Yine sabah oldu (07 : 30). İş zamanı oğlum kalk hadi. Oda ne biraz daha yatarsam hayallerim benden uzaklarda olacak işimden olacağım diyerek başladım hayatın başka bir sabahına. Cama yaklaştım, rüzgâr vardı ama Allah’a şükür bu sabahta güneşi görebilecek kadar rahat ve sağlıklıyım. Yüzümü yıkadım ve servise yetişmek için biraz hızlı ilerledim.
Evet şanslıyım. Ucu ucuna yine servisi yakaladım. Bu yol bana ölüm gibi geliyor. Her sabah aynı yoldan geçiyoruz ve ben her sabah kahvaltı yapacak zamanı bulamadığım için yolun üstündeki pastaneden aldığım iki simit ile kahvaltımı yolda servisin içinde yapıyorum.
3 yıl oldu bu servisle gidip geleli ama şoförden başkasını tanımıyorum. Sanırım diğerleri kadar gülerek geçirecek boş vaktim yok. Kim bilir belki bende evime kavuşunca benim de boş vaktim olur.
Köşede tek başına oturan adam da kim? Sanırım onun da benim gibi dertleri ve hayalleri var ve bu yüzden günün çoğunu onları düşünüyor gibi bir izlenim var güzünde. Ve tabi bunun verdiği yorgunluk ta cabası. Sanırım yeni bir arkadaş edinmenin zamanı geldi.
Yanına gittim ve merhaba dedim. Çok sıcakkanlı olmasa da biraz bekledikten sonra o da merhaba dedi ve yanına oturarak muhabbet etmenin ve dertlerini öğrenmenin yolunu aradım. Elimde bulunan simitlerden birini ona verdim ve buyur kahvaltıyı birlikte yapalım dedim. Yüzüme baktı ve garip bir gülüşle teşekkür etti. Ardından beklenmedik bir kelime geldi, “Hayatta senin gibi insanlar da var”.
Artık anlamıştım ki hayatta benim gibi sonu yaşamış ve hayata sıfırdan başlamış biriydi o da. İsminin Samet olduğunu söyledi. Ben hala o garip gülümsemenin ne anlama geldiğini düşünürken muhabbet iyice ilerlemiş ve bende uzun zamandır hiç konuşmadığım kadar uzun bir muhabbete tutulmuştum ki servis bizim soğuk fabrikamıza gelmiş ve resmet yeter bu kadar muhabbet hadi çalışın der gibi iş zilini çalmıştı. Muhabbeti için teşekkür ettim ve tekrar görüşme dilekleri ile iş alanımın yolunun tuttum. Yine aynı yüzleri görmekten sıkılmış bir eda ile yavaş yavaş işime başladım.
Arkamda konuşulanları az da olsa duyar gibiydim. Sanırım bir iş kazası olmuş ve kolunu kaybeden bir arkadaş olmuş. Kim olduğunu hiç merak etmedim. Söyleseler bile tanımayacağım kesindi. Neden bu kadar dikkatsiz olduklarını da anlamam zaten. Ya da ben çok dikkatliydim ki bu yüzden en iyi iş benden çıkıyordu ve üstler de yaptığım işten çok memnun du. Çok uzun zamandır iş hayatından dışarı çıkıp biraz gezmeye zaman kalmıyordu. Aklıma bugün akşam çıktıktan sonra yaptığım ikinci işin olmadığı geldi. Telefon edildiği takdirde kuryelik yapıyordum. İyi geliri oluyordu. Hatta bazen kazandığım para fabrikadan aldığımdan fazla oluyordu.
O an aklıma Samet’in söylediği bir cümle aklıma geldi o da bugün ilk günü olduğunu söylemişti. Ve işimi 5 dakika bırakıp işten ayrılan kolsuz gazinin kim olduğunu öğrenmek için araştırmaya girdim. Daha ilk baktığım yerde tanıdık bir yüz gördüm bile. Samet orada idi. Gerçekte o işin yani sahibi Samet olmuştu. Ve benim iş yerime çok yakındı. Yanına gittim ve biraz konuşmak istedim.
Merhaba dediğimde o da tekrar o anlam veremediğim garip gülümsemesini yaptı ve merhaba dedi. Ama üzerinde konuşmak istemiyormuş gibi bir izlenim sezdim. Bunun sebebini sorduğumda hemen cevabını yapıştırarak iş ortamında konuşmayı sevmediğini ve bu işe ihtiyacı olduğu için uzarı gibi küçük bir ceza bile istemediğini dile getirdi. O an işte tam benim gibi bir adam dedim. İnanması zordu ama çok kısa bir soru ile gece bira içmeye davet ettim ve kabul ettikten sonra iş bitimini bekledik.
İş sanki bitmeyecek gibi önüme yığılmış bir şekilde beni bekliyordu. Hiç o kadar hızlı bir iş yaptığımı hatırlamıyorum. Öğlen arasına yarım saat kala önümde hiçbir iş kalmamıştı. Bunun rahatlığı ile makinemi kapadım ve yemek yemek için kantine indim. Şimdi hatırlamadığım bir yemek aldım ve boş bir masaya oturdum. Fazla geçmeden Samet geldi. Muhabbete kaldığımız yerden devam ettik ve bana anlatmaya başladı.
İtalya göçmen alıyormuş ve bunun için para biriktiriyormuş meğerse. Ailesini depremde kaybetmiş ve o gün onun içinde bir son olmuş. Her zaman hayallerinde İtalya olduğu için o da oraya gidebilmek için para topluyormuş. Muhabbet o kadar koyulaştı ve ailesinden o kadar bahsetti ki iş zili yine bizim muhabbeti yarım bıraktı. Tam giderken akşam gidiyoruz dimi diye bir kelime ettim ve anlam veremediğim o garip gülüşünü tekrar yaptı. Başını sallayarak onayladı ve iş yerine doğru gitti.
Öğlen arasında iş birikmişti bitirmem yine çıkış saatine kadar sürdü. İşim bittiğinde servise doğru ilerlerken telefonun çaldı ve işveren hemen gelmemi bir kargonun olduğunu söylediği anda Samet’e verdiğim söz aklıma geldi. Anlatmak istedim ama yapamadım ve hemen geliyorum dedim. Samet’i bulamadım. Hemen servise bindim ve eve gittim.
Üstümü değiştirdim bir duş aldım ve eve yakın olan Yasin abinin yanına gittim. Kapıda her zamanki biri korumalar vardı ama onlar beni o kadar çok görüyordu ki kim olduğumu ezberlemiş olmalarından ya da Yasin abinin söylemiş olmasından dolayı olsa gerek hiç soru sormuyorlardı. İçeri girdim ve Yasin abi ile karşılaştım. O da eskiden benim gibi idi. Çok fazla başı derde girmiş ve her seferinde yeniden başlamış. Ama en sonunda şehrin en büyük patronlarından biri olmuştu. Bar ve disko yaptırmış ve bunlardan çok fazla para kazanan bir insan. Belki de onu bu yüzden çok fazla seviyordum. Beni buyur etti oturdum ve özür diledi. Şaşırmıştım özür dilenecek bir şey yapmamıştı ki neden özür dilemişti. Affına sığınarak sorduğumda bugün iş olmadığını ve uzun zamandır onun adına çalıştığım için birlikte bir yemek yemek biraz içki içmek istediğini söyledi. O an fırsatını buldum ve Samet’i anlattım. O da gelsin koçum diyerek beni daha da sevindirdi. Evini aradık ama bilmediğimiz için yalnız gitmek zorunda kaldık. Sanırım gece olduğunda çok sorhoştum ki yasin abi ile birlikte onun evine gitmişiz. O an çok garip bir hisse kapıldım. Çünkü ilk kez evini görüyordum. Büyük bir baş ağrısı ile kalkmıştım ve servise yetişebilmem imkânsızdı. Yasin abi de uyanmış ve nasılsa geç kaldın ben araba ile bırakırım bari kahvaltı yapalım dedi. Kabul ettim. Muhabbet, kahvaltı derken teşekkür ettim ve yola koyulacaktık ki Yasin abinin telefonu çaldı. Yasin abinin gözleri büyüdü ve kızardı. Bağırmaya başladı. Kimmiş o ***** alırım canını olur biter sinir etmesin beni. Bi işi düzgün yapamaz mısınız siz. V.s. v.s. O sinirle birden bana bir anahtar fırlattı. Sen kendin git koç benim biraz işim çıktı dedi. O sinirli halini görünce yok istemiyorum diyemedim.
Garaja indiğimizde gördüğüm manzara mükemmeldi. 6 -7 farklı araba spor ve klasik hepsi var. Biraz ileride 3 farklı motosiklet. Elimdeki anahtarın alarmına bastım ve alarm sesi gelen araba spor ve çok lüks bir araba idi. Beklemediğim bir şey olduğu için bana garip gelmişti. İlk kez spor bir araba kullanacaktım. Ve biraz da Yasin abinin bana bu kadar güvenmesine şaşırmıştım. Arabayı çalıştırmamla canavara benzeyen sesi duyduğumda kendimden geçtim. Yasin abi çamı açmamı istedi ve açtığım vücudunu içeri sokarak bir kolu indirdiğinde arabanın üstü açılmaya başladı. Hayallerimi yaşıyor gibiydim sanki. Ve Yasin abinin o meşhur sözü geldi ardından “evlat araba seninmiş gibi rahat kullan. Nede olsa senin sayılır.” İçimden o an kendi babamı geçirdim. Gerçekten yaşasa idi onun gibi olacağını düşündüm. Ve inanılmaz bir şekilde tekerleklerden duman çıkararak garajdan çıktım. Arkamdan Yasin abinin helal olsun evlat diye bağırışlarını hala hatırlarım.
Yolda giderken bu zevki daha uzun yaşamak için daha yavaş gitmeye karar verdim. İşe olabildiğince zamanın gitmek istiyordum ve öyle bir ayarladım ki içeri girdiğim anda iş zili çalmıştı. Arabadan inişimle tüm işçiler bana baktı. Garip bir duyguydu bu. İçeri girdim ve ilk olarak Samet’i bulmaya çalıştım. Bir gece öncesi için özür dileyecektim. İlerlerken uzak bir noktada onu gördüm ve adımlarımı hızlandırdım. Yanına vardığımda suratı asıktı. Anlaşılan akşamdan ötürü bana kızgındı. Hemen anlatmak istedim ve yüzünde yine “işim var” dercesine o bakışı gördüğüm anda tamam öğlen arası konuşuruz diyerek oradan uzaklaştım. O gün iş o kadar çabuk bitti ki sanki geldiğimizde öğlen arası olmuş gibiydi. Hemen anlattım ve özür diledikten sonra bu gece tekrar çıkabileceğimizi söyledim. Ve isterse araba ile gezdikten sonra bırakmak için gittiğimizde Yasin abi ile onu tanıştırabileceğimi de anlattığımda o bana garip gelen pis gülüşünü tekrar yaptı. Bu sefer dayanamadım ve sordum neden böyle gülüyorsun diye. Bana verdiği cevap unutulacak gibi değildi. Dalga geçercesine “çok iyisin de ondan” dedi. Bana çok garip geldi ve ne anlamda söylediğini soramadan iş zili çaldı ve o da hemen uzaklaştı.
Vardiya bitiminde buluştuk ve arabaya bindik. Gözleri sanki güneş gibi parlıyordu ve benim aklım hala karışıktı. İnsan iyi diye böyle pis ve alaycı bir gülüşün ne manası vardı. Her gülüşünde başını biraz aşağı eğiyor bunun etkisi ile gözlerinin üstünden bakarak kaşlarını çatıyordu ve bunla gelen küçük bir gülümseme. Belki kötü amaçlı olmasa bile insana garip geliyordu. Arabada çalan yabancı müziğin etkisi ile Samet tamamı ile kopmuş bir şekilde etraftan arkadaşlarının onu görmesi için yalvarırcasına bakıyordu.
Bir bara girdik ve birer bira söyledik. Etrafta çok fazla kız vardı ve Samet’te pek kardeş yanlısı izleniyor denemezdi. Aradan kısa zaman geçmeden ikinci ve üçüncü bira geldi derken Samet bir kızın yanına doğru ilerledi. İlk kez bu kadar kendinden emin birini görmüştüm. Beş dakika geçmeden bana eli ile gel işareti yaptı. Kızlarla tanıştık. Biri Elif, diğerini bir daha görmediğim için tam tanımıyorum ama sanırım Gülçin’di ismi.
Sonradan aklıma arabanın bende olduğu geldi ve zaten bulunduğumuz barın da sahibi olan Yasin abinin yanına gitmek için üst bölüme girdim. Oradaki korumalar zaten beni tanıdığı için hiç girmeden onlara sordum. Bana çok acil bir iş için çıktığını söylediler ve telefon etmek istersem verebileceğini söyledi görevlinin biri. Bir an şaşırmıştım. Çok uzun zamandır Yasin abi ile çalışıyordum ama hiç telefon etme gereği duymamıştım bu yüzden telefon numarası da yoktu bende. Bir an ne yapacağımı şaşırdım, acaba buradan telefon numarasını alsam bana kızar mıydı? Ama onun arabasını vermek için alacaktım. Gerçi çok fazla sinirli bir insan olmasına rağmen bana hiç kızmazdı ki arada sırada el şakası bile yapardı bana. Benim karşılık vermemede hiç kızmazdı. Telefon numarasını aldım. O an bile korkmuştum. Öyle garip bir numarası vardı ki anlatmak çok zor. Beş beş beş beş beş beş diye giden ve bol beşli bir numara. Aramak istedim ara biraz düşündüm ve yine kızmasından korktum. Bu arada Samet hadi kızları gezmeye çıkaralım arabamı merak etmişler dedi. Bir an şok oldum. Kızları araba benim diyerek kandırmıştı. Sesimi çıkarmadım ve Yasin abiyi arama cesareti buldum. Öyle bir ses geldi ki insanın kalbi duracak gibi oluyordu aloo dediğinde. Yasin abiye olanları anlattım ve arabayı nereye getirmemi istersin dedim ama bu kelimeyi nasıl kurdum bilmiyorum. Çünkü ben konuşurken telefonda arkadan ahh off gibi garip sesler ve çok yüksek seste küfürler duyuluyordu. Bana bu gece yurt dışına çıkması gerektiğini ve bir daha iki ay sonra geleceğini iki ay boyunca arabanın bende kalmasını söyledi. İlk kez abime karşı bu kadar mertçe konuşarak bunun olmayacağını arabanın onun olduğunu ve verse bile bunun benzinini bile karşılayamayacağını söyledim. Bana sana karşıla diyen de olmadığını söyledi ve gülerek “canımı sıkma bak o arabayı almazsan yakarım cumhuriyet meydanında” dedi. Konuşma tarzı hoşuma gitti ve sağol abi dediğimde bana ben şimdi bizim elemanları arıyorum onların yanına bir uğra dedi. Tamam abi dedim ve iki ay sonra görüşürüz dediğimde bana “tabi görüşeceğiz evlat sen benim oğlum gibisin” dedi. Gerçekten mutlu olmuştum ve telefonu kapadığımda. Eleman diye adlandırdığı iki metrelik korumalarının yanına gittim. Biri telefonla konuşuyordu ve eli ile bir işareti yaparak bi saniye der gibi beklememi istedi. Ben orada bekler iken bir anda yüzü değişti ve telefonu kapadığında buyur abi içeri dedi. Bana ilk kez abi demişti normalde ismimle hitap ederdi. Geçtim ve beni Yasin abinin koltuğunun yanındaki bir koltuğa buyur etti. Oturdum ve ne olacağını beklemeye başladım. Beş dakika geçmemişti ki bir eleman geldi ve elindeki küçük bir kâğıtta şehirde tanıdığım bir yerin adresini getirdi. Kalın bir ses ile “abi benzin ihtiyacını buradan karşılamanı istedi Yasin abi” dedi. Yasin abi yine yapacağını yapmıştı. Hemen arayıp teşekkür etmek istedim ama aradığımda telefonu kapalı idi. Aşağı indim ve olanları Samet’e anlattığımda gözleri iyiden iyiye büyümüş ve irileşmişti.
Yüksek bir ses yükseldi o an “yaşadık oğlum yaşadık”. Fakat ona benzinin nasıl alınacağından bahsetmemiştim. Zaten fazla da kullanmak istemiyordum. Kızları benim evime götürdük ve gerçekten sabahladık desek yeridir. Garip bir eğlenceydi.
Sabah olduğunda yaklaşık bir yarım saat uyuduk. Gözlerimin kan çanağına dönüşmesinden olacak ki aynaya baktığımda kendimden korktum ve zar zor yüzümü yıkadım. Kızlar da yeni yeni uyanıyordu. İşe gidecektik ama Samet bana bakarak garip bir tavırla hadi der gibi idi. Neden öyle baktığını sorduğumda gerçekten yıkılmıştım. Meğerse kızlar birer hayat kadınıymış ve paralarını vermem içinde Samet beni dürtüp duruyormuş. Ama bana öyle bir şey dememişti. Küçük bir çapkınlık sanmıştım. Ve bu aptallığım yüzünden topladığım paranın bir miktarından olmuştum. Kızlarda o kadar çok istemişti ki söylediklerinde gözlerim açıldı. Ama mecburdum ve verecektim. Bana garip gelen Samet hiç yanımdan ayrılmıyor ve para vermemi bekliyordu. Parayı çıkarmak için odaya girdim. Biriktirdiğim paraları dolaptaki içini oyduğum bir kitabın içinde saklıyordum. Kitabı alırken Samet beni gördü ve kibarca dışarı çıkardım. Gereken parayı çıkardım ve kızlara verdim. Arabaya bindik ve işe doğru yola çıktık. Garip bir histi bir fabrika çalışanı için son model üstü açık spor bir araba ile işe gitmek.
Gün geçtikçe ben daha çok para biriktiriyordum ve ev almama git gide daha çok yaklaşıyordum. İki ya da üç günde bir Yasin abi de beni arıyor ve iş yerine gitmemi söylüyordu. Gidince bende paketleri alıyor ve gerekli yerlere artık araba ile bırakıyordum. Sanki bu işte kademe atlamışım gibi beni görenler abi diyordu. Ve artık ne kadar Yasin abiye söylemesem de ve kimseye belli etmesem de o korktuğum koruma denen çam yarmaları da etrafımda pervane oluyordu. Bazen beni iş yerinden bile alıyorlardı. Bu iş yerinde göze batmış olacak ki fabrikada ki ustalar da beni takip etmez oldular. Sanki herkes korkulu gözler ile bana bakıyordu. Yasin abiyi ve korumalarını tanımayan yoktu. Ve altımdaki arabanın sahibi olduğu da biliniyordu.
Günler günleri haftalar haftaları kovaladı ve Samet’le olan arkadaşlığımız gün geçtikçe daha da iyi olmaya başladı. Artık evini biliyordum. Onun evine ve benim evime derken günleri geçiriyorduk ama ben Samet’e ne zaman bir iyilik yapsam o pis gülüşünü yapıyordu. Fabrikada artık bana kimse karışmıyordu.
Bir gün ustalardan biri geldi ve bana “Ali sen bugün izinlisin, gez toz biraz kafanı dağıt” dedi. Ömrümde hiçbir işçinin istemeden bir günlük izin aldığını görmemiştim. Bunun keyfini çıkarmak için hemen üstümü değiştirdim ve arabaya doğru yöneldim. Neden bana izin verdiğini anlamamıştım ki beni aydınlatan telefon görüşmesi için telefonum çaldı. Numara Yasin abinin numarası idi. Artık beni gizli numaradan da aramıyordu. Ve ilk kez iş saatinde aramıştı. Normalde iş saatinde telefon dolabımda olduğu için açamayacağımı biliyordu. Açtım ve buyur abi dedim. Kalın bir ses tonu ile “nasılsın evlat” dedi. İyi olduğumu ve izin verdiklerini anlatmama kalmadan biliyorum dedi. Garip olan nerden bildiği diye düşünürken bu izin işinin altında onun olduğunu anladım. Bana hemen onun barlarından birinin ismini verdi orada beni bekleyen biri olduğunu ve onunla konuşmamı söyledi. Ağız alışkanlığından olsa gerek çok fazla okey derdim ama abim kızdığı için tamam abi diyerek onun barlarından biri olan Zindan’a gittim.
Daha barmene ne içeceğimi bile söylemeden en sevdiğim içkiyi verdi. Sanırım o da biliyordu ama bunun nasıl olduğunu anlamadım. Resmen herkes beş kuruş almadan hizmet ediyordu. Ve bir adam geldi. Titreyen bir ses ile “Ali bey siz misiniz acaba?” diye sordu. Kendimi bi garip hissettim. Kimse bana bey sıfatını koymazdı normal koşullarda. Evet diye cevap verdim ve beni üst kata davet etti. Önüme birkaç kâğıt geldi ve yaklaşık on iki adam asker gibi karşımda başı eğik bir şekilde dizildiler. Beni yukarı davet eden adam “abim sizin muhasebeyi kontrol edebileceğinizi ve sizin emirlerinize uyacağımızı söyledi efendim” dedi. Bir an şok oldum ve bana söyleneni yapmaya başladım. Adamlardan birinin titrediğini fark ettim ve neden bilmiyorum direk olarak onun getirdiği kâğıtları kontrole başladım. Fazla uzun sürmedi ve yaklaşık 12,000 Euro luk açık çıktı. Bunu yanımdaki adama gösterdim ve hiç konuşmadı tek yaptığı peki dercesine kafasını sallamaktı. Yavaş yavaş diğerlerini kontrol ettim ve bu on iki adamın üç tanesinin daha böyle bir açıkla Yasin abinin parasını çaldığı ortaya çıktığında iyice sinirlendim. Adamlar Yasin abinin yokluğundan faydalanarak Yasin abinin parasını çalıyorlarmış. Bir an o kadar çok sinirlenmiş olacağım ki yüksek ve kalın bir ses ile “Siz ne yaptığınızı sanıyorsunuz?” diye bağırdım ve beni yukarıya davet eden iri yarı korumanın hareketlenmesi ile bu dört kişiyi ayırması bir oldu. Ben sinirimi alamadım. Sanki benim paramı çalmışlarmış gibi davranıyordum çünkü Yasin abinin çok yararını görmüş çok ekmeğini yemiştim. İyiliklerini unutmam mümkün değildi. O sinirle ne yaptığımı bilmeden birine yumruk attım ve “Nankör herifler insan yediği tasa tükürmez” dedim. O kadar kendimden geçtim ki korumanın belinde gördüğüm silah beni etkilemedi bile. Hatta o silahı alıp adamları vurasım bile geldi. Silahtan etkilendiğimden olacak adamlara yaşamayı bile hak etmediklerini söylemiş bulundum ve o an adamların her dediğimi yaptığı aklıma geldi. Bir an korktum çünkü bu korumalar adamları o saniye indirecek kadar korkusuzdu. Abimin ne yapacağını düşündüm ve o sinirli adamın kesin bu hırsızlara temiz bir sopa atardı dedim. Ama bu muhasebecimidir hırsız mıdır ne ise olacak adamlar benden çok daha kalıplı idi. Fakat belki de korumalardan gaza gelmiş olacağım ki. En iri yarı olanına var gücümle bir yumruk attım. Etrafındaki adamlar hemen kendini yere attı ve başlarını korumak için pustular. Yaklaşık bir yarım saat hepsini tekmeleyerek hırsımı attım. Çıkarken yine aklıma abim geldi ve “Abim ne isterse onu yapın siz bilirsiniz?” dedim. Adamlara ne olacağı o an umurumda bile değildi. Direk olarak bara çıktım. Korumalar bu adamları çıkarmadılar. Hemen bir içki aldım. Zaten aldım da denemez barmen ezberlemişti. Her seferinde cin feas veriyordu. Bittiği gibi dolduruyordu içkimi. Her seferinde kalkarken yarım bırakmak zorunda kalıyordum. Bitirsem ben koyma diyene kadar başka bir bardakta önüme koyuyordu zaten.
Sonra abim aklıma geldi ve aramak istedim. Sanki abim anlamış gibi beni aradı. Açtım ve abimin sesini duydum. Ben tam “abi çok sinirlendim özür dilerim” filan diyecektim ki abim “Helal olsun koçum hakkımı savunman beni mutlu etti gerçekten” dedi. İlk kez abim için bir şey yapmıştım ve onu mutlu etmiştim. Ve bunun gazı ile isterse her hafta buraya gelip muhasebe işini kontrol edebileceğimi o geldiğinde de tekrar ona bırakacağımı söyledim. Çok mutlu olmuş olacak ki “sağ ol evlat tabi isterim” dedi. Arabayı aldım ve eve gittim. Artık her hafta işten izin verecekler ve bende kontrol edecektim. O haftayı tamamen Samet’le geçirdik. Devamlı aynı bara gidiyorduk ve içkilerimiz bedava oluyordu. Samet’te buna çok alışmıştı. Fakat o kızların yanına ne zaman gitse. Ben direk parası benden çıkmaz oğlum gibi kelimeler kullanıyordum.
Aradan bir hafta geçmişti ve yine muhasebe günü gelmişti. Bir hafta önceki elemanları gözleri şiş ve boyunları kırık bir şekilde görmekten korkuyordum. Bu sefer bara yaklaştım içkimi direk aldım ve kimseye sormadan yukarı çıktım. Dosyalar beni bekliyordu. Resmen gaza geldim ve keşke abimin yerinde olsam dedim. Biri lapır lupur içeri daldı. O koltuğun verdiği gaz ile ne yapıyorsun sen kapıyı vursana diye bağırdım. O an korkmuştum. İçeri giren o çam yarmalarından biri idi. Ama cüssesine yakışmayacak bir şekilde bana yumuşak bir sesle “özür dilerim abi” dedi ve dışarı çıktı kapıyı vurup geldi. O an kalbim duracaktı. Bu adam bana sana ne deyip bir tane vursa vurduğunun yarısı boşa gidecek kadar güçlü bir görünüşü vardı. Ama tam tersine benden korkan bir bakışı vardı. Sanırım abim bunları çok fazla etkiliyordu. O meşhur muhasebeci on iki kişi geldi ama hepsi sapa sağlamdı hiçbirinde bir yumruk izi bile yoktu diyecektim ki geçen haftaki adamların orada olmadığını anladım. Korumaya yaklaştım ve geçen haftaki adamlara ne olduğunu sordum. Adamda sizin emrinizle abimizin istediğini yaptık dedi. Bir an şaşırdım. Acaba abim işten atın mı demişti. Ama o adamları bir sene bedava çalıştırsın ki ondan parayı çıkarsın diye düşünürken aklıma garip bir his geldi. Abim sinirli bir şekilde gebertin dediyse ne olacaktı. Bu adamlar zaten karanlık adamlardı. Ne yapacakları belli olmazdı. Ama abimin bana yaptığı iyilikleri düşündüm ve bu kadar gaddar olamayacağını fark ettim. Bu hafta muhasebe kusursuzdu. Hatta o kadar kusursuzdu ki giderlerdeki tuvalet kağıtları bile yazıyordu. Gelirlerdeki sular bile yazılmıştı. Herkese teşekkür ettim ve keşke hep böyle olsanız dedim. O an biri eğik başını kaldırdı ve bana baktı. Garip gelmişti bana bu bakışı ve yanına yaklaştım ne olduğunu kibar bir dille sordum. Kekeleyerek ve titreyen bir sesle resmen abi ben bişi yapmadım dercesine garip bir bakış ile “abimize yanlış yapılmaz yapanın hali bilinir” dedi. Merakımdan ve geçen hafta olanlara aydınlık getirmesi için alaycı bir tavır ile ne olurmuş dediğimde adamın kalbi yerinden çıkacak gibiydi. Kalp atışlarının hızını kulaklarımla duyabiliyordum. Cevap vermesini bekliyordum ama kesilip kaldığı için tekrar sordum “evet ne olurmuş” dedim. Adam bembeyaz kesildi be cevap verdi “ölür abi” dedi. Ve o an bende bembeyaz kesilmiş olacağım ki konuşamadım. Yaklaşık bir dakikalık bir sessizliğin ardından toparlandım ve gitmelerini söyledim. Şok olmuştum. Evet abimin de karanlık işleri olduğunu ve taşıdıklarımın da garip şeyler olduğunu biliyordum ama bu kadarını da beklemiyordum. Hemen aşağı bara indim ve iznimin de verdiği rahatlık ile bayağı içki içtim.
O an telefonum çaldı. Telefon eden Yasin abiydi. Telefonu açtım ve abim direk “teşekkürler evlat” dedi. Çekinerek abime geçen hafta olanlardan sonra adamlara olanları sordum ve o an tanrıya yalvarıyordum lütfen öldürdüğünü söylemesin diye. Abim sakin bir sesle “korkma öldürtmedim evlat” dedi. O ana rahatladım ve sağ ol abi bende bundan korkmuştum dedim. Yine çok sakin bir şekilde anlatmaya başladı.
- Bak evlat bu dünyada iyi adama yer yok. Eğer gerekirse öldürtürüm bunu bilmeni isterim ama korkma onların hayatını kurtaran öldürün dememiş olman. Sen elemanlara abiniz ne isterse onu yapın demişsin. Onlarda bana sordu bende abiniz o dedim. Sende öldürün demediğin için sağlam bir dövmüşler bu hafta da gelememe sebepleri bizim adamların elinin ayarı yok. Sağlam atmışlar sopayı adamlar dört ay raporlu. Birinin belini birinin bacağını derken bol bol kemik kırmışlar. Bunlara alışman lazım sen benim evladım gibisin. Arada sırada böyle işlere bakmaya geldiğinde gözlerini korkutman lazım ki yeni gelen ya da diğerleri hırsızlık yada buna benzer şeyler yapmasın. Eğer bunları yapmazsan ipin ucu kaçar ve kazanmaktan çok kaybedersin haberin olsun.
Bu lafın üstüne diyecek laf bulamadım ve korktuğumdan olsa gerek emredersin abi dedim. Yasin abi daha sıcak bir ses tonu ile bana “emir değil evlat, rica” dedi. Peki abi dedim ve telefonu kapadım. Bunun şoku ile içkinin dozunu kaçırdım. Aradan bir ya da iki saat geçmiş olacaktı ki bana korumalardan biri “Yasin abi sizin için bir sürpriz hazırlamamızı istedi şu an büroda sizi bekliyor” dedi. Yukarı çıktım ve gördüğüm manzara garipti. Büro o anda resmen bir masaj salonu gibi olmuştu. Hangi arada bu kadar değiştirdiklerini anlamamıştım. Ama keyfini çıkarmaya çalıştım. Uzandığım saniye kapı çaldı ve başımı kaldırmadan gel dedim.
İçeri giren iki kişi vardı ama kafamı bile kaldırmak istemiyordum. Yumuşak elleri olan bir el masaj yapmaya başladı yüksek ihtimalle bir kadın eliydi. Sadece boynumu sıkıyordu ve yavaşça iki eli ile omuzlarımı sıkmaya başladı. O an garip bir şey oldu iki el ile omuzlarımı sıkarken bir el de belime masaj yapıyordu. Git gide daha çok rahatladım ve kapı çaldığında gel dedim bir tepsi içerisinde çok kalın bir sigara. O an onun yasa dışı bir şey olduğunu anlamıştım ama abim yolladı diyerek bir şey olmaz güveni ile aldım. Tadı çok garipti ve çekerken çat çut üzerinden küçük ateşler geliyordu. Aldırış etmeden devam ediyordum ama her çekişimde masaj daha bir güzel geliyordu. O kadar çok rahatlamıştım ki hiç o kadar rahatladığımı bilmiyorum. Artık yeterli olduğunu düşündüğüm bir anda kalktım ve kadınlara doğru döndüm. Kadınlardan biri eve getirdiğimiz kadınlardan biri idi ve kadınların ikisi de başka bir isteğiniz var mı derken resmen kendilerini pazarlamaya çalışıyorlardı. Fakat o kadını görünce Samet’ten yediğin küçük kazık geldi aklıma. Bunun etkisi ve içtiğim şey her ne ise belki de onun etkisi ile çıkın dedim. Kalkmaya çalıştığımda başım garip bir şekilde döndü. Çok fazla sarhoş olduğum anlara benziyordu ama o zamanlar olduğu gibi midemde pis bir bulantı ve bağımda bir ağrı yoktu. Çok hoş bir durumdu aslında. Fakat karnım deli gibi acıkmıştı. Aslında yemek yemem düzenli olur ve bu saatlerde hiç karnım acıkmazdı. Fazla geçmedi ki tekrar kapı çaldı. Garip ama gir dememle beş farklı yemek üstüne üç farklı tatlı ve dört şişe bira geldi. Aslında isteyipte bulamadığım şeydi bu ama nasıl anlamışlardı karnımın acıkacağını. O an verdikleri sigara benzeri şeyden olduğunu düşündüm ve garip bir gülme tuttu beni. Artık Yasin abinin neden bu kadar şişman olduğunu biliyordum. Gerçi çok göbeği yoktu ama boyu uzun diye göbeği belli olmuyordu. Kendisi yaklaşık yüz yirmi kilo filandı. Öyle bir yemek yedim ki hiç o kadar çok yememiştim. Biralar bittiği gibi yenileniyor ve yemekler devamlı tazeleniyordu. Bir zaman sonra yeterli dedim ve önümdekileri bitirdim. Aşağı bara inmek istediğimde başımın dönmesi bitmişti ve karnım patlayacak gibiydi. Barda içki almak istemedim ama barmen direk cin feas koymak yerine bir soda koydu. Bu da tam gerekli olan şeydi. Çok fazla yedim diye karnımın ağrısını sadece soda keserdi. Burada herkes bana gerekli olan ne varsa onu o an biliyor ve temin ediyordu. Eve gitmek için arabaya bindim ve Samet telefon etti bana gel dedi. Bu halimden neler olduğunu anlayacak korkusu ile rahatsızım dedim ve eve gittim.
Yatağa girdiğimde garip bir his vardı. Çok uzun zamandır ev almam için gerekli olan paraya ekleme yapamıyordum ve olduğum yerde sayıyordum. Paraları çıkardım ve yaklaşık bir aylık bir sıkı çalışma ardından evi alabilecektim. Üç yıldır para biriktiriyordum ve son bir ayın içine giriyordum. Bazen aklıma geliyor hasta yatağıma düştüğümde bile bu paraya dokunmamıştım. Ayrıca aylık kurye zamanları da geliyordu ve abim burada olmasa bile bu işi benim yapacağım garantiydi. Abim bana güveniyordu ve bu yüzden bu ayda kesin oradan para gelecekti. Yatağa yattım ve şu verdikleri sigaraya benzeyen şeyin etkisinden olacak ki garip garip şeyler düşünüp kendi kendime gülüyordum. Bir zaman sonra uyuya kalmışım ve sabahın erken saatinde uyandım.
Bu sefer biraz daha erken uyanmıştım ve karnım deli gibi açtı. Sanki dün olanlar rüyaymışta ben hiçbir şey yememişim gibi gelmişti. Güzel bir kahvaltı ettim ve işe gitmek için arabayı çalıştırdığımda Samet’ten beni evden alır mısın diye mesaj geldi. Yanına gittim ve onu da alıp iş yerine gittim.
Günler geçtikçe muhasebe gününü bekler olmuştum bu hafta ile birlikte abimin gelmesine iki hafta kalmıştı. Samet’le arada sırada küçük tartışmalar dışında başka bir derdimiz yoktu ve çok iyi anlaşıyorduk. İstediğim evi de tutan yoktu. Yani her şey yolundaydı. Evi almak için ev sahibinden söz almıştım ve adam da bana bir ay daha bekleyeceğini ve bir ay sonra parayı denklediğimde bana vereceğini söylemişti. Parayı biriktirme işlemine gelince de son bir ayın içerisinde o da tamam olacaktı. Üç yılda biriktirdiğim yaklaşık elli bin euroluk para ile çok fazla şey yapabilirdim ama o evi alacaktım. Çok güzel işlek bir yerde ve bahçeli olmasının yanı sıra küçük ama güzel bir havuzu bile vardı.
İşim bittikten sonra eğlenmek için Zindana gittim. Her zamanki gibi yerim hazırda beni bekliyordu ve içkilerim masaya konmuştu bile. Bir kız yaklaştı ve merhaba dedi. Merhaba dedim ve buyur ettim. Buralara fazla takılır mısın dediğinde hemen benim diyerek hava atasım geldi ama kandırmanın hoş olmayacağını düşünerek sadece evet diyerek geçiştirdim. Güzel bir müzik çalıyordu ve dans etmek ister misin diye sordum. Hiç tereddütsüz evet dedi ve dans etmeye başladık. O kadar güzel kokuyordu ki anlatılabilecek bir şey değildi bu. İlk kez içim kıpır kıpır olmuştu ve o anın hiç bitmemesini istedim. İlk kez birisi bana bu kadar yakın davranıyordu. Tabi Samet’in para ile tuttuğu hayat kadınlarını saymıyorum. Onları hayatımda hatırlamak bile beni bir garip yapıyor. Bu kızın ismini bile sormamıştım aslında ama gerekte duymamıştım. Sadece sarılarak dans etmek yeterli geliyordu bana. Oturduğumuz masanın hemen yanında dans ediyorduk ve o saniye korumalardan biri masaya dört beş mum ve bir şampanya getirdi. Ama ben böyle bir şey söylememiştim ve o an o kızın söylediğini ve daimi müşterilerden biri olduğunu düşündüm. Biz dans ettikçe müzik çalıyordu. Sanırım burada bana olan saygılarından oturmamı bekliyorlardı. Uzun bir zamandan sonra bardaki diğer insanların sıkılmasından korkarak oturalım mı dedim. Oturduk ve o saniye müzik değişti. Bunu fark eden kız “sanırım daimi müşterilerdensin” dedi. Bende evet dedim ve sende öyle olmalısın ki mumlar ve şampanya geldi dedim. Bunun üstüne teşekkür ettim ve kız bana “aslında pek daimi müşterisi değilim yurt dışından yeni geldim” dedi. Fakat eskiden çok takıldığını söyledi. O saniye o konuşurken dudaklarının hareketi ve konuşurken çıkardığı o olağan üstü sese aşık oldum sanırım ki dilim tutulmuş gibi oldum. Etkisini üzerimden çok hızlı bir şekilde atarak muhabbetimize devam ettik. Aradan yaklaşık üç saat sonra filan isim sormak aklımıza geldi. Çoğunlukla canım diye hitap ediyordu bende eşlik ediyordum. Adının Yasemin olduğunu öğrendim ve o gecenin bitmemesini arzularken devamlı içkilerimiz geliyor ve devamlı gülüyor ve eğleniyorduk. Yavaş yavaş kalkma zamanı geldiğinde kolumdaki saate inanmak istemiyordum. Kalktık ve dışarı çıkmak için yürümeye başladık. Kızı kolumda gördükleri için kızdan hesap almadıklarını düşündüm ve kız bana hesabı ödemeyecek miyiz diye sordu. Güzel bir gülümsemenin ardından gel ben hallettim dedim. Ve o da zaten ben hesap ödemem gibi bir cümle kullandı. Şaka yaptığını düşünerek barmene bir göz kırpıp çıktım. Arabaya bindik ve hemen aklıma sabaha kadar gezmek ve işe güce gitmemek geldi. Nasıl olsa bana kızamayacaklardı. Sonra birkaç kez ev almak için para biriktirmem gerektiği ve para toplamam gerektiği geldi ama bu düşünce bile beni o kızla tam bir gece geçirmeme engel olamazdı. Nasıl olsa kurye zamanı fazlası ile para kazanacaktım. Bir günlü parayı kesmeye bilirlerde fabrikada. Hem aklıma güzel bir düşünce geldi evi aldığımda bir de evlenecek bir kız lazımdı dedim içimden ve güldüm. O an aklıma gelen tek şey o değildi. Yasemin’e bir saniye bekle dedim ve bardaki büroya çıktım çıkarken iki tane adam çağırdım ve bana o masaj yaptırdığım gün içtiğim şeyden dört beş tane ver dedim. Peki abi demesi ile getirmesi bir oldu. Beş tane kalınca sarılmış sigara.
Kalın tabakayı cebime koyarken tabakanın altın olduğunu ve çokta pahalı olduğunu fark ettim. Tam çıkıyordum ki arkamdan “patron” diye bir ses geldi. O an iyiden iyiye kendime olan güvenim arttı. Beni patron olarak görüyorlardı. Abim aklıma geldi ve bende onun gibi efendim evlat dedim. Cebinden gümüş kartal motifli üzerinde altın işlemeli Zindan Bar yazılı zippo bir çakmak çıkardı ve bana vererek buyur dedi. Bende teşekkür ettim ve arabaya fırladım. Üç yıl önce işsizken o kadar çok kenti gezmiştim ki en güzel yerlerini biliyordum. Yasemin’i tüm şehri görebileceği romantik bir yere götürdüm ve çıkarken aldığımız şampanyayı içmek için açtık. O an Yasemin bardakları aldı ve uçurumdan aşağı bıraktı. Gülerek bunu neden yaptığını sorduğumda böyle daha güzel diyerek şişeyi dikti ve öyle içmeye başladı bana uzattı ve bende onun gibi yaptığımda rujunun tadı ve dudaklarının hissi beni garip bir havaya soktu. Cebimden tabakayı çıkardım ve açtığımda Yasemin’den karşılık geldi. “ooooo beyimiz esrar da içiyormuş” diyerek güldü. İsminin esrar olduğunu öğrenmiştim. Kalın sigara demek garip geliyordu. Bende arada sırada diyerek konuyu kapatmaya çalıştım. Çünkü bu konuda pek bilgim yoktu ve adını bile yeni öğrendiğim bir şey hakkında konuşamazdım. Elime aldım ve yaktım. Ama her seferinde sönüyordu. Yasemin küçük bir gülümseme ile “istersen bir de ben deneyeyim bakalım yanacak mı?” dedi. Verdim ve dik bir şekilde çakmağı yukarıdan tutarak yaktı. Seri şekilde üç dört kez çekti ve bana verdi. Tam o an tabakadan yeni bir tane çekerek bende yakacaktım. Çünkü çaktırmadan o yakarken öğrenmiştim ama elimi tuttu ve daha iyi bir fikrim var dedi. Esrardan bir nefes çekti ve bana doğru yaklaştı. Tam ağzıma doğru üflerken bende ağzımdan nefes alarak ondan gelen dumanı çektim. İnanın hiç böyle bir deneyimim yoktu ve kendimi çok iyi hissediyordum. Ardından oyun bozanlık yok. Esrar dediğin ortak içilir dedi. Peki der gibi başımı salladım. Ve kısa zaman sonra gülüşmeler başladı. Muhabbet koyulaştığında ben yurtdışında ne yaptığını sordum. Okulunun yeni bittiğini ve üniversite eğitimi için babasının onu oraya yolladığını öğrendim. Aramızdaki sıcaklık arttıkça daha aptalca şeylere gülmeye başladık ve daha da farklı şekillerde konuşuyorduk. Yasemin kalkıyor bagaja oturuyor kalkıyor arabanın üstüne çıkıyor farklı farklı delilikler yapıyordu. Yavaş yavaş yağmur başlıyordu. Saçlarım uzun olduğu için birbirine yapışıyordu ve dikiz aynasına baktığımda kendimin ıslak saçlarla daha bir hoş göründüğünü fark ediyordum. Zaman geçtikçe daha çok ıslanıyorduk ve Yasemin başındaki şapkayı çıkardığında uzun siyah saçlarının çok güzel olduğunu ve üzerindekilerin çok ıslandığını fark ettim ve gel diyerek arabanın içine oturttum. Bir zaman sonra iki ve üçüncü esrar sarmasını içerken git gide yağmur daha tatlı bir hale gelmişti. Üzerimizin kurumasını klima daha kolay kale getirmesinden olacak ki hemen üzerimizdekiler kurudu. Ve sıcak olmuştu. Yasemin üzerindekini çıkarmıştı ve sadece bir t-shirt ile oturuyordu. Ben tabi her zamanki klasik mavi renk kot pantolon ve üzerimdeki sweat ile duruyordum. Sadece montu çıkardım. Gülüyor, eğleniyor arada sırada aptal aptal delilikler yapıyorduk. Sonra bir anda esrardan bir nefes çekti ve dudaklarıma yaklaştı ama bu sefer çok fazla yaklaşmıştı ve resmen kendimle savaşıyordum. Bir yere kadar dayandım ve dudağından öptüm. Uzun bir öpücüğün ardından bana baktı ve gülümsedi. “bak şimdi ne yapacağım” dedi ve bana baktı. O an ne yapacağını çok fazla merak ettiğimden olacak hayırdır diye cevap verdim. Oturduğu koltuktan kalktı ve tam üstüme sırtını direksiyona verecek şekilde oturdu. Esrardan bir nefes daha aldı ve tam üfleyecek ve bana yaklaşmışken yanağımın yanından üfledi ve dudağıma yapıştı. O saniye kalbim yerinden çıkacak sandım. Öpüşmemiz bittiğinde “bir duman öpüşmek için bahane olamaz” içinden gelenleri yapmak için bahaneye gerek yok dedi ve tekrar öpüşmeye başladık. O an bir eli ile arabanın üstünü açan kolu çekti ve arabanın üstü açılmaya başladı. Tatlı bir şekilde yağmur çok ağır ağır yağmaya devam ediyordu ve yağmura rağmen ay görünüyordu. Ya o gece ay çok güzeldi yada onu güzel yapan Yasemin’di. Uzun bir süre öpüştük ve ıslandık. Vücudunun ıslanması ile daha çok belirgin hale gelmişti ve daha çok bana sarılıyordu. Bir zaman sonra artık nefes alamayacak hale gelmiştim ki sadece birbirimizin gözlerine bakmayı tercih etmiştik. Islak siyah saçları yüzüne yapışmıştı ve başını sallaması ile o güzel yüzü ortaya çıkıyor ve sallarken saçları da sağa sola sallanarak güzelliğini onaylarcasına sanki konuşuyordu. Arabanın üstünü kapadı ve bana gel diyerek dışarı çıkardı. Biraz daha baktıktan sonra hadi bizim eve gidelim dedi ve elimden anahtarı aldı bin dedi. Bir an korktum ama ona güveniyordum tamam dedim ve bindim. Öyle bir kalkış yaptı ki sanki yağmur damlaları ile yarışıyorduk. Bir yağmur damlası gökten yere düşene kadar biz oradan çoktan ayrılmıştık. Çok hızlı araba kullanıyordu ve genelde bana bakıyordu. Yolu bile izlemeye gerek duymuyordu. Sanki ezbere gider gibiydi. Ama yaptığımız aşırı hız beni korkutmuyordu. Ona karşı çok aşırı bir güven olmuştu içimde ve saatler ilerledikçe daha da artıyordu. Malikâne olarak adlandırılabilecek bir evin bahçesine girdik. Arabanın üstünü açtı ve sanırım saçlarımız kurumamış diyerek geri geri tekrar çıktı ve öyle düz bir yolda hayatta karşıma bir daha çıkacağını düşünmediğim bir hızla ilerlemeye başladı. Biz zaman sonra biraz yavaşladı ve el frenini çekerek tam ters yola tekrar hızlandı. Bacaklarım titremişti. Aynı eve tekrar girdi ve garaja arabayı bıraktık. Kapıyı açmadan üstünden atladı ve saçları sanki onu takip eden melekler gibi etrafa dağılıp tekrar toplanıyordu. Sonra bana “saç kurutma taktiğim nasıl?” dedi ve göz kırptı. Bende sadece gülümsedim. Elimden tuttu ve dışarı çıkacaktı ki garajda duran motosikletleri gördüm. Hiç görmediğim bir marka iki motosiklet vardı. Biri çok lüks kalın diğeri ise dağ motoruydu. Hemen beni bir ara bunlarla gezdir dedim. Elimden tutarak bana sadece “hadi gel” dedi.
Eve girdiğimizde çok fazla büyük olduğunu fark ettim. Beni üçüncü kata çıkardı ve çatışında bulunan garip ve çok büyük bir pencereyi bir düğme ile açtı. Ama içeri su girmemesi için kalın bir cam olduğu belli idi. Yatağa uzandı ve bana elinde bulunan yarım şampanyayı uzattı. “Nerede kalmıştık” diyerek bana baktı. Bende elime aldığım şampanyayı diktim ve burada dedim. Yasemin’in gözlerinden uyku akıyor gibiydi. Uykun geldiyse ben yavaş yavaş kalkayım dememe kalmadan yoldan daha bugün geldiğini ve yol yorgunu olduğunu gözlerinin o yüzden böyle olduğunu söyledi. Fakat gülerek “ayrıca uykum olsa bile gidemezsin ki” dedi. Güldüm ve elimdeki anahtarları göstererek bence giderim dedim. Üstüne o da güldü ve o da elindeki anahtarlıktaki düğmeleri gösterdi ve bana sordu “garajdan nasıl çıkacaksın?”. O an garip bir şekilde bende güldüm ve haklısın dedim. Onun gözlerine laf atıp duruyordum ama benimkilerde pek farklı değildi yatağa uzandım ve ellerimi başımın altına yastık yapar şekilde koydum. Bu arada Yasemin dışarı çıktı ve elinde mavi bir gecelikle geldi.
-bu senin Ali.
-tamam da sen burada kalmam hakkında ciddi misin?
-tabi ki canım. Sana şaka olsun diye gecelik getirecek değilim .
-sen bilirsin
Dedim ve onun çıkması ile verdiğini giydim ve aynı şekilde tekrar yattım. Yukarıdaki yaklaşık on metrekarelik camdan yıldızlar ve ay çok güzel görünüyordu. O gecene kadar yıldızları izledim ve gecelik kıyafetleri ile yanıma geldi. Çok daha güzel olmuştu ve bir an karım olduğunu düşünerek kendi kendime hayal kurduğum sırada başını omzuma gelecek şekilde yasladı ve elinde göğsüme atarak bana sarılır gibi konuşmaya başladı. Anlat bakalım diyerek lafı bana uzattı. Bende sadece senden bahsedelim dedim ve ona bu gece için teşekkür ettim. Ama fazla sürmedi ki ben daha lafımı bitirmeden sesi kesilmişti. Uyuduğunu fark ettim ve yatmak için kalkacaktım. Yanında yatmak biraz garip gelmişti. Ama başının omzumda olmasından dolayı kalkamadım ve o an onun esrar içerken dediği “dumanı bahane etme içinden geleni yap” kelimesi aklıma geldi. Bende o an içimden geleni yaptım ve iki elimde ona sarıldım. Onun başının omzumda olması ve bana sarılıyor olmasının verdiği güvence ve rahatlı ile hemen hayal kurmaya ve yıldızları izlemeye devam ettim ama az az bir zaman sonra güneş doğdu. Ben hala hayallerime devam ediyordum ve Yasemin göğsümde duran elini yanağıma koydu. Alnından öptüm ve bende sabah olduğunda uyudum.
Zaten yatma saatim sabah olduğu için işi hiç düşünmedim ve kalktığımda nerede ise saat beş olmuştu. Telefonum çalmasına uyanmıştım. Arayan abimdi. “Hayırdır evlat iş yerinde seni bekliyorlarmış bir işin mi çıktı?” dedi. Bende yok abi hemen gidiyorum dedim ve kalktım. Fakat Yasemin benden önce çoktan kalkmış ve kahvaltı hazırlamıştı. Bana öyle tatlı günaydın canım dedi ki hiç ayrılmak gelmedi içimden. Birlikte bir kahvaltı yaptık ve telefon numaralarımızı aldık. Garajdan ben araba ile o motor ile öyle bir çıktık ki dillere destandı sanırım. Yolda devamlı bana dalanıyor motorda ölmesine sebep olacak delilikte bana bakarak şov yapıyordu. Aynı zamanda da benle yarışıyordu. Benimde gaza yüklenmemle yarışmak istediğimi anlamış olacak ki o saniye motorun ön tekerleğini kaldırarak öyle hızlı gitti ki ben bu spor araba ile bile hiçbir zaman o hıza çıkamazdım. Aldığım ders ve yediğim fark ile Zindan’a gittim.
Onun motosikleti oradaydı. Şaşırmıştım o anda ve garsonun yanına vardım. Her zamanki gibi içkim hemen önüme kondu ve akşam hesap işini hallettiniz değil mi yanımdaki bayanın diye sordum. O da “abi zaten Yasemin hanımdan hesap almayız” dedi. Şaşırdım ve hemen barmenle konuşmaya başladım.
-Sen Yasemin’in ismini nerden biliyorsun ve neden hesap almıyorsun?
-Siz Yasemin hanımı tanımıyor musunuz?
-Ya tanısam sana sormam değil mi? Kim bu Yasemin?
-Yasemin hanımdan para alamayız çünkü Yasemin hanım Yasin beyin kızı.
Dedi ve resmen o saniye yerin dibine geçtim. Yasin abi duyarsa bana çok kızabilirdi. Ama gerçekten ona çok fazla ısınmıştım ve çok ta güzeldi. Fakat ne olursa olsun bunu söylemem gerektiğini düşündüm. Derken yukarı büroya çıktım ve hesapları kontrol ettikten sonra. Tekrar bara indim ve bir içki daha içip arabaya yöneldim. Dışarıda yasemin motoru ile benim arabanın başında bekliyordu ve bana seslendi. Sanırım sende benim gibisin. Buraya çok geldiğin bu saatte gelmenden de belli dedi. Bende sadece içki içmek için olduğunu ve sabahları bir iki bardak cin feas içtiğimi söyledim. Bana bakarak aynı babam gibisin dedi. O saniye telefonum çaldı ve Yasin abinin aradığını fark ettim. Hemen Yasemin’in yanından uzaklaştım ve konuşmaya başladım. Her şeyi söyleyecektim ama cesaret edemedim ve geldiğinde yüzüne karşı söylemenin daha iyi olacağına karar verdim.
Orada ayrıldık abimin gelmesine sayılı gün kala bir gece Samet’i eve davet ettim ve bardan aldığım iki şişe viskiyi önüne koydum. Göya tüm dertlerimi anlatacak ve rahatlayacaktım ama sadece içmek bana daha kolay geldi ve Samet’in gitmesi için de sadece bir hafta zamanı kalmıştı. Bu yurtdışı hikâyesi canını sıkıyordu. O kadar çok içtim ki anlattıklarına sadece hıı hıı diyerek eşlik etmek istedim ama bir zaman sonra dayanamayıp sızmışım, sabah işe gitmek için saatin çaldığını duydum ve uyandığımda Samet yoktu. Masanın üstünde bir kâğıt parçası vardı. Aynen yazanlar şunlardı
SEVGİLİ KARDEŞİM. BANA UZUN ZAMANDIR BU GÜLÜŞÜMÜN SEBEBİNİ SORUYORDUN. SEN PARA TOPLADIN BEN GEZİP TOZDUM, YEDİM VE EĞLENDİM. SEBEBİNİ SORACAK OLURSAN BEN HER ZAMAN SENİN ÇOK İYİ OLMANA GÜLDÜM. UNUTMAKİ BU DÜNYADA İYİ OLANLAR HER ZAMAN ALTTA KALIR VE KAYBEDERLER. SEN SEN OL KİMSEYE GÜVENME. SEN BU MEKTUBU OKURKEN BEN SENİN BİRİKTİRDİĞİN PARA İLE ÇOKTAN UÇAĞA BİNMİŞ VE İTALYA’NIN YOLUNU TUTMUŞ OLACAĞIM. GİTMEME BİR HAFTA KALA BENİM İÇİN ÜÇ YILDIR BİRİKTİRDİĞİN PARA İÇİN SAĞOL. SEN SAFLIĞINA DEVAM ET Kİ BAŞKALARI DA SENİ YOLARAK HAYALLERİNE KAVUŞSUN. ARTIK BEN SANA ORADAN KART ATARIM. ÖPTÜM SENİ.
PİS PİS GÜLEN SAMET
(AYRICA BENİM GERÇEK İSMİM SAMETTE DEĞİL J )
Hemen kalktım ve bu piçin ne kadar paramı çaldığını anlamak için kitaplıktaki kitaplara baktım. Hiçbir şey kalmamıştı. Şimdi neden o hayat kadınlarının geldiği gece peşimde dolaştığını anlamıştım. Tamamiyle yerlerini öğrenmek içindi. Ve resmen bana tuzak kurmuştu. Babamın ölümünden sonra benim için hayattaki ikinci sondu. Kendimden geçmiştim. Hemen ağlamaya başladım. Ve tüm biriktirdiklerimin ardından bana atılan bu kazık sadece üç yıllık birikimimi değil Yasemin’le olan tüm planlarımı da bozacaktı. Tamam belki o para çok fazla bir para değildi Yasemin gibi babası tüm şehrin eğlence sektörüne hükmeden bir adam için. Ama belki biraz da olsa bir güvenceydi. O saniye telefonum çaldı. Üstüne tuz biber ekercesine Yasemin arıyordu. Zaten ağlamaklı olan sesimi düzeltmeye çalışana kadar telefon kapandı. Üstüne ben aradım ve şaşırdığım bir şey oldu ki Yasemin hüngür hüngür ağlıyordu. Hemen ne olduğunu sordum ve sadece “evdeyim sana ihtiyacım var” dedi. Hemen işimi gücümü unutup evine koştum. Yediğim kazığın üzerimde bıraktığı sinirle olsa gerek öyle hızlı gittim ki Yasemin’in kullanmasında çok daha hızlıydım. Fazla sürmedi eve vardım. Hemen kapıyı çaldım ve Yasemin kapıyı açtığı gibi boynuma sarılarak ağlamaya başladı. Yaklaşık bir yarım saat ağlamasının dinmesini bekledim ve devamlı ne olduğunu soruyordum. Bir zaman sonra ağlaması bitti ve “babamı hastaneye yatırmışlar” dedi. O saniye babasının Yasin abi olduğunu hatırlamam ile elinden tutup Zindan’a gitmem bir oldu. Garip bir şekilde Yasemin hem ağlıyor hem de beni izliyordu. Korumalardan birine yaklaştım ve yakasına sarılarak abim nerde diyerek bağırdım. Hemen bana hastanenin adresini verdiler. Meğerse kaza filan yapmamış vurulmuş. Bu yüzden Yasemin’e bilmiyoruz demişler. Korumalara takip edin dedim ve bir hışımla hastaneye doğru yol aldım. Yolda Yasemin bana babasını nerden tanıdığını sordu ve onla birlikte iken de bunu bilip bilmediğimi sordu. Bende daha dün Zindanda öğrendiğimi ve başka ne var ne yoksa hepsini anlattım. O yol o kadar uzun gelmişti ki resmen beni kazıklayan Samet’ten kullandığım arabanın babasına ait olduğuna ve hatta fabrikada çalışan bir eleman olduğuna kadar hepsini anlattım. Yasemin’le aram bozulmasından korkmuyordum. Ve abiminde hastanede olması daha çok sinirlerimi alt üst ediyor bu yüzden bağırarak anlatıyordum. Artık gözüm iyilik görmüyordu son yediğim kazıktan sonra. İyi olmak ta istemiyordum o parayı da istemiyordum. Sadece abimin iyi olmasını istiyordum. Hastaneye vardığımızda sadece üzerimde sinir vardı. Polis vurulma olayı olduğu için iki koruma koymuştu abim için. Abim polis tarafından da çok seviliyordu. Ama korumalar giremezsiniz dediği saniyede bizim korumalardan birinin belinden silahı çektiğim gibi birine silahın kabzası ile vurdum ve bayılttıktan sonra diğerinin ağzına silahı dayadım. İyi bir şey düşünmez olmuştum. Hayatta kötü olmak daha kolaydı. Ağzında silahı dayadığım polise şimdi girebilir miyiz dedim. Yasemin ağlamayı kesmiş ve sadece bana bakıyordu. Ağzı yarım açık şekilde beni izlemekle yetiniyordu ve bende “Yasemin abimin yanına gir” dedim. Ağzında silah bulunan görevli de Yasemin’e anahtarları uzattı ve Yasemin kapıyı açtı. O aniye elimdeki silahı indirdim ve adamın kolundan tutarak bizim elemanların aynına fırlattım ve “tutun şu adamı da kaçmasın abim ölürse bizde bunu öldürürüz” dedim. Gözüm kimseyi görmüyordu. Gerçekten yapardım. İçeri girdim ve o saniye Yasin abim Yasemin’i görünce hemen sarılmış bir şekilde gördüm. Yanına gittim ve abi kapıdakileri ben hallettim sana bunu hangi şerefsizler yaptı dedim. Hemen bana “helal olsun evlat yaman delikanlıymışsın” dedi. Benim barda benim korumaları da indirecekmişsin haberlerini alıyorum diyerek gülümsedi. Bende abi söyle kim yaptı sana bunları diyerek takrardan sordum. O ara doktor içeri geldi ve abim bayıldı. Çok fazla kan kaybettiği için iki ünite kan verdiklerini ve daha fazla gerektiğini söylediler. Hemen gerekli olan kanı aramak için doktora kan gurubunu sordum ve A+ olduğunu öğrendim. Aslında aramama da gerek yoktu hemen kanım A+ olduğu için uyuşuyor mu diye test yaptırdım ve Allah’a şükür ki uyuştu. Gerekirse Yasin abi için tüm kanımı verirdim ki benden sadece iki ünite kan aldılar ve bunun yeter ki olduğunu söylediler.
Hemen abime gerekli kan verildi ve yaklaşık dört saat kadar ameliyathanenin başında bekledik. Doktor çıktığında yakasına yapıştım ve doktor abim nasıl o ölürse bende ölürüm dedim. Bana iyi olduğunu çok kısa olmak kaydı ile ziyaret edebileceğimizi ve refakatçi bir akrabasının bekleyebileceğini söylediler. Bende hemen içeri girdim ve abimin ayılması ile soru sormaya başladım. Kimin yaptığını söylemek istemiyordu. Bende korkum olmadığını benim bu işi halledeceğimi söyledim. Bana verdiği cevap “evlat sen toysun seni yerler. Beni bile pusuya düşürdüler boş bulundum. Sana acımazlar” dedi. Bende abi isim ver dedim. Bana başka birkaç bar sahibi olan bir adamın ismini verdi ve bende hışımla odadan çıkacaktım ki arkamdan şiddetli bir sesle Yasin abi bağırdı. “evlat dur seni bu adamlar yer”. Ve o an Yasemin dayanamamış olacak ki Ali bile demeden direk aşkım diye seslenerek “aşkım gitme” dedi ve bana sarıldı. O saniye Yasin abinin gözlerinden ateş çıktı. O kadar kötü baktı ki yerin dibine girdim. Beni vuracağını sandım ama hiç korkmadım. Belimdeki silahı kurdum ve tekrar belime koydum “Yasemin çok uzun sürmez” dedim ve odadan çıktım. Zaten hayatımda iki kez SON’u yaşamıştım ve kaybedecek bir Yasin abim kalmıştı onu da Yasemin’in sayesinde kaybetmiştim. Kapıda beni bekleyen otuz koruma vardı. Dışarı çıktım ve üç kişiye burada kalın dedim ve diğerlerini alıp çıktım. Adamın yerini biliyordum. Adam bekliyor olacak ki kapıda iki değil dört kişi vardı. Arabayı öyle bir park ettim ki adamlarından birine çarparak durdum. Ve arkadan gelen adamları beklemeden ve hiç acımadan direk birinin vücuduna sıktım. Bunu gören adamlar silahına davranana daha çoktan onları da vurmuştum. Artık kaybedeceğim bir şey yoktu. Hiç olmazsa Yasin abi beni öldürürken mert adamsın diyecekti diye düşünerek içeri gittim. Müşterilerin kalabalık olması beni rahatsız etti ve şarjörü değiştirip havaya üç el ateş ettim. Çığlık çığlığa millet dışarı fırladı. İnsan fazlasından yararlanarak içeri daldım ve o saniye bizim elemanlar kapıda belirdi. Arkama bir saniye bile bakmadan hiç olmazsa öleceğim an kötü olacak ve bir daha kazık yemeyecektim. Önüme gelene ateş ettim. Arada birkaç sivil birkaç koruma vurdum. Kim gelirse gelsin deli gibi ateş ediyordum. Artık sınır tanımadığım bir saniye patronlarını gördüm. Öyle hızlı şekilde kaçıyordu ki bürosuna gitmesi ile korumalarının kapıda bitmesi bir oldu. Ben ve arkamdaki tüm adamlar kapıya nişanladığımız silahlarımızı ateşlemeye başladık. Korumalar sadece iki saniye hayatta kalmış olmalı. Hepsi yere yayıldı ve arkamızdan bir grup adam girmeye çalıştığında bizim birkaç adamı vurdu. Fakat sadece yaralanan adamların devamlı ateş etmesini görünce abime olan bağlılıklarını gördüm. Ben daha fazla sinirlenmiş bir şekilde üst kattaki büronun kapısını tekmelediğimde kapı açılır açılmaz bir el ateş edildi ve sol kolumda o saniye çok büyük bir uyuşma ve acı hissettim. Hayatımda ilk kez vuruluştum. Ve bu acıyı düşünmüyordum bile. Zaten hayatım bitmişti. Tek isteğim öleceğim zaman o pis herifi de götürmekti. İçeri resmet uçarak kendimi attım ve kafasına nişan alıp ateş ettim. Ama vuramadım ve yere düştüğümde kolumun üstüne düştüğüm için acının etkisi ile nişan alamadan şarjörü boşalttım ve bende onu kolundan vurdum. Elindeki silahın düştüğünü görünce hemen üzerine atladım ve elimdeki boş silahın kabzası ile suratına vurmaya başladım. O an beni üzerinden attı ve bürosundaki cam masanın köşesine başımın çarpması ile gözümün önünden geçen kırmızı ir şerit oldu. Bu kan gözümü kapatacak kadar hızlı akıyordu ama içimdeki hırs ve nefret beni acı çekmeyen acımasız biri yapmıştı. Tekrar üstüne atladım ve silahın kabzası ile adamın kafası gözümün önünde tamamen yok olana kadar vurmaya devam ettim. Sanırım ölmesine rağmen yaklaşık olarak bir on beş dakika daha vurmuşum ki bıraktığımda bizim elemanların tamamı yaklaşık bir beş dakikadır beni izliyorlarmış ve korkudan beni durduramamışlar. Polis gelirse beni korumak için bekliyorlarmış. Hemen oradan ayrıldık ve adamlara görünmeyenler işe görünenler de bir hafta görünmesin dedim. Gidip polise teslim olacaktım ama önce arabaya bindim ve eve gittim. Sonra polise teslim olmak yerine son kez Yasemin’i görmek geldi içimden. Evdeki ecza dolabından başımı sardım ve ölüme gider gibi Yasemin’in yanına gittim. Ölüme gider gibi gitme sebebim Yasin abi beni kesin öldürecekti. Bana yakışmayan bir şey yapmıştım. Başım sargılı şekilde kolumdaki kanamanın üstüne tülbent benzeri masa örtüsünden kestiğim bir parça ile gittim. Nasıl olsa ölecektim bu yüzden iyi görünme ihtiyacı da hissetmedim. Ama içimdeki kin bir türlü dinmiyordu. Hastaneden içeri girdiğimde o öldürdüğüm piç kurusunun abime bir plan yaptığını öğrenen korumalar abimi eve taşıdıklarını öğrendim. Telefonuma baktım. Anlaşılan bana haber vermek için aramışlardı. Çağrılar vardı korumalardan. Bende evin yolunu tuttum ve git gide uykum geliyordu. Filmlerden gördüğüm kadarını biliyordum. Uyursam ölecektim. Son sözlerimi söylemeden ölmeyi düşünmüyordum. Arabayı aynen 2 ay önce aldığım gibi bıraktım. Yasin abiyi yatakta gördüm. Önce Yasemin’in yanına gittim ve sadece “seni seviyorum” dedim. Yasin abinin yanına gittim belimdeki kanlı boş silahı göstererek bu silah düşmanını öldürdü dedim ve içine tek bir kurşun koydum üstüne kurdum ve Yasemin ilkildi. Silahı ters çevirdim ve abime uzattım. Ne yaparsan yap kızını seviyorum dedim.
Bana baktı, silahı eline aldı ve anlıma dayadı. Üstüne o kalın sesi ile bana seslendi “sana can borcum vardı onu da şimdi ödedim. Kızıma gelince sana evlat derken gerçekten evladım olacağını bilmiyordum. Ama senden iyisi de olmaz be evlat. Yasemin’i al ve mutlu et” dedi. O saniye gözümden yaş geldi. Sevinçten kendimden geçtim ve abim tekrar seslendi. “Lan bizim orada ağlayana kız vermezler lan. Kendine gel hadi kalk” dedi. Göğsüm dik bir şekilde ayağı kalktım ve mutlu bir şekilde Yasemin’e sarıldım.
Yasin abi arabayı bana hediye etti ve üstüne on iki barın dört tanesini üzerime geçirdi. Halen tüm barların muhasebelerini yapıyorum ve Yasemin’le evlendik. Artık kazanıyorum terk farklılık bu da değil kazanma sebebim de. Artık acımıyorum hata yapanı öldürüyorum. Belki size garip geliyor ama bu hikâye de hayatın içinden oldu. Yani hayat kadar gerçek. Kötüler kazanıyor. Nede olsa hayatı öğrendik artık…
Ha bir de unutmadan yaklaşık 1 yıl önce Samet denen herifin gerçek isminin Turgut olduğunu ve İtalya’da nerede çalıştığını öğrendik. Artık o da yaşamıyor…
YAŞASIN KÖTÜLÜK…


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla