• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
Sayfa: 1 | Toplam: 6 123456 SonSon
51 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    HüRReM_SuLTaN adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    19-05-2006
    Mesajlar
    684
    Karizma Gücü
    0

    RUHSAL ZEKA; Başarının Gizemli Boyutu

    GİRİŞ:
    Başarının sırrı nedir? Eğer yüksek zihinsel zekâ(IQ)
    ise, zihinsel zekaları yüksek pek çok insan neden son
    derece başarısız olabiliyor? Çok çalışmak mı? Neden
    bazılarının yırtınırcasına çalışmaları faydasız kalıyor;
    bazılarının tuttukları altının toprağa dönüşmesinin sırrı
    nedir?
    Yüksek zihinsel zekânın başarıya elbette büyük katkısı
    vardır. Elbette başarılı olmak için çok çalışmak şarttır.
    Ancak, Ruhsal Zekânızı kötü kullanırsanız, ne
    zihinsel(IQ) veya duygusal zekanızdan(EQ), ne de çok
    çalışmanızdan yarar görebilirsiniz.
    Başaranlar, neyi nasıl yaptıklarını, hangi teknikleri
    kullandıklarını bize anlatabilirler. Ancak, kasten veya
    bilmedikleri için bize anlatamadıkları bir sırları vardır.
    İşte bu kitap sizinle o sırrı, Ruhsal Zekânın sırrını
    paylaşmayı hedefliyor.
    "gidip yağmurlara durayım . . . "

  2. #2
    HüRReM_SuLTaN adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    19-05-2006
    Mesajlar
    684
    Karizma Gücü
    0
    Neden Ruhsal Zekâ?
    Hayatın akışını asıl etkileyen, fiziksel değil ruhsaldır.
    Kalbinizi etkileyemeyenler, sizi aklınızdan çekip
    sürükleyemezler. Hayatı vücut organlarınızla değil,
    ruhunuzla yaşarsınız. Yaşadığınız Dünya, dışarıda
    yaşanan değil, kendi içinizde kendinize yaşattığınız
    dünyadır. Vücudunuzu kendi bilinciniz ve gücünüzle
    çalıştırmadığınız gibi, kendinizi sokaklarda yürüten de
    siz değilsiniz.
    Hayatta tesadüf, şans, talih, imtiyaz, rastlantı yoktur.
    O zaman, görünüşe göre rastlantı olanların ardındaki
    müthiş planları keşfetmeliyiz. Hiçbir güçlü bilinç,
    “içgüdü” veya “tabiat ana” gibi boş kavramlara terk
    edilemez. Bu tür kavramları çağrıştıran olaylar
    oluyorsa, bu olayları gerçek boyutlarından yakalama
    becerisini geliştirmeliyiz. Hayatınızın akışında
    meydana gelen en küçük olaylar bile, ya sizin ya diğer
    yaratıkların ya da Yaratıcının gerekçeleriyle
    gerçekleşiyor. O zaman, bu gerekçeleri keşfedebilecek
    kadar hayatın arkasına, ruhsallığın derinlerine
    girmemiz gerekiyor. Ruhsal Zekâ, tam olarak bu
    süreçtir; köklü bir bilinç değişimidir; insanın öz
    doğasına dönüşüdür; küçük bedeninin arkasında
    gizlenen büyük bedeniyle tanışması sürecidir.
    İnsan bedeni, bir kamyonun altında ezilebilecek kadar
    zayıftır; ama, ruhu kamyonu ezebilecek kadar
    güçlüdür. Kollarınızla yüz kilonun altında ezilirsiniz;
    ama ruhunuzla bir gökdeleni devirebilirsiniz. Dağlar,
    insan bedenine meydan okur; ama insan ruhu dağlara
    meydan okuyabilecek kadar engin yaratılmıştır. İnsan
    bedeni adım adım yükselir; oysa ruh, vücudu
    kanatlandırır. Ruhsal Zekânız, ruhunuzun
    derinlerinden sizi yöneten evrenin yaratıcısıyla
    buluşmanızı; sizin sınırlı gücünüze değil, sizinle
    olan sınırsız güce dayanmanızı sağlar.
    Akıl, doğanın maddesel yüzeyinde çalışır. Mantık,
    bilmediğinizi nasıl yöneteceğinizi gösteremez. Ruhsal
    zekânın size yaptıracaklarını, ne akılla, ne de mantıkla
    açıklayabilirsiniz. Çünkü o, her ikisinden de önce ve
    her ikisinin de arkasındadır. Sınırsızlık, sınırlı
    kavramlarla açıklanamaz.
    Ruhsal zekâ, bir damla suya, taştan güçlü olmayı
    öğreten zekâdır; pamuk zayıflığındaki köklerin, taşları
    delip geçişinin sırrını açıklar. Ateşin içinden sağ çıkan
    adamın ardında, apartmanın tepesinden düştüğü halde
    yaralanmayan bebeğin arkasında ruhsal zekâ vardır.
    Ona neden Ruhsal Zekâ dedik? Çünkü akılla, mantıkla
    ve somut kavrayışla ilgili değildi. Ona “Evrensel Zekâ”
    da diyebilirdik. Oysa bu zekanın sınırları evrenin
    dışına, evrenin yaratıcısına ulaşıyor; evren ise, sadece
    aklın ve mantığın sınırları içerisinde kalıyor. O aslında
    yaratıcının zekâsından bir esintidir. Ona Ruhsal Zekâ
    dememizin sebebi, insanın o zekâyı düşünceleriyle
    keşfetmesi, ancak yansımalarını yalnızca ruhu
    aracılığıyla hayatına aktarabilmesidir. Ruhsal Zekâ,
    evren ötesi ve evrene hakim zekânın bir gölgesi, bir
    ışığıdır. Evrene, evrenin sahibinin penceresinden
    bakmayı denediniz mi?
    Musa(as) Peygamber ile Hızır(as) arasındaki
    yolculukta, Hz. Hızır’ın(as) yaptıkları, Musa(as)
    peygambere müthiş anlaşılmaz ve adaletsiz
    geliyordu(1). Biz hayata genellikle Musa(as)
    peygamberin gözüyle baktık. Olayları, dışarıdan
    görünümleriyle anlamlandırdık. Bu kitapta size
    Hızır(as)’ın gözüyle bakmanızı sağlayacak temel ip
    uçları verilecek. Bu sayede, felâketin aslında kurtuluş,
    kurtuluşun aslında felâket olabileceğini
    keşfedeceksiniz.
    "gidip yağmurlara durayım . . . "

  3. #3
    HüRReM_SuLTaN adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    19-05-2006
    Mesajlar
    684
    Karizma Gücü
    0
    Temel Özellikler:
    Ruhsal Zekâ, ruhsal güçle(2) de ilişkilidir; ama, ruhsal
    güç değildir. Bu kitapta ruhsal gücünüzü nasıl
    geliştireceğiniz değil, ruhsal zekânızı, geleceğinizi
    değiştirmek için nasıl kullanacağınız üzerinde
    duracağız.
    Diğer önemli nokta, Ruhsal Zekânın dış Dünyaya
    yönelen eylemle değil, iç dünyaya yönelen tutumla
    ilgili olmasıdır. Bir kişinin ruhsal zekâsını kullanıp
    kullanmadığını, onun yaptıklarına bakarak
    anlayamazsınız. Anlamanızın tek yolu, hislerini
    keşfetmenizdir. Bu kitap size nasıl davranmanız
    gerektiğini değil, davranırken nasıl hissetmeniz
    gerektiğini anlatıyor. Birbirinin tıpatıp aynısı olan iki
    davranışın derinlerinde, ruhsal zekâ açısından büyük
    uçurumlar oluşabilir ve dolaysıyla elde edecekleri
    sonuçlar da çok farklı olacaktır. Bu kitapta, örneğin
    Güzel Konuşma için hangi egzersizleri yapmanız
    gerektiğini değil, bu egzersizleri yaparken nasıl
    hissetmeniz gerektiğini göreceksiniz.
    Ne kadar akıllı hareket ederseniz edin, ne kadar çok
    çalışırsanız çalışın, ruhsal zekânızı kullandığınız ölçüde
    başaracaksınız. Pek çok insanın yırtınırcasına
    çalışmasının sonucu boş çıkmıştır. Yüksek zekâlı
    çocuklardan pek çoğu, hayatı kendilerine ve
    çevrelerine zehir etmişlerdir. Zihinsel zekâ ve çok
    çalışmak başarının önemli faktörlerindendir; ama,
    ruhsal zekâ tüm bu faktörlerden de önemlidir. Ruhsal
    Zekâ bir yaşama biçimidir; hayatınızın her saniyesini
    dolduracak bir hissediş ve tutum şeklidir.
    "gidip yağmurlara durayım . . . "

  4. #4
    HüRReM_SuLTaN adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    19-05-2006
    Mesajlar
    684
    Karizma Gücü
    0
    İstemek ve Ruhsal Zekâ
    Ruhsallığın tüm boyutlarını birleştiren tek kavram
    “istemektir.” Yani duadır, yalvarmaktır, arzulamaktır,
    ihtiyaç duymaktır. İstemek yoksa, vermek yoktur.
    Tüm yaratıklar istemenin ürünüdür. Eğer yaratıcı,
    tanınmayı ve bilinmeyi istemeseydi, biz var
    olmayacaktık.
    Eğer kimse istemeseydi, ihtiyaç hissetmeseydi,
    elbisenizden tırnak makasına, arabanızdan saatinize
    kadar hiçbir şeyiniz olmayacaktı.
    İstemek öylesine engin ve kapsayıcı ki, o her yerde,
    her şeyin içinde, her oluşun öncesinde ve sonrasında
    gizleniyor. O yüzden, bu kitap boyunca onu her yerde,
    her tekniğin içerisinde kullanacağız.
    Hamuru “istemekle” yoğrulan kâinat bir ışıktır, bir
    bütündür. Hayat ve içinde olup biten her şey, bu ışığın
    akışından ibarettir. Birlikte bu ışığın içine gireceğiz,
    evrene hâkim olan zekânın sırrını keşfedeceğiz; sonra
    da, ruhumuzu kullanarak bu zekânın her bir kıvrımını
    kendi kimliğimize transfer edeceğiz. İşte, insanı zafere
    ve sonsuz huzura taşıyacak olan ruhsallık boyutundan
    uzanan adımlar. Bu adımları doğru atanların ruhsal
    zekâları yüksek olacaktır:
    Önce İman Gücü: İstediğinizden emin misiniz?
    Sonra Gerekçe Gücü: Niçin istiyorsunuz? Sonra
    Duygu Gücü: Derin duygularla istiyor musunuz?
    Sonra Israr Gücü: Sonuna kadar isteyecek misiniz?
    Sonra Kanaat Gücü: Çabalarınız sonuçsuz kalsa da,
    hâlâ isteyecek misiniz? Sonra Ruhsal Etkileşim
    Gücü: Evren ve içindekilerle uyum içerisinde
    isteyebiliyor musunuz? Sonra Kanun ve İrade
    Gücü: İsterken evrenin yaratıcısının kanunlarının ve
    iradesinin farkında mısınız?
    "gidip yağmurlara durayım . . . "

  5. #5
    HüRReM_SuLTaN adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    19-05-2006
    Mesajlar
    684
    Karizma Gücü
    0
    Temel Bölümler:
    Ruhsal Zekânın temel çıkış noktaları, bu kitabın ayrı
    bölümlerini oluşturmuştur. Size yedi temel ruhsal zekâ
    geliştirme alanı sunuyoruz. Işık yedi ana renkten
    oluşsa da, bunların yoğrulmalarından oluşan yüzlerce
    farklı renkler ve tonlar vardır. Bunun gibi, Ruhsal
    Zekânın bu kitapta yer almayan, detayda çok farklı
    yansımaları olduğunu da bilmemiz gerekiyor.
    1.İstemek ve İnanma Gücü: Bir yola girdiğinizde,
    sonucuna ulaşacağınızdan hangi düzeyde eminseniz, o
    sonuca ulaşma ihtimaliniz, o kadar yüksek olacaktır.
    Emin olduğunuz ölçüde, tüm evren, gizliden gizliye
    sizin emrinize sunulacak, tesadüf görüntüsü altında,
    evrenle birlikte ilerleyeceğinizi göreceksiniz. İman,
    ruhsal güce dayanmanın en önemli aracıdır.
    2.İstemek ve Gerekçe Gücü: Geleceğiniz üzerinde
    belirleyici olan ne yaptığınız değil, niçin yaptığıdır.
    Sadece gerekçelerinizin, niyetlerinizin sonuçlarını
    yaşayacaksınız. Gerekçeler yüzünden, iyiliklerden
    kötülükler, kötülüklerden iyilikler çıkacak; gerekçelerin
    derinliği, küçük bir işten dağlar kadar büyük sonuçlar
    çıkaracaktır.
    3.İstemek ve Duygu Gücü: Duygular, bir defa
    istemenin gücünü, bir milyon kez istemek kadar
    büyütebilir. Duygu, maddeyi şah damarından
    yakalayan ruhsal alandan gelen bir esintidir. Bir insanı
    bin insan kadar güçlü yapar; insan bedenini aşarak
    ona ruhundan nüfuz eder. Hayatınızı olumlu
    duygularla ne kadar beslerseniz, eylemlerinizin olumlu
    sonuçları o kadar katlanacaktır.
    4.İstemek ve Israr Gücü: Israr, ilerlemenin
    sürekliliğini sağlayan tek tutumdur. Israr sayesinde,
    bir damla su bir taştan güçlü olabilir. Bir kartopunun
    çığa dönüşmesini, suyun okyanus hâline gelmesini
    sağlayan, sadece ısrardır. Israrlı insanın çevresine
    toplanan ruhsal destek, her geçen gün katlanarak
    artar; öyle bir an gelir ki, merkezinde tek bir insanın
    bulunduğu hareket, artık durdurulamaz. Dağlar
    dağlardan değil, kum taneciklerinden yaratılmıştır.
    5.İstemek ve Kanaat Gücü: Hırslı insanlar, anîden
    çekerek koparırlar; birden eğerek kırarlar. Kanaat,
    ilerlemeyi istikrarlı sürdürmenin tek yoludur.
    Başarmak, çok ilerlemek değil, az da olsa sürekli
    ilerlemektir. Dünya, hırs gösterenlerin sırtında, kanaat
    gösterenlerin ayaklarının altındadır. Dünyayı sırtında
    taşıyan, Dünyanın üzerinde yürüyenden güçlü olamaz.
    Evren bencilliğin düşmanıdır. Her şeyi yalnızca
    kendine isteyene hiçbir şey verilmez; her şeyi
    dağıtmak isteyene her şey sunulur. Felaket bölgesine
    bir tır yardım malzemesiyle gitseydiniz, teslim etmek
    için kimi arardınız? Yaratıcı vermek için sizi niçin
    arasın?
    6.İstemek ve Ruhsal Etkileşim Gücü: Evren
    etkileşimli yaratılmıştır. Sadece verenler alır, sevenler
    sevilir; paylaşanlarla paylaşılır. İnsan bedeni, fiziksel
    çevresinden nasıl etkileniyorsa; ruhu, ruhsal çevreden
    öyle etkilenir. Çevresini kaplayan ruhsal enerji, insanı
    ya çökertir, ya da yüceltir. Ruhlarıyla dayanışmış on
    kişi, birbirlerinden tüm yönleriyle kopuk yaşayan bir
    milyon kişiden daha güçlüdür. Ruhsal dayanışmayı
    kullanıyor musunuz?
    7.İstemek ve İlahi İrade Gücü: Evren, kendi
    başlarına rasgele hareket eden bağımsız zerrelerden
    değil, hakim bir sultanın kanun ve iradesine göre
    çalışan askerlerden oluşur. Bu yüzden, bir atom tek
    başına evren kadar, bir insan tek başına tüm insanlar
    kadar güçlü olabilir. Ardında büyük bir ordunun
    desteğiyle hareket eden tek bir zerre, o ordu kadar
    güçlüdür. İnsan, evreni kuşatan kanun ve iradeyi tanır
    da, hareketlerini onunla uyumlu yönlendirirse,
    ardındaki yenilmez orduya dayanarak, evrene tek
    başına meydan okuyacaktır.
    "gidip yağmurlara durayım . . . "

  6. #6
    HüRReM_SuLTaN adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    19-05-2006
    Mesajlar
    684
    Karizma Gücü
    0
    Ruhsal Zekânın Faydaları
    Ruhsal zekâ ile hayatınızı nasıl değiştireceksiniz? Ne
    gibi faydalarla karşılaşacaksınız? Nasıl bir devrim ve
    değişim yaşayacaksınız?
    -Ruhsal zekâ, sizi iç ve dış çatışmalardan uzaklaştırır.
    Böylece iç huzurunuz, duygusal coşkunuz gelişir.
    -Başarıyı, diğerlerine rağmen ve diğerlerine karşı
    olmaktan çıkarır; diğerleri için ve diğerleri sayesinde
    başarıya dönüştürür.
    -Sizi Yaratıcınızla ve onun tüm yaratıklarıyla dost
    yapar; sevgi ufkunuzu evrenin en ücra köşesine kadar
    taşır, her şey tarafından sevilmenizi sağlar.
    -Çalışmalarınızın verimliliğini arttırır; emeklerinizden
    umduğunuzdan fazla ve hızlı sonuçlar üretir.
    -Gelişmenizin, ilerlemenizin sürekliğini sağlar; fiziksel
    zevkleri ruhsal zevklere dönüştürerek, üretkenliği
    hayatınızın eğlencesi haline getirir.
    -Her türlü faydasız ve değersiz çabadan nasıl
    kurtulacağınızı, yakın çevrenize ve tüm insanlığa
    unutulmaz katkılar sağlamayı nasıl başaracağınızı
    gösterir.
    -Ruhsal Zekâ sizi görebildiğiniz maddesel dünyanın
    ardındaki ruhsal dünya ile tanıştırır. Evrenselliğinizin
    boyutlarını evrenin ötesine, göremediğiniz evrenlere
    taşır.
    -En önemlisi, Ruhsal Zekânızı kullanmaya devam
    ederseniz, size vaat edilen sonsuz hayatı ve sınırsız
    coşkuyu araştırmanızı sağlayacak büyük bir merak
    geliştirirsiniz.
    "gidip yağmurlara durayım . . . "

  7. #7
    HüRReM_SuLTaN adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    19-05-2006
    Mesajlar
    684
    Karizma Gücü
    0
    İNANMA GÜCÜ

    Bir yetenekteki
    eminlik düzeyi ne kadar
    güçlenmişse, onun
    gerektirdiği emek o kadar
    azalacaktır.
    I-Neden İnanma Gücü?
    İstekler eminlik duygusuyla birleşirse ne olur?
    (Ruhsal Zeka kitabının birinci bölümüdür.)
    Giriş:
    İman yapma, şüphe yıkma gücüdür. İnanmadığınızı
    gerçekleştirmeye hazır değilsiniz ve tüm kimliğiniz
    inanmadığınıza karşı, yıkılamaz bir direnç gösterir.
    Ruhsal zekânın en önemli aracı imandır.
    Başarabileceğinize ne kadar inanıyorsanız,
    başarma ihtimaliniz o kadar fazladır. Çünkü
    inancınız ne kadar güçlüyse, a)ruhunuza o kadar güç
    verilecek; b)o kadar az emekle aynı işi
    yapabileceksiniz; c) çevresel faktörler o kadar
    yardımınıza koşacak; ç) kaderiniz o ölçüde
    isteklerinize göre belirlenecektir.
    "gidip yağmurlara durayım . . . "

  8. #8
    HüRReM_SuLTaN adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    19-05-2006
    Mesajlar
    684
    Karizma Gücü
    0
    1. İnanç ve Derinleşme:
    a) Eminlik Nedir?
    Şu inanca bakın: “Ateş yakar.” Ateşin yaktığından ne
    kadar eminsiniz? Kimse, ateşte yanan kadar emin
    olamaz. Çocuk bu bilgiyi sadece telkinlerin etkisiyle
    bilir. Elinizi ateşe yaklaştırırsanız biraz daha iyi
    bilirsiniz. Eliniz ateşte cayır cayır yanarsa, o zaman
    daha yüksek bir düzeyde bilirsiniz. Herkes ölümün
    gerçekliğine inanır. Ama kimse ölüm saniyelerini
    yaşayan kadar bu inanca sahip olamaz.
    Konuya inancın güçlendirilmesi açısından bakalım:
    “Ben ölmeye karar verdim ve şimdi oturduğum yerde
    zihinsel bir emirle öleceğim” diyerek ölemezsiniz.
    Ama, eminlik durumunu en üst düzeye çıkarmış
    Afrikalı bir büyücü, bu kararı verir, oturduğu yerde
    gerçekten de ölür. Bu, onun isterse ölebileceğine
    ilişkin inancının, tabiat kanunlarına meydan
    okuyabilecek kadar güçlü olduğunu gösterir.
    Başaracaklarına inananların başarmasının nedeni,
    sadece, inançlarının onlara verdiği cesaretle çok
    çalışmaları değildir. İnanmanın tüm evreni, tüm iç ve
    dış şartları insana destek olacak şekilde harekete
    geçirmesidir. Mutluluğun bir büyüklüğü olduğu gibi,
    inanmanın da bir büyüklüğü vardır. Mutluluklarımıza
    yatırım yaptığımız kadar, inançlarımızı da besleseydik,
    hayatımız çok farklı olacaktı.
    Size, “inanırsanız başarırsınız” denildiğinde kast edilen
    inancı, kendi zihninizde şimdiye kadar taşıdığınız
    “inanç” kavramıyla karıştırmayın. Birisi dal budak
    salmış bir ağaç, diğeri sadece bir çekirdektir. Evrenin
    bir yaratıcısı olduğuna inanıyor musunuz? Emin
    misiniz? Gerçekten emin misiniz? Eğer içimizdeki bu
    çekirdek inanç, burada kast ettiğimiz ölçüde “gerçek”
    inanca dönüşebilseydi, yaratıcının huzurunda olma
    inancının etkisiyle kalbimizin yaşayacağı duygu
    patlaması, göğüs kafesimizi çatlatırdı. “Eğer Allah’ı
    hakkıyla tanısaydınız, duanızla dağlar yerinden
    oynardı.(3)”
    İnanç üç farklı düzeyde olabilir: Bilgi düzeyi, şahit
    olma düzeyi, içselleştirme düzeyi.(4) Ateşin
    yakacağını, okuyarak, dinleyerek veya uzaktan
    görerek bilmek bilgi düzeyi; ateşin dokunabileceğiniz
    kadar yakınında, yananların dehşetini hissetmek şahit
    olma düzeyi; alevlerin içerisinde yanıp tutuşmak da
    içselleştirme düzeyidir. İman, inancın en
    güçlendirilmiş düzeyidir. Biz “ateşin yakacağı”
    inancını doğuştan ruhsal bir kalıp olarak getirdik. Eğer
    inancımızı tersine çevirerek, “ateş beni yakmaz”
    inancını tam olarak içselleştirseydik, ateş bizi
    yakamazdı. İddia bu kadar ciddidir. İmanın, insan
    üzerindeki etkisi bu kadar büyüktür. Kendimizle ve
    başarımızla ilgili olumlu inançlarımız genellikle bilgi
    düzeyindedir. Bu inançları içselleştirebilirsek, neler
    olabileceğini tahmin edebiliyor musunuz?
    "gidip yağmurlara durayım . . . "

  9. #9
    HüRReM_SuLTaN adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    19-05-2006
    Mesajlar
    684
    Karizma Gücü
    0
    b) Ruhsal Kalıplar:
    İnsan ruhu bir eminlik durumudur. Ruh, yüzeyden
    derine doğru güçlenen inanç kalıplarından
    yaratılmıştır. Bu kalıpların temeli doğuştan, gelişme
    biçimleri sonradandır. Eminlik durumunun
    derinleşmesi, inancın, ruhu oluşturan dairelerin
    derin noktalarına doğru ilerlemesidir.
    Derinlikler Psikolojisinin üstadı Carl Gustave Jung’un
    tezinden yararlanarak ruhsal bütünlüğünüzü, iç içe
    geçen daireler hâlinde dört düzeydeki kalıplar
    bütününe ayrıştırabilirsiniz. En iç düzey en derindedir,
    değişmesi en zor olanıdır ve hayat üzerinde en fazla
    etkilidir. Dairelerin dışına çıkıldıkça kalıpların
    sonradanlık düzeyleri artar: 1) Kişisel öz, ruhu
    oluşturan çekirdektir. 2) Üzerinde, bu özü
    şekillendiren beşeri kalıplar tüm insanlarda ortak,
    3)daha üzerinde sosyal kalıplar ırklarda veya
    kültürlerde ortak, 4) ve en üst düzeyde ise bireysel
    kalıplar kişiseldir, sadece kişiye özeldir. Bireysel
    kalıpların gelişimi, spermin yumurtayla buluşmasından
    itibaren devam etmektedir; oysa diğerleri anne
    rahminden de önce belirlenmiştir.
    Ruhsal kalıbımızın temeline doğru inildikçe, diğer
    insanlarla ortak yönlerimiz artar, yüzeye çıkıldıkça
    farklılıklarımız artar. Bireysel kimliklerini henüz
    geliştirmemiş olan yeni doğanlar, birbirleriyle daha
    çok benzeşirler.
    Her insan bu dört daire arasındaki ilişkinin
    şekillendirdiği bir ruhsal yapıya sahiptir. Bir insanın
    ruhsal enerjisinin boyutları, bu yapı içerisindeki
    değişime göre değişim gösterecektir. Bu değişimi
    üretmenin tek yolu kimliği değiştirmektir; kimliğin
    değişmesi demek, kişinin kendi hakkında emin olduğu
    anlamların değişmesi demektir.
    Sözünü ettiğimiz ruhsal kalıplar, bilincimiz tarafından
    iman veya eminlik duygusu olarak algılanırlar. Erkek
    olan ruhsal kalıbın sahibi, “erkek olduğu hissinden
    emindir.” Bu hissin sebebi vücudunun şekli değil,
    ruhsal temeldir. O ruhu insandan alıp bir aslanın
    bedenine aktarsanız, kendini yine erkek bir insan
    olarak algılayacak, ancak bedeniyle çatışma
    yaşayacaktır. Bir erkeğin beynini bir kadına
    aktarsanız, kendini hâlâ erkek olarak algılayacak;
    ama, ruhuyla vücudunu savaştıracaktır. Çünkü ruhları
    transfer edemiyorsunuz.
    Bu durumda, mantık şunu söyleyecektir: Bir konuyla
    ilgili ruhsal kalıp, o konuyla ilgili fizik bir varlık değil,
    sadece soyut bir “emin olma” duygusudur. O zaman,
    “emin olma duygusu” bir ruhsal kalıptır. O zaman,
    yeni emin olma duyguları geliştirebilirsek, yeni ruhsal
    kalıplar geliştirmiş oluruz. Vücudumuzun çevresel
    şartlardan etkilenme biçimini ruhsal kalıplarımız
    belirlediğine göre, dolaylı şekilde emin olma
    duygumuz da belirlemiş olmaktadır. Dolayısıyla, yeni
    eminlik duyguları, bizim için yeni yaşama biçimleri
    belirlenmesine neden olacaktır.
    Ruhsal kalıp, sadece ruhumuzda ve bedenimizde
    nelerin olup bittiğini belirlemiyor. Ruh ve bedenin
    çevresel faktörlerden nasıl etkileneceğini de belirliyor.
    Nitekim, “ateşte yanmayacağınıza inanırsanız,
    yanmazsınız” derken kast ettiğimiz gerçek budur.
    Buradan müthiş bir başarı kuralına ulaşıyoruz:
    İçinizdeki veya dışınızdaki iş ne kadar zor olursa
    olsun, onu yapabileceğinize emin olmuşsanız,
    yapabilirsiniz.
    "gidip yağmurlara durayım . . . "

  10. #10
    HüRReM_SuLTaN adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    19-05-2006
    Mesajlar
    684
    Karizma Gücü
    0
    c) Bilgiden Eminliğe:
    İmanın derinleşmesi düşünceden başlayan bir
    yolculuktur. İman her an meyve veren bir ağaç,
    düşünce ise kök salmaya çalışan bir çekirdektir.
    Yenilginin veya zaferin tohumunu bir tek
    düşünceyle üretebilirsiniz.
    a)Olayları anlatan bilgiyi gözlemlersiniz, öğrenirsiniz,
    kullanırsınız, tekrarlarsınız. Bir süre sonra bu bilginin
    yapısı güçlenir ve b) kapsayıcı düşünceyi üretir.
    Düşünceyi inşa etmeye ve beslemeye devam
    edersiniz, güçlenen düşünce ciddi bir c)
    kanaate(zayıf inanç) dönüşür. Belli bir düşünce
    tahminlerinize göre doğrudur.(5) Kanaati beslersiniz,
    kendinize ait bir d) inanca dönüşür. Ona
    inanıyorsunuz, sorgulamaya gerek duymadan onu
    kullanıyorsunuz. Ancak inanç yine de sarsılabilir.
    Karşısına çıkacak çok güçlü bir karşı inanç, onu birkaç
    vuruşla devirebilir. İnancı da yoğunlaştırdığınızda, o
    sizin e) imanınız hâlini alır ve iman düzeyinin f)
    korundukça beslenebileceği yüksek eminlik,
    kesinlik düzeyleri vardır.
    Bilgi ve düşünce, imanın ilimle bilinme düzeyini;
    kanaat ve inanç, şahit olma düzeyini; iman ve yüksek
    eminlik, içselleştirme düzeyini ifade eder.
    Bir yüksek eminlik durumu, doğrudan saldırılarla yok
    edilemez. O her yerde, o şah damarınızda, o
    genetiğinizde... Her yerinizi, her atomunuzu
    mekan tutmuş bir olguya saldırmanız mümkün
    değildir.
    Öylesine derine girer ki onun farkına varmazsınız.
    Sınırları kendi sınırlarınızı öylesine kuşatır ki, onu
    tanımlayamazsınız. Otomatikleşmiştir, görünüşe göre
    kendiliğindendir. Sorgulanması gülünçtür. Size fark
    ettirmeden, ne yapılacaksa yapar.
    Örnek : ilhan irem’in sevgi üzerine söylediği şarkıları
    üst üste durmadan dinlersen ve kendi düşüncelerinle
    onu beslersen bir süre sonra sevgi kavramı senin
    ruhunun derinliklerine yerleşir. Sevgi üzerine olumsuz
    şeyler de yaşasan örneğin bir kızı çok sevsen fakat o
    seni kabul etmese de senin sevgi üzerine olan inancın
    asla değişmez
    "gidip yağmurlara durayım . . . "

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •