talak 12, (1188).

    3277 - Amr Ibnu'I-Ahvas (radiyalIahu anh) anlatiyor: "Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Kadinlara karsi hayirhah olun. Çünkü onlar sizin yaninizda esirler gibidirler. Onlara iyi davranmaktan baska bir hakkiniz yok, yeter ki onlar açik bir çirkinlik islemesinler. Eger islerlerse yatakta yalniz birakin ve siddetli olmayacak sekilde dövün. Size itaat ederlerse haklarinda asiri gitmeye bahane aramayin. Bilesiniz, kadinlariniz üzerinde hakkiniz var, kadinlarinizin da sizin üzerinizde hakki var. Onlar üzerindeki hakkiniz, yataginizi istemediklerinize çignetmemeleridir. Istemediklerinizi evlerinize almamalaridir. Bilesiniz onlarin sizin üzerinizdeki haklari, onlara giyecek ve yiyeceklerinde iyi davranmanizdir.''
    Tirmizi, Tefsir Tevbe, (3087).

    3278 - Hakim Ibnu Mu'aviye babasi Mu'aviye (radiyallahu anh)'den anlatiyor: "Ey Allah'in Resülü! dedim, bizden her biri üzerinde, zevcesinin hakki nedir?''
    "Kendin yiyince ona da yedirmen, giydigin zaman ona da giydirmen, yüzüne vurmaman, takbîh etmemen, evin içi hariç onu terketmemen."
    (Ebu Davud, Nikah 42, (2142, 2143, 2144).

    ERKEGIN HANIMI ÜZERINDEKI HAKLARI

    3268 - Ümmü Seleme (radiyallahu anha) anlatiyor: "Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Hangi kadin, kocasi kendisinden razi olarak vefat ederse, cennete girer.'' Tirmizi, Rada 10, (1161).

    3269 - Ebu Hüreyre (radiyallahu anh) anlatiyor: "Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Nefsim kudret elinde olan Zat-i Zülcelal'e yemin ederim, bir erkek hanimini yataga davet ettiginde kadin imtina edip gelmezse, kocasi ondan razi oluncaya kadar semada olan (melekler) ona gadab ederler.''

    3270 - Bir baska rivayette söyle denmistir: "Erkek, kadinini yatagina çagirir, kadin da gelmeye yanasmaz, erkek öfkelenmis olarak sabahlarsa, melekler sabaha kadar -bir rivayette yataga gelinceye kadar- kadina lanet okurlar.''

    3271 - Bir baska rivayette: "Kadin küskünlükle kocasinin yatagindan ayri olarak sabahlarsa, melekler onu lanetler" denmistir. Buhari, Nikah 85, Bed'ü'l-Halk 6; Müslim, Nikah 120 - 122 (1436); Ebu Davud, Nikah 41, (2141).

    3272 - Yine Ebu Hüreyre (radiyallahu anh) anlatiyor: "Ey Allah'in Resulü. dendi, hangi kadin daha hayirlidir?''
    "Kocasi bakinca onu sürura garkeden, emredince itaat eden nefis ve malinda, kocasinin hosuna gitmeyen seyle ona muhalefet etmeyen kadin!" diye cevap verdi." Nesai, Nikah 14 (6,68).

    3273 - Hz. Ömer (radiyallahu anh) anlatiyor: "Resûlullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Erkege, hanimini ne sebeple dövdügü sorulmaz." Ebu Davud, Nikah 43, (2147).

    3274 - Ebu Sa'id (radiyallahu anh) anlatiyor: "Safvan Ibnu Muattal (radiyallahu anh)'in hanimi, yaninda Safvan da bulundugu bir anda Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'a gelerek: "Ey Allah'in Resülü, namaz kildigim zaman kocam beni dövüyor, oruç tuttugum zaman da orucumu bozduruyor, günes doguncaya kadar da sabah namazi kilmiyor!'' dedi. Resulullah (aleyhissalatu vesselam), haniminin bu söyledikleri hakkinda Safvan'a sordu. Safvan:"Ey Allah'in Resülü! "Namaz kildigim zaman dövüyor '' sözüne gelince, o zaman (bir rekatte uzun) iki süre okuyor. Halbuki ben bunu yasakladim'' dedi. Resulullah kadina: "Insanlara tek surenin okunmasi yeterlidir '' buyurdu. Safvan devam etti:
    "Oruç tuttugum zaman bozduruyor '' sözüne gelince, "Hanimim oruç tutup duruyor. Ben gencim, hep sabredemiyorum." dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Bir kadin kocasinin izni olmadan (nafile) oruç tutamaz!'' buyurdular.
    Safvan devamla: "Günes doguncaya kadar sabah namazi kilmadigim sözüne gelince, biz (gece çalisan) bir aileyiz, bunu herkes biliyor. (Sabaha yakin yatinca) günes doguncaya kadar uyanamiyoruz'' diye açiklama yapti. Aleyhissalatu vesselam: "Ey Safvan, uyaninca namazini kil!" buyurdular." Ebu Davud, Savm 74, (2459).

    3275 - Ebu'I - Verd Ibnu Sümame anlatiyor: "Hz. Ali (radiyallahu anh) Ibnu Agyed'e dedi ki: "Sana kendimden ve Resulullah (aleyhissalatu vesselam) 'in kizi Fatima (radiyallahu anha)'dan -ki o, babasina, ailesinin en sevgili olani idi- bahsedeyim mi?''

    "Evet, bahsedin!'' dedim. Bunun üzerine:

    "Fatima radiyallahu anha degirmen çevirirdi; elinde yaralar meydana gelirdi. Kirba ile su tasirdi. Bu da boynunda yaralar açti. Evi süpürüyordu. Üstü basi toz-toprak oldu. (Bu siralarda) Rasûlüllah'a bir kisim köleler getirilmisti.. Fatima 'ya:

    "Babana kadar gidip bir köle istesen!" dedim. Gitti. Aleyhisselatu vesselam'in yaninda bazilarinin konusmakta olduklarini gördü ve geri döndü. Ertesi gün Resulullah Fatima'ya gelerek:

    "Kizim ihtiyacin ne idi?" diye sordu. Fatima süküt edip cevap vermedi. Ben araya girip:

    "Ben anlatayim Ey Allah'in Resülü!'' dedim ve açikladim: "Fatima'nin degirmen kullanmaktan elleri yara oldu, kirba ile su tasimaktan da omuzlari incindi. Köleler gelince ben kendisine, size ugramasini, sizden bir hizmetçi istemesini ve böylece biraz rahata kavusmasini söyledim. Bu açiklamam üzerine Resulullah:

    "Ey Fatima, Allah'tan kork, Allah'a olan farzlarini eda et, aileyin islerini yap. Yatagina girince otuzüç kere sübhanallah, otuzüç kere elhamdülillah, otuzüç kere Allahuekber de. Böylece hepsi yüz yapar. Bu senin için hizmetçiden daha hayirlidir.." buyurdular. Fatima (radiyallahu anha):
    "Allah'dan ve Allah'in Resulünden raziyim" dedi. Resulullah ona hizmetçi vermedi." Buhari, Fedailul Ashab 9, Humus 6, Nafakat 6, 7, Da'avat 11; Müslim, 80, (2727); Tirmizi, Da'avat 24, (3405); Ebu Davud, Harac 20, (2988, 2989), Edeb 109, (5062, 5063).

    KOCANIN KADIN ÜSTÜNDEKI HAKKI

    6529 - Hz. Aise radiyallahu anha anlatiyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Eger bir kimsenin bir baskasina secde etmesini emretseydim, kadina, kocasina secde etmesini emrederdim ve eger bir erkek karisina kirmizi bir dagdan siyah bir daga ve siyah bir dagdan kirmizi bir daga tas tasimayi emretseydi, uygun olan, kadinin bu emri yerine getirmesidir."

    6530 - Abdullah Ibnu Ebi Evfa radiyallahu anh anlatiyor: "Hz. Muaz Sam'dan dönünce Resulullah aleyhissalatu vesselam'a secde etmisti. Aleyhissalatu vesselam hayretle : "Ey Muaz! Bu da ne?" dedi. O açikladi: "Sam'a gitmistim, onlarin reislerine ve patriklerine secde ettiklerine rastladim. Içimden, ayni seyi size yapmak arzusu geçti." Aleyhissalatu vesselam, bunun üzerine: "Bunu yapmayin! Zira, sayet ben, bir kimseye, Allah'tan baskasina secde etmeyi emretseydim, kadina kocasina secde etmesini emrederdim. Muhammed'in nefsi elinde olan Zat-i Zülcelal'e yemin ederim ki, bir kadin, kocasinin hakkini eda etmedikçe Rabbinin hakkini da eda edemez. Kadin (deve sirtindaki) semere binmis iken kocasi nefsini talep edecek olsa, kadin bu istege mani olamaz."

    KADININ YOLCULUGU

    2169 - Ebü Hüreyre (radiyallahu anh) anlatiyor: "Resülullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Allaha ve ahiret gününe inanan bir kadina, bir gece ve gündüz devam edecek bir mesafeye, yaninda bir mahremi olmadikça gitmesi helal degildir." Buharî, Taksîru's-Salat 4; Müslim, Hacc 419, 422, (1339); Muvatta, Isti'zan 37, (2, 979); Ebü Davud, Menasik 2, (1723-1725); Tirmizî, Rada 15, (1170).

    Muhammed'in evli kadınlara yönelik hadisleri:

    "Bir adam karısını yatağına çağırsa da, kadın yanaşmasa, o sırada cinsel ilişkide bulunmazsa ve bu yüzden kocası geceyi öfkeli-sinirli olarak geçirse, melekler o kadına, sabaha değin lanet ederler." (Bkz. Buhari, e's- Sahih, Kitabu Bed'il'halk/7; Tecrid, hadis no.1337; Müslim, e's-Sahih, Kitabu'n-Nikah/120-122,hadis no.1436; Ebu Davud, Sünen, Kitabu'n-Nikah/42, hadis no.2141).

    "Bir adam karısını cinsel ihtiyacını gidermek için çağırdığı zaman, kadın hemen o çağrıya uymalıdır. Kadın, tandırda (fırında, ocakta) o anda iş görüyor olsa bile.."(Bkz: Tirmizi, Sünen, Kitabu'r-Rıda/10, hadis no.1160).

    Muhammed'in genel olarak kadınlar hakkındaki görüşleri:

    "...Dünyadan ve kadınlardan sakının, zira Beni Israil'de ilk fitne daın yüzünden çıktı" (Riyazü's Salihin tercemesi (Diyanet İşleri başkanlığı Yayınları, Ankara, 4.baskı),1, 105.

    "...Benden sonra erkeklere, kadınlardan daha zararlı fitne ve fesad (âmili) olarak hiçbirşey bırakmadım" (Ibid,327, Usâme Ibn-i Zeyd'in rivayetine dayalı bu hadis için bkz. Sahih-i Buhari tecrid, II, 267, hadis no. 1795)

    "...Uğursuzluk üç şeyde: 'at'ta, 'kadın'da, 'ev'de hâsıl olur"

    "...Eğer eşyada şeâmet farzolunursa 'at'ta, 'kadın'da, 'ev'de ve 'mesken'de aranılmalıdır" (Abdullah Ibn-i Ömer'in ve ayrıca Selh İbn-i Sa'dın rivayetlerine dayalı olarak Buhari'nin naklettiği bu hadisler için bkz. Sahih-i Buhari tecrid, VIII, 312, hadis No. 1211 ve XI, 267-8, hadis No.1795)

    "Tanrı elçisi namazı bozan şeyleri benim önümde tekrarladı. Bunlar: Köpek, eşek ve kadındır"(Muhammed'in karılarından Ayşe, Ibid, 82yrıca bkz. Mishkat..,(1960), IX, Kesim 16, 292)

    "Önünde deve semerinin ard kaşı boyunda bir sütresi olmayan kimsenin namazını kadın, eşek bir de kara köpek kat'eder" (Ibid,441)

    "Ben kadınlarla asla tokalaşmam"(Tırmızi'nin refika kızı Ümeyye'den rivayet ettiği hadisler)

    Muhammed'den Bir Olay

    Ebu Said rivayetine dayali olarak Buhari ve Muslim gibi Islam'in en saglam ve guvenilir kaynaklarinin, kadinlarin "aklen ve dinen eksik" olduklarina dair Muhammed tarafindan soylenmis sozler konusunda bildirdikleri sudur:

    Bayram gunlerinden birinde Muhammed, kadinlarin yanindan gecerken onlara hitaben: "Kadinlar sadaka verin, zira bana Cehennem gosterildi, cogu sizler idiniz." diye seslenir. Kadincagizlar sasirirlar ve: "Ya Resu'llah neden?" diye sorarlar. Muhammed cevap verir: "Cunku siz otekine berikine cokca lanet eder, zevclerinize karsi kufran-i ni'met gosterirsiniz. (ne acaiptir ki kendini zapteden tam akilli ve dininde) hazimli kimsenin aklini sizin kadar eksik akilli, eksik dinli kimsenin celebildigini gormedim."

    Kadinlar biraz daha sasirmis olarak yine sorarlar: "Aklimizin, dinimizin eksigi nedir? Ya Resu'llah". Bu soru uzerine Muhammed onlara Kur'an'in Bakara suresinin 282inci ayetini hatirlatir: "Kadinin sahadeti, erkegin sahadetinin yarisi degil midir?" Kadinlar, "Evet" diye yanit verirler. Onlarin bu dogrulamasi uzerine Muhammed tekrarlar: "Iste bu aklinizin eksikligindendir."

    Bunu soyledikten sonra yine kadinlara sorar: "Kadin hayiz gordugu zaman da namaz kilmaz, oruc tutmaz, degil mi?"

    Kadinlar buna da "Evet" derler. Bunun uzerine Muhammed, "Iste bu da dininizin eksikligindendir" diyerek sozlerini tamamlar. (Buhari Muhtasari Tecrid-i Tercemesi, 1970-, I, 222, Hadis No 209)

    Goruluyor ki Muhammed'in aciklamasina gore Tanri, kadini bilhassa "eksik" yaratmistir, ve bunu kanitlamak uzere de kadinin sahadetinin erkeginkinin yarisi degerinde oldugunu anlatmis ve ayet yollamistir. Daha baska bir deyimle kadinlarin sahadet bakimindan erkeklere nazaran daha az degerde sayilmalari, duygusal ya da fevri filan olmalarindan degil ve fakat dogrudan dogruya "akillarinin eksikligindendir." Ve Tanri onlarin eksik akilli olmalarini ozelikle bu bakimdan ongormustur. Fakat Tanri, yine Muhammed'in bildirmesine gore, kadinlari sadece "eksik akilli" yaratmakla kalmamis, fakat ayni zamanda, "eksik dinli" yapmis ve bunun kaniti olmak uzere de onlari "hayizli (adet gorur) sekilde" yaratmistir. Boylece hayiz gordukleri zaman onlari namaz kilmak, oruc tutmak gibi (ve benzeri) dinsel gorevlerden yasaklamistir. Ve iste kadinlarin "aklen ve dinen dun" olduklarina dair bu inanc islami inanc olarak Muhammed'den itibaren yerlese gelmistir.

    Soylemeye gerek yoktur ki, bu tur bir inanci ve bu inancin dayanagi olan mantigi, "ulu ve adil Tanri" anlayisi ile uzlastirmak mumkun degildir; hatta sadece "ulu ve adil Tanri " anlayisi ile degil ve fakat "keyfi ve adaletsiz" bir Tanri anlayisi ile dahi bagdastirmak kolay degildir. Cunku bir kere, insan denilen varligi "erkek" ve "disi" olarak yaratmakla gurur duyan ve ovunen bir Tanri'nin "akillilik" ile "sahadet" arasinda baglanti kurmasi ve bu baglantiyi sadece kadinlara uygulamasi dusunulemez; "adil ve bilgi kaynagi" olarak tanimlanan bir Tanri'nin yapabilecegi bir sey degildir. Zira boyle bir baglantiyi ongormus olsaydi, bu takdirde aklen ve fikren yetersiz olabilen erkeklerin de bulundugunu goz onunde tutarak "akilli bir erkegin sahadeti, daha az akilli iki erkegin sahadetine denktir" seklinde bir seyler getirirdi.

    Ote yandan iki kadinin sahadetini, bir erkegin sahadetine denk kilma amacini, sirf kadinlari eksik akilli yaratmis olamk icin vesile ya da bahane kilmazdi.

    (Ilhan Arsel, Seriat Ve Kadin, 1991 baskisi s.48 ve devamı)

    Şimdi de Kuran'ın ayetlerine bir göz atalım:

    KURAN'DA KADINLARLA İLGİLİ BAZI AYETLER

    "Allah'ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılması sebebiyle ve mallarından harcama yaptıkları için erkekler kadınların yöneticisi ve koruyucusudur. Onun için sâliha kadınlar itaatkârdır. Allah'ın kendilerini korumasına karşılık gizliyi (kimse görmese de namuslarını) koruyucudurlar. Baş kaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, onları yataklarda yalnız bırakın ve (bunlarla yola gelmezlerse) dövün. Eğer size itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın; çünkü Allah yücedir, büyüktür"(Nisa/4/34)

    " Eğer bir kadın kocasının geçimsizliğinden yahut kendisinden yüz çevirmesinden endişe ederse, aralarında bir sulh yapmalarında onlara günah yoktur. Sulh (daima) hayırlıdır. Zaten nefisler kıskançlığa hazırdır. Eğer iyi geçinir ve Allah'tan korkarsanız şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır. "Nisa/4/128

    (Notrkegin hakkı ile kadınınkiler arasındaki farka dikkat! Erkek dövebilir, ama, kadın sulh yapmaya mecbur!)

    "Erkeklerin kadınlar üzerindeki hakları gibi, kadınların da erkekler üzerinda belli hakları vardır.Ancak erkekler, kadınlara göre bir derece üstünlüğe sahiptirler." (Bakara/228)

    "Eğer (kendileriyle evlendiğiniz takdir de) yetimlerin haklarına riayet edememekten korkarsanız beğendiğiniz (veya size helâl olan) kadınlardan ikişer, üçer, dörder alın. Haksızlık yapmaktan korkarsanız bir tane alın; yahut da sahip olduğunuz (cariyeler) ile yetinin. Bu, adaletten ayrılmamanız için en uygun olanıdır."(Nisa/3)
    "Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) korusunlar; namus ve iffetlerini esirgesinler. Görünen kısımları müstesna olmak üzere, zinetlerini teşhir etmesinler. Baş örtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler. Kocaları, babaları, kocalarının babaları, kendi oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendi kadınları (mümin kadınlar), ellerinin altında bulunanlar (köleleri), erkeklerden, ailenin kadınına şehvet duymayan hizmetçi vb. tâbi kimseler, yahut henüz kadınların gizli kadınlık hususiyetlerinin farkında olmayan çocuklardan başkasına zinetlerini göstermesinler. Gizlemekte oldukları zinetleri anlaşılsın diye ayaklarını yere vurmasınlar (Dikkatleri üzerine çekecek tarzda yürümesinler). Ey müminler! Hep birden Allah'a tevbe ediniz ki kurtulu?a eresiniz" (24/Nur/31)

    Erkeğin kadından derece olarak üstünlüğü:

    Bakara Suresi, Ayet:228 : Fahruddin Razi, e't-Tefsiru, Taberi, Camiu'l-Beyan, 2/275-276; Tefsiru İbn Kesir, 1/271; Dr. Kamil Musa, Derece, Beyrut, 1987,.15-26 kitaplarındaki yorumlara göre:

    Erkek kadından birçok yönden üstündür:

    Erkeğin akılca üstünlüğü vardır
    Diyette (kurtulmalıkta) üstünlüğü vardır.
    Miras konularında üstünlüğü vardır.
    Erkek, "kadı (yargıç)", 'hükümdar" olur, kadın ise olamaz. Erkek tanıklığa da daha elverişlidir.
    Erkek, kadının üzerine evlenebilir. Dilerse karısının, karılarının üzerine cariye de alabilir. Kadın için, kocasının üstüne evlenmek gibi bir hak yoktur.
    Mirasta erkeğin payı daha çoktur.
    Erkek kadını boşayabilir. Kadın, erkeği boşayamaz. Erkek kadını boşadıktan sonra da süresi içinde dönüş yapabilir, kadının bu yönde bir hakkı yoktur.
    Erkeğin ganimetten payı kadınınkinden çoktur.
    Kadınları dövme özgürlüğü:
    Nisa suresi, 34.ayet, Diyanet çevirisi:

    "Allah'ın kimini kimine üstün kılmasından ötürü ve erkeklerin, mallarından sarf etmelerinden dolayı, erkekler, kadınlar üzerine hakimdirler. İyi kadınlar, gönülden boyun eğenler ve Allah'ın korunmasını emrettiğini, kocasının bulunmadığı zaman da koruyanlardır.Serkeşlik etmelerinde endişelendiğiniz kadınlara öğüt verin, yataklarında onları yalnız bırakın, nihayet dövün. Size itaat ediyorlarsa onların aleyhine yol aramayın. Doğrusu Allah Yüce'dir, Büyük'tür." (Çevirideki "serkeşlik", ayetteki "nuşuz"un karşılığıdır. "Serkeşlik", Türkçe sözlükte şu anlamdadır:"kafa tutma, baş kaldırma." )
    http://www.islamiyetgercekleri.org/islkadin.html

  2. #2
    kuscubasi adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    30-08-2006
    Mesajlar
    118
    Karizma Gücü
    0
    Alıntılara alıntıyla cevap:

    Soru: Allah’ın kadınlara ne garezi vardır? Neden gerekirse dövülebileceklerini söylemiştir.

    Sorunun cevabına geçmeden önce şunları ifade etmekte fayda var: Burada yayınlanan sorulardaki ifadeler soru soran kişilere ait. Biz onların içindeki bulundukları şartlı bakışları yansıtması için sorularda değişiklik yapmıyoruz. Yoksa ifadelerdeki cüretkarlık yüreğimizi dağlıyor.
    Şimdi soruların cevaplarına geçelim: Önce kadınların dövülmesi meselesinden başlayalım. Cenab-ı Hakk şöyle buyuruyor:
    “Size karşı gelmelerinden korktuğunuz kadınlara nasihat edin. Yataklarından ayrılın. Bunlar da fayda vermezse (hafifçe) dövün. Eğer size itaat ederlerse aleyhlerine başka bir yol aramayın. Şüphesiz ki Allah, yücedir, büyüktür.” (Nisâ, 4/34)
    “Nüşûz” kelimesi lügatte serkeşlik, karşı çıkma, isyan etme manalarına gelmektedir. Kelimenin asıl manası ise yüksek bir yerde durmaktır. Bu ifade, belirli bir psikolojik durumun kelimelere yansıtılmasıdır. Gerçekten bu durumda olan insan inadın doruğuna çıkmakla belirginleşir.
    İlk önlem nasihat
    “Size karşı gelmelerinden korktuğunuz kadınlara nasihat edin”
    İlk önlem bu! Nasihat... Bu aile resinin ilk görevidir. Yeni beliren başkaldırma hareketinin fiilen uygulanmaması ve açığa çıkmaması için ilk tedbir.
    Ancak nasihat her zaman işe yaramayabilir. Ortada üstün gelen bir arzu, son sınırına varmış bir taşkınlık söz konusu olabilir. Kadın güzelliği, malı, aile konumu veya bir başka değerle üstünlük taslayabilir. Bütün bu durumlarda kadın, ailede kocasına ortak olduğunu, onun çatışmaya girilecek bir rakip olmadığını unutabilir.
    İşte o zaman, sıra ikinci önleme gelir. Bu da kadının, güzelliğine, zenginliğine veya herhangi bir vasfına dayanarak kendisini aile kurumunun, idarecisi olan erkeğinden üstün tutma hevesine karşı, hareketini kırmak içindir.
    Yatakların ayrılması
    “Yataklarından ayrılın...” (Nisâ, 4/34)
    Yatak, dikbaşlı kadının şımarıklık ve egemenliğinin doruğuna ulaştığı tahrik ve câzibe yeridir. Erkek bu tahrik ve câzibe karşısında duygularını frenleyebilirse, serkeş kadının elinden, iftihar ettiği en keskin silahını düşürebilir. Kadın, kocasından gördüğü bu soğukluk ve irade karşısında çoğu zaman yumuşar ve dönüş yapmak zorunda kalır. Bununla birlikte, bu tedbirin belirli bir kuralı vardır. Öncelikle bu ayrılığın yatak odasının dışına taşmaması gerekir. Çocuklar üzerinde olumsuz etki bırakacağından, onların önünde yapılmaması gerekir. Kadını küçük düşürecek, ya da onurunu kıracak, dolayısıyla dikbaşlılığı artıracak bir şekilde, yabancıların önünde de olmaması gerekir. Çünkü amaç, kadını küçük düşürmek, ya da çocukların zihinlerini bulandırmak değil, dikbaşlılık hastalığını tedavi etmektir.
    Fakat bazan bu adım da başarısız kalabilir. O zaman aileyi yıkılmaya mı terketmek gerekir? Hayır! Burada başka bir çare yolu daha vardır. Bu biraz sert de olsa, dikbaşlılıkla aileyi tamamen yıkmaktan daha hafif ve risksiz kalır.
    Ve Hafif Dövme
    “Bunlar da fayda vermezse, onları dövün.” (Nisâ, 4/34)
    Bu tedbirlerin gayeleri bir bütün olarak düşünüldüğünde, dövmenin bir intikam ve öc alma için acı çektirmek olmadığı, küçük düşürmek ve onurunu kırmak amacını taşımadığı, kadının istemediği bir hayatı baskı ve zorbalıkla çektirmek anlamına gelmediği anlaşılacaktır. Bu, tıpkı bir babanın çocuklarına, bir eğitimcinin öğrencilerine uyguladığı şefkat ve merhamet yüklü bir eğitme metodudur.
    Aile kurumunun üyeleri bir uyum içerisinde olduklarında bu önlemlerin hiçbirine gerek duyulamayacağı bilinen bir gerçektir. Sadece bir dağılma ve sarsıntı tehlikesi karşısında bu önlemlere başvurulur.
    Öğüt vermenin fayda vermediği, yatakta yalnız bırakmanın sonuç getirmediği bazı durumlarda, ortada başka tür ve düzeyde bir sapma olduğu anlaşılır. Diğer önlemlerin yarar sağlamadığı bu sapmaya karşı dayak etkili olabilir.
    İşte bu üç merhale nazara alınarak meseleye öyle bakmak gerekir; yoksa, ister lehinde, ister aleyhinde gidip hemen dövmeye takılmak dengesizliktir. Dövme kesinlikle esas değildir.
    Önümüzdeki sayıda bu konuya devam edeceğiz ve Allah Rasulü’nün hanımlarına sertlikle muamelede bulunanlar karşısındaki sert tavrını ele alacağız.

    Dipnot:
    Râgıb el-Esfahânî, Müfredât, “nüşûz” mad.


    Ali İhsan Er
    Soru: Allah neden gerekirse kadınların dövülebileceğini söylüyor?

    En son Allah Rasulü’nün hanımlarına sertlikle muamelede bulunanlar karşısındaki sert tavrını ele alacağız demiştik. Şimdi bu meseleye bir de hadisler ışığında bakalım.
    Kadını dövmeme hususunda Allah Rasulü’nden şerefsudûr olan bir çok hadis-i şerif vardır.Adeta bu hadisler âyette mücmel bırakılan bazı hususları tafsil ve beyan etmiştir.

    Bilhassa Allah Rasulü tarafından,“Gündüz, kadını hayvan döver gibi dövüp, gece de yanına gitme” sert bir lisanla kınanmıştır. Gece bütün bağları koparmak zorunda olan insanın sabahki tavrı hiç de hoş karşılanmamıştır.

    Dövmek en son ve mecburi istikamet neticesi ruhsat verilen bir hareket tarzıdır. Yukarıda da belirttiğimiz gibi birinci ve ikinci maddelerin fayda vermediği yerde kullanılır. Yani istisnâî bir durumdur. Başka türlü yola gelmeyen ve fıtratı ancak dövmekle yola gelmeye müsait olanlara tatbik edilebilir. Döverken de canını fazla yakmayacak ve bilhassa yüze vurmaktan da kaçınacaktır. Zira Allah Rasulü “Vetteki’l-veche (Yüzden sakının)” buyurur.
    Yüz, Cenab-ı Hakk’ın rahmâniyet ve rahimiyetini temsil eden en parlak aynadır. Yüzde o manaya ait çizgiler vardır, dolayısıyla yüze vurulmamalıdır.

    Haddizatında dövmekten gaye, onun onur ve gururunu harekete geçirmektir. Bunu temin için en asgari ölçü neyse o kullanılmalıdır. Ben, şu satırların yazıldığı sırada elli küsür yaşındayım ve ilkokul öğretmenimin hafifçe kulağımdan tutup: “Sen de mi?” deyişini hala hatırlıyor ve hatırladıkça da içimden o tedipten aldığım nasihatı aynen o günkü gibi hissediyorum.

    Kadını dövme ıslah için başvurulan en son çaredir, dedik. Ve katiyen can yakıcı olunamayacığını da ilave ettik. Burada şu noktayı da belirtmemiz icab edecektir: Islah düşüncesinin dışında ve can acıtıcı şekilde dövmelerde, erkek Allah katında mesul olur ve bu şekildeki davranışlar da katiyen caiz değildir.

    Nasıl ki nasihatla onun düzelmesini düşünüyor, nasihat ediyor ve nasihatın bütün yollarını kullanıyoruz, nasıl ki yatağını terketmekle ona karşı boykot yapıyor, fakat gururunu, onurunu kırmıyor, onu mahçup etmiyor ve sadece iyiliğini düşünüyoruz, aynen öyle de şâyet, hafif bir dövmekle düzelecekse, o zaman da onu tatbik edeceğiz.

    Yoksa, bana baş kaldırıyor, serkeşlik yapıyor diye, hayvan döver gibi kadını dövmek; maksadı, manası, hedefi olmayan, cahilce bir harekettir ki, Allah katında insanı muhakkak mahçup ve mesul eder. Bu, bütün terbiye şekilleri için de geçerli bir husustur. Mesela bir hoca talebesini, tedip ve ıslah gayesinin ötesinde dövemez, aksi halde o da mesul olur.

    Bu türlü kademelerle gelinip ulaşılan bir dövmeye, hiçbir akıl ve mantık sahibi itiraz edemez. Hem yüz kadından birinde böyle bir dövme, müspet tesir icra ederek o kadını yola getirecek ve aile kurtulacaksa, İslâm dini niçin böyle bir çarenin önünü tıkasın? Bu bir terbiye usül ve metodudur. Efendimiz, “vurun” derken bu ölçü içinde demiştir. “Vurmayın” diye menederken de işkence, eza, cefa ve intikam alma hissiyle yapılan dövmelere karşı kadını korumak için demiştir.

    Burada akla şöyle bir soru gelebilir: Peki erkek serkeşlik yaparsa o zaman kadın ne yapacak? İsterseniz bu sorunun cevabını önümüzdeki hafta arayalım.


    Ali İhsan Er
    Kadınlar neden kapanmak zorundalar? Madem kadın hakları var İslam’da, o halde neden iki kadın şahit bir erkek şahide bedel oluyor? Madem İslam’da kadın hakları var, o halde neden kadınlar kapanmak zorunda da erkekler değil?
    Kadının kendine göre bir yapısı vardır. O başta erkeğinin hanımıdır. Erkek ise, hanımının başkaları tarafından göz hapsine alınmasını, kendisine kahredici gözlerle bakılmasını istemez. Güzelliği varsa, bunu kendisi için kullanmasını ister. Zamanımızın bozuk anlayışı bir ölçü değildir bizim için. Esas yakalanılması gereken seviye açısından meseleyi ele alıyoruz. Bu zamanda erkek, hanımının açılıp saçılmasını normal görüyor hatta istiyorsa, o onun iffet ve aile konusundaki anlayışını gösterir fakat İslam, iffeti, aileyi bir toplumun temeline koyar. Bunlar ne kadar sağlam olursa toplum da o kadar gelecek vaat eder.
    Günümüzdeki, çabuk evlenmeler, çabuk boşanmalar, sahipsiz kadınlar, perişan çocuklar, açılıp saçılmanın bir neticesidir dersek mübalağa yapmış olmayız zannediyoruz. Evlilikte emniyet, güven ve karşılıklı sevgi saygı esastır. Açıklık ise büyük ölçüde bu vasıfları kırar. Yani erkek, hanımından şüphe eder, acaba bir başkasına güzelliğini satamaya çalışıyor mu diye. Kadın da kocasından emin değildir, acaba bir başka kadınla beraber oluyor mu diye. Bunlar ailede şüphe doğurur, güveni sarsar ve tabi ki netice, günümüzde olduğu gibi boşanmaların haddi hesabı olmaz.
    Kapansa ne olur? O zaman kadın sadece erkeği için güzel olur, başkası için sokak için değil. Sadece erkeğinin cazibesini çeker başkasının değil. Açılan kadın, yabancı gözlerin yaymış olduğu radyoaktif enerjiden o kadar etkilenir ki, o kadın erkeğinin gözünde çabucak eskiyiverir. Kadın ne kadar güzel olursa olsun bu böyledir.
    Ayrıca kadın, bir annedir İslam’da. Ona esas kıymetini kazandıran ikinci tarafı da budur. Cennet annelerin ayakları altındadır. Anne denilen varlık, çocukları için bir terbiyeci, bir sığınaktır. Onun rahmet ve merhametine muhtaçtır çocuk. Bunu baba veremez ona. Dolayısıyla, anne, iffetini, güzelliğini, enerjisini kapanmak suretiyle korumalıdır ki, o iffet, o ruhi güzellik, o enerji çocuğunda yoğunlaşsın ona aksetsin. Ve böylece sağlam karakterli, merhametle dolmuş ve doymuş, hep sevgi görmüş bir nesil yetişsin. Açılan ve boyanarak kendisini başkalarına beğendirmeye çalışan bir kadın, bir anne olarak kendini çocuğuna ne kadar verebilecek, vaktini ona ne kadar ayırabilecektir!? Dışarıda annesini diğer erkeklerin önünde açık saçık gören bir çocuğun yaşayacağı buhran ve hayal kırıklığı, mutlaka o çocuğun geleceğine aksedecek, küçükken yaşadığı yıkımları büyüyünce üzerinden atamayacak ve değişik bunalımlara girecektir.
    Kadın çalışmayacak değildir. Çalışabilir ama kendine göre bir işte çalışacaktır. Erkeklerin yıpratıcı bakışlarına hedef olmayacak, kendisine madden ağır gelmeyecek mekânlarda ve işlerde çalışabilir, eğitim öğretim görebilir. Değişik makamlara gelebilir. Ama bunların hepsi, kadının fıtratı, çekingenliği, ürkekliği ve vücudunun nazikliği (bunlar yaratılıştan gelir) göz önünde bulundurularak ele alınmalıdır. Böyle olacağındandır ki, kadın hayatın pek çok yerine fıtratı itibarıyla giremeyecek, dolayısıyla da sosyal hayattan daha çok kendi fıtratının korunduğu aile içinde bulunacak ve buradan hareketle de erkeklerin şahit olduğu pek çok şeye şahit olamayacaktır. Onun için erkeklerden bir kadınlardan iki şahit istenir. Heyecanları, çabuk hislenmeleri, daha çabuk unutabilmeleri gibi temel bazı özelliklerinden dolayı iki kadın istenmiş ki, unuttuklarında birbirlerine hatırlatsınlar.

    Bunun yanında sadece kadınların şahitliği istenip de erkeklerin şahitliğinin geçerli olmadığı yerler de vardır ki, bu tamamen kadınların kendilerine has halleriyle alakalıdır. Doğum, süt anneliği vs..
    Eğer kadınlar, en güzel şekilde annelik yapabilseler çocuklarına, çocuklar herhangi bir psikolojik boşluk oluşmadan yetişebilseler, gereken sevgiyi ve alakayı görebilseler, bugün toplumu titreten, anarşi, terör, kapkaççılık, hırsızlık, adam öldürme gibi durumlar olmayacaktır. İşte o zaman kadınlar en önemli vazifelerini yapmış ve insanlığa huzurlu bir toplum hediye etmiş olacaklardır.
    Kapanmak zorunda olan elbette kadın olacaktır. Çünkü cazip olan odur, ilgi çeken odur, erkekleri tahrik eden odur, tecavüze uğrayan odur. Erkeklerde ise böyle bir durum söz konusu değildir. Ayrıca kapanma kadın için koruyucu bir kalkandır: Erkeği tahrik etmez, üzerine saldırtmaz, erkekler tarafından tuzağa düşürülüp aldatılmasına meydan vermez.
    Bir kadın birden fazla erkekle evlenemez. Çünkü o zaman nesil karışır. Düşünün bir kadının dört tane kocası var. Hepsi de kadınla yakınlık kuruyor. Doğacak çocuk kime ait olacak. Anne bir baba dört tane. Düşünülebilir mi böyle bir şey. En önce kadınla yakınlık kuran baba oldu diyelim, diğerleri, çocuk doğuncaya kadar ne yapacak? Bütün bunlar bir neslin karışması değil sadece, erkeklerin kavgası, kadınların da perişan olması demektir. Ayrıca, bir erkeğin dört kadına kadar evlenmesi bugünkü yanlış anlayışta olduğu gibi bir farz değil, icabet edilmesi gereken bir sünnet değildir. Sadece zorunlu durumlarda bir kullanılacak bir ruhsattır. İslam erkeğe öyle bir vazife yüklemiştir ki kadınlar hakkında, bir erkeğin dört kadını alıp da hepsinin hakkını ödeyerek geçinmesi mümkün değildir. Bu yüzden de böyle bir şeye çoğu zaman cesaret edilemez. Diğer taraftan bu meseleyi İslam’ın bir ayıbı gibi gösterenlere (batıya vs.) bakıyoruz. Evlenmiyorlar, belki sadece bir kadınla çok güç de olsa evleniyorlar fakat hiçbir zaman meşru dairede bir hanımı olmuyor. Affedersiniz, evde bir hanım vardır, dışarı da sayısı belirsiz metresleri vardır. Batı dünyasına bakalım, genel durum, anlatılanların mübalağa olmadığını gösterecektir. Hatta filmlerine bile yansımıştır bu hastalık. Filmlerinde toplumlarını yansıtmaktadırlar.
    Erkek, hanımını her aklına geldiği, her sinirlendiği zaman dövemez. Dinimiz bu hakkı vermiyor ona. Ancak, kadın serkeşlik yaparsa, kocasını kendisinden faydalanması vs konularda dinlemezse, erkek önce ikaz eder, sonra yatağını ayırır. Kadın yine düzelme yoluna gitmezse bu sefer de yaralamayacak, yüzüne vurmayacak şekilde terbiye maksatlı küçük bir çubukla vurabilir. Buna da dövme denecekse densin. Kaldı ki, dinimizin dışındaki dünyada nice dövmelere şahit oluyoruz ki, insanlıkla bağdaştırılmayacak şeyler. İslam, bazen terbiye ağırlıklı hüküm koyar demiştik. Dövme meselesi, aynı zamanda, her zaman gücünü kullanmaya yeltenecek erkeği de bir sisteme sokmaktadır. Sen gücünü her zaman kullanamazsın, önce terbiye etmek için ikaz edeceksin, sonra yatağını ayıracaksın, sonra da hafif şekilde vuracaksın demiştir. Burada sadece kadının değil, erkeğin de terbiye edilmesi frenlenmesi söz konusudur. Mesele psikolojik ele alınmalıdır. İslam psikolojileri gözeterek hüküm koyuyor. Erkek, güç kullanır. İslam ise bu gücü dengeler.


    Ali İhsan Er
    Soru: Neden kadınların şahitliği erkeğin yarısı değerindedir? Din neden kadınları eksik bir varlık olarak değerlendiriyor?

    Öncelikle şunu ifade edelim ki, İslâm hukukunda kadının şehadeti muteberdir. Çünkü kadın da, erkek gibi şehadet ehliyeti için gerekli olan niteliklere sahiptir. Kadınların şahitliğini âyet-i kerime şöyle anlatıyor:

    “Erkeklerinizden iki de şahit tutun. Eğer iki erkek bulunmazsa, şahitlerden kendilerine güvendiğiniz bir erkek ve biri unuttuğunda diğerinin ona hatırlatması için iki kadın yeter.” (Bakara, 2/282)

    Her zaman iki erkek şahit bulmak mümkün değildir. Burada İslâm kolaylık sağlamakta ve kadınları da şahitliğe çağırmaktadır.Âyette öncelikle erkekler şahitliğe çağrılmaktadır. Zira dengeli İslâmi bir toplumda, çalışan sınıfı onlar oluşturur. Bu huzur ve güven toplumunda, günümüzdeki bozuk cemiyetlerde olduğu gibi kadın, çok az bir para karşılığında çalışmak zorunda kalarak, istikbali omuzunda taşıyacak evlatlarını terbiye etme ve yetiştirme gibi çok önemli annelik görevini bırakma mecburiyetinde kalmaz. Dolayısıyla çarşıda, pazarda, vekalet, kefalet ve şehadet gibi mevzularda kadının çok fazla ilgisi olmayacağından ilk önce erkekleri şahitliğe
    çağırmaktadır.

    Şâyet iki erkek bulunamazsa “güvenilir bir erkek ve iki kadının, şahit olabileceği” ifade edilmektedir.
    Âyet-i kerimede iki kadının şehadette bir erkeğe mukabil sayılması, bu mevzunun onun asıl meselesi olmaması ve psikolojik yapısından kaynaklanan bir eksikliğidir. Yoksa bunun, kadın ve erkek eşitliğini iddia edenlerin dediği gibi, kadının insan yerine konulup konulmamasıyla, ona değer verilip-verilmemesiyle hiçbir ilgisi yoktur.

    “Eğer iki erkek bulunmazsa, şahitlerden kendilerine güvendiğiniz bir erkek ve biri unuttuğunda diğerinin ona hatırlatması için iki kadın yeter.” (Bakara, 2/282)

    Burada bahsi geçen unutmanın çeşitli sebebleri olabilir.
    1) Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi İslâmi bir toplumda kadın çok nadir olarak çarşıya-pazara çıkar, başkalarıyla karşılaşır ve muhatap olur. Onun en büyük ve en değerli vasfı anneliktir. Anne, tabii olarak vaktinin çoğunu ev içinde çocuklarının bakımı ve terbiyesiyle geçirir. Dışarıda cemiyette cereyan eden hadiselere fazla şahit olamaz. Zaman zaman çarşıya-pazara çıksa da, yapılan alış-verişler ve olup biten hadiseler asıl meselesi olmadığı için onun dikkatini çekmez. Dikkat ettiği şeylerde, bir kere gözüne iliştiğinden dolayı unutabilir. Psikolojideki hafıza kanunlarına göre de insan bir hadise ile ne kadar çok karşılaşırsa hadise, o derecede hafızasına yerleşmiş olur. İnsanın az karşılaştığı, seyrek müşahede ettiği hadiselere dair intibaları ve dolayısıyla onlara ait hafızası zayıftır. Bu türlü hadiseleri sonradan bütün yönleriyle hatırlamak daha zor olur.

    Binaenaleyh insanlar arasındaki alış-verişe ve diğer muamelelere pek az şahit olan kadının, bunlara dair, intibaları, duyum ve idrak kabiliyeti, hafızası, pek tabii olarak erkeğe nisbetle zayıftır. Dolayısıyla şahitlik yapacak bir kadının yanında, hadiseyi az da olsa gören, bilen bir başka kadının yardımcı olarak istenmesi adaletin tam tecellisi için en isabetli yoldur. En azından ikinci kadın, birinci kadının unuttuğu şeyleri hatırlatır, ona destek olur, şehadetine güç ve kuvvet kazandırır.
    İşte Kur’ân, bu durumda olan kadına yardımcı bir arkadaş vermiş, diğer taraftan böyle emretmekle adalete önem vermiştir.

    2) Kadın ticari hayatta erkek kadar aktif olamayacağından ticari konularda ve anlaşmalar hakkındaki bilgisi az ve eksik olabilir. Bu da onun, anlaşmanın inceliğini kavramasına engel olduğundan sağlıklı bir şahitlik yapmasına mani olabilir. Ama bir başka kadınla beraber yardımlaşarak ticaret veya borç akdinin gerektirdiği bütün şartları daha iyi hatırlayabilirler.

    3) Unutma, aynı zamanda kadının psikolojik durumuyla da ilgilidir. Kadının biyolojik olarak annelik görevi, psikolojik olarak buna uyumlu olmasını gerektirmektedir. Hatta bazen çocuğunun ihtiyaçlarını karşılamak için, düşünmeksizin hissi hareket etme mecburiyetindedir. Bu, Allah’ın (celle celâluhu) çocuğu için anneye bir lutfudur. Bu fıtrî durum her kadın için geçerlidir.

    Bugün, kadının erkeğe nazaran, ruhen daha heyecanlı olduğu, hadiseler karşısında daha çok heyecanlandığı psikolojik bir gerçektir. Bu gerçeği Gutteyman isimli bir bilgin şöyle dile getiriyor: “Kadında idrak, tahayyül, düşünce, isteyiş ve hereket gibi cihetlerin hep umumiyetle heyecanlılığa uygun düşen ve sadece bu zaviyeden anlaşılması mümkün olabilen karekteristik hususiyetler vardır. Nitekim bu amil gözetilmeden yapılacak etüdlerde, kadın ruhu, mühim bir kısmı itibariyle muamma kalır.”

    Evet, iki kadının şahitliğinin bir erkeğin şahitliğine denk tutulması, hiçbir zaman kadının, erkeğin yarısı olduğu manasına anlaşılamaz. Çünkü bu sedece şahitlikte, yani her türlü teminatın bulunmasına önem verilmiş olan hukuki sahada bir icraattır. Bu şahitlik, isterse itham olunanın aleyhine, isterse lehine olsun farketmez.

    Kadın, tabii temayülleri sebebiyle çabuk heyecanlanan ve merhamet tarafı ağır basan, davanın şart ve sebeblerinin tesiri altında kalması mümkün olan, böylece haktan sapma ihtimallerini üzerine çeken bir tabiata sahiptir. Dolayısıyla burada, şahitlerden birinde herhangi bir sapma olduğunda, diğerinin ona hatırlatarak gerçeğin ortaya çıkarılmasını, garanti altına alma maksadı vardır. Yoksa bu, kadını hor görme ve onu erkeğin yarısı sayma manasına asla gelmez. Böyle bir meselede de “kadın, erkeğe denk değildir diye Kur’ân’ın hükmünü tenkid etme, inkardan kaynaklanan şartlanmışlık ve insafsızlıktan başka bir şey değildir.

    Kaldı ki İslâm’ın, heyecanlarıyla, duygusallığıyla yaşayan kadına, heyecanını daha da artıran çeşitli hadiselere şahit olması anında, bir de yardımcı vererek onu manevi büyük mesuliyetler altına sokacak olan hatadan korumaya çalışması, kadına karşı gösterilen şefkatten başka bir şey değildir.

    Ayrıca altını çizerek burada şunu da ifade edelim ki, İslâm’da kadının bilgili sayıldığı ve başkalarının muttali olamayacağı kadınlığa ait işlerde, tek kadının şahitliği kabul edilir. Zira şahitlikten maksat hakkın zayi olmamasıdır. Yoksa şahidin erkek veya kadın olması asıl mesele değildir.

    Velâdet, bekâret ve kadınlara ait bazı önemli hastalıklar hakkında kadınların şahitliği geçerlidir. Miras alabilmesi için doğan çocuğun ses verip vermediği, mevzuunda yine kadınların şahitliği kabul edilir. Ramazan hilalinin görülmesinde de kadınların şehadeti geçerlidir.

    Maliki, Şafii ve Hanbeli alimlerine göre de, erkeklerin ekseriyetle göremeyeceği, bilemeyeceği, bekâret, evlilik, vilâdet, hayız, süt emzirme ve kadınlara ait hastalıklar hakkında münferit olarak şehadetleri makbuldür.


    Ali İhsan Er


    Hepimizin aklı ve selayeti yerinde. Değerlendirilmeye çalışılsın.

  3. #3
    Misafir Livorno2006 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    10-09-2006
    Mesajlar
    70
    Karizma Gücü
    0
    Kadın yanlış yapınca nasihat yatakları ayır sonrada döv emri var. Erkek yanlış yapınca kadınlar ne yapacak? Sonra Hz Muhammed'in 13 eşi var en son aldığıda 9 yaşında bir kız
    Bir erkeğin 13 eşi olması mantıklımı? Madem Kur'an da Allah katında herkes eşit neden erkekler 13 tane alabiliyor ve kadınlar 1 tane erkekten başka alamıyor. Bu nasıl eşitlik!
    (Evet bir yaratıcımız var! Ama dinler gereksiz! Deistim bu arada)

  4. #4
    kuscubasi adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    30-08-2006
    Mesajlar
    118
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı Livorno2006 tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Kadın yanlış yapınca nasihat yatakları ayır sonrada döv emri var. Erkek yanlış yapınca kadınlar ne yapacak? Sonra Hz Muhammed'in 13 eşi var en son aldığıda 9 yaşında bir kız
    Bir erkeğin 13 eşi olması mantıklımı? Madem Kur'an da Allah katında herkes eşit neden erkekler 13 tane alabiliyor ve kadınlar 1 tane erkekten başka alamıyor. Bu nasıl eşitlik!
    (Evet bir yaratıcımız var! Ama dinler gereksiz! Deistim bu arada)
    Kadının Dövülme Meselesi

    İlgili ayeti öncelikle yazayım.
    “Size karşı gelmelerinden korktuğunuz kadınlara nasihat edin. Yataklarından ayrılın. Bunlar da fayda vermezse (hafifçe) dövün. Eğer size itaat ederlerse aleyhlerine başka bir yol aramayın. Şüphesiz ki Allah, yücedir, büyüktür.” (Nisâ, 4/34)

    **Şimdi yorumlamaya çalışalım. Öncelikle burada kadın ile erkek arasındaki bir uyuşmazlıktan söz edilmekte. Burada öncelikle erkeğe nasihat tavsiye edilmekte. Yani öncelikle çözümün iletişimle aranması, konuşarak halledilmesi isteniyor. İkinci sırada yatakların ayrılması, üçüncü sırada ise dövülmesi geliyor. Bir kere buradaki dövme kesinlikle o televizyonlarda şahit olduğumuz rezillikler değil. Zaten Hz. Muhammed'de hadislerinde açık bir şekilde kadınların yüzlerine veya herhangi bir şekilde fiziksel zarar verecek bir şiddeti kati biçimde yasaklamıştır. Size belki bu çok mantıklı gelmeyebilir, fakat ben size bence bu konuyu açıklama da çok manidar olan, başımdan geçen bir anıyı anlatmak istiyorum. İlkokuldaydık, arkamdaki bir arkadaşım vardı. Yani çocukluk işte bilirsiniz sataşıp duruyordu. Bu sataşmalarda genelde sözlü oluyordu. Her neyse. Birgün bir İngilizce dersiydi. Öğretmen dersin başından sonraki ders için ödev vermişti. Son da on dakika. Ders de devam ediyor. Baktım benim arkamdaki açmış ödevleri şimdiden yapıyor. İntikam duygusuyla Hocaya onu şikayet ettim. Öğretmen yavaşça geldi. Benim kulağımı çekti. Arkadaşımı ispiyonlamanın her ne şart olursa olsun hoş olmadığını, yapılmaması gerektiğini yumuşakça söyledi. Doğrusu kulağımı da çok fazla acıtmamıştı. Ama ben almam gereken dersi almıştım. Bu yaşıma geldim bir daha asla böyle bir davranış da bulunmadım. Ama öğretmen kalkıp beni çok şiddetli biçimde dövseydi, tepkim böyle olmayacaktı. İşte İslamdaki dövme anlayışı budur. Hoş karşılanmaz. Her zaman da katiyetle uygulanmaz. Kadınlara karşı kontrolsüz şiddet uygulamak kesinlikle yasaktır. Hz.Muhammed(S.A.S.)'in hadislerinde de kesinlikle kadınların yüzlerine vurmanın, onların güzelliklerini zedeleyecek biçimde şiddet uygulamanın yasak olduğunu dile getirmiştir.

    **Akıllarda soru kalmaması için söylüyorum. Ayette geçen "Nüşuz" kelimesi ise lügatte serkeşlik, karşı çıkma, isyan etme manalarına gelmektedir. İşte böylesine durumda kadın ile kocanın boşanmadan önce yapması gerekenlerdir bunlar.

    Hz.Muhammed(S.A.S.)'in Evlilikleri

    Hz.Muhammed(S.A.S.)'in hayatını incelersen ilk evliliğini Hz.Hatice(R.A.) ile gerçekleştirdiğini göreceksin. Bu sırada da aralarında 20 yaş fark vardı. Yani kimi yerlerde suçladıkları kimi Efendimiz kesinlikle öyle şehvet düşkünü bir insan değildi. 13 tane evlilik yapma hakkı da yalnızca ona ait diye biliyorum. Yani bugün herhangi bir müslüman 4 kadından fazla evlenemez. (Birden fazla evlilik yapma hususuna da açıklık getirelim. Eğer senin eşin ikinci bir evlilik yapmanı istemiyorsa, yani senin yapacağın evlilik onu üzecekse ikinci bir hanımla evlenemezsin. Evindeki huzur ve mutluluk daha önceliklidir.) Hz. Muhammed(S.A.S.)'in evlenme sebepleri arasında da o zamanki dulları kendi himayesine alma, önemli ailelerin kızlarıyla evlenerek İslamı yayma gibi pek çok daha sebep vardır. Ancak bu evlilikleri 53-54 yaşlarıından sonra gerçekleşmiştir.Şehvi bir nedenle kesinlikle değildir. http://www.diyanet.gov.tr/turkish/we...id=28&sayfa=12 sitesinde pek çok bilgiye de ulaşabilirsin.

    9 yaşında evlenmesine gelince. Bu hangi karısıdır? Lütfen bir açıklık getir. Bilgilerimi elimden geldiğince sunmaya çalışayım.

  5. #5
    jeZabeL adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    13-08-2006
    Mesajlar
    151
    Karizma Gücü
    0
    hz. ayşe

    lay layy layyyy

  6. #6
    XLEONX adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    05-10-2005
    Mesajlar
    1,513
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    7
    Alıntı kuscubasi tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Kadının Dövülme Meselesi

    İlgili ayeti öncelikle yazayım.
    “Size karşı gelmelerinden korktuğunuz kadınlara nasihat edin. Yataklarından ayrılın. Bunlar da fayda vermezse (hafifçe) dövün. Eğer size itaat ederlerse aleyhlerine başka bir yol aramayın. Şüphesiz ki Allah, yücedir, büyüktür.” (Nisâ, 4/34)

    **Şimdi yorumlamaya çalışalım. Öncelikle burada kadın ile erkek arasındaki bir uyuşmazlıktan söz edilmekte. Burada öncelikle erkeğe nasihat tavsiye edilmekte. Yani öncelikle çözümün iletişimle aranması, konuşarak halledilmesi isteniyor. İkinci sırada yatakların ayrılması, üçüncü sırada ise dövülmesi geliyor. Bir kere buradaki dövme kesinlikle o televizyonlarda şahit olduğumuz rezillikler değil. Zaten Hz. Muhammed'de hadislerinde açık bir şekilde kadınların yüzlerine veya herhangi bir şekilde fiziksel zarar verecek bir şiddeti kati biçimde yasaklamıştır. Size belki bu çok mantıklı gelmeyebilir, fakat ben size bence bu konuyu açıklama da çok manidar olan, başımdan geçen bir anıyı anlatmak istiyorum. İlkokuldaydık, arkamdaki bir arkadaşım vardı. Yani çocukluk işte bilirsiniz sataşıp duruyordu. Bu sataşmalarda genelde sözlü oluyordu. Her neyse. Birgün bir İngilizce dersiydi. Öğretmen dersin başından sonraki ders için ödev vermişti. Son da on dakika. Ders de devam ediyor. Baktım benim arkamdaki açmış ödevleri şimdiden yapıyor. İntikam duygusuyla Hocaya onu şikayet ettim. Öğretmen yavaşça geldi. Benim kulağımı çekti. Arkadaşımı ispiyonlamanın her ne şart olursa olsun hoş olmadığını, yapılmaması gerektiğini yumuşakça söyledi. Doğrusu kulağımı da çok fazla acıtmamıştı. Ama ben almam gereken dersi almıştım. Bu yaşıma geldim bir daha asla böyle bir davranış da bulunmadım. Ama öğretmen kalkıp beni çok şiddetli biçimde dövseydi, tepkim böyle olmayacaktı. İşte İslamdaki dövme anlayışı budur. Hoş karşılanmaz. Her zaman da katiyetle uygulanmaz. Kadınlara karşı kontrolsüz şiddet uygulamak kesinlikle yasaktır. Hz.Muhammed(S.A.S.)'in hadislerinde de kesinlikle kadınların yüzlerine vurmanın, onların güzelliklerini zedeleyecek biçimde şiddet uygulamanın yasak olduğunu dile getirmiştir.

    **Akıllarda soru kalmaması için söylüyorum. Ayette geçen "Nüşuz" kelimesi ise lügatte serkeşlik, karşı çıkma, isyan etme manalarına gelmektedir. İşte böylesine durumda kadın ile kocanın boşanmadan önce yapması gerekenlerdir bunlar.

    Hz.Muhammed(S.A.S.)'in Evlilikleri

    Hz.Muhammed(S.A.S.)'in hayatını incelersen ilk evliliğini Hz.Hatice(R.A.) ile gerçekleştirdiğini göreceksin. Bu sırada da aralarında 20 yaş fark vardı. Yani kimi yerlerde suçladıkları kimi Efendimiz kesinlikle öyle şehvet düşkünü bir insan değildi. 13 tane evlilik yapma hakkı da yalnızca ona ait diye biliyorum. Yani bugün herhangi bir müslüman 4 kadından fazla evlenemez. (Birden fazla evlilik yapma hususuna da açıklık getirelim. Eğer senin eşin ikinci bir evlilik yapmanı istemiyorsa, yani senin yapacağın evlilik onu üzecekse ikinci bir hanımla evlenemezsin. Evindeki huzur ve mutluluk daha önceliklidir.) Hz. Muhammed(S.A.S.)'in evlenme sebepleri arasında da o zamanki dulları kendi himayesine alma, önemli ailelerin kızlarıyla evlenerek İslamı yayma gibi pek çok daha sebep vardır. Ancak bu evlilikleri 53-54 yaşlarıından sonra gerçekleşmiştir.Şehvi bir nedenle kesinlikle değildir. http://www.diyanet.gov.tr/turkish/we...id=28&sayfa=12 sitesinde pek çok bilgiye de ulaşabilirsin.

    9 yaşında evlenmesine gelince. Bu hangi karısıdır? Lütfen bir açıklık getir. Bilgilerimi elimden geldiğince sunmaya çalışayım.
    Çok güzel açıklamışsın Allah senden razı olsun ben başka bir bölümdede bu konuyu aynı kişiyle tartışıyodum ama ben o kadar bilgili biri değilim sen gerçekten çok güzel açıklamışsın Allah hayatta yardımcın olsun sağol

  7. #7
    kuscubasi adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    30-08-2006
    Mesajlar
    118
    Karizma Gücü
    0
    " Hz.Muhammedin, Hz.Aişe ile 6 yaşında evlendiğini ve 9 yaşında da zifafa girdiğini" hadislere dayanarak söyleyen cahiller de maalesef bulunmaktadır.
    Şimdi gelelim bu iddialarının gerçek yönüne. -Haysemi IX/225 (Teberani)- nakledilen hadisde de Hz.Aişe 6 yaşında Hz.Peygamber ile evlendiğini söylüyor. Yine bu hadisde " Hz.Ebu Bekir (r.a.) kızı Aişe'yi Mut'ım bin Adiyye'nin oğlu Cübeyr'e nişanlamış, fakat Mut'ım Hz.Aişe'yi oğluna almakla, evine müslümanlığı sokacağını düşünerek, bu nişanı feshetmiştir. Hz.Ebu Bekir (r.a) islamı ilk kabul edenlerden biri olduğuna göre; bu olayın vukuu, islamın alenen duyurulmasından önce olması gerekir. Bu olay da yine Hz.Aişe'nin Peygamberle evlenmeden önce evlilik çağına gelmiş olduğunun bir delilidir. Şimdi, iddia edildiği gibi Hz.Aişe'nin gerçek (Doğum tarihi itibariyle) yaşı 6 olsa, bu yaştaki bir çocuk için Mut'ımın oğlu Cübeyr ile evlenmesi hangi mantık ile kabul edilebilir.
    Kaldı ki;

    1- Hz.Aişe'nin ablası Esma, Hz.Aişe'den 10 yaş büyüktür. Hz.Esma 100 yaşında Hicretin 73. yılında vefat ettiği sabit olduğuna göre, Hz.Esma hicretin 1.yılında 27 yaşında ve Hz.Aişe'de (27-10)=17 yaşında olduğu ortaya çıkmaktadır. Hz.Muhammed (S.A) ile Hz.Aişe hicretin ilk yılında evlenmiş oldukları da sabit olduğuna göre, Hz.Aişe'nin evlendiğinde 17 veya 18 yaşlarında olduğu açıkça görülmektedir.
    2- Hz.Aişe Peygamber ile 9 yıl evli kalmış, Peygamberin vefatından sonra da 48 yıl yaşamış ve hicretin 58. yılında 74 yaşında iken vefat etmiştir. Bu durum bilindiğine ve sabit olduğuna göre, (74-48= 26 yani Peygamberin vefat ettiği tarihte Hz.Aişe 26-27 yaşlarında olması gerekmektedir. Dokuz yıl evli kalmış oldukları düşünülürse (26-9)= 17 yaşında veya 17-18 yaşları arasında evlenmiş olduğu tarihsel bir gerçektir.
    3- Sahihi Buhari'ye göre Hz.Aişe Kur'anın Mekkeli Ayetleri gelirken oyun çağındaydı. Bu yaşta iken kendisi (Hz.Aişe) " Hz.Muhammed henüz Mekke'de iken ve ben de oynayan bir çocuk iken (Onların vadeleri kıyamettir. Kıyamet ne dehşetli ve ne acıdır.) mealindeki Kamer S.46 inmişti." *-Buhari 1.cilt telifil Kur'an bahsi-* Kamer Suresi Mekke devrinin ilk döneminin 4.yılında indiği sabit olduğuna ve Hz.Aişe'nin bu sure ve Ayetleri net olarak hatırladığına göre en az 6-7 veya daha büyük bir yaşta olması gerekir. Hicret 9-10 yıl sonra gerçekleştiğine ve Hz.Aişe ile Peygamberin evliliğinin de hicretin ilk yılında yapıldığı düşünülürse, yine 17 veya 18 gibi bir yaş ortalaması çıkar.

    1- Hz.Peygamberin (S.A) Hz.Aişe'ye evlenme teklifi, İslâmın doğuşundan 10 Yıl sonra yapılmıştır. Doğru mu.?

    2- Hz.Aişe'nin Hz.Peygamberle (S.A) nikâhında 6 yaşında olduğu iddia edildiğine göre, Hz.Aişe İslâmın zuhurundan 4 Yıl sonra doğmuş olması gerekir. Buna göre, İslâmiyetin ilk yılında Mekke'de inen (Kamer) süresini Hz.Aişe nasıl gayet iyi hatırlar. Doğru mu.?

    3- Daha ilk günden Müslüman olan ve peygamber dostu Hz.Ebu Bekir (r.a) kızı Hz.Aişe'yi, putperest birine nikâh için sözlermiydi.? O halde, putperest Mut'ımın Hz.Aişe'yi, oğlu Cübeyr'e istediği zamanın, İslâmiyetin çıkışından ve Hz.Ebu Bekir (r.a)nın Müslüman olmasından önce bir zamanda olduğu ve hatta o sıralar, Hz.Aişe'nin, Mut'ımın ailesi tarafından gelin edilmek üzere istenecek yetişkinlikte olduğunun da ispatıdır. (Taberi. 3)

    4- Hz.Peygamber'in (S.A) teklif ve isteği üzerine Hz.Ebu Bekir (r.a) putperest Mut'ıma gider. Çünki, Hz.Aişe'yi, Mut'ımın oğlu Cübeyr'e önceden söz vermiştir ve Mekke'de sözden dönmek çok büyük bir ayıp ve şerefsizlik olarak kabul edilirdi. (İslam dini de sözün mutlaka yerine getirilmesini emreder.) Hz.Ebu Bekir (r.a), Mut'ıma ne düşündüğünü sorar. Mut'ım ve karısı birbirlerine bakarlar ve Mut'ımın karısı " Ya Ebu Bekir, biz bu evliliğe razı değiliz. Biz evimize bir Müslümanı sokamayız. Oğlum Cübeyr'in de Müslüman olmasından korkarız." cevabını alınca, verilmiş olan söz de geçerliliğini kaybetmiş olur. (Taberi. 3/161) Açıkca görülüyor ki, putperest Mut'ım ve ailesi, Hz.Aişe'yi İslâmiyetin zuhurundan önce gelin olarak istemiş ve Hz.Ebu Bekir'de kabul ve söz vermiştir. İnkâr mı edeceksiniz.? Buyrun !.
    Bu duruma göre, Hz.Aişe'nin İslâmiyetin zuhurundan 6 veya 7 yıl önce doğduğunun kabülü gerekir. Esasen Mekke'de İslâmiyetin ilk yılında inen (Kamer) süresinin inişini Hz.Aişe'nin çok iyi hatırlaması ve bilmesi, bunun açık bir delilidir.
    Bütün bu bilgilerin ışığında Hz.Aişe ile Hz.Peygamber (S.A) İslâmiyetin 10. Yılında nikâh ve 3 Yıl sonra da evlendikleri düşünülürse; (6+10)=16 yaşında nikâh ve (16+3)= 19 yaşında da gerçek anlamda evlenmiş oldukları ortaya çıkar. Haydi durmayın inkâr edin.?

    5- İddianızdan biri de, Hz.Aişe'nin oyun çağında olduğudur. Bakalım öyle mi.?

    Hz.Aişe (Taberi. 3/161) " Allah Resülüne nikâhlandığımda ben ev dışında kız arkadaşlarımla salıncak oynuyordum." Şimdi bu hadisde aktarılan ifadeye bakıp da, 6 yaşındaki bir kız çocuğunu tanımlıyor diyerek, iddia edemezsiniz.
    Birincisi; kızların yetişkin yaşlarında da salıncak merak ve tutkusunun olduğu bir gerçektir. İkincisi ise, iddia edildiği gibi gerçekte 6 yaşında olmuş olsa idi, erkek arkadaşlarının da olması ve onlarında bulunması gerekirdi. Fakat durum böyle değildir. Yani Hz.Aişe, erkek çocukları ile beraber olamıyacağı yetişkin bir yaştadır.
    Esasen Hz.Aişe'nin oyun ve eğlence merakı bununla da kalmayacaktır. Hicretin 7.yılında vuku bulan Hayber seferinden ve hatta daha sonraki bir zamanda yapılan Tebük seferinden sonra Medine'ye, evine dönen Hz.Peygamber (S.A), Hz.Aişe'yi arkadaşlari ile birlikte oynarken bulmuştur. (Arap dilinde oyun ve eğlence aynı anlama gelmektedir.) (Kütübü Sitte - Ebu Davud)

    SEBE SÜRESİ/ Ayet 5 : " Ayetlerimizi hükümsüz bırakmak (İnsanları İmandan caydırmak) için yarışırcasına uğraşanlara da, iğrenç ve acıklı bir azab vardır."

    Alemlere Rahmet olarak gönderilen Hz.Muhammed (S.A)' i küçük göstermeye ve Kur'anı Kerimi yalanlama gayretleri hiçbir zaman gaye ve amacına ulaşamıyacaktır. Bu ALLAH'ın (C.C.)

    Kaynak: Karakutu Forumları

  8. #8
    jeZabeL adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    13-08-2006
    Mesajlar
    151
    Karizma Gücü
    0
    saol anladım

    lay layy layyyy

  9. #9
    eroluz adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    12-06-2005
    Mesajlar
    14,476
    Karizma Gücü
    9
    islamiyet gerçekleri adlı siteyi hazırlayanlar kafirin önde gidenleri, siteyi hazırlayan adamlar yada kadınlar her neyse bunlar tam şerefsiz.....

  10. #10
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    12-09-2006
    Mesajlar
    377
    Karizma Gücü
    0
    İslamiyette kadın olarak yaşamak oldukça zor. İslamiyette kadın olarak yaşamanın zorluğunu anlatan şiirimi tüm kadınlara armağan ediyorum.

    KURBANSIN BACIM ! ...

    Seni şeytanlarla hep bir tuttular.
    Saçının tek teline dünyanı kararttılar.
    Adem'den olma diye adın koydular.
    Her türlü zevklerine seni kurban yaptılar.

    Mehirlerini verip, mal gibi aldılar.
    Haremlik selamlıklarla seni hep ayırdılar.
    Seni sarıp sarmalayıp hapse tıktılar.
    Seni odalıklarının solan gülü yaptılar.

    Eloğluna varır diye mirasını kaptılar.
    Her fırsatta seni murdarlara kattılar.
    Cinselliğini kullanıp zevklerine daldılar.
    Seni murdar edip bir de abdest aldılar.

    Dünyada seni sarmalayıp sardılar.
    Yaptığın her şeyi sana günah saydılar.
    Hurileri cennette çıplak dolaştırdılar.
    Onları da cennetin orta malı yaptılar.

    Değnekle dövülüp terbiye edilensin.
    Sırtı dönüp yatılacak yine sensin.
    Namus diye taşlanıp öldürülensin.
    Kurban doğdun, kurban öleceksin.

    Takıl peşlerine bacım derdine yan.
    Kirli emellerine hep oldun kurban
    Hilafet sancağına yem diye kullanılan.
    Yine sensin bacım, aklını kullan.

    Bacım bütün bunları anlamazmısın.
    Seni kurban edenleri nedendir tanımazsın.
    Asırlardır ezildiğinin bilmem farkındamısın.
    Ya çok sabırlısın ya da müstehaksın.

    Türesin.

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. İslam’da reform: İslam = türban
    2006 Konuları bölümünde dana22 tarafından açılmış
    Yanıt: 0
    Son Mesaj: 28.02.06, 07:40

Bu konuyla ilgili etiketler

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •