Ahmaklar dostluklarını bozar, oysa sağduyu sahibi olanlar düşmanlıkları bile kazanca çevirmeyi bilir.
Mademki düşmanlarımız merakla eylemlerimizi izliyor, mutlaka kendi kendimize göz kulak olmamız gerekir ve bu dikkatlilik yavaş yavaş bir erdem alışkanlığına dönüşür. Rekabet, ahlaksal bir çabadır.
Düşmanlığın en zarar verici yönü eğer dikkat edilirse, en kazançlısı haline gelebilir.
Düşmanın, senin bütün eylemlerini dikkatle izleyecek şekilde ayarlar kendini hep; en küçük bir zayıf noktanı kollar, yaşamının çevresinde pusuda bekler. Gözlerini senden ayırmaz. Bakışları, senin ne yapacağını elinden geldiğince keşfetmek, kararlarını eşeleyip bulmak için dostunun, yardımcının, yakınlık kuracağın herkesin üzerindedir.
Hasım, özellikle hatalara dikkat eder, onların izini sürer. Nasıl akbabalar, çürüyen leşlerin kokusuyla iştahı kabarır ama bu kuşlar sapasağlam bedenlerin kokusunu duymazlar ise tıpkı bunun gibi, yaşamımızın hastalıklı, bozuk, kirli yönleri de düşmanımızı çeker.
Gerçekte, bize karşı tiksinti duyanlar yaşamımızın o yönlerini hızla kuşatır, saldırıp ele geçirir ve paramparça ederler. Yararlı bir şey midir bu? Evet, hiç kuşku yok. Bu, insanı tetikte yaşamaya, kendini gözlemlemeye, düşüncesizce ve gelişigüzel hiçbir şey söylememeye zorunlu kılar. Tıpkı çok sıkı bir perhiz yapar gibi, insan yaşamını olası bir eleştiriden uzak tutmaya çalışır sürekli.
Ruhun tutkularını dizginleyen ve aklın yolundan sapmalara gem vuran bu sakınımlı davranış, erdemli ve kusursuz bir biçimde yaşama kaygısı isteği uyandırır. Birtakım düşmanlıklar yüzünden kanaatkar bir yaşam sürdürmek, rahatlık ve bolluğu reddetmek, her eylemlerine yararlı bir amaç saptamak zorunda kalan insanlar, farkında olmadan bir şaşmazlık, yanılmazlık yoluna itilirler. Mantık da biraz işe karıştığında, alışkanlıkları örnek alınacak bir düzenlilik kazanır. Sonuç olarak , düşmanının hem davranış hem de şöhret açısından bir rakip olduğunu bilen kişi kendisine daha çok dikkat ediyor, hareketlerinin sonucuna daha ihtiyatlı ve ölçülü bakıyor.
Kötülüğün bir özelliği de, hatalı davranıldığında dostlardan çok düşmanlardan utanılmasıdır.
Düşmanlarımızın kıskançlığı bizim ihmalkarlığımızı dengeler
Üstelik ahlak bakımından tam bir olgunluğa erişerek düşmanımızı kedere boğar, yararlı bir öç alırız.
Düşmanıma karşı kendimi nasıl savunacağım? Kendimi erdemli kılarak. Konuşmalarında hakkaniyet, sağduyu, nezaket, dürüstlük, davranış ve hareketlerinde doğruluk ve edep göstererek.
"Yüreğinde dev yollar açarak,
Soylu amaçların büyümesi için."
"Kötüden farklı ol, sana bağlı bu."
Sana diş bileyeni küçük düşürmek mi istiyorsun? Ona eşcinsel, kokuşmuş soytarı, ya da pinti deme; ama gerçekten insan gibi hareket et, ölçülü ol, doğruyu söyle, karşılaştığın kişilere insanca ve adaletli davran.
Ama kesinlikle hakaret edecek duruma geldiğini düşünüyorsan, o kişiye yüklediğin olumsuzluklardan mümkün olduğunca uzaklaş. Ruhunun derinliklerini araştır, zayıflıklarını gözden geçir. İçinde kim bilir nerede gizli kalmış bir kusurun yüzünden sana tragedya şairinin şu dizesinin fısıldanmasını istemiyorsan eğer; "Başkalarını iyileştirmek istiyorsun, oysa kendin yaralarla dolmuşsun!"
Cahil mi diyorsun o kişiye? Kendi çalışma coşkunu ve bilim öğrenme hevesini artır.
Korkak mı diyorsun? Kendi gözü pekliğini ve yiğitliğini tazele.
Şehvet düşkünü ve kokuşmuş mu diyorsun? Ruhundan, gizlice saklamış olabileceğine her türlü şehvet eğilimini sil.
Çünkü hiç bir şey başkalarında eleştirdiğimiz bir ayıbın kendi üzerimize düşmesini görmekten daha utanç verici, daha küçültücü olamaz.
Zayıf gözler ışığın yansımasından daha çabuk incinir sanki. Suçlayanlar da gerçeğin kendi üzerlerine yıktığı suçlamalardan incinir.
Kuzey rüzgarı nasıl bulutları toplarsa, çirkin bir davranış da haklı eleştirileri kendine çeker.


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla




helal olsun bana

