Yapayalnızım şu koca çınarın öksüz dallarında,
Altından sular akan kaldırım taşları sürüklerken bedenimi,
Yol alıyorum adı ‘’hasret’’ olan sokaklarda.
Kışım yok, baharım yok,
Her zerren kuru bir yaprak oluyor uğursuz hazanlarda.
Mavi çook uzaklarda iken ellerime maviyi veren kayıp kentimin hayal prensi... bu kalabalığın içerisinde sesimin çıktığı kadar avaz avaz çığlık çığlıga susacağım içimdekileri sana...
Hep, bir düşten ibaret mi kalacak bütün duygularım, ben hep böyle hüzne mi doyacağım...
Acının biletini kesene isyan etmek istemiyorum artık... üstüme devrilen her akşam daha beter ediyor yüreğimi... İsterdim ki şimdi burada ol... Fakat gelmezsin ki ... görmezsin ki ...Benim olmazsın ki...
Biz yaşıyor muyuz, bu dengesiz hayatı, yoksa sürükleniyor muyuz kendi anlamsızlıklarımızdan oluşturduğumuz bir yaşam nehrinde..
karanlık güneşe uyku şiirlere ihbar edilmiş en güzel aşk şiirleriyle bıçak gibi kesiyorum Ankara'nın siyah hüznünü...ve ben yine çıldıran gecelere kuduran gecelere yaslıyorum özleminle sabaha karşı başımı...
Mevsimi yok ki zamansız açan çiçeklerin…
İki gözümün önünden kayıp giden gözlerinin insafı yok, gözlerim kör oluyor, gözlerinin gördüğü yok.
Baksaydı gece gözlerin bir kez, bir kez görseydi, bir kez güneş gibi doğsaydı, aydınlatsaydı bakışların dünyamı bir kez…
Yürüdüğün yolların altında yüreğim, üstünde bedenim ve gözlerinde görmeyen gözlerim çürüyor. Tütünsüz kaldığımdan bu yana ciğerlerimi içiyorum, her adımda biraz daha parçalayarak…
Gökyüzünün rengi maviymiş, ve ben bin bir gecedir uykusuz kalmışım yedi dağın arkasında, artık hiçbir önemi yok. Sen geldin ya dünyama, mevsimsiz açan bir çiçek gibi açtın ya gözlerimde, inan yaşamışım, ölmüşüm hiçbir önemi yok.
keşke... bakan değil, gören gözlerle dokunsaydın gözlerime bir kere... keşke, keşkeler olmasaydı hayatımda..
Her keşkemde, vurursun ya ellerini tam ortasından ve kan alabildiğine akar ya yerlere sonra bakarsın ya ölesiye, bitesiye duvarlara, bir de kalırsın ya bir başına mahzun, işte öyleyim ben de...
Bazen mazoşist miyim?.. melankolik mi?.. yoksa sanrıları ile yaşayan bir şizofren miyim?.. diye uzun uzun düşünüyorum ve düşen takvim yapraklarında eskidiğimi, saçlarıma düşen beyazlarda fark ediyorum... Oysa ki ben hep on yedi yaşımdayım... Hani kanın deli aktığı zamanlarda.. hani aşkla nefesin kesildiği zamanlarda...
Nefes almak zor nefesi tutmak daha bir zor...
Gezegeni misali çekimine kapılmış gidiyordum sevdamın bir sonsuzlukta, nereye gittiğimi bilmeden... Benim dünyamda senin zamanını yaşıyorum. Saat saat dakika dakika, saniye saniye seviyorum seni, benim dünyamda senin zamanında..
Sensiz sabahladığım gecelerin tırnakları yüzümde bir iz ve sensiz gelen günler ayrılığın katıksız şahitleridir…
Bir karıncanın, cüssesinden büyük bir ekmek kırıntısını yılmadan yaz kış taşıdığını görmek kadar mutlu ediyor artık beni umut etmek ve hayallerimle yaşamak...
Satır başından mutluluğumun kaynağı hep gözlerin, gülen yüzünle hayata bağlayan, bu şehri sevdiren sebebimsin ve en demli muhabbetim elma kokulu sözlerin …
Ve o sözlerin hüzün yüklüyorlar yüreğime şimdi yazarsam onları... ölürüz hep birlikte...
mavi


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla