• Reklam
3 sonuçtan 1 --- 3 arası gösteriliyor
  1. #1
    rnsyn adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    03-10-2006
    Mesajlar
    170
    Karizma Gücü
    0

    Karşı Devrim Hareketi

    4 Şubat 1949: İki “meczup” Meclis’te ezan okuyor.



    15 Şubat 1949: İlkokullarda isteğe bağlı olarak din dersleri okutulmaya başlanması öneriliyor.



    1 Mart 1950: CHP hükümeti, Tekke ve Türbelerin Kapatılmasına Dair 677 sayılı yasayı yürürlükten kaldırıyor.



    12 Nisan 1950: Mareşal Fevzi Çakmak için düzenlenen cenaze töreninde gericiler dini siyasete alet ederek gövde gösterisi yapıyor.



    29 Mayıs 1950: Başbakan Menderes, sadece “Millete mal olmuş inkılaplarımızı saklı tutacağız” diyerek irticaya ilk işareti veriyor.



    16 Haziran 1950: Ezanın Arapça okunması yasağı kaldırılıyor.



    5 Temmuz 1950: Radyoda dini program yayınlama yasağı kaldırılıyor.



    21 Ekim 1950: Milli Eğitim Bakanlığı, okullarda din derslerinin zorunlu olmasına karar veriyor.



    3 Aralık 1950: Arap harfleriyle tedrisat yapmak için gizli ya da aleni dershane açanlar hakkında 23 Eylül 1931 günlü, 12073 sayılı kararnamedeki yasaklama kaldırılıyor. Böylece Kuran kursu ve imam hatip okullarına yeşil ışık yakılıyor.



    1955’te Başbakan Menderes, DP Meclis grubunda arkadaşlarına şöyle sesleniyor: “Siz öyle güçlüsünüz ki, şu anda isterseniz Anayasa’yı bile değiştirebilir, hilafeti bile getirebilirsiniz.”



    Menderes, 1956’da Konya’da halka hitap ederken “ortaokullara din dersleri konulacağını” açıklıyor.



    13 Eylül 1956: Ortaokul ders programlarına din dersleri konuyor.



    Başbakan Menderes, 1957’de Ödemiş’te halka yaptığı konuşmasını bir kasaba imamı gibi bitiriyor: “Allah, münafıkların şerrinden hepimizi korusun.” Genel seçimler yaklaşınca hızını alamıyor ve seçmene şu vaatlerde bulunuyor: “İstanbul’u ikinci bir Mekke, Eyüp Sultan Camii’ni de ikinci bir kâbe yapacağız.”



    14 Şubat 1957: Başbakan Menderes, Ankara’da Kocatepe Camii’nin yapımı için Cami Yaptırma Derneği’ne 100.000 TL bağış yapıyor.



    19 Mayıs 1957: Kayseri’de halka yaptığı açıklama Menderes, “DP’nin iktidarda olduğu yedi yıl içinde yeni 15.000 cami inşa edildiğini ve başta Süleymaniye olmak üzere 86 caminin onarıldığını, Süleymaniye’nin 500’üncü yıl dönümünü kutlamak için Müslümanların İstanbul’a davet edileceğini” söylüyor.



    26 Haziran 1965: Milli Eğitim bakanı Cihat Bilgehan, “İmam hatip okullarını bitirenlerin, ilkokul öğretmeni olabileceklerinin” müjdesini veriyor.



    15 Nisan 1966: Atürk büst ve heykellerine karşı gericilerin saldırıları sürüyor.



    31 Mayıs 1966: Demirel, Kayseri’de halka yaptığı konuşma hedef saptırarak şunları söylüyor: “Bugün Türkiye’de gericiliğin yaşamasına uygun koşullar artık bulunmamaktadır.”



    17 Mayıs 1967: İmam hatip okullarını bitirenlere üniversitelere girme hakkı tanınıyor.



    20 Ağustos 1967: İzmir’de İslam Enstitüsü’nün temelleri Başbakan Süleyman Demirel tarafından atılıyor.



    Aralık 1967: Meclis’te iftar yemekleri verilmeye başlanıyor.



    21 Şubat 1968: Milli Eğitim Bakanı İlhami Ertem, “Hükümetimizin amacı her ilde bir imam hatip okulu açmaktır” diyor.



    19 Şubat 1969: Mehmet Şevki Eygi adlı emperyalizm fedaisi ABD’nin 6. Filosu’nu protesto eden yurtsever gençler üzerine “ABD bizim kâbemiz, cihada hazır olun” sloganları ile dincileri saldırtıp o günün tarihlere “Kanlı Pazar” olarak geçmesini sağlamıştır.



    1 Ekim 1969: Seçimlere bir gün kala Adalet Partisi’nin kır atlı kuran dağıttığı haberleri basına yansıyor.



    26 Ocak 1974: Milli Selamet Partisi genel seçimlerden 48 milletvekili ile çıkıyor.



    1975-1976: Bir yıl içinde 70 imam hatip okulu açılıyor.



    1976-1977: Bir yıl içinde 77 imam hatip okulu daha açılıyor.



    1977-1978: Açılan bu imam hatipler yetmemiş olacak ki bir yıl içinde 86 tane daha açılıyor. Bu üç yıl boyunca Başbakanlık koltuğunda Süleyman Demirel oturuyor.



    Kahramanmaraş’ta 21-25 Aralık 1978 tarihleri arasında meydana gelen olaylarda resmi açıklamalara göre 111 kişi yaşamını yitirmiş, yüzlerce kişi de yaralanmıştı.... Sol parti ve dernek binaları ateşe verilmiş, Müslümanlar cihada çağrılarak duvarlara “Allah için savaşa, Müslüman Türkiye” sloganları yazılmıştı. Buna karşın Süleyman Demirel, şunları söylemişti: “Bana sağcılar, milliyetçiler cinayet işliyor dedirtemezsiniz”



    12 Haziran 1979: MSP Genel Başkanı Necmettin Erbakan şunları söylüyor: “Hafta tatili Cuma günü olmalı. Nikâhı müftüler kıymalı. Mekteplere Kuran dersi koymalı. Bu milletin mektep kitapları niye Allah adıyla başlamıyor?”



    4 Temmuz 1980: Çorum Katliamı gerçekleştiriliyor. 58 kişi katledilirken başbakan Demirel “Çorum’u bırakın Fatsa’ya bakın!” diyerek “solun kalesi” diye anılan Fatsa’yı hedef gösteriyordu.



    7 Eylül 1980: MSP’nin Konya’da düzenlediği mitingte yobazlar tarafından şu sloganlar atılıyordu: “Dinsiz devlet yıkılacak elbet... Şeriat gelecek... Laiklik dinsizliktir... Anayasa Kuran... Ya şeriat ya ölüm... Cihada hazırız...”



    Ve 12 Eylül 1980: Amerika’nın fedailiğine soyunan, Amerikalıların “bizim çocuklar” dedikleri generaller tarafından darbe yapılarak tüm siyasi parti ve dernekler kapatıldı. Demokrasi güçlerine karşı topyekün bir seferberlik başlatıldı. Dizginlerini koparan zor, zulüm ve işkence doruğa çıktı. Ülkenin aydınlanmacı biriki üzerinden silindir gibi geçildi. Bu satırların yazarı bile bundan payını alarak 92 gün işkence gördü.



    Ulusal birlik yerine dinsel birliği öne süren, ulus yerine ümmet anlayışını ön plana çıkaran, günlük konuşmalarını bile dinsel motiflerle süsleyen gerici 12 Eylül’ün darbesinin mimarı Kenan Evren, 10 Ağustos 1981 tarihinde Çanakkale’de yaptığı konuşmada “Muhterem din adamlarının elini öpeceğiz” diyordu.[1]



    “Gerçekte,” der Machiavelli, “hiçbir ülkede olağandışı bir yasacı yoktur ki, Tanrı’ya başvurmuş olmasın; yoksa koyduğu yasaları kimse kabul etmezdi. Gerçekte bilge kişinin bildiği birçok yararlı bilgi vardır. Fakat aynı bilgilerde, başkalarını inandıracak ölçüde açık bir takım nedenler yoktur.”[2]



    Darbe rejimi, 2842 sayılı yasayı 16.6.1983 tarihinde yürürlüğe koyarak bu yasanın 10. Maddesiyle İmam Hatip Lisesi mezunlarının yükseköğretim kurumlarına girmelerini sağladı. Bununla da yetinmeyerek, 1983 yılında 1739 sayılı yasanın 31. maddesinde yaptığı değişiklikle, cami imamı olarak yetişenlerin okullarda öğretmen olmalarına yasal dayanak hazırlandı.



    12 Eylül’de gerçekleştirilen Amerikancı darbeden sonra İsmet İnönü’nün oğlu veto edilerek seçimlere katılması engellenirken Nakşibendi tarikatının üyesi olan Turgut Özal’ın Çankaya’ya kadar tırmanması sağlandı. Nitekim Özal’ın, “12 Eylül olmasaydı iktidara gelemezdik” biçimindeki açıklaması 14.8.1987 tarihinde basına yansıdı.



    Mart 1987: Demirel, Öğretim Birliği Yasası’nın bir devrim yasası olduğunu ve değiştirilmesinin olanaksız olduğunu gözardı ederek şunları söylemiştir:

    “Siyasetin emrinde din değil, başka hakların kullanılmasına yaptığı gibi, siyaset dine hizmet edecek. Bunda yadırganacak bir şey yok.

    ...Tevhidi Tedrisat Kanunu bir semavi kitap değildir. Şayet Kuran kursları ve din eğitimi bu kanuna ters düşüyorsa, yanlış olan din eğitimi değildir. Tevhidi Tedrisat Kanunu’dur.

    ...Laiklik çiğneniyor diye yapılan tartışmalar, bir yerde din ve vicdan hürriyetinin kullanılmasını baskı altına almaktır.”[3]



    1989: TCK’nın Türkiye’de din devleti kurulmasını suç sayan 163. maddesi kaldırıldı. Bu maddenin kaldırılmasına karşı çıkan aydınlar birer birer öldürülmeye başlandı.



    28 Aralık 1989: Üniversitelerde türban serbest bırakıldı.



    24 Ocak 1993: Uğur MUMCU, “İmam-Subay” başlıklı yazısından iki gün sonra bir suikasta kurban gitti.



    2 Temmuz 1993: Sıvas’ta her yıl geleneksel olarak düzenlenen Pir sultan Abdal Kültür Etkinlikleri’nin 3. gününde, Müslümanlar ortalığı kana buladı. Ülkemizin yetiştirdiği en değerli aydın, düşünür, bilim adamı, sanatçı ve edebiyatçılardan 37 kişi diri diri yakıldı. Çoğu çevre illerden gelerek Madımak Oteli’ni ateşe verenlerin attığı ortak sloganları şunlardı: “Zafer İslam’ın... Cuumhuriyet Sıvas’ta kuruldu, Sıvas’ta yıkılacak!.. Şeriat gelecek zulüm bitecek... Kahrolsun laiklik...”



    5 Nisan 1994 tarihli kararlarını ilan ederken “son sosyalist devleti de yıktık” sözleriyle Kemalizmin sosyal devlet alanında sağladığı cılız da olsa kazanımları kastediyordu.



    Ve Nihayet Şubat 1997...



    Özal’ın halefi olan Başabakan Necmettin Erbakan, Başbakanlık Konutun’da verdiği iftar yemeğine Türkiye’nin en ünlü din baronlarını davet ederek, toplumsal gerilimi tırmandırdı.



    Laiklikliğin tanımı bile değiştirilerek, “laiklik, din özgürlüğüdür”; “din ise birleştirici ve lâzımdır” denilmeye başlandı.



    Eğitim yoluyla bu ülkede, “iktidar olursak, içkinin içilip içilmeyeceğini referanduma götürürüz” diyen Tayyip Erdoğan gibi şeriat özlemcisi kafalar yetiştirildi. Bu kafa sahipleri, iktidar olup cesaret ettikleri taktirde çarşafı, Arap alfabesini, dört kadın ile evlenmeyi de referanduma götüreceklerinden, bir yandan uluslararası yeşil sermaye gücü, öte yandan da din istismarı yoluyla bunu topluma kabul ettirip uygulayacaklarından, artık hiç kuşkumuz kalmadı.



    Şimdi ise Sevr kapımızın eşiğinden sırıtıyor!



    --------------------------------------------------------------------------------

    [1]Çetin Yetkin, 12 Eylül’de İrtica, Ümit Yayıncılık, Birinci Baskı, Ankara 1994, s. 77.

    [2] Discorsi sopra Tite Livio, lib I, cp, XI. Aktaran: J.J.Rousseau, Toplum Sözleşmesi, Öteki Yayınevi, Üçüncü Basım, Ankara Kasım 1999, s. 82.

    [3] Köprü, Mart 1987.

    Derleyen: Bülent Volkan

  2. #2
    Mustafa adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-08-2005
    Mesajlar
    9,477
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    8
    adım adım anlatmış ... teşekkürler rsyn ...

    Şehir ESKİŞEHİR'dir !



    YİNE BİR KEMAL, YENİ BİR KEMAL !


  3. #3
    wedsa adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    10-11-2005
    Mesajlar
    1,616
    Karizma Gücü
    7
    'Kanlı Pazar' / 16 Şubat 1969
    Bundan tam 38 yıl önce güneşli, ılık bir Şubat gününde bir haftadır Dolmabahçe önünde bir kaç gemisi demirlemiş bulunan 6.Filo’yu protesto için büyük bir yürüyüş düzenlenmişti.

    Günlerdir aralıksız süren Filo karşıtı eylemlerin doruğa vardığı tarihi bir yürüyüştü bu. Eylemi İstanbul açısından tarihsel kılan husus 35 bin kişinin Beyazıt’tan Sultanahmet-Sirkeci-Tophane-Dolmabahçe yoluyla Taksim’e kadar yürümesiydi. İstanbul daha kalabalık gösterilere sahne olmuştu, ama 35 bin kişinin Beyazıt’tan yola çıkarak o kadar uzun güzergâhı yürümesine o zamana değin tanık olunmamıştı.

    Yürüyüş kolunun başı Ayazpaşa’dan Taksim Alanı'na girip bugünkü Marmara Oteli (o zamanki Ankara Pazarları) önüne (ve Kazancı Yokuşuna inen Osmanlı Sokağı'nın başına) geldiğinde, Taksim gezisinin ağzında toplanmış olan bir kara kalabalık "Allah Allah" nidalarıyla, taş ve sopalarla saldırıya geçti.

    SALDIRI BAŞLIYOR

    Meydandaki Emniyet kuvvetleri onları durduracaklarına, Gümüşsuyu-Ayazpaşa’dan gelen kortejin önüne ses ve sis bombaları atarak yolu kestiler, kalkanlı, coplu polisler yasal yürüyüş yapan korteji dağıttılar, böylece hem meydana girmiş olan 2-3 bin kişiyi saldırganların karşısında yalnız bıraktılar, hem de bombalar makineli tüfek sesi izlenimi verdiğinden belli bir paniğe yol açtılar. Sonuçta, Allah-Allah çekenler; biri işçi, biri mühendis iki kişiyi öldürdüler. Polis saldırganları değil, miting kolundan İstiklal Caddesi’ne, Elmadağ tarafına kaçanları yakaladı. Olay siyasi tarihimize “Kanlı Pazar” olarak geçti. Sonradan öğrenildi ki, bu organize kalabalık Dolmabahçe Camii'nde öğle namazı kılmış (cami ibadete kapalı olduğu halde onlar için açılmış), sonra da tekbir getirerek Taksim’e çıkıp, emniyet emanetinde geziye yerleşerek yürüyüş kolunun gelmesini beklemiş. Park tarafından üç kamyonet yanaşmış, saldırı için onlara taş, sopa, kesici alet dağıtılmış. Emniyet görevini yapmamış, hadise çıkarmak için bekleyen kalabalığı dağıtmamış. O sırada Süleyman Demirel başbakandı ve onun “solcuların nefes alışlarını bile izliyoruz” diyen Faruk Sükan adlı bir İçişleri Bakanı vardı.

    VEDAT DEMİRCİOĞLU &#214DÜR&#220ÜYOR

    Bu kadar önemli bir olay siyasi iktidardan habersiz tezgahlanamaz. Çünkü, 6 ay kadar önce Ağustos 1968’de gene 6. Filo İstanbul’a geldiğinde, öğrenciler Teknik Üniversite binalarında toplanmışlardı, 6. Filo'ya karşı eylemler yapıyorlardı. O sırada Emniyetten gelenler İTÜ Öğrenci Yurdunun üst katından TİP Eminönü İlçe üyesi, Hukuk Fakültesi öğrencisi Vedat Demircioğlu’nu pencereden atmışlardı. Demircioğlu bir kaç gün sonra hastanede öldü. Ölüm haberinin geldiği gece bazı arkadaşlarımla Beyoğlu’ndaydım, gruptan birisi Vedat Demircioğlu’nun yakın arkadaşıydı, İstiklal Caddesi'ndeki bir restoranın vitrinindeki küçük ABD bayrağını alıp bütelini bükerek yere attı, lokanta sahibi malıma zarar verdiniz diyerek, şikayet etmek isteyince, karakola gidelim, şikayetini orada yap, dedik ve birlikte Beyoğlu Emniyet Amirliği'ne gittik, başkomiser olayı telsizle Vilayete bildirirken nedenini izah etti, “Bakan bey vilayette, vali beyle birlikte hadiselere bizzat nezaret ediyor, Sayın Bakanımın her hadiseyi bize intikal ettirin diye kesin talimatı var” dedi. Ama suçlayacak bir konu yoktu, zabıt tutuldu, ayrıldık, bu vesileyle 6.Filo olaylarının hükümet tarafından ne denli önemsendiğini öğrenmiş olduk. Kanlı Pazar’ın cereyan ettiği 1969 Şubat eylemleri 6. Filo’nun bir sonraki gelişindeydi ve öncekinden çok daha yoğun, sürekli protestolardı. Bize yapılan saldırı tabi ki, planlıydı. Örneğin, "Komünizmle Mücadele Dernekleri" Genel Başkanı İlhan Darendelioğlu o sırada İslamcıların öğrenci örgütü olan Milli Türk Talebe Birliği’nin Cağaloğlu’ndaki merkezinde Kanlı Pazar’dan önce şöyle demişti: "... Pazar günü komünistler miting yapacak, biz bu mitingde savaşacağız. Silahı olan silahıyla, olmayan baltasıyla gelsin..." [Komünistler kime karşı miting yapacaklardı? ABD savaş gemilerine karşı. Darendelioğlu kim için cihat çağrısı yapıyordu? ABD için. Eğer sağ olsaydı eminim ki, o da şimdi ABD aleyhtarı kesilmiş, meydanlarda Bush’u lanetliyordu. Bu nedenle, bugün İslamcı olsun, ülkücü olsun ABD karşıtlığı yapanların aynı zamanda komünizm, ilericilik ve çağdaşlık düşmanı olduklarını hiç unutmamak gerekiyor.]

    DİNCİLERİN ÖNDE GELEN İSMİ

    O yıllarda dincilerin önde gelen kalemi Mehmet Şevket Eygi’ydi. Sola karşı şiddet çağrısı yapan yazılar yazar, şeriat ister, tarih ve adres vererek şu camide, bu camide diye dincileri Cuma veya sabah namazlarına çağırır, namazdaan sonra cemaat yürüyüşe geçerek şeriatçı gösteriler yapardı. Bugün arada bir televizyonlarda boy gösteren Eygi bakın olaylar öncesinde Bugün’deki köşesinde ne diyordu: "Büyük fırtına patlamak üzeredir. Müslümanlar ile kızıl kâfirler arasında topyekûn bir savaş kaçınılmaz hale gelmiştir... Müslüman kardeşim, sen bu savaşta bitaraf kalamazsın. Ben namazımı kılar, tesbihimi çekerim, etliye sütlüye karışmam deyip de zulüm edenlerden olma, gözünü aç bak... Onlarda taş, sopa, demir, molotof kokteyli mi var? Biz de aynı silahları kullanmaktan aciz değiliz... Cihat eden zelil olmaz. Sağ kalırsa gazi olur. Canını veren şehitlik şerefini kazanır. (...) Ezanlar susturulmasın, Müslümanlar komünizmle çarpışan devlet kuvvetlerine yardımcı olsunlar." Eygi’nin Müslüman kardeşleri de öyle yaptılar, Taksime çıkıp ABD gemileri adına cihat ettiler. [Alıntılar Kurtuluş- Nisan 2000’den yapıldı.] Biz o sırada ABD emperyalizmini protesto ediyorduk, biz o sırada siyasi iktidarın Amerikancı olduğunu söylüyorduk. Amerikancı iktidar da bize adamlarını saldırtıyordu. Camide namaz kılıp bize saldıranlar Amerikan uşaklığı yapıyorlardı.

    Şimdi o gemiler (aynı 6. Filonun bir takım uçak gemileri ve muhripleri) Basra Körfezi'ndeler, Irak’ı işgal güçleri arasında görev yapıyorlar, Irak’ı istila hareketi ilk başladığında Güney’deki hava saldırılarını yapan uçaklar o gemilerden havalanmışlardı.

    Ve eminim ki, "Kanlı Pazar" saldırısına fiilen katılmış olan Müslümanların önemli bir bölümü şu anda ABD’yi de, gemilerini de, askerlerini de telin ediyorlardır, onları Taksim’de fiilen himaye etmiş polis memurları da bugün emekli köşelerinde ABD’ye diş biliyorlardır. Merak ediyorum, o kadar kişiden acaba kaç tanesi “Solcular ABD savaş gemilerini protesto ettiklerinde biz onlara saldırdık, –veya polis olarak görevimiz saldırganları önlemek olduğu halde saldıranlara yardım ettik—” diye pişmanlık içindedir. Bence hiç biri...

    Matbaa sahibi bazı arkadaşlarım var. Onların işyerindeyken bazen İslamcı veya &#252;lk&#252;c&#252; m&#252;şterileri geliyor, laf siyasetten açılınca ilk sözleri ABD’ye veryansın etmek oluyor. Onlara ‘Biz 6. Filoya karşı m&#252;cadele ederken, siz bize saldırıyordunuz’ diyorum, yanlış yaptıklarını söyl&#252;yorlar; <‘Hayır, diye yanıt veriyorum, yarın sol y&#252;kseldiğinde gene Amerika’nın eteğine yapışarak bize saldıracaksınız.’

    Ben reel politiker değilim, g&#252;n&#252;birlikçi ve pragmatik olamam, bu yapay anti-Amerikancılığa övg&#252;ler d&#252;zemem. Hiç unutulmasın ki, aynı kişiler Sivas’ta 37 insanı yaktıklarında onların sözc&#252;lerinden İsmet &#214;zel gazetedeki köşesinde; ‘Eğer g&#252;n&#252;n birinde Bosna’daki gibi Sivas semalarında da Hıristiyan tayyareleri görmek istemiyorsak, bu olmalıydı’ c&#252;mlesiyle canilere alkış tutmuştu...
    Yalçın Yusufoğlu

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Tek yürek hareketi....
    SİYASET ve POLİTİKA ARENASI bölümünde NURİ BABA tarafından açılmış
    Yanıt: 1
    Son Mesaj: 22.09.11, 09:56
  2. Zeitgeist Hareketi...
    TOPLUM VE İNSAN bölümünde alperkaya tarafından açılmış
    Yanıt: 33
    Son Mesaj: 22.09.11, 00:20
  3. Dev-genç Hareketi!
    2005 Konuları bölümünde Kashmere tarafından açılmış
    Yanıt: 42
    Son Mesaj: 30.10.05, 00:20

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •