Uygulamalar Geri Kalıyor



Çevremize baktığımızda, bilgisayar ve iletişim konusunda hemen her gün yeni bir teknolojik gelişmeyi görüyor, medyanın da etkisiyle “Baş döndürücü hız” gibi deyimler arasında boğulup gidiyoruz. Donanım firmaları birbirleriyle kıyasıya bir yarış halinde ürünlerinin özelliklerini geliştirmeye çalışıyorlar, bunu yaparken fiyatlarını da mümkün olan en düşük düzeyde tutabilmek için akla gelmedik önlemler alıyorlar. Ürün başına birkaç dolarlık maliyet düşürebilmek için koskoca bir fabrikayı kapatıyor veya başka bir ülkeye taşımayı göze alıyorlar. Bu gelişme ve mücadeleyi yazılım geliştiren kurumlarda da gözlemliyoruz.

Bütün bunların yanında, zaman zaman değindiğim ve tekrar vurgulayacağım gibi, uygulama programlarının çok geride kaldığını düşünüyorum. Çoğu kez kurumun iş gereksinimlerine göre sıfırdan yazılması veya özelleştirilmesi gereken uygulama yazılımları ne yazık ki bu ortama ayak uyduramıyorlar. İhtiyaçların eksiksiz belirlendiği, mükemmel bir proje yönetimi koordinasyonu ile yürüyen işlerde bile, uygulama hazır hale geldiğinde artık bambaşka işlevlere de gerek duyulabiliyor ve bazı durumlarda her şeyin baştan planlanması yoluna dahi gidilmek zorunda kalınıyor. Harika bir müşteri yönetim yazılımına milyonlarca dolar para ödeyerek sahip olabiliyorsunuz ama, pazarlama grubunuz “Şu ürünü şunula birlikte alanlara üç ay süreyle bir de bu hakkı tanıyalım” diye bir karar verdiğinde, bilgi teknolojisi buna “Teknik olarak böyle bir kampanyayı yürütmemiz mümkün değil” diye ortaya çıkabiliyor. Bilgi teknolojisi ile yakınlığı evde oğlunun kullandığı PC’nin üzerinde çalışan oyun programının pek de ötesine gitmeyen birçok yönetici de, böyle bir sorunla karşılaşıldığında “Aaa.. Öyle mi? Peki, daha büyük makina alalım.. Başka marka sunucu alalım!” diye çok değerli görüşünü ortaya atıyor.

İşin içinden çıkılamayan ve en üst düzeydeki yöneticilerin veya patronların anlayamadıkları tarafı da şu: “Paraysa para, ne kadar istiyorsun? Adamsa adam, kamyonla doldur buraya, ama bu iş yapılsın!” diye buyurmalarına rağmen bazı işler ne yazık ki o kadar kolay yapılamıyor. Bir işin başarısında veya başarısızlığında, seçilen veya kurumun içinde geliştirilen uygulama yazılımının, satın alınan bilgisayarın markasından çok daha önemli olduğu kolay kolay anlaşılamıyor. Seçilen uygulamanın, bırakın buzdolabı veya televizyon, ana bilgisayar markası değiştirir gibi devreden çıkarılıp yerine başkasının alınamayacağı bir türlü kabul edilemiyor. İşin daha da ilginci, bu durumun farkında olmasına rağmen derdini anlatamayan veya anlatmakla uğraşmayan bazı bilgi teknolojisi yöneticileri ise “Tamam efendim, daha büyük makina alırız” deyip sorundan geçici bir süre için de olsa sıyrılıyor, büyük bir satınalma işini “Önemli bir proje” gibi gösteriyor. İşte bu meşhur “Makina” satın alınıp kurulana, hatta kurulduktan sonra birkaç ay geçene kadar da “Değerlendirme ve satınalma işiyle çok meşgul” bir görüntü çiziyor. Asli görevler ikinci plana itiliyor ve bu çark aynen böyle dönmeye devam ediyor.


Oguz C. Gel


info@oguzgel.com
http://www.oguzgel.com