TEFEKKÜR
>Tefekkür; inceden inceye, tüm ayrıntıları gözönünde bulundurarak derin
>düşünmek, zihni yorarak işin bilincine varmak anlamlarını içerir. Kur’an’ın
>işaret ettiği ve bizlerden istenen tefekkür ise kısaca ; doğru düşünce yolu
>ile bilincin geliştirilmesi olarak tanımlanabilir. Kur’an’da, bir çok
>ayette insanlar tefekküre davet edilmekte ve tefekkür anlamını içeren pek
>çok kelime kullanılmaktadır. Düşüncenin en yüksek derecesi diye de
>adlandırabileceğimiz tefekkürü anlamak için, öncelikle “düşünmek” kavramı
>üzerinde durmak gerekir. Takvanın, günah işleme olasılığı doğuran şeylerden
>uzaklaşmak olduğunu belirtmiştik. Bir şeyin bizi günaha yaklaştırdığını
>anlamak için de, öncelikle o şeyin üzerinde düşünmemiz
>gerektirir.Kur’an’da düşünce ; iyi-olumlu-güzel ve
>kötü-olumsuz-çirkin olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Kötü düşünce; nefsin
>dünyaya dönük isteklerinin kışkırtması ya da şeytanın vesvesesi sonucunda
>oluşur; “ Eğer şeytandan gelen kötü bir düşünce seni dürtecek olursa,
>hemen Allah’a sığın. Çünkü O, işitendir, bilendir. “ (Fusilet 36) “ O ki
>insanların göğüslerine (kötü düşünceler) fısıldar.” (Nas 5) “ Yemin
>olsun ki insanı biz yarattık. Nefsinin ona neler fısıldadığını da biz
>biliriz.” ( Kaf 16) “ Nefsimi ak-pak gösteremem. Çünkü nefs, Rabbimin
>merhamet ettiği durumlar hariç, olanca gücü ile kötülüğü emreder.” (Yusuf
>53) ayetlerinde insan, nefsani ve şeytani vesveseler konusunda
>uyarılmaktadır ki bu konuya “Nefsimizi Bilelim” başlıklı bölümümüzde
>değinmiştik.Kötü düşünce kişiyi, Allah yolundan saptırıp inkara
>sürükler. Müddesir Suresi’nde bu gerçeğe dikkat çekilmekte ve Kur’an’ı
>yalanlayan kişinin derin derin düşündüğü ve bu düşünce sonucunda inkara
>yöneldiği anlatılmaktadır ; “ Derin derin düşündü o; ölçtü-biçti. Kahrolası
>nasıl bir ölçü kullandı?” (Müddesir 18-19) Mantık denilen ölçü nefse yenik
>düştüğünde, gönül de esir alınır. Ve böylece, doğru bir çıkarım için derin
>derin düşünülse bile, akıl tek başına yeterli gelemez. Kısacası, kötü
>düşünce, yetersiz ya da yüzeysel bilginin nefs ile birleşmesi sonucunda
>doğar ve böyle bir düşünce de, gerçek bilgiye ulaşma yollarını kapatarak, “
>Bu düşünce kalbinizde süslendi de, çirkin bir sanıya saplandınız” (Fetih
>12) ayetinin de işaret ettiği gibi, kişiyi düşünmeden, zan ile hareket
>etmeye yöneltir. Zan; sanmak, farzetmek ya da tahmin etmektir ki,
>zan ile hareket etmenin ne bilimsellikle ne de gerçek bilgi ile ilgisi
>vardır. Zandan kaçınılması gerektiği, Kur’an’da açık bir dille ifade
>edilmektedir; “ Ey iman edenler! Zandan çok sakının. Çünkü zannın bir
>kısmı günahtır.” (Hucurat 12) Şeytani vesveseden doğan kötü düşünce
>şeytanla işbirliğinin göstergesidir ve bu düşünce, kötü eylemler ve kötü
>sonuçlar doğurur. Oysa zan ile hareket edenler, hala kendilerinin doğru
>yolda olduklarını sanırlar; “ Onlar, Allah’ı bırakıp şeytanları dost
>edinmişlerdi. Bir de kendilerinin hidayet üzere olduklarını sanırlar. “
>(Araf 30) “ Bu şeytanlar onları doğru yoldan saptırırlar. Onlarsa
>kendilerinin hala hidayet üzere olduklarını sanırlar!..” (Zuhruf 37)
>İnsanları Allah yolundan çıkaran en önemli faktörlerden bazıları ;
>yeniden diriltilmeyeceklerini, kıyametin kopmayacağını (Fussilet 50),
>Allah’a döndürülmeyeceklerini (İnşikak 14) ya da cennete gideceklerini
>(Bakara 214, Hud 10) sanmalarıdır!.. Allah’ı inkar etmenin en önemli nedeni
>de, sistemin kusursuzluğunu gözardı edebilecek kadar nefse yenik düşmüş bir
>mantık ile düşünüp, yaradılışın rastlantısal olduğunu sanabilmektir!..
>Kur’an, böyle düşünenler için bakın ne diyor; “ Biz şu göğü ve yeri ve
>ikisi arasındakileri boşuna yaratmadık. Böyle düşünmek, küfre sapanların
>sanısıdır!..” (Sad 27)Sonuç olarak; zan ile hareket etmek, kötü
>düşüncenin ürünüdür ve Kur’an’da şöyle açıklanmaktadır ; “ Onların
>çoğu, sanıdan başka birşeyin ardınca gitmiyor. Doğrusu da şu ki sanı,
>haktan hiçbir şey ifade etmez!..” (Yunus 36)Tüm bu bilgilerin ışığı
>altında, aklımıza şöyle bir düşünce (!) gelebilir; “Kötü düşünce, böylesi
>kötü sonuçlar doğuruyor ise düşünmek, büyük bir riske girmek demektir.
>Şeytan da insanı düşünce yolu ile saptırmaktadır. O halde, Allah yolundan
>uzaklaşmamak ya da şeytanın vesvesesine kapılmamak için düşünmemek gerekir.
>“ Ancak bu mantığın devamında da şu soru sorulur ; Peki, düşünmeden, iyi ve
>kötü nasıl ayırtedilebilecektir? Tabi ki, bir düşünene sorarak ve bizlerden
>önce düşünmüş olanları taklit ederek!.. İşte bu cevap, pek çok tarikatın
>temelini oluşturan ve bir çok insanın aklını ipotek altına alan felaketin
>temelidir!… Şimdi de, tefekkürün zıddı olan ve düşüncesizliğin kaynağını
>oluşturan “düşünmeme” felaketine değinelim : Gerçekten de düşünmek,
>olumsuz düşüncelere kapılma riskini göze almayı gerektirir. Peki bu riske
>girmeyip düşünmemek insanı nerelere sürükleyebilir? Düşünmek; insana
>yaradılıştan bahşedilen ve insanı hayvandan ayıran en temel özelliktir ; “
>O Rahman, öğretti Kur’an’ı, yarattı insanı ve belletti ona duygu ve
>düşüncesini ifade etmeyi.” ( Rahman 1-4) Ayeti incelediğimizde görürüz ki,
>insana verilen düşünce yetisi ile Allah’ın Rahman sıfatı arasında doğrudan
>bir ilişki mevcuttur. Rahman; Kendisine inanan inanmayan herkese rahmet ve
>merhametinin tüm nimetlerini ayrım yapmadan sunan demektir ki bu bağlamda
>düşünme yetisi için; İnanan inanmayan gözetmeksizin her insanda mevcut olan
>ve insanı diğer canlılardan ayıran bir nimettir
>diyebiliriz.Düşünmeme yolu seçildiğinde, insanın aklı önemini ve
>fonksiyonunu yitirir ve insan ile hayvan arasındaki fark ortadan kalkar ; “
>Yoksa sen onların gerçekten dinleyeceğini yahut düşüneceğini mi sanıyorsun?
>Hayır, onlar hayvanlar gibidirler. Hatta onlar, yolca daha da sapıktırlar!”
>(Furkan 44) “ Şüphesiz, Allah katında hayvanların en kötüsü, düşünmeyen
>sağır ve dilsizlerdir!..” (Enfal 22) Bu ayetlerde dikkat çeken şey,
>düşünmeyen insanın hayvandan da aşağı olarak tanımlanmasıdır. Hayvanlar
>düşünemezler. Tıpkı balarısında olduğu gibi (Nahl 68), Allah’tan adıkları
>vahyi direk olarak uygularlar. Bu nedenle de hayvanlar, yaradılışlarının
>gereğini kusursuz olarak yerine getirirler. Oysa insanlar, düşünebilme
>yetisi ile yaratıldıkları halde, kendi iradeleri ile düşünmemeyi seçerek,
>Allah’ın kendileri için verdiği nimete sırt çevirmiş olurlar. Başka bir
>deyişle düşünmeyen insanlar, yaradılışlarının gereğini yerine getirmeyerek,
>gerçekte hayvandan aşağı konuma düşmeyi kendileri
>seçerler.Kur’an’da, kafirlerin düşünmedikleri söylenmektedir.
>Kafir; küfür kelimesinden türemiş olup, gerçeğin üzerini örten anlamını
>taşımaktadır ki bu bağlamda kafir, düşünmemekle aklının üstünü örten ve
>böylece akıl hazinesinden kendini mahrum eden demektir.. Düşünen insanlar
>önce kendilerini, sonra da düşünmeyenleri yönetirler. Düşünmeyen insanlar
>ise, her düşünen tarafından yönetilirler. Bunun sonucunda da, ne yazık ki
>bir çoban tarafından güdülmeye mahkum hale gelirler ;” Kafirlerin durumu,
>sadece çobanın bağırıp çağırmasını işiten hayvanların durumuna benzer.
>Çünkü onlar, sağırdırlar, dilsizdirler ve körlerdir. Bu sebeple
>düşünmezler!..” (Bakara 171)İlahi emirleri eğlence aracı edinmenin
>temelinde, bu emirlerin nedenini düşünüp anlamamak yatar ; “ Namaza
>çağırdığınızda onu, oyun ve eğlence edindiler. Böyle yaptılar, çünkü onlar
>düşünmeyen bir topluluktur. “ (Maide 58) Düşünenler ise, bütün ilahi
>emirleri kabul eder, hepsi Allah katındandır derler (Ali İmran 7). Çünkü
>tüm ilahi emirler, düşünüp öğüt almamız içindir (Enam 151-152).
>Düşünenler için, yaratılan herşeyde Allah’ın mucizesini görmek ve
>O’nun büyüklüğünü idrak etmek mümkündür. Düşünmeyenler ise gözlerinin
>önündekini bile görmekten acizdirler; “ Göklerde ve yerde nice mucizeler
>var ki, yanlarından geçerler de dönüp bakmazlar bile.” (Yusuf 105) Oysa ki;
>“Yeryüzünde ayetler vardır. Görürcesine bilenler için…“ (Zariyat 20) İşte
>bu nedenle Kur’an, düşünmeyenleri aynı zamanda kör ve sağır olarak da
>nitelendirmektedir. Çünkü Kur’an’ın işaret ettiği gibi düşünmek ; gönül
>gözü ile görüp, nefsin isteklerinden bağımsız bir akıl ve mantık ile
>algılamanın sonucudur. Kur’an bu gerçeği, olağanüstü bir anlatım ile
>vermektedir; “ Yeryüzünde hiç dolaşmadılar mı ki, kalpleri olsun da onunla
>düşünsünler, kulakları olsun da onlarla duysunlar. Şu bir gerçek ki;
>kafadaki gözler kör olmaz ama, göğüslerin içindeki gönüller körleşir. “
>(Hac 46) İşte bu nedenle ; “ Gönlünü ve aklını çalıştırandan başkası
>düşünüp anlayamaz!..” (Bakara 269)Düşünen ile düşünmeyen arasındaki
>fark da kör ile gören, sağır ile duyan arasındaki fark kadar açık ve
>nettir; “ De ki; Kör ile gören hiç bir olur mu? Hiç düşünmez misiniz? ”
>(Enam 50) “ Kör ile gören, iman edip hayra ve barışa yönelik işler
>yapanlarla kötülük üretenler bir olmaz. Ne kadar da az düşünüyorsunuz!..”
>(Mümin 58)Düşünmeyenler, Allah’ın kendilerine verdiği rızıkları
>haramlaştırırlar; “ Bilgisizlik ve düşüncesizlikle çocuklarını öldürenler,
>Allah’a iftira ederek, Allah’ın kendilerine verdiği rızıkları
>haramlaştıranlar, hüsrana uğramışlardır, sapıtmışlardır; hiçbir zaman
>doğruyu ve güzeli bulamazlar!..” (Enam 140) “Akıl, rızıktandır” diyor
>Hz. Ali. Bu bağlamda düşünmemek ; öncelikle Allah’ın insana verdiği rızkı
>yani aklı haramlaştırmaktır!.. Ayetten de anlaşılacağı gibi, bilgisizlik ve
>düşüncesizlik birleşince, insana çocuğunu öldürtecek kadar ileri giden bir
>taklitçilik ortaya çıkabiliyor. Düşünmeyenler, gerçekten de hiçbir zaman,
>doğruyu ve güzeli bulamazlar. Onlar en fazla başkalarının doğrularına
>ulaşabilirler. Ve düşünmedikleri için, bu doğruların bile gerçeğini idrak
>edemezler!.. Şimdi aşağıdaki ayetler üzerinde düşünelim;“ Allah
>pisliği aklını kullanmayanlar / düşünmeyenler üzerine bırakır!..” (Yunus
>100)“ Pis ile temiz bir olmaz. Pis olanın çokluğu seni hayrete düşürse
>/ tuhafına gitse bile. O halde ey temiz özü, düşünür beyni olanlar / akıl
>ve gönül sahipleri! Allah’a sığının ki kurtuluşa eresiniz.” (Maide 100)
>Ayetler arasındaki anlam bütünlüğünü çözdüğümüzde görürüz ki; düşünenlerin
>sayısı düşünmeyenlerden şaşılacak derecede azdır. Yani, düşünmeyenler
>çoğunluğu oluşturmaktadır!.. “ Yeryüzündeki insanların çoğunluğuna
>uyarsan, seni Allah yolundan saptırırlar!.. Sadece sanıya uyar onlar ve
>sadece saçmalarlar!..” (Enam116) Kötü düşüncenin insanı düşünmeden, zanla
>hareket etmeye yönelttiğini daha önce belirtmiştik. Söz konusu ayetlerin
>işaret ettiklerini özetleyecek olursak ; İnsanların çoğunluğu düşünmüyor ve
>bizden çoğunluğa uymamamız isteniyor. Kısacası bizlerden düşünmemiz ve
>kendi doğrularımız ile hareket etmemiz bekleniyor. Çoğunluğa
>uyanlar, ya kendi doğrularını geliştirememiş ya da bu doğruları yaşayacak
>cesareti kazanamamış olanlardır ve onlar sürü psikolojisi ile hareket
>ederler. Oysa ki bizlerden koyun olmamız istenmemektedir ; “ Ey iman
>edenler! “Raina” demeyin, “unzurna” deyin. “Bizi davar gibi güt” diye
>konuşmayın, “bize bak” diye konuşun ve dinleyin. Kafirler için korkunç bir
>azap vardır!..” (Bakara 104) Yukarıda da belirttiğimiz gibi kafir aynı
>zamanda, düşünmemekle aklının üstünü örten ve böylece akıl hazinesinden
>kendini mahrum eden demektir. Bu bilgiler ışığı altında diyebiliriz ki;
>düşünmeyenler için de korkunç bir azap vardır!.. Kıyamet günü,
>düşünmeyenlerin sonunun nasıl olacağını yine Kur’an’dan dinleyelim; “ Size
>düşünecek bir kimsenin düşünebileceği kadar bir ömür vermedik mi? Size
>uyarıcı da gelmedi mi? Hadi tadın bakalım azabı. Zalimler için hiçbir
>yardımcı yok artık!.." (Fatır 37)Akıl, Allah’ın verdiği rızktır
>dedik. Bu rızkı haramlaştırmanın da düşünmemek olduğunu söyledik.
>Düşünmemenin sonucunda ; başkalarını taklit ederek dini yaşadığını, bir
>insana teslim olmakla Allah’a teslim olunduğunu zanneden, akıllı akılsızlar
>konumuna düşeriz. Bu bilgiler ışığı altında, düşünen ve düşünmeyenlerin
>ayrımını yine Kur’an’dan dinleyelim; “ Allah şöyle bir örnekleme yaptı:
>Hiçbir şeye gücü yetmeyen, başkasının eşyası durumunda bir kul ile, bizden
>bir güzel rızık ile rızıklandırdığımız ve ondan gizli açık dağıtan bir
>kişi. Bunlar aynı olur mu? Bütün övgüler Allah’adır. Ama onların çokları
>bilmiyorlar!..” (Nahl 75) Evet, düşünen ve düşünmeyen aynı olmaz; düşünen
>özgürdür, düşünmeyen ise Kur’an’ın deyimi ile başkasının eşyası durumunda
>olan, esaret içindeki bir kul. Bütün övgüler de Allah’adır. Ama kula
>teslimiyet ile Allah’a ulaşılacağını sananlar, şefaat beklentisi içinde
>akıllarını rehin bırakanlar, ne yazık ki bunu bilmiyorlar!.. “ Sizin için
>O’ndan başka ne bir sahibiniz ne de bir şefaatçiniz vardır. Artık düşünmez
>misiniz? ” (Secde 4)Kur’an’da, ilah edinmek, put edinmek ya da
>Allah’tan başka şeylere ibadet- kulluk etmek gibi kelimeler birçok defa
>tekrar edilmektedir. Bizler bu kelimelerden genellikle, Kur’an’ın
>indirildiği dönemde Kabe’de bulunan, taştan ya da topraktan yapılma
>heykelleri ve bu tür heykellere ibadet-kulluk etmeyi anlamaktayız. Oysa
>ayetler üzerinde detaylı düşünüldüğünde görülür ki ; bu putlar çoğunlukla,
>putlaştırılan kişileri işaret etmek için kullanılmakta, rabler diye
>Allah’ın kudretine ortak edilen insanlardan bahsedilmekte ve ibadet-kulluk
>etmek kelimeleri ile de, bu kişilerin putlaştırıldıklarına işaret
>edilmektedir. Başka bir deyişle Kur’an’da, bir insanı Allah’a ortak koşmak
>yolu ile şirke düşme tehlikesi açık bir biçimde ifade edilmektedir; “ Küfre
>sapanlar, beni bırakıp da kullarımı veliler edineceklerini mi sandılar? Biz
>cehennemi bir konukevi olarak inkarcılar için hazırladık. “ (Kehf
>102)Putlaştırdıkları kişilerin akılları ve düşünceleri ile hareket
>edenlerin, Allah’ı inkar ettikleri sanılmaktadır. Oysa tam tersine, bu
>insanlar Allah’a inanırlar ; “ Andolsun ki onlara ‘Gökten su indirip onunla
>ölümün ardından yeryüzünü canlandıran kimdir? ‘ diye sorsan, mutlaka
>‘Allah’ diyecekler. De ki hamd da Allah’a mahsustur. Fakat onların çoğu
>düşünmezler!..” (Ankebut 63) “ De ki; ‘Eğer biliyorsanız yeryüzü ve
>içindekiler kimindir?’ ‘Allah’ındır’ diyecekler. Hala düşünüp ibret almıyor
>musunuz? “ (Müminun 85-86)Allah’a şirk koşma nedenleri de; yine
>Allah’a yaklaşmaya çalışmak ve bu nedenle de yaklaştırıcıların şefaatini
>kazanmaktır. Oysa Kur’an bu konuda bizi açık bir şekilde uyarmaktadır ; “
>Gözünüzü açıp kendinize gelin! Halis din yalnız ve yalnız Allah’ındır.
>Ondan başkalarını veliler edinerek, ‘ Biz onlara yalnız bizi Allah’a
>yaklaştırmaları için kulluk-ibadet ediyoruz. ‘ diyenlere gelince; hiç
>kuşkusuz Allah, onlar arasında tartışıp durdukları konu ile ilgili hükmü
>verecektir. Şu bir gerçek ki Allah, yalancı ve nankör kişiyi, iyiye ve
>güzele kılavuzlamaz!..” (Zümer 3) Allah’a şirk koşanlar derler ki; “ Bunlar
>bizim Allah katında şefaatçılarımızdır!..” (Yunus 18) Oysa; hesap gününde
>kimsenin şefaati, kimseye bir yarar sağlamayacaktır. (Bakara 48,123,254)
>Üstelik; “ Şefaat, tümden ve sadece Allah’ın elindedir!..” (Zümer
>44)Düşünmeme yolunu seçen insanların çokluğunu ve bu batağın
>tehlikelerini göz önüne alarak, yeri gelmişken konuyu biraz daha
>aydınlatmayaçalışalımslam; Allah’a teslimiyet ya da Allah’tan
>başka hiçbir kudrete teslim olmamaktır. Tek kudret sahibi Allah’tır ve
>O’nunla kulu arasına hiç kimse giremez. Çünkü Allah, insana şah damarından
>daha yakındır. (Kaf 16) Hatta O, kişi ile kalbinin arasına bile girer. (
>Enfal 24) Başka bir deyişle, insan ile Allah arasında, herhangi bir şeyin
>girebileceği bir mesafe, boşluk ya da sınır mevcut değildir!.. Bu gerçek,
>Kur’an’da tüm çıplaklığı ile gözler önüne serilmektedir: “ Kullarım sana
>benden sorarlarsa, ben onlara gerçekten çok yakınım. Dua edenin çağrısına,
>beni çağırıp yakardığı anda cevap veririm!..” (Bakara 186) Ayetten
>de anlaşılacağı gibi; Allah, dua edenin çağrısına anında cevap vermektedir
>ve cevap verme ya da duayı kabul etme koşulu olarak Kur’an’da, Allah’ın
>nazarında hatırı sayılır birilerinin devreye sokulması asla söz konusu
>değildir!.. Kul olma bilincine erişmiş olan her insan Allah’a çok yakındır
>ve dualarına aracısız olarak cevap verilir. “Falancanın yüzü suyu
>hürmetine” türünden yapılan dualar, dua edenin bilinç düzeyini gösterir.
>Hatır ile iş görme, insanlara özgüdür ve bu bilinç düzeyinde olan insanlar,
>çok acıdır ki cehaletlerinden ötürü Allah’ı da kendileri gibi
>kişileştirerek, araya pek çok din büyüğünün hatırını koyarlar. Böylelikle
>de dualarının kabul edileceğine inanırlar. Bu insanlar, Kur’an’ın tanıttığı
>Allah yerine, kendilerinin yarattığı “insan tanrı” kavramına taparlar. Yani
>gerçekte, falanca kişinin hatrını Allah’ın affediciliğinin üstünde görürler
>ya da Allah’ı hatır için dua kabul eden mitolojik bir varlık
>sanırlar.Bu nedenle yüce Allah, peygamberine bile; “ Benimle
>yarattığım kişiyi başbaşa bırak!..” (Müddesir 11) demektedir. Hatta yine
>peygamberimize hitaben; “ Onların iyiyi ve güzeli bulmaları, senin üzerine
>bir borç değildir. Tam aksine, dilediğini iyiye ve güzele kılavuzlayan
>Allah’tır. “ (Bakara 272) diyerek; insanları Allah yoluna kılavuzlama işini
>peygamberimize bile bırakmadığını, açıkça ifade etmektedir. Evet,
>insanı kendi yoluna kılavuzlayan yine Allah’ın kendisidir. Bu nedenle de
>yolunu, Kur’an’da düşünen herkesin anlayabileceği ve aracıya gereksinim
>duymayacağı kadar açık bir biçimde ifade etmiştir; “ Dinde baskı,
>zorlama-tiksindirme yoktur. Doğru ve güzel olan, çirkinlik ve sapıklıktan
>net bir biçimde ayrılmıştır. “ (Bakara 256) Allah’ın yolu; Kur’an’da da
>belirtildiği gibi Sırat-ı Müstakim yani dosdoğru giden yoldur ve bu yola
>ulaşmak için indirilen rehber ; “ Şüpheniz olmasın ki bu Kur’an, en kalıcı
>en doğru yola kılavuzlar. “ (İsra 9) ayetinden de anlaşılacağı gibi
>Kur’an’dır. Yani Allah’a ulaşmanın yolu, Kur’an’ın yoludur!.. “
>Benim dosdoğru yolum budur, onu izleyin!.. Başka yolları izlemeyin ki, bu
>yollar sizi O’nun yolundan ayırıp, fırkalara bölmesin. Sakınıp korunasınız
>diye O size bunu önermiştir. “ (Enam 153) Ayetten de anlaşılacağı gibi,
>inananları Allah’ın yolundan ayırıp, fırkalara bölecek başka yollar vardır.
>Allah’ın yolu Kur’an’ın gösterdiği yol olduğuna göre, söz konusu yollar
>inanan kişiyi öncelikle Kur’an’dan ayıracaklar ve hizipleşmeye neden
>olacaklardır. İnsanı Kur’an’dan ayırmaya yönelik yöntemlerden en
>etkilisi; “Kur’an’ı okusanız da tek başınıza anlamanız mümkün değildir. Bu
>nedenle onu okumak yerine okuyup anlayabilen kişilere sormak gerekir “
>tezidir ki bu tez, Allah,ın Kur’an’ı “ düşündürücü “ olarak tanımlamasına
>rağmen (Müddesir 31), yüzyıllardır düşünmeyen insanlar üretmektedir. Burada
>sözü edilen kişiler ; şartlara göre şeyh, mürşid, eren, evliya, Kamil
>İnsan, kutub, veli, Hak Eri, Tasavvuf Ehli gibi isimler alabilirler.
>İsimlerin ya da ifade tarzının değişmesi, içine düşülen şirk batağını
>değiştirmez. Oysa Kamer Suresi’nde ayrı nedenlerle tam dört kez tekrarlanan
>bir ayet vardır ki, bu tekrarların konunun önemine işaret etmesi açısından
>değerlendirilmesi gerekir. Ayette mealen şöyle denilmektedir; “ Andolsun ki
>biz Kur’an’I, öğüt ve ibret için kolaylaştırdık. Fakat düşünen mi var? “
>(Kamer 17,22,32,40)Kendilerini Allah’a inanan adleden ve hatta dini
>konularda ahkam kesen pek çok insan, ne yazık ki Kur’an’ı hiç okumamış
>olup, sadece bu kişilerin aktardıkları ile kulaktan dolma olarak
>konuşmaktadırlar. Onlar düşünmezler, yalnızca düşünenlerin düşüncelerini
>yalan ya da yanlış naklederler.; “ İnsanlardan öylesi vardır ki, Allah
>uğrunda ilimsiz kılavuzsuz ve aydınlatıcı bir kitaba dayanmaksızın mücadele
>eder. Böylelerine Allah’ın indirdiğine uyun dendiğinde şu cevabı verirler;
>‘Hayır biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız!..’ Peki şeytan
>onları, alevli ateşin azabına çağırmış olsa da mı? “ (Lukman 20-21)
>Bir diğer yöntem ise; Kur’an’daki ayetleri ve uydurulmuş hadisler
>ile rivayet edilen hikayeleri, işlerine geldiği gibi yorumlayıp insanlara
>sunarak şirke zemin hazırlamaktır. Düşünmeyen ve bu nedenle Kur’an’ın
>ruhunu idrak etmekten yoksun kalan insanları bu yöntemle aldatmak hiç de
>zor değildir. Uydurma hadisler ve rivayet edilen hikayelerden ya da vahiy
>yoluyla elde edildiğine inanılan bilgilerden yeni dinler, Kur’an’a
>alternatif pek çok kitap ve peygamber üstü kişilikler yaratılmıştır. Herkes
>mezhep, tarikat ya da grup adı altında, Allah’ın ve Kur’an’ın dini yerine,
>gerçekte kendi dini, kendi kitabı ve kendi peygamberi ile övünür ; “ Fakat
>onlar, işlerini aralarında parçalayıp, çeşitli kitaplara ayırdılar. Her
>hizip, yalnız kendi yanındakiyle sevinip övünmektedir. Artık sen onları,
>bir süre daha kendi gafletleri içinde bırak. ” (Müminun 53-54)
>Yukarıdaki ayetten de anlaşılacağı gibi bizlere düşen; Kur’an’ın
>rehberliği eşliğinde, Allah’ın yolunda güzel düşünüp, güzel davranışlar
>sergilemek niyeti ile yola çıkmak ve yolculuğumuz esnasında rastladığımız
>diğer yollardakileri ise, kendi hallerine bırakmaktır!.. Çünkü Kur’an
>bizleri; “ Rabbinizden size indirilene uyun. O’ndan başka dostların ardına
>düşmeyin. Sizler pek az düşünüyorsunuz!..” (Araf 3) diye, açık bir dille
>uyarmaktadır.Düşünmeme yolunu seçip, şirk batağına saplananlar,
>Kur’anda şöyle örneklendirilmiştir; “ Allah’tan başkalarını veliler
>edinenlerin durumu, bir ev edinen dişi örümceğin durumuna benzer. Ve
>evlerin en güvensizi / en zayıfı, elbette ki dişi örümceğin evidir. Keşke
>bilselerdi!.. “ (Ankebut 41) “ Allah’a ortak koşan kişi, gökten düşmüş de
>kendisini kuşlar kapıyor veya rüzgar onu uzak bir yere fırlatıp atıyor
>gibidir. “ (Hac 31) Düşünmemek, hür iradenin yok olması demektir ki
>yukarıdaki ayet bu gerçeği açık bir biçimde vurgulamaktadır.
>Özetle; Şeytanın vesvesesinden uzak kalacaklarını sanarak düşünmeme
>yolunu seçenler, ne yazık ki çoğunlukla Kur’an’dan uzaklaşır ve şeytanın
>dostları elinde bir kukla haline gelirler. Bu gerçeğe işaret eden Kur’an
>bizleri ; “ Aldatan, sakın sizi Allah ile aldatmasın! “ (Fatır 5) diye
>uyarmaktadır. Nitekim şeytanın insanı aldatmak için oynadığı oyunlardan
>biri de onu, Kur’an’ı kullanarak Kur’an’dan uzaklaştırmaktır. Düşünmemek
>yolu ile şeytanın vesveselerinden kurtulduğunu sanan insan, farkında
>olmadan bu batağa saplanır ve kendini şeytanın dostlarının hizbi ortasında
>bulur ; “ Şeytan onları kuşattı da, Allah’ın Zikri’ni / Kur’an’ı onlara
>unutturdu. İşte bunlar şeytanın hizbidir. Dikkat edin! Şeytanın hizbi,
>hüsrana uğrayanların ta kendileridir.” (Mücadile 19)Şeytanın dostu,
>insanı düşünmeyen ve sadece kendisine itaat eden bir kul yaparken, Allah’ın
>dostları ise, tıpkı peygamberlerde olduğu gibi, hiçbir insanın şirke
>bulaşmasında rol oynamaz ; “ Hiç bir insana yakışmaz ki, Allah kendisine
>hüküm-hikmet ve peygamberlik versin de sonra o, ‘Allah’ı bırakıp bana
>kullar olun’ desin. O ancak şöyle der; ‘ Okuyup araştırdığınız şeylere,
>öğrettiğiniz şu kitaba dayanarak benliklerini Rabb’e adamış kullar olun. ‘
>Ve size, melekleri ve peygamberleri rabler edinmenizi de emretmez. Siz
>müslümanlar haline geldikten sonra, inkarı mı emreder size ? “ (Ali İmran
>79-80) Yukarıdaki ayetten de anlaşılacağı gibi Allah’ın dostları
>insanlara yol gösterirler. Onlara ; “Okuyup araştırdığınız şeylere,
>öğrettiğiniz şu kitaba dayanarak, benliklerini Rabb’e adamış kullar olun. “
>derler. Bu cümlede, insanları yönlendirdikleri üç şey göze çarpmaktadır:
>Birincisi okuyup araştırmak, ikincisi Kur’an’a dayanmak ve Kur’an’ı,
>başkalarına öğretecek kadar iyi kavramak, üçüncüsü ise benlikleri Rabb’e
>adamış kullar olmak, başka bir deyişle şirkten kaçınıp yalnız Allah’a
>yönelmek ve yalnız O’na teslim olmak.. Kısacası, başta Kur’an olmak üzere,
>Allah’a ulaşmaya vesile olacak herşeyi okuyup araştırarak, anlamak için
>inceden inceye düşünüp (tefekkür edip) çaba göstererek idrak etmek ve
>nihayetinde yalnız Allah’a teslimiyet bilincine ulaşmak ; “ Nihayet bizden
>Allah’a teslim olanlar da var, haksızlığa sapıp çizgiden çıkanlar da var.
>Allah’a teslim olanlar, işte onlar doğruyu ve hayrı araştırıp bulanlar /
>arayanlardır. “ (Cin 14) Öyleyse, bir yol göstericiden beklenmesi
>gereken, başkasının adına düşünmesi ya da insanlara şefaat etmesi değil,
>yalnızca Allah’a giden yolu işaret etmesidir!.. İnsanlar, düşünmedikleri
>sürece, Allah dostlarının veya din büyüklerinin işaret ettikleri yolu idrak
>edemeyerek, ne yazık ki onları da rableştirme yoluna saparlar. Bu konuya en
>güzel örnek Şafii mezhebinin imamı İmam Şafii’nin sözleridir ; “ Benim her
>dediğimi taklit etme. Kendin düşünerek delillerime bak. Çünkü dinde
>başkasına güvenmek caiz değildir!..” Bu sözlere rağmen, şafii mezhebini
>din, İmam Şafii’nin görüşlerini de alternatif Kur’an kabul eden bir çok
>insan mevcuttur. Sözünü ettiğimiz bağlamda şirkin en belirgin
>özelliği, düşünmeyi ve çaba sarfetmeyi bırakıp, yol gösterici olarak
>tanımlanan kişinin veya düşüncelerinin kusursuz ve tartışılamaz olduğuna
>gönülden inanmaktır. Bu inanç, yoğun bir sevgiyi de beraberinde getirir; “
>İnsanlar içinde öyleleri vardır ki, Allah dışında bazılarını Allah’a eş
>tutarlar da onları, Allah’ı sevmiş gibi severler.” (Bakara 165) Bu gönül
>bağının sonu, bir sonraki ayette gözler önüne serilmektedir. Kıyamet günü,
>tüm gerçekler ortaya çıkarıldığında ; “ O zaman; izlenenler, kendilerini
>izleyenlerden uzaklaşıp gitmişlerdir. Azabı gördüler artık. Aralarındaki
>bağlar parçalanıp koptu!..” (Bakara 166) Oysa ki ; “ Dost olarak Allah
>yeter. Yardımcı olarak da Allah yeter!..” (Nisa 45) Gizli ya da açık şirk;
>net bir biçimde Allah’ı inkardır ve insanı bu sona hazırlayan ilk adım da,
>düşünmeme yolunu seçerek atılır!..Şu ana kadar düşünmeme
>felaketinin sonuçlarına değindik. Şimdi de düşünmek üzerine
>düşünelim;Kur’an’da Allah ; “ Yaratıcıların en güzeli “(Müminun 14)
>olarak tanımlanmaktadır. Peki Allah yaratıcıların en güzeli ise, O’nun
>kadar güzel olmayan başka yaratıcılar da mı vardır? Eğer Allah’tan başka
>yaratıcı vasfı taşıyan yaratılmışlar varsa, onların içinde hiç kuşkusuz
>kendisine ruhundan üflediği insanın da olması gerekir. Çünkü insan
>yaratılanların pek çoğundan üstün kılınmıştır!.. Peki insan nasıl yaratır?
>İnsan, ancak düşünerek ve düşüncesinde yaratır!.. Düşünen insan;
>yaratanın yaratıcılığının kendisinde tecelli ettiği insandır. Alim,
>Allah’ın sıfatlarından biridir ve insan düşünerek ilim sahibi olur. Böylece
>de Allah’ın alim sıfatı ile sıfatlanır. Başka bir deyişle, Allah’ın ilmi
>insanda tecelli eder. Düşünce; gördüklerimizden hiç görmediklerimizi
>yaratır. Mor bir ağaç çizen ressam, doğada gördüğü ağaç ile yine doğada
>gördüğü mor rengi birleştirerek, daha önce hiç görmediği mor bir ağaç
>yaratır. Bilim kurgu türündeki eserler, düşüncenin gördüklerini taklit
>etmenin çok ötesinde bir yaratıcılık sergilediği alanlardır. Bu bağlamda
>insan, düşünce yolu ile, Allah’ın kendisine verdiği yeti ve imkan dahilinde
>yaratıcı konumuna yükselir; “ Şimdi hiç yaratan yaratmayan gibi olur mu?
>Artık siz düşünmeyecek misiniz? “ (Nahl 17)“Siz hiç düşünmez
>misiniz? “ (Ali İmran 65) “ Bir düşünebilseniz!..” (Şuara 113) ayetlerinden
>de anlaşılacağı gibi düşünmek, inanan herkes için farzdır. “ Hala Kur’an
>üzerinde gereği gibi düşünmeyecekler mi? ” (Ali İmran 82) “ Peki bunlar,
>Kur’an’ın anlamını inceden inceye düşünmüyorlar mı? Yoksa kalpleri üzerinde
>kilitler mi var? “ (Muhammed 24) “ Kur’an’ı ağır ağır, düşüne düşüne
>oku!..” (Müzzemmil 4) “ Kutsal / bereketli bir Kitap bu; sana indirdik ki
>onu, ayetlerini derin derin düşünsünler ve öğüt alabilsin temiz özlüler. “
>(Sad 29) “ Bu bir öğüt verici, düşündürücüdür. Dileyen Rabbine doğru bir
>yol edinir.” ( Müzemmil 19) ayetleri de gösterir ki, önce Kur’an’ın
>istediği doğrultuda bir düşünce sistemi geliştirmek ve Kur’an üzerinde
>düşünmek gerekmektedir. Nitekim hemen hemen tüm ilahi emir ve
>düzenlemelerin arkasından, sözü edilen emir üzerinde düşünmemiz gerektiğini
>belirten bir vurgu vardır. ( Örneğin; Bakara 219,242,266 )Kur’an’ın
>istediği düşünce ise; iyi-olumlu-güzel düşüncedir. Güzel düşünce; şeytanın
>vesvesesi ile nefsin bedene yönelik isteklerinin rol oynamadığı, temelinde
>Allah’a ulaşma niyeti taşıyan düşüncedir. Güzel düşünce; iman bütünlüğünün,
>yani akıl, mantık ve gönül birliğinin sonucudur ki bu nedenle ; “Allah’ın
>rahmeti, güzel düşünüp güzel iş yapanlara çok yakındır.” (Lokman 22)
>Kur’an’da, güzel düşünenler için ödüller olduğu söylenmekte (Yunus 26,
>Yusuf 22) ve insanlar bu şekilde düşünmeye davet edilmektedir. (Araf 161)
>Kur’an’da hikayeleştirilmiş tüm olaylar ve örnekler, düşünmemiz
>içindir; “ Bu misalleri insanlara, düşünsünler diye veriyoruz. “ (Hasr 21)
>“ Bu hikayeyi anlat ki, düşünüp taşınabilsinler!..” (Araf 176) İbret
>alabilmek için ise, inceden inceye düşünmek gerekir ki, işte bu bağlamda
>sözü edilen düşünce tefekkürdür; “ Şüphe yok ki bunda, iyice düşünecek bir
>toplum için ibretler vardır. “ (Zümer 42)Düşüncenin sonucunda bilgi
>doğar. Başka bir deyişle düşünce, bilgi edinmeye yarar. Bilgi de insanı
>ilim sahibi yapar. Bu ilişki Kur’an’da açıkça ifade edilmekte ve Kur’an’ın
>tam manasıyla anlaşılabilmesi için, ilim sahibi olma zorunluluğuna
>değinilmektedir; “ Bunlar, bizim insanlara verdiğimiz örneklerdir. Fakat
>onları ancak ilim sahipleri düşünüp anlayabilir!..” (Ankebut 43) Düşünen,
>sonunda bilen olur. Bilen, düşüncenin önemini de bilir ve bu yeti insanı
>diğerlerinden farklı kılar; “ Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu? Doğrusu
>ancak akıl sahipleri bunları hakkıyla düşünür!..” (Zümer 9) “ İyi
>ama neye taptığınızı düşündünüz mü? “ (Şuara 75)Evet, inanan insanlar
>öncelikle neye taptıklarını düşünmek zorundadırlar. Kur’an’ın anlattığı
>Allah kavramı ile bizim taptığımızın aynı olup olmadığını bilmeliyiz. Çünkü
>Kur’an’da “Allah’ı yeterince takdir edemediler. “ (Zümer 67) “Allah’ı
>büyüklüğüne yaraşır şekilde tanıyamadılar!..” (Enam 91) denmektedir.
>Allah’ı tanımanın yolu O’nun sıfatlarını ve yarattıklarını düşünmekten
>geçer. Çünkü Allah’ın zatı hakkında tefekkür edebilmek mümkün değildir
>ve bu konuda ısrar etmek bizi ancak düşüncemizdeki “insan tanrı” kavramına
>götürür. Bunun temelde iki nedeni vardır: <BR>1)- Daha önce de
>belirttiğimiz gibi, düşünce ile ancak gördüklerimizden görmediklerimizi
>yaratabiliriz. Başka bir deyişle, düşüncenin yaratıcılığı beş duyu ile
>sınırlıdır. Oysa ki Allah’ın zatını düşünebilmek, beş duyunun ötesinde bir
>algılama gerektirir. Allah’ın zatını düşünmek konusunda inat edersek
>varabileceğimiz nokta kendimize benzer bir tanrı yaratmaktır. Çünkü daha
>önce görmediğimiz birşeyi, ancak ona en yakın olduğunu sandığımız şeye
>orantılayarak düşünebiliriz. Bu durumda da, Allah’a en yakın varlık,
>yeryüzündeki en güçlü canlı olan insandır.2)- Allah’tan başka
>hiçbir şey mevcut değildir. O herşeyi kapsar. Bu demektir ki, Allah’ın
>zatını düşünmek için, Allah’ın dışına çıkmak gerekir. Tıpkı, akvaryumdaki
>bir balığın akvaryumu düşünebilmesi için onun dışına çıkması gerektiği
>gibi. Aksi taktirde, akvaryumdaki bir balığın akvaryum hakkındaki
>düşüncesi, ancak akvaryumun içinde gördüklerinin çağrışımı olabilir. Oysa
>Allah’ın dışında bir boyut, kavram ya da yer yoktur ki, dışına
>çıkılabilsin!..Düşünenler, Allah’ın büyüklüğünü idrak ederler; “
>Eğer işin gerçeğini düşünüp anlayan kişiler olsanız, (itiraf edersiniz ki)
>O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabb’idir. “ ( Şuara
>24) Bu nedenle Kur’an’da inanmayanları ya da Allah’a ortak koşanları
>düşünceye davet eden pek çok ayet bulunmaktadır. ( Enam 65, Yunus 16) Çünkü
>düşünce, insanı imana yöneltir!.. “ Bir düşünün bakalım! Allah’ın azabı
>yakanıza yapışırsa yahut o saat gelip çatsa, Allah’tan başkasına mı
>yakarırsınız?” (Enam 40)Allah’ın yarattıklarını düşünmeye insan
>önce kendinden başlamalıdır ; “ İnsan bir düşünsün neden yaratıldığını!..”
>(Tarık 5) İnsanın yaradılışı pek çok ayette geçer. (Abese 18-22, Rum 20,
>Kıyamet 37-38, Yasin 77, Müminun 12-14, Enam 98 ) Bu ayetleri
>incelediğimizde görürüz ki insan, ömür denilen süreç içerisinde bebeklikten
>ergenliğe geçirilerek, fiziki görünümünün yanı sıra düşünce olgunluğuna da
>eriştirilmek istenmektedir. (Mümin 67) “ Kendi benlikleri içinde olup
>biteni de mi düşünmediler? “ (Rum 8) “ Nefsinizde de birçok alametler var.
>Hala görmeyecek misiniz?” (Zariyat 21) ayetleri gereğince insan, aynı
>zamanda nefsini tanımak için de düşünmek zorundadır. Öncelikle bu güne
>kadar ki günahlarını ve huy edindiği çirkin sıfatları objektif bir bakış
>açısı ile saptamalı, bunun yanısıra, güzel huylarını ve davranışlarını da
>belirlemeli ve bu yönünü geliştirmek için de planlar yapmalıdır.En
>uzağa varmak, en yakını geçtikten sonra mümkündür. Düşünmeye kendi
>yaradılışından ve kendi nefsinden başlayan insan, bakışlarını diğer
>canlıların ve kainatın yaradılışına çevirdiğinde görür ki ; kainattaki
>herşeyde, tıpkı kendisinde olduğu gibi kusursuz bir sistem ve denge
>mevcuttur. İlim ile birleştirilen düşüncenin sonucunda, insanın bu
>kusursuzluk karşısında hayrete düşmemesi imkansızdır. İşte bu hayret içinde
>olanlar, gördükleri herşeyde Allah’ı anarlar ; “ Sağduyulu o kimselerdir
>ki, ayakta iken, otururken ve yatarken Allah’ı anarlar. Göklerin ve yerin
>yaradılışı hakkında Allah’ın varlığını iyice düşünürler.” (Ali İmran 191)
>Onlar; “ Biz, göklerle yeri ve aralarındakileri, eğlence ve boşuna yapanlar
>olarak yaratmadık. Ancak bunları hak için yarattık. “ (Duhan 38-39) “ Biz
>bu göğü ve yeri ve ikisi arasındakileri boşuna yaratmadık. Böyle düşünmek,
>küfre sapanların sanısıdır! “ (Sad 27) sırrına ererler. İnanmayanlar ise,
>bu bakış açısından yoksundurlar ve onlar gereği gibi düşünmedikleri için
>bütün alametlerden yüz çevirirler ; “ Gökyüzünü de korunmuş bir tavan
>yaptık. Kafirler ise, gökyüzünün alametlerinden yüz çeviriyorlar. “ (Enbiya
>32)Kısacası Allah bizlere; “ Üzerinizdeki nimetimi düşünün”
>demektedir ki bu, bitmek tükenmek bilmeyecek bir düşünce konusudur.
>Allah’ın nimetlerini düşünmek de, insana öncelikle şükretme bilincini
>kazandırır.
NOT: ALINTIDIR


LinkBack URL
About LinkBacks
slam; Allah’a teslimiyet ya da Allah’tan
Alıntı Yaparak Cevapla