Aydın ve "Aydın"
Aydın sözcüğünün tanımını yapmak oldukça güçtür. Genellikle fikirsel faaliyetlere yönelik kişileri aydın diye belirleme eğiliminden söz edilir. Örneğin Fransız Akademik Sözlüğünde aydın sözcüğü fikir ve zeka çalışmaları ağır basan kişi olarak tanımlanır. Andre Malraux ise "Aydın" tanımını "yaşantısını belirli bir fikre ve düşünceye adayan kişi" olarak tanımlar. Peter Vierick'e göre "Aydın"; "Tüm zamanını sözcüklerin hizmetinde geçiren kişidir "
Burada önemli olan tüm tanımlamalarında ötesinde "Aydın" sözcüğü okumuşluğun, bilginliğin, kültürlülüğün, medeni görünüşlüğünün de ötesinde ve üstünde, kendine özgü bir anlam taşırki insan varlığının yüceliği ve kutsallığı ile bağlantılıdır. Aydın sayılabilmek için sarece çok okumuş olmak, sadece bilgi hazinesine sahip bulunmak yeterli değildir. Aydın olabilmek aynı zamanda insan aklının sınırsız gelişebilirliğine ve gerçeklere akıl rehberliğiyle gidilebilir olduğuna inanmak, akıl ve zekayı çeşitli baskılardan önyargılardan kurtarıp özgürlüğe kavuşturucu çabalara doğrulmak, insan denilen varlığa ve tüm insanlara karşı iman ve sevgi dolu olmak, insanı sömürü öğesi olmaktan, mutsuzluklardan ve sefil yaşamdan kurtarıp, insanlık haysiyetine ulaştırmayı yaşam amacı yapmak, insanlararası düşmanlıkları yenip kardeşlik duygularını ve karşılıklı sevgi öğesini oluşturmak ve bu uğurda hiç yılmadan savaşmak koşuludur.
Bu konuda E. Cassirer gerçek aydın tipine şöyle bir yaklaşımda bulunmaktadır. Aklın rehberliği sayesinde kişi fikirsel özgürlüğüne ve insanlık şahsiyetinin haysiyetine ulaşır. Akıl öğesini baskı altında tutan ve her şeye karşı savaşmak, örneğin bir yandan aklı dogmalardan diğer yandan da "iskolastik" cendereden kurtarmak ve gerçeklere akıl-deney yolu ile erişebileceğini kanıtlamak suretiyle gerçek aydın insanlığa en büyük hizmetlerde bulunmuştur. Fakat bu hizmetlerde bulunabilmek için her türlü tehlikeyi hatta ölümleri bile göze almış her fedekarlığa katlanmıştır.
Gerçek "Aydın" İnsanlığın ıstırapları karşısında susmayı suç sayar...
Adı ülkemizde az işitilen bir yazar William Howit, geçen yüzyılın başlarında yayımladığı " A Popular History of Priestcraftin All Ages and Nations " adlı kitabında her aydının her fikir savunucusunun her vicdan sahibinin yaşam parolası olması gereken görevini şöyle belirlemişti.
" Bu yeryüzünde bize düşen bazı görevler vardır ki bunları ihmal etmek, bizleri başkasına karşı suçlu duruma sokar. İnsanlığın ıstırapları karşısında birtakım bencil ve kurnaz yada hilekar bahanelerle susup oturmak, alçaklıktan ihanetten, köle ruhluluktan başka bir şey değildir. Bu tür davranışlar yüzünden değil midir ki hemen her yerde haksızlıklar sömürüler güçlenmekte halk yığınlarına musallat olan belalar sürüp gitmektedir "
İnsanlığın yetiştirdiği ilk gerçek aydın kimdi.
İnsanlığın yetiştirdiği ilk gerçek Aydın'ın Akhnaton olduğu kabul edilir. Milattan önce 1375-1305 yılları arasında yaşamış olan bu Mısır firavunu yaşamı boyunca tüm insanlığa yararlı en asil fikirlerin yaratıcı ve savunucusu olmuştur. Temsil ettiği nitelikler arasında insan varlığının kutsallığına ve aklın üstünlüğüne iman, insanlığın sefalet ve acılarına akılcı yollarla çözüm bulma azmi, ırk, cins , inanç ve sair farklara bakmaksızın tüm insanları sevgi kaynağında birleştirip dünya kardeşliği duygularını canlandırma amacı insanlığın kurtuluşu adına her fedakarlığı ve her tehlikeyi göze alma kararlığı ve buna benzer emsalsiz değer ölçüleri yer almıştır.
Korkutucu Tanrı fikri yerine Sevgi Tanrısı fikrini ilk kez tanımlayan ve Tanrı'yı bütün insanlar için "ortak sevgi kaynağı" niteliğinde kılan ve böylelikle insanlığın sınırsız bir gelişme olasılığına kavuşması yolunu açan ilk insan odur. Tanrıyı tanımlanabilen bir şey olarak yani eli kolu bacağı başı gözü olan ( put ) ve insanlara despotluk eden bir varlık şeklinde değil ve fakat " Zamana ve mekana nüfuz eden bir zeka merkezi ve bir sevgi gücü olarak görmüştür. Akhaton'a göre Tanrı emredici yada diktacı yada korkutucu intikamcı filan değil aksine insanlara düşünce ve davranış serbestisi tanıyan ve onları kendinde yani "sevgi" kaynağında birleştiren bir güçtür.
" Dünya tarihinde insanlığı böylesine seven bir tanrı anlayışına hiç bir zaman ulaşılamamıştır. Onun tanımlamak istediği tanrı şefkatli hoş görülü ince ruhlu hiddet nedir bilmeyen ve şiddetten kaçınan ve ırmaklar gibi birsevgisi olan tanrıdır. Onun bu sevgisi insanların yaşam vadilerine inen ve ordan yeryüzünün tüm yaratıklarına hayvanlara bitkilere ulaşan bir sevgidir " Arthur Weigall " The Life and Times of Aknaton"
Noltarian'ın Notu :
Yukarıda yazdığım bölüm, İlhan Arsel'in Aydın ve "Aydın" kitabından yaptığım bir derlemedir. Bu kitabın bir kere toplatıldığının söylentisi bile benim için aydın ve "aydın" kavramı arasındaki farkın gerçek nedenini araştırmak için yeterli bir nedendi. Bu kitabı bulamaz iseniz ilhanarsel.com.tr den girip okuyabilirsiniz.
Tabii burada önemli olan konu aydın ve "aydın" arasındaki farklılığı ortaya koymaktı. Sayın Arsel'in çeşitli yazarlardan derledikleri görüşler ile belki 2350 yıl önce ulaşılan fikirsel evrim bugünkü savaş ortamı ile nasıl çelişiyor. Bunun nedenleri gerçek aydınların azlığına ve bu aydınların fikirsel özgürlüklerine engel gibi görünen medya maniplasyonlarına bağlanabilir mi... Gerçekte nedeni ne olursa olsun insanların ölümüne yol açacak kıyıma doğru giderken aydın ve "aydın" arasındaki ince çizgiyi görebiliyor muyuz. Belki burada Akhnaton'a dönmekte fayda var. Firavun savaş fikrinden öylesine tiksinirdi ki askeri zaferleri önemsiz bilirdi. Savaş yolu ile elde edilecek zenginlikler yerine ülkesini barış içinde mamur etmeyi, halkını eğitmeyi, güzel sanatları teşvik etmeyi ve toplum yaşamlarını bu bakımdan anlamlı kılmayı kendisine amaç edinmişti.
Bu vatan fikri hür aklı hür vicdanı hür nesiller ister diyen Tevfik Fikret'i bir kez daha anmak gerekli.
Acaba günümüzde Aydın veya "Aydın" kavramına girenler kimlerdir.


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla