Kim ister eski anılarla dolu bir sandığın içinde dönüp dönüp maziyi aramayı?
Yaşamın bunca renkleri arasında siyah-beyaz bir dünya
kurmayı. Yaşam mı zor? Getirdikleri mi? Ya götürdükleri, sayılabilir mi? Gözle görülebilir mi?
Hoşçakallar arasında boğulup duruyoruz, merhabalara ne kadar açık olsak bile, her merhabanın ardında bir hoşçakal yatmalı mı? Bakıp büyüttüğümüz, üstüne titrediğimiz evlatlarımız bile birgün hoşçakal demiyor mu bizlere?
Bu mutluluk biliyorum, yeni-yepyeni bir hayata
adım atmanın mutluluğu, peki neden içimiz buruk veda ediyoruz?
Seni seviyorumlar arkasında yatan gizli gerçekler, o kadar kolay ki bu sözü sarfetmek, karşında ki insanın yüreğini açıp
bakamıyorsun, yalanı doğruyu ta ki gözlerinde ki amlamdan yakalayana dek. İşte o zaman başlıyor senfoni, elli yıllık yaşamlarını bir yastığa baş koyan yaşlı ama gönülleri genç ve hala el ele dolaşan çiftlere bir bakın, hala o ilk gün heyecanını yakalaybiliyorsunuz.
Ya günümüzde, neler koptu dersiniz, neler bir çırpıda tüketiyor birliktelikleri?
"Ölüm bizi ayırana dek"....!
Başlangıç bu, ya sonuç?
Ölümü beklemeli mi? Birliktelik kanayan bir yaraysa eğer, kesip atmalı mı?


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla



))
