• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
6 sonuçtan 1 --- 6 arası gösteriliyor
  1. #1

    Kayıt Tarihi
    29-03-2006
    Mesajlar
    7
    Karizma Gücü
    0

    A.Latif İrven Şiirleri

    O'na

    Hasretin, uykularıma düşman
    Açılmış odamın tavanı
    Yıldızları yakıyor bakışlarım
    Masmavi bir ışık doluyor geceme
    Kokun, düşlerimde sere serpe
    Hacer-ül Esved Taşı''m olmuş yastığın
    Ben çarmıhlara gerilmişim
    Dostum
    Arkadaşım
    Sevdiğim
    Patosa atılmış yürek
    Darmadağın
    İflah olmaz gecelerim
    Kanım çekilir
    Şiir dökülür
    Tutkularım dile gelir
    Ve ben şair olmuşum


    A.Latif İrven
    Bu mesaj en son " 12.10.06 " tarihinde saat 01:14 itibariyle barodi tarafından düzenlenmiştir... Neden: başlık düzenleme

  2. #2

    Kayıt Tarihi
    29-03-2006
    Mesajlar
    7
    Karizma Gücü
    0
    Tut Ellerimi

    ey tanrıların bana bahşettiği kadın
    ey yüreğimin mecralarını dolduran kadın
    koyu yalnızlığımın sultası
    korkularımda
    titreyen çocukluğumu
    memelerinin arasında gizleyen kadın
    kalma uzağımda öyle
    bırakma sensizliğine tomurcuk yanlarımı
    duygularımın su sızmalarından ak yüreğime
    çağla
    al götür sensizliğimi
    karanlık dünyaların ücra köşelerine

    biliyor musun
    gece yaman sızlatır
    gece tüm damarlarımdan çeker kanımı
    kururum sensizliğinde
    sensizlik
    gün batımları sonrası yıldızsız geceler
    kan tükürmeler devasız
    zambaklı anlarımdır
    sessiz
    kapkaranlık
    susuz

    içimde
    yüreğimin boğduran yerlerinde
    dokunuşlarının yokluğu büyüdü
    dervişlerin "Hu!" çekişi gibi
    ilahi bir özleme büründü
    her yanım kara
    her yanım sensizlik sarmaşığı
    yalnızlığına tutsak
    de haydi gözümün nuru
    bırakma ellerimi siyahi boşluklarda
    tut
    sımsıkı tut
    bırakma beni bir daha
    artık dayanamaz yüreğim ayın büyümelerine
    bulutların üstüme üstüme gelmelerine
    gözlerinden öpmelere dayanamam
    artık sensizliği içemem rakıyla karışık
    fena çarpıyor
    haydi
    tut ellerimi
    Bu mesaj en son " 08.10.06 " tarihinde saat 01:01 itibariyle freya555 tarafından düzenlenmiştir... Neden: ayrı baslıkta acmayalım buraya toplayalım :)

  3. #3

    Kayıt Tarihi
    29-03-2006
    Mesajlar
    7
    Karizma Gücü
    0
    Öp Yüreğimi


    titrek ezgilerde avuçladım
    gözyaşlarını aşkın
    kurutulmuş bir çiçek yaprağına
    sakladım öpüşünü
    havanda döverek yıldızları
    serptim gecesine düşlerinin
    iki sıkkımlık şiirde de anlatamam ya
    koca yüreğimin beslediklerini
    de haydi toprağına helal çalınan
    de haydi yüreğine yağmur karınan
    de haydi sevdaya dair zılgıtlar çağrıştıran
    öp sen de yüreğimi

  4. #4

    Kayıt Tarihi
    29-03-2006
    Mesajlar
    7
    Karizma Gücü
    0

    A.Latif İrven Şiirleri

    Sesin

    sesin hoşluğunu yansıtıyordu
    ve ben öyle tuhafım bu akşamüstü
    bir yanım kızıl kıyamet sensizlik
    bir yanım ateş topları ormanlar yangınında
    yoktun işte...
    sadece sesin ulaşıyordu bana
    sesinde titreklik
    sesinde arzu
    sesinde bir kadının düşleri duyuluyordu
    sesin yalnızlığın parçalanmış yanındaki bir aynanın
    yansıması gibiydi
    kırıktı
    soluk soluğa aşk kokuyordu
    ürperiyordu ayak seslerinden
    bir düşe dalmak ister gibi aceleci
    düşten uyandıracaklar tedirginliğinde korkaktı
    dudaklarının tadında akıyordu sesin
    göğsünün sıcaklığında doluyordu yüreğime
    taşkın değildi
    bentlere tutulmuş gibiydi
    içten içe çağlıyordu görülmeksizin
    ve sesin sarhoş etmek ister gibi buğuluydu
    gözlerini yansıtmıyordu
    tenini duyumsatmıyordu
    öpüşlerin yoktu sesinde
    dokunuşların yoktu
    ama anlatıyordu
    düşlerde boğulmamı sağlıyordu
    duyumsatmak istiyordu
    hazırdı
    hazırdın
    sesin hazırlıyordu
    şehrin tüm parklarındaki sevgili elleri gibiydi
    ellerime uzanıyordu
    kırmızı yansıyordu
    bir tutam saçlarından
    bir buse dudaklarından sunuyordu
    bir fiske de olamamazlıktan sebep savuruyordu
    bir yanı demliyordu geceye
    bir yanı kabuslara sürüklüyordu
    sesin derin akıyordu
    derin çağlıyordu yalnızlığımın sürgün yemiş yanlarına
    bir davet gizliydi sonra
    bir davetin olabilirliği
    ve daha daha bir davetin olamamazlığı
    sesin akşamüstü çağladı mecramdan
    doldum
    doluluğunda kalmanın tadını buldum
    hoş kaldım
    sesinle kaldım
    ...
    sesinden uzak kaldım
    var sen hoş kal
    sevdalı'm ol..
    öyle kal...

    A.Latif İrven

  5. #5
    MeDiD adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    03-01-2006
    Mesajlar
    33,295
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    13


    Ve Yoksun.


    Ve yoksun... Kaç zaman oldu, hatırlayamıyorum. tesbihlere gömdüm sayısını yokluğunun. ne oynaşmaya davetkar kahkahaların duyuluyor, ne de içimi ürperten dokunuşların yakıyor tenimi. akşamsefalarının paylaşılan güzelliği, bir taraftaki tabakları kirlenmeyen iki kişilik şamdanlı sofralara yansıyamıyor. aç kalıyor gözbebeklerim. çıplak kalıyor seni örtünemeyen yüreğim. ay'a ahkâm kesemiyorum küçümseyen bakışlarımı gönderip, odamdan kovamıyorum perdeleri örterek. çünkü yoksun. çünkü ayın şavkını solduran yüzün yağmıyor odama. ellerinin kıvrımlarında gezinemiyor ellerim. ellerim boş.. bomboş...

    Ve yoksun... iki çam ağacının gece karanlığındaki ay ışığının yansıttığı karartılarının, birbirlerine kenetler gibi duruşlarında düşüyor aklıma, duygusallığımızın kenetlendiği anlar. başlar omuzlarda unutulmuş gibi... odamın perdelerini çekmeye korkuyorum. ordayız. iki ağacın kenetlenmiş siluetinde. varoluşumuzun en büyük nedeni olarak inandığımız bizli anlardan gelmişiz. meydan okur gibi duruyoruz geceye karşı. umarsız, korkusuz. karanlığa yansıyan eksiğimizi tamamlıyor ve mırıldanıyorum türkümüzü: " gökyüzüne çizilmiş resimlere benzerdik rüzgarın peşine takılan bir nefes gibiydik kırdı dallaımızı fırtınalar boranlar kaldı bahar çiçekleri üzerinde sevdamız"

    Ve yoksun... artık kavgalarımı anlatacağım kimse yok. artık sokak sokak polislerin kimlik kontrollerine yakalanmadan eve gelişlerimi anlatacağım kimse yok. tüm günün yorgunluğunu unutturan, tüm koşuşturmalarıma açıklık getiren, kapının açılışıyla gördüğüm ela gözlerin artık yok. isli ve kızgın bir tencereye dokunur gibi oluyorum kapının kolunu tutarken, eve dönüşlerimde. ellerim yanıyor. ellerimi sensizliğin dağlıyor.

    Ve yoksun... gözlerimi üzerinde unuttuğum mimozaları toplayıp, yüreğimi uzatır gibi uzatamıyorum sana ve onları kucaklar gibi alışında gözbebeklerinin pırıltısını göremiyorum artık. sonrasında, adetten ya da içten, ama yansımasında sevgiyle karınan öpüşünü tadamıyorum. çünkü yoksun... çünkü uzak bir kentin kuytusundaki bir evin ışığı ölgün odasındasın. uzaklardasın...
    Ve yoksun... dudaklarından yanan bir sigarayı devam ettirme hazzından yoksunum. parmakuçların yüz hatlarımda gezinmiyor artık. saçlarımı okşamıyorsun annemden sırayı devralıp. okşayışlarında, herşeyi silip gözkapaklarımın ardına salamıyorum kendimi. ha şimdi, ha şu an deyip, heyecanla öpüşünü bekleyemiyorum senli zamanlardaki. çünkü yoksun... ışıltıları baş döndüren bir şehrin gecesinde unutulan bir ezginin cılız notalarına saklanmışsın.

    Ve yoksun... uyumalarını fırsat bilip, saatler boyunca fark ettirmeden yüzümü yüzüne yaklaştırarak içemiyorum soluğunu. doyasıya seyrine varamıyorum cemalinin. benim oluşunun muazzam egosunu tadamıyorum artık. çünkü yoksun... ve dokunma isteğiyle kıvrandığım halde, uyandırmamak için sadece seyrinle yetindiğim kıvrandıran anları tadamıyorum artık
    .


    Ve yoksun.. yok-sun.. yok.. yoksunum... yoksulunum...

    A. Latif İrven

    ...Kuyruguna basilMAdikca, tirmalaMAyan KeDiGiL...


  6. #6

    Kayıt Tarihi
    29-03-2006
    Mesajlar
    7
    Karizma Gücü
    0

    Yeşil ve Mavi

    Yeşil ve Mavi

    Hani sen vurulmuştun esmer tenli oğlanın yeşil gözlerine. Ve ilk defa birlikte yürürken Fatih’den Gülhane’ye, utangaç adımlarla, ellerinin ellerine uzanması isteği olduğu halde, diğer elinle engelleyerek uzanmak isteyen elini ve şuursuzca oynarken parmakların ellerinle, başını bile doğrultmaktan ürküp, adımlarını adımlarına uydururken, yürek çarpıntına dikkatin kesilmiş ve aşkın kor ateşinin içinde alevlendiğini hissetmiştin. En uzun yürüyüşünü aheste adımlarla gerçekleştirdiğin halde, çok kısa sürmüştü. Ve ilk defa eyleme geçiyordu aşk. İlk defa yüreğin sesi gözlerden bağırıyordu yanı başındakine. Bu denli yakın olmamıştı ten, bu kadar sıcak hissedilmemişti. İlk şarkınızın arayışına daha önce gidilmemişti. Seçilemiyordu bilinen ve o günlerde popüler olan ezgiler arasından. Ya yeşil gözlerle tamamlanmamıştı, ya da senin başak savrusu sarı saçlarından esinti yoktu. İlk defa durdurmak isterken zamanı, ta orada, o noktada, o ayak bastığın kaldırım taşının üstünde, ilk defa bir çift göze bakıp yağmurun yeşiline dokunmak isterken usulca, ilk defa güneş yanığı bir tenin teriyle ıslanmak isterken hoyratça, tüm seslerden uzak, tüm yaşanmışlıklardan soyutlu, ben’e bir ben daha katıp biz olmak istemiştin onunla. İlk defa bir ömür kendi dünyandaki eksikliği giderecek insanı bulduğuna inanmıştın. İlk defa ilklerini sağanak yağmur gibi çokça ve bir kerede başından aşağı döküldüğü duygusuna kapılmıştın. İlk defa esmer bir tende keşfetmiştin işporta malı bir parfümün seni ne denli etkileyebildiğini. Bir simidin tadını bu kadar lezzetli bulmamıştın daha önce, yalnızken ya da başkalarıyla paylaşırken. Ve ilk defa kaderinin harika bir yanı olduğu hissine kapılmıştın…

    Gülhane’ye ulaştığınızda, oradaki asırlık ağaçların sizinki gibi nice aşklara tanıklık ettiklerini geçirdin içinden. Şimdi size tanık oluyorlardı heybetli ve sessiz. Gerek o ağaçların ve gerekse parktaki öteki bitkilerin yapraklarındaki yeşilin tonlarının çokluğu şaşırtmıştı seni. Daha önce fark edememiştin nedense. Ve o tonları, yanı başındakinin gözleriyle kıyaslamaya başladın. Hiçbiri uymuyordu. Bu gözlerin yeşili nadir bir tondu. Belki de bundan sebep seni bu kadar etkilemişti.

    Bir bank aradı gözleriniz. Kuytularda olsun istiyordunuz. Erken bir saat olduğu için o bankı bulmanız zor olmadı. Sedir ağaçlarının gölgesine kurulu o banka otururken, aranıza mesafe koyma zorunluluğu varmış gibi uzak oturdunuz birbirinizden. Ne konuşacağınızı kararlaştırmada ikinizde zorlanıyordunuz. Aslında konu önemli değildi. O an dudaklardan dökülen her kelime şiir gibi geliyordu. Önemli olan bir arada oluşunuz ve sonrasında sizi tekrar bir araya getirecek bağın kurulmasıydı.

    Güneş, batıya doğru kaymaya başlayınca, gölgeler sizden uzaklaşmaya başlamıştı. Zaten rahatsız olmaya başladığınız o banktan kurtulup, bu kez çimlere oturmaya karar vermiştiniz. Birbirinize dokunma isteğinizi, üzerinize düşen yaprak kırıntılarını ve böcekleri kovarak göstermeye çalışıyordunuz. Yine de hiçbiriniz cesaret edip ötesine gidemediniz. Oğlan, sıcaktan dolayı gömleğinin bir düğmesini açınca, boynundaki bene dikkat kesildin ve gözlerini orada unuttuğun için bir an utanmıştın. Ve bir erkeğin boynundan heyecan duyabileceğini daha önce sen bile düşünememiştin.

    Öylesine unutmuştun ki kendini, yalnızlığını, her şeyi, gün bitmesin istiyordun. Ondan ayrılmak, ayrı yollara savrulmak, ayrı mekanlara doğru yürümek… Düşüncesi bile hoş değildi. Buna rağmen gün yerini yavaş yavaş alaca karanlığa bırakmaya başlamıştı. Kalkmanız gerekiyordu. Bitmesini istemediğin birarada oluş yerini yalnızlık ürpertisine bırakacağını haber veriyordu. Kalktınız ve gerisin geri yürümeye başladınız yeniden.
    Bir günü bir simitle devirmiş, yemek içmek aklınızdan bile geçmemişti. Bu denli unutturmuştunuz kendinizi birbirinize. Biraz daha rahattın, biraz daha özgür seçiyordun kelimelerini. Sözcüklerini gülümseyerek sunuyordun şimdi. Ve onun gülümserken yeşil gözlerinde oluşan pırıltıyı daha çok sevmeye başlamıştın. Bu nedenle gözlerine daha çok bakma ihtiyacı duyuyordun.

    Bu günün, bu anın bitmesini istemediğin halde, evinin bulunduğu sokağa gelince, içinde oluşan burukluktan ürktün. Yine yalnız kalacak, yine ertesi sabah “fabrika kızı” olacaktın. Yine keşmekeş bir hayatın merdanesine kapılacaktın. Gitmesini istemiyordun. Utanıyordun ve en çok bu halinde pembelerin yanaklarına ne kadar yakıştığını sen bile bilmiyordun. Ve bu halinle. Şolohov’un romanlarındaki bakire Kazak kızlarının utangaçlığına bürünüyordun. Kararını verdin ve derin bir nefes alarak kırık bir ses tonuyla davet ettin onu; evine, gecene, dünyana… Mahremine buyur ettin. Sabah olmasın istedin bu kez. Dahasını istemiştin, çünkü dahasını istemişti yüreğin, tenin, ellerin… Sevmek dokunmaksa eğer, dokunmak isteyip de dokunamamaktır aşk. Ve sen yüreğinde oluşan kor ateşi söndürmeye, kireçli duvarları olan odanda terinin ilaç olduğunun türküsünü dinletmeye karar vermiştin. Madem ki durdurulamıyordu zaman, duygularının coşkun ırmağında akıp gitmesini sağlayacaktın. Bir ilki daha yaşayacak ve ilk defa aşkı tende öldürecektin…

    Ve günün ilk ışıkları umarsızca sokulurken odana, mutlulukla aralanan gözkapaklarının ardına saklanmış buğulu ela gözlerinin onu göremeyişi kireç duvarlı evinin matem sessizliğine bürünmesi, ve odada ona ait tek şeyin küllükteki söndürülmüş izmaritin olması, bir “fabrika kızı” olduğun gerçekliğinin balyoz gibi başına inmesini sağladı… Hadi kalk, mavi otobüse yetişmen gerek!..

    A.Latif İrven

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •