Gençlerin Satanizm'in Tuzağına Düşmemeleri İçin Neler Yapılmalıdır?
Gençlerin Satanizm'e yönelmelerini engellemede en önemli görevin ailelere düştüğü konusunda hiç şüphe yoktur. Bir gencin Satanizm'e meyletmesinde de meyletmemesinde de aileler birinci derecede rol oynamaktadır. Bilindiği gibi, genellikle problemli ve parçalanmış aile çocukları; evde, ailede gerekli ilgi, sevgi ve huzuru bulamayan gençler Satanizm'e meyletmektedirler. Dolayısıyla, her şeyden önce anne-babaların çocuklarını Allah'ın birer emaneti olarak görüp onlara sahip çıkmaları, kimlerle arkadaşlık yaptıklarına, kimlerle düşüp kalktıklarına, nerelere girip çıktıklarına, kötü alışkanlıklar edinip edinmediklerine, akşam olunca eve düzenli olarak gelip gelmediklerine, okula düzenli gidip gitmediklerine, okuldan çıkışta kimlerle nerelere takıldıklarına vs. dikkat etmeleri gerekmektedir. Unutulmamalıdır ki, ülkemizde Satanizm daha ziyade gençler ve arkadaş grupları vasıtasıyla yayılmaya çalışılmaktadır. Bu anlamda iyi arkadaş aynı zamanda iyi bir örnek, kötü arkadaş da kötü örnektir. Ayrıca anne-babalar çocuklarına aşırı baskı uygulamamalı, aşırı serbest de bırakmamalıdırlar. Yerine göre onlara arkadaş gibi davranıp duygularını anlamaya çalışmalı; haklı isteklerini yerine getirmeli, haklı olmadıkları konularda da niçin haklı olmadıkları hususunda onları ikna etmelidirler. Onların maddi ihtiyaçları kadar manevi ihtiyaçlarının da olduğunu unutmamalı ve çocuklarını manen de tatmin etmenin yollarını araştırmalıdırlar.

Bugün gençlerin çoğu evlerinde, ailelerinde gerekli huzuru, ilgi ve sevgiyi bulamadıklarından; bu huzuru aile dışında ve çoğunlukla da arkadaş grupları arasında aradıklarından yakınmaktadırlar. Halbuki bir kimsenin ailesinde bulamadığı huzur ve mutluluğu başka yerlerde bulması veya anne-babanın gösteremediği şefkat ve sevgiyi başkalarının göstermesi çok zordur. Dolayısıyla, gençlere sadece maddi imkân sağlamak da yetmiyor. Onların madde kadar sevgiye, ilgiye ve şefkate de ihtiyaçları var. Ayrıca anne-babalar çocuklarının her isteğini yerine getirmekle, onlara sınırsız maddi imkan sunmakla, tamamen kendi hallerine bırakmakla onlara iyilik yapmış olmuyorlar. Yerine göre onlara bazı konularda "hayır" demesini bilmeli, belirli konularda bazı yasaklar getirmeli, hatta bazen yoksulluğu da tattırmalılar. Öyle görünüyor ki, bazı gençler hayatta her istediklerini elde etmiş, her şeyi denemiş; bir denemedikleri Satanizm kalmış onu da denemek istiyorlar. Bu da, gençlerin hayatın gerçeklerine göre yetiştirilmelerini ve hayatın bazı sıkıntılarını göğüslemeyi öğrenmelerini gerekli kılmaktadır. Yine çocukları Satanizmin tuzağına düşmüş bazı aileler, çocuklarına her türlü maddi imkânı verdiklerinden söz ediyorlar, fakat veremediklerinden hiç bahsetmiyorlar. Daha açık söylemek gerekirse, hiçbir şeylerini esirgemedikleri çocuklarına meselâ bir din eğitimini çok görüyorlar. Oysa Satanizm olgusunun arkasındaki gerçek sebep dinî eğitim eksikliğinde yatmaktadır. Ayrıca, bu tür akımlara kapılanların daha çok lise çağındaki gençler içinden çıktığı, bu kapılmada cinsel dürtü ve serbestliklerin de tesir yaptığı, lise çağlarının şahsiyet teşekkülündeki önemi ve bu yaştaki gençlerde bilhassa kendilerini kabul ettirme ve ispat-ı vücut etme temayüllerinin çok güçlü olduğu düşünülürse, tedbirlerin de elbette bunlara göre alınması gerekmektedir.

Gençlerimizin Satanizm vb. zararlı akımlara meyletmemeleri konusunda okul yöneticilerine ve öğretmenlerimize de önemli görevler düşmektedir. Okula gönderilen her öğrenciye birer emanet gözüyle bakılmalı ve onların öncelikle iyi bir insan, iyi bir vatandaş olarak yetişmeleri için gayret gösterilmeli; öğrenciler Satanizm vb. zararlı akımlar hakkında zaman zaman bilgilendirilmeli ve bu tür akımların etkisinde kalmamaları konusunda uyarılmalı; zararlı akımlara kapılanlara da sahip çıkılmalıdır. Ayrıca bu konularda öğrencilere sağlıklı bilgiler verebilmek için konu ilgililer tarafından da iyi bilinmeli, fakat, Satanizm'den kaçındırmaya çalışırken, konu onu câzip hale getirecek şekilde anlatılmamalı, bu konuda azamî dikkat gösterilmelidir. Aynı zamanda okul-aile işbirliğine önem verilmeli, karşılıklı diyalog içerisinde gençler hayata ve geleceğe hazırlanmalıdır.

Geleceğimizi emanet edeceğimiz gençlerin iyi yetişmeleri, sağlıklı ve faydalı eğitim almaları konusunda şüphesiz ki daha üst makamlara da önemli görevler düşmektedir. Devletimizin bu tür hareketleri marjinal birer vaka gibi görüp ihmal etmemesi gerekir. Bir gencimiz dahi Satanizm'e meyletmiş olsa, onunla da ilgilenmeye değer. Kaldı ki son zamanlarda Satanizmin gençler arasında hızla yayılma eğiliminde olduğunu ve bu konuda hiçbir ciddi tedbirin alınmadığını üzülerek müşaheade etmekteyiz. Ancak, bugün gençlerin bir kısmının içine sürüklendiği zararlı akımlar sadece Satanizm'den ibaret de değildir. Evet Satanizm'in tuzağına düşürülmüş olan bu gençler, bu ülkenin gençleridir. Fakat sokaklarda, köşe başlarında, sur diplerinde vb. yerlerde tiner çeken veya bali koklayan gençler de bu ülkenin gençleridir. O halde ülke gençlerinin tamamına sahip çıkılmalı ve her türlü zararlı akıma karşı korunmalıdır. Zira bugün tinerci veya balici deyip geçilen bir gencin yarın Satanist olmayacağını kimse garanti edemez.
Aynı şekilde bu konuyu medya mensupları da ciddiye almalı; tarafsız, ilkeli ve objektif habercilik prensibinden hareketle ülkemiz insanına her konuda doğru bilgiler vermeli; Satanizm vb. olayları sadece birer haber malzemesi olarak görmemeli; gençlerin bu tür zararlı akımlara meyletmelerinin arkasındaki gerçek sebep veya sebepleri açıklıkla ortaya koymaya çalışmalı; ayrıca her intihar olayını hemen Satanizm'le irtibatlandırmamalı; meseleyi olduğundan fazla göstererek işin reklamını yapar hale gelmemeli veya Satanizm'i her fırsatta gündeme getirerek merak konusu da yapmamalıdırlar.

Diğer taraftan, Satanizm'in tuzağına düşürülmüş gençlere de yine başta anne-babalar olmak üzere, bütün kurumlar olarak sahip çıkmamız gerekmektedir. Bu gençler hiçbir zaman dışlanmamalı, onlara sapık bir hareketin mensubu tehlikeli kimseler gözüyle değil de, sahip çıkılması gereken kişiler olarak bakılmalıdır. Hatta bir şekilde mahkemeye intikal etmiş veya hapse düşmüş gençlere de sahip çıkılmalıdır. Çünkü, gençlerimizin çoğu Satanizm'in ne olduğunu veya nasıl tehlikeli ve maceralı bir yol olduğunu bilmiyorlar. Eğer bilselerdi pek çoğu böyle bir harekete meyletmezdi. Yine anne-babalar, çocuklarında böyle bir harekete eğilim sezdiklerinde, bunu gizlemeden, gerekirse konu ile ilgilenenlerden veya tercihan inançlı bir psikolog ya da psikiyatristten yardım talep etmelidir. Arkadaşlarında böyle bir eğilim fark eden öğrenciler de ona sahip çıkmalı ve derhal konuyu anne-babasına veya öğretmenlerine bildirmeliler. Eğer okul yöneticileri veya öğretmenler öğrencilerinde böyle bir eğilimin olduğunu hissederlerse, derhal öğrencilerin aileleriyle işbirliği yaparak gençlere sahip çıkmalı; okulumuzun adı kötüye çıkar vb. düşüncelerle bu hususu kesinlikle gizleme cihetine gitmemelidirler. Çünkü hiçbir şey insan hayatından daha değerli değildir.
Bu konu ile ilgili olarak yapılan araştırmalara göre, Satanizm'e meyleden veya bu uğurda intihar eden gençlerin genellikle dinî inançlarının çok zayıf olduğu veya hiç olmadığı; hiçbir dinî eğitim almadıkları tespit edilmiştir. Bu da, insanın sadece maddeden ibaret olmayıp aynı zamanda manevi yönü de olan iki kutuplu bir varlık olduğu gerçeğini hatırlatmaktadır. Dolayısıyla, bir kimseye ne kadar maddi imkân sunulursa sunulsun, manevi yönden de tatmin edilmezse, bir süre sonra tatmin arayışına yönelecektir. Bu arayış kişiyi bazen yanlış yollara sevk edebilmektedir. Satanizm bunun en belirgin örneklerinden birisidir.

Üzülerek ifade edelim ki, bugün okullarımızda verilen eğitim gençlerdeki manevi boşluğu dolduramadığı gibi, böyle bir amaç da güdülmemektedir. Son yıllarda gençlerin Satanizm, uyuşturucu ve alkol kullanımı vb. zararlı akımlara hızlı bir şekilde kayışı bunun en üzücü göstergelerinden birisidir. Yine son zamanlarda yapılan tespitlere göre gençler arasında alkol kullanımı gibi kötü alışkanlıklar 13 yaş grubuna kadar yayılmış durumdadır. Bu husus gençlerimizin ve dolayısıyla ülkemizin geleceği açısından oldukça tehlikeli görülmektedir. Dolayısıyla gençlerin manevi boşluğunun doldurulması için yine başta aileler olmak üzere, eğitimcilerimize, din görevlilerimize, ilahiyatçılarımıza, toplumumuza ve devlet büyüklerine bazı görevlerin düştüğü kanaatindeyiz. Herhangi bir dinî inancımız olsun veya olmasın, eğer ülkemiz insanının yüzde doksan dokuzunun Müslüman olduğunu kabul ediyorsak, insanımızın dinî olarak bilgilendirilmeleri gerekir. Bu da, sağlıklı din eğitimi vermekle mümkündür. Eğer bu konu ihmal edilirse toplumda dinî yönden bir boşluk meydana gelir ve bu boşluğu da bir kısım istismarcılar doldurmaya kalkışır veya Satanizm örneğinde olduğu gibi bir kısım gençler tanrı diye şeytana tapınır, hatta bu uğurda ölümü dahi göze alır hale gelirler.
Aslında bu durum insan fıtratına da terstir. Çünkü Şeytan, bütün dinler tarafından "İnsanın en büyük düşmanı; bütün kötülüklerin baş temsilcisi ve tahrikçisi.." olarak kabul edilmektedir. Dolayısıyla Şeytan bir tapınma objesi olmadığı gibi tanrılık iddiasında da bulunmamış; hatta Allah'ı da inkâr etmemiştir. Kendisinin Allah'a ortak koşulmasını da reddetmiştir (bkz. İbrahim, 14/22). Satanizm'in çelişki ve tutarsızlığının temelinde yatan asıl gerçek de budur. Öte yandan, şeytan diye bir varlık vardır ve bir kısım genç bu varlığa tanrı diye tapınmakta veya uğrunda ölümü göze almaktadır. Bu çok anormal ve ciddi bir meseledir. Şayet biz gençlerimizi Allah, Peygamber ve şeytan hakkında bilgilendirmiş olsaydık, hiç kimse şeytana tanrı diye tapınır hale gelmezdi. Çünkü şeytan, sakınılması ve uzak durulması gereken bir varlıktır. Fakat ne acı gerçektir ki bir kısım gencimiz, "insanın en büyük düşmanı" olarak tanıtılan şeytana tapınır ve âdeta düşmanından medet umar hale gelmiştir.