Ben böyle yaşamaya alışmam gerektiğini, sen benden uzak olduğun her an daha da fazla öğrendim. Ne zaman geleceğin ve ne zaman gideceğini senden öğrenene kadar, ben bin kez öldüm ve bin kez dirildim. Senin bana bilmem kaçıncı kez gelişini beklemekle yükümlü olan kalbimin duyduğu acıyı, ne sen anlarsın ne de bir başkası anlarda, bir ben ağlarım ancak o isyan çığlıklarına sensiz geçen gecelerde. Nasıl olurda duymazsın diye isyan eder kalbim bu feryada, ama yine de bilir senin hissettiğin duygularımın sende neler uyandırdığını. Az çok da olsa sezimler o sevgimin sana yansıttığı ışığı. Seni o kadar çok sever ki toz konduramazda, bu sevda karşısında nasıl duyarsız kalabilirsin diye düşünürken bir an da -yok yok o asla böyle bir şey yapmaz- der ve kalktığı gibi kükreyerek sevgisini haykırır göklere kalbim. Gökler inler onun kulaklarında ve duyar gökten gelen cevabı. Hassasiyetle karşılar, bir eyvallah çeker ve oturur yerine, beklemeye devam eder sevdasını. Ne kışlar geçmiş bilir onun gönlünde, ne yazlar geçmiştir yanmıştır sensiz karanlık odalarda. Güneşi olarak seni seçti de, utancından çıkamazdı bir başka güneşin karşısında kalacak diye. Yanarda rengin de bir değişiklik olursa, sevdiği fark eder diye korkudan ayağını dışarı çıkaramazdı kalbim. Türküler söyler gönlüm seni arzularken geceleri ve anarken seni hayatının her anında söylerdi sevdiğin sözleri. Üşürdü de, -sensizim- diye bir çığlık atmayı gururuna yediremezdi. Sevdiği onu yalnız bırakmış demesinler diye. Sevdiğine laf söylemesinler diye. Kendi gururundan değil de, sevdiğinin gururuna düşkündü kalbim. Onun için kötü söz söylemesinler, sevdiğini yalnız bırakmış da lanet etmesinler diye, sesini bile çıkartamazdı kalbim. Bir tek Rabbim vardı yanında. Bir onunla dertleşirdi sevdasını, bir ona yalvarırdı;


''Sevdalımın gönlüne, sevdalımın alnına bir de ona olan aşkıma hayırlar nasip eyle Ya Rabbim diye. ''