• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 2 12 SonSon
11 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    Kickboxer adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    11-05-2006
    Mesajlar
    976
    Karizma Gücü
    7

    Akıllı kimdir

    Sual: "İslamiyet akıl dinidir. Bundan dolayı aklımın almadığı şeye inanmam" demek doğru mudur?
    CEVAP
    Bu sözün ikinci kısmı yanlıştır. İslamiyet akıl dinidir. Hadis-i şerifte (Aklı olmayanın dini de yoktur) buyuruluyor. Fakat akıl eşit değildir. Akıl akıldan üstündür. Bir cahil ile bir âlimin aklı aynı değildir. Akıllar eşit olsaydı, herkes aynı şeyi düşünürdü. İslamiyet’te aklın ermediği şeyler çoktur. Fakat, selim akla uymayan birşey yoktur. Zaten (İslamiyet akıl dinidir) demenin manası da budur.

    Yalnız akla uyup, yalnız ona güvenip yanılan kimseye felsefeci denir. Aklın erdiği şeylerde ona güvenen, aklın ermediği yanıldığı yerlerde, İslam ışığı altında akla doğruyu gösteren büyüklere İslam âlimi denir. Akıl göz gibidir. İslamiyet de ışık gibidir. Göz karanlıkta cisimleri göremez. Görmesi için ışık gerekir. Akıl da hakikatı göremez. Görmesi için İslam ışığı gerekir. Eğer İslam, hak ile bâtılı bildirmeseydi, aklımızla bulmamız mümkün değildi. Hadis-i şerifte, (Akıl, hak ile bâtılı birbirinden ayıran bir nurdur) buyuruluyor. Şu halde hak ile bâtılı ayıramayana akıllı denmez.

    Akıllı kimdir? Hadis-i şerife, (Akıllı, Allah’a ve Peygambere inanıp ibadetlerini yapandır) buyuruluyor. Demek ki dinsiz, imansız kimse veya inandığı halde ibadet etmeyenin aklı tam değildir. İnanıp ibadet edenler arasında en akıllı kimdir? Hadis-i şerifte, (En akıllı, Allahü teâlâdan en çok korkandır) buyuruluyor. Kur’an-ı kerimde ise mealen, (Allah’tan en çok korkan âlimlerdir) buyuruluyor. Şu halde âlimler en akıllı kimselerdir. Peygamber efendimize sual edildi ki:
    -Ya Resulallah en âlim kimdir?
    -En akıllı olandır.
    -En çok kim ibadet eder?
    -Aklı en çok olan
    -En faziletli kimdir?
    -Aklı en üstün olandır.

    Demek ki ilmi ve ibadeti çok olan daha akıllıdır. Bir kimsenin akıllı olduğu nasıl bilineceği sual edildiğinde Peygamber efendimiz, (Haramlardan daha çok kaçan, hayırlı işlere daha çok koşan daha akıllıdır) buyurdu.

    Âişe validemiz sual etti ki:
    -Ya Resulallah üstün olmanın ölçüsü nedir?
    -Akıldır. Aklı çok olan daha üstündür.
    -Herkesin üstünlüğü yaptığı işe göre ölçülmez mi? İyi iş yapan daha kıymetli değil mi?
    -Ya Âişe, insanlar akıllarından daha fazla mı iş yaparlar? Herkes aklı nispetinde iyi iş yapar, ona göre de mükafatını alır.

    İbni Abbas hazretleri de, (Aklın başı, kendisine zulmedeni affetmek, kendinden aşağıda görünen kimselere tevazu göstermek, düşündükten sonra konuşmaktır. Akılsızlığın başı ise, kendini beğenmek, lüzumsuz yere konuşmak ve kendisinin yaptığı şeylerde insanları ayıplamaktır) buyurdu. Hadis-i şerifte, (Akıllı şu kimsedir ki, açıkta yapınca utanacağı işi gizli yerde de yapmaz) buyuruldu. Hikmet ehli, ibadetlerin ihlasla yapan, insanlarla iyi geçinen, onlara daima iyilik eden ve belalara sabreden kimsenin akıllı olduğunu bildirmişlerdir.

    Zeka, sebep ile netice arasındaki bağlılıkları anlama ve düşünebilme kabiliyetidir. Her akıllı zeki olmayabilir. Her zeki de akıllı değildir. Zeki kimse, tecrübelerle, akıllı kimselerden öğrendiği bilgi ve usullerle büyük işler başarabilir. Nitekim birçok gayrı müslimin zeki olduğu bilinmektedir. Bir aslanın zekası, insan zekası kadar kuvvetli olsaydı, bu aslan, öteki aslanlardan on bin kat daha korkunç olurdu. Akılsız, dinsiz kimse de, zekasının çokluğu kadar topluma büyük tehlike olur. Aklın çok çeşitli dereceleri vardır. Müminin dini ve dünyevi aklı olduğu gibi, kâfirin de dini ve dünyevi aklı vardır. Kâfirin dünya işlerine eren aklı, ahiret işlerine eren aklından daha üstündür.

    Sual: Yaşlandığı halde, hâlâ dünya peşinde koşana akıllı denebilir mi?
    CEVAP
    Dünya, Allahü teâlânın rızasına mani olan haram ve mekruhlardır. Akıllı kimse ise, Allahü teâlânın emrettiklerini yapan, yasakladıklarından kaçan kimsedir.

    Risale-i Münire’deki hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
    (Akıllı, nefsine uymaz ve ibadet eder. Ahmak da nefsine uyar, sonra da Allahü teâlânın rahmetini bekler.)

    (40 yaşını geçtiği halde, iyiliği, kötülüğünden çok olmayan Cehenneme hazırlansın!)

    (Dünyayı seven, ahiretine, ahireti seven dünyasına zarar verir. Devamlı olanı geçici olana tercih edin!)

    (Ateşle su bir kapta bulunamayacağı gibi, dünya ve ahiret sevgisi de bir müminin kalbinde birlikte bulunmaz.)

    (Sonunun ne olacağını bilmeyip dünyaya aldanan insan, ipek böceği gibidir. İpek böceği kendine yuva örer ve sonunu bilmez. Bir müddet sonra oradan çıkmak ister, çıkacak yer bulamaz, ördüğü yuvada ölür ve çalışması başkalarının işine yarar.)

    (Akıllı, Allah’a ve Resulüne inanan ve ibadetini yapan kimsedir.)

    Sual: Bir kimsenin akıllı olup olmadığı nasıl bilinir?
    CEVAP
    Allahü teâlânın emir ve yasaklarına riayette kim daha titiz ise o daha akıllıdır. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
    (Biri camiye gider, namaz kılar, Allah indinde sivri sinek kanadı kadar kıymeti olmaz. Başka birinin de kıldığı namaz, sevap bakımından Uhud dağı kadar kıymeti olur, sebebi, bunun daha akıllı olmasıdır. Haramdan daha çok sakınan daha akıllıdır.) [Hakim]

    http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=518

  2. #2

    Kayıt Tarihi
    17-11-2005
    Mesajlar
    787
    Karizma Gücü
    0
    "Sual: "İslamiyet akıl dinidir. Bundan dolayı aklımın almadığı şeye inanmam" demek doğru mudur?"

    Hayır nakil dinidir. İslamiyetin hiç değişmez kununları nasıl akla vurulur. ölçülür hesaplanır mı. Onlar değişmeyen tabulardır. Tabularla akıl olmaz.

  3. #3
    Kickboxer adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    11-05-2006
    Mesajlar
    976
    Karizma Gücü
    7
    Aklimi kullanip bu ayete uyacam.

    Nisa Suresi 140. Ayet;
    140. Oysa Allah size Kitapta (Kur’an’da) “Allah’ın âyetlerinin inkar edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, başka bir söze geçmedikleri müddetçe, onlarla oturmayın, aksi halde siz de onlar gibi olursunuz” diye hüküm indirmiştir. Şüphesiz Allah, münafıkların ve kâfirlerin hepsini cehennemde toplayacaktır

  4. #4

    Kayıt Tarihi
    09-08-2005
    Mesajlar
    920
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı directsoz tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    "Sual: "İslamiyet akıl dinidir. Bundan dolayı aklımın almadığı şeye inanmam" demek doğru mudur?"

    Hayır nakil dinidir. İslamiyetin hiç değişmez kununları nasıl akla vurulur. ölçülür hesaplanır mı. Onlar değişmeyen tabulardır. Tabularla akıl olmaz.
    kickboxer aslında uyduğu ayet bakımından haklı.
    ancak ben bu topikleri okuyan başka insanların varlığını düşünerek "mantıksız" gördüğünüz örnekleri istirham ediyorum sizden.

    Zira sanıyorsunuz ki 2 milyar insan -onca müslüman bilimadamı, onca aydın, onca araştırmacı, onca ilahiyatçı- akılları almamasına rağmen inanıyorlar. Böyle birşey yok. Mantıksız gördüğünüz konulara nasıl inanıldığıyla ilgili bir fikriniz yok ondan inanmıyorsunuz bence. Ya da şöyle söyliyeyim : Ana babanızdan, hacca gidip gelince din alimi olmuş insanlardan ! , mahalle imamından öğrendiğiniz şeyler din !! olmuş sizin için, ve size zırva gelen bu şeylere inanmaktansa alay ederim demişsiniz. Kendinizce haklısınız. Ama siz, kaynağa (kuran) ve o kaynağın nasıl anlaşılıp uygulanması gerektiğini gösterene (Hz. Peygamber) ve kaynağın açıklayıcısı nasıl anlaşılmış, bunu yorumlayanlara (ilk müslümanlar) hiç bakmadıysanız bu Allah ın suçu mudur acaba?

    ben yine de mantıksız gördüğünüz konularda sorularınızı rica ediyorum.
    kendimden birşey cevaplamayacağım, kaynak göstererek sorduğunuz konularda söylenegelmiş muktesebatı aktarmaya çalışacağım bildiğim kadarıyla..
    İnsanlığın düşüncesine hakim olan hakikat ölçüsü, insanın kendi hayati menfaatleri, şahsi hesapları ve istekleridir; zevkleri veya alışkanlıklarıdır. İnsan kendinin olan bu ölçüleri fikirlere tatbik ediyor ve bu ölçülerle fikirlerinin doğruluğunu araştırıyor.; hükmünü onlarla veriyor. Ondan sonra kendi kendi verdiği bu hükme uygun, onu destekleyici sebepleri etrafında topluyor. Peşin vermiş olduğu hükmünü onlarla haklı ve meşru gösteriyor. Görülüyor ki düşünmek, kendimizi eşyaya değil, eşyayı kendimize uydurmaktır. Gerçek düşünce ise bundan farklıdır.
    [ varolmak, Nurettin Topçu ]

  5. #5

    Kayıt Tarihi
    17-11-2005
    Mesajlar
    787
    Karizma Gücü
    0
    Zira sanıyorsunuz ki 2 milyar insan -onca müslüman bilimadamı, onca aydın, onca araştırmacı, onca ilahiyatçı- akılları almamasına rağmen inanıyorlar. Böyle birşey yok. Mantıksız gördüğünüz konulara nasıl inanıldığıyla ilgili bir fikriniz yok ondan inanmıyorsunuz bence. Ya da şöyle söyliyeyim : Ana babanızdan, hacca gidip gelince din alimi olmuş insanlardan ! , mahalle imamından öğrendiğiniz şeyler din !! olmuş sizin için, ve size zırva gelen bu şeylere inanmaktansa alay ederim demişsiniz
    Buyur islam ilmi. Diyanet bunları hadis kitabı "dininiz bu "diye basmış. Bu kitapları milyarlarca paraya satıyorlar.

    Aşağıdaki hadisler hiçbir yorum yapılmadan alınmışdır.
    3468 - Ebu Sa'idi'l-Hudri radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a: "Ey Allah'ın Resulü! Biz senin için Budâ'a kuyusundan su alıyoruz. Halbuki onun içerisine (ölmüş) köpeklerin leşleri, kadınların hayız bezleri, insan pislikleri atılıyor, (ne yapalım, su almaya devam edelim mi?)" diye sordular. Şu cevabı verdi: "Su temizdir, onu hiçbir şey kirletmez."
    3469 - İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ı dinledim. Kendisine çöl bir arazide bulunan bir sudan ve ona uğrayan hayvan ve vahşilerden soruluyordu. Şöyle cevap verdi: "Eğer su iki kulle miktarında olursa pislik taşımaz!"
    Ebu Davud, Taharet 33, (63, 64, 65);
    Tirmizi, Taharet 50, (67);
    Nesai, Miyah 3, (1, 175);
    İbnu Mace, Taharet 75, (517, 518).
    3471 - Müslim'in bir diğer rivayetinde (yine Ebu Hüreyre şöyle rivayet etmiştir "Sizden hiç kimse, cünübken durgun suyun içinde yıkanmasın." Ebu Hüreyre'ye sordular: "Peki nasıl yıkanacak, Ey Ebu Hüreyre?" O: "Sudan alıp alıp yıkanacak!" diye cevap verdi."
    Müslim, Taharet 97, (283).
    3472 - Yahya İbnu Abdirrahman rahimehullah anlatıyor: "Hz. Ömer radıyallahu anh, içerisinde Amr İbnu'l-As'ın da bulunduğu bir grupla yola çıkmıştı. Bir havuza geldiler. Amr İbnu'l-As radıyallahu anh: "Ey havuz sahibi, havuzunda vahşi hayvan sulanıyor mu?" diye sordu. Hz. Ömer, hemen araya girip: "Ey havuz sahibi bize bunu söyleme: Zira biz, vahşinin peşinden su alacağız, o da bizim peşimizden sulanacak. Çünkü ben, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın "Vahşinin karnına aldığı onundur, geri kalan da bize temizdir ve içeceğimizdir" dediğini işittim" dedi."
    Muvatta, Taharet 14, (1, 23, 24).
    3476 - Nafi anlatıyor: "İbnu Ömer radıyallahu anhüma dedi ki: "Kadın hayızlı veya cünüb olmadıkça artığıyla yıkanmada bir beis yoktur."
    Muvatta, Taharet 86, (1, 52).
    3480 - Ümmü Kays Bintu Miksan radıyallahu anha anlatıyor: "Ben, henüz yemek yemeyen küçük bir oğlumla Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a gitmiştim. Varınca, çocuğu kucağına oturttu. Derken çocuk elbisesine akıttı. Su getirtip elbisesine serpti, fakat yıkamadı." Bir rivayette: "...çileti" denmiştir.
    Buhari, Vudü 59
    Müslim, Taharet 103, (287)
    Muvatta, Taharet 110, (1, 64)
    Ebu Davud, Taharet 139, (374)
    Tirmizi, Taharet 54, (71)
    Nesai, Taharet 189, (1, 157).
    3488 - İbnu Abbas radıyallahu anhüma diyor ki: "Elbisen yaş bir pisliğe değdi ise veya öylesi bir necasete ayakkabınla bastı isen, o pisliği su ile yıka. Pislik kuru ise, bir beis yok." Rezin tahric etmiştir.
    Tirmizi: "Bu, Hz. Ömer'den daha sıhhatli olan rivayettir. Önceki rivâyet zayıftır'' der. Keza ilaveten der ki: "Ayakta abdest bozma yasağı te'dib içindir, tahrim için değil.'' Yine der ki: "İbnu Mes'ud radıyallahu anh'tan şöyle dediği rivâyet edilmiştir: "Kişinin ayakta akıtması, nefsine karşı işlediği bir kabalıktır."
    3526 - Hz. Aişe radıyallahu anh'dan rivâyete göre şöyle derdi: "Size kim, Resülullah aleyhissalatu vesselâm'ın ayakta bevlettiğini söylerse, sakın onu tasdik etmeyin. O, daima çömelerek abdest bozardı."
    Tirmizi, Tahâret 8, (12)
    Nesâi, Tahâret 25, (1, 26)
    3533 - Hz. Selmân radıyallahu anh'ın anlattığına göre, müşrikler kendisine: "Sizin arkadaşınızın (Aleyhissalâtu vesselâm) sizlere helâda abdest bozmayı bile öğrettiğini görüyoruz'' demişlerdir. O da onlara Şöyle cevap vermiştir: "Evet, doğrudur. Resülümüz aleyhissalâtu vesselâm, bizi sağ elimizle istimca yapmaktan nehyetti, büyük veya küçük abdest bozarken, kıbleye yönelmekten de nehyetti. Abdest bozduktan sonra istinca ederken kurumuş hayvan mayısını veya kemiği kullanmamızı da nehyetti ve dedi ki: "Sizden kimse, üç taştan daha azı ile istinca etmesin.'' Müslim, Tahâret 57, (262)
    Tirmizi, Tahâret 12, (16)
    Ebu Dâvud, Tahâret 4, (7)
    Nesâi, Tahâret 37, 42, (1, 38, 39, 43)
    3534 - Yine Müslim'de Hz. Câbir'den gelen bir rivâyet şöyle: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Biriniz istincada taş kullanırsa teklesin.''
    Müslim, Tahâret 24, (239).
    3547 - Hz. Aişe radıyallahu anhâ anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Biriniz helâya giderken berabererinde üç tane de taş götürüp onlarla temizliğini yapsın. Bunlar ona yeterlidir."
    Ebu Dâvud, Tahâret 21, (40)
    Nesâi, Tahâret 40, (1, 41, 42)
    3548 - İbnu Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselam abdest bozmaya çıkmıştı. Bana üç taş bulmamı söyledi. İkisini buldum üçüncü taşı aradım fakat bulamadım. Onun yerine bir kurumuş mayıs aldım ve onu getirdim. Taşları aldı, mayısı attı ve: "Bu necistir!" buyurdu."
    Buhari, Vudü 20
    Tirmizi, Tahâret 13, (17)
    Nesâi, Tahâret 38, (1, 39, 40)
    3549 - Yine İbnu Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor: "Cinlerin hey'eti Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'a gelince: "Ey Allah'ın Resülü! Ümmetini kemikle; mayısla veya kömürle istinca yapmaktan nehyet. Zirâ, Allah onlarda bize bir rızk yarattı!" dediler. Bunun üzerine Resülullah aleyhissalâtu vesselâm bizi, onları tahârette kullanmaktan menetti.
    Tirmizi, Tahâret 14, (18)
    Nesâi, Tahâret 35 (1, 37)
    Ebu Dâvud, Tahâret 20, (39)
    Müslim, Salât 50, (450)
    6067 - Hz. Aişe radıyallahu anhâ demiştir ki: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm makadını üç sefer yıkardı." İbnu Ömer de şöyle demiştir: "Bunu biz de yaptık ve makadı su ile yıkamayı bir şifa ve temizlik vasıtası bulduk."
    3654 - Ebu Hüreyre radıyallahu anh)'den nakledildiğine göre, Ebu Hüreyre mescidde abdest alırken yanına Abdullah İbnu Kârız gelir. Ona, Ebu Hüreyre şu açıklamayı yapar: "Bir keş (kurumuş çökelek) parçası yedim, bu sebeple abdest alıyorum. Çünkü ben Resulallah aleyhissalâtu vesselâm'ın "Ateşte pişen şeyler yiyince abdes alın" dediğini işittim."
    Müslim, Hayz 90, (352)
    Nesâi, Taharet 122, (1,105,106)
    Tirmizi, Tahâret 58, (79)
    Ebu Dâvud, Tahâret 76, (194).
    3499 - Dâvud İbnu Sâlih İbni Dinâr et-Temmâr, annesinden anlatıyor: "Efendim beni, Hz. Aişe radıyallahu anhâ'ya bir miktar yemekle gönderdi. Gelince Hz. Aişe'yi namaz kılıyor buldum. Bana, elimdekini koymamı işâret etti. (Ben de bıraktım). Ancak bir kedi gelerek üzerinden yedi. Hz. Aişe radıyallahu anhâ, namazından çıkınca, kedinin yediği yerden yemeği (bir miktar) yedi. Sonra da şu açıklamayı yaptı: "Resülullah aleyhissalâtu vesselam: "Kedi necis değildir, o sizi çokça dolaşan birisidir" demişti. Ben ayrıca, Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'ın kedinin artığıyla abdest aldığını gördüm.''
    Ebu Dâvud, Tahâret 38, (76).
    3490 - Müslim'in bir diğer rivâyetinde şöyle gelmiştir: "Hz. Aişe radıyallahu anhâ'ya bir zât misafir oldu. Adam sabahleyin, elbisesini yıkamaya başladı. Hz. Aişe ona: "Sana, (meni) bulaşan yeri (gördüysen) orasını yıkaman kâfi idi, göremediğin takdirde etrafını yıkardın. Ben, Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'ın elbisesinden (meni bulaşığını) ovalamak suretiyle çıkardığımı biliyorum. O, (bir de yıkamaksızın) onun içinde namaz kılardı." Bir diğer rivâyette şöyle gelmiştir: "İyi biliyorum kurumuş meni bulaşığını Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın çamaşırından tırnağımla kazıxxxxx çıkarıyordum."
    Müslim, Tahâret 105, 109, (288, 290).

  6. #6

    Kayıt Tarihi
    09-08-2005
    Mesajlar
    920
    Karizma Gücü
    0
    evet copy/paste ınız neticesi çıkan hadisler "mantıksız" yorumunuzu haklı çıkarır cinsten; çünkü inkarınıza delil ararken uğradığınız sitelerin size sunduklarıyla yetinmişsiniz.

    bir örnek :

    3468 - Ebu Sa'idi'l-Hudri radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a: "Ey Allah'ın Resulü! Biz senin için Budâ'a kuyusundan su alıyoruz. Halbuki onun içerisine (ölmüş) köpeklerin leşleri, kadınların hayız bezleri, insan pislikleri atılıyor, (ne yapalım, su almaya devam edelim mi?)" diye sordular. Şu cevabı verdi: "Su temizdir, onu hiçbir şey kirletmez."
    3469 - İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ı dinledim. Kendisine çöl bir arazide bulunan bir sudan ve ona uğrayan hayvan ve vahşilerden soruluyordu. Şöyle cevap verdi: "Eğer su iki kulle miktarında olursa pislik taşımaz!"
    Ebu Davud, Taharet 33, (63, 64, 65);
    Tirmizi, Taharet 50, (67);
    Nesai, Miyah 3, (1, 175);
    İbnu Mace, Taharet 75, (517, 518).
    Kütüb-ü sittedeki hadislerin hepsi sahih değildir. Bunu -eğer zayıfsa- bizzat hadis kitabının yazarı hadisin başında, ravi zincirinden önce belirtir. verdiğiniz ilk 2 hadise Ebu davut'un süneninden baktım, diğerlerine bakmadım muhtemelen onlar da o şekilde belirtiyordur, Ebu Davut hadislerin "zayıf" olduğunu belirtmiş. yani muhtemelen söylenmememiş bir söz sizi inkara götürüyor.

    3471 - Müslim'in bir diğer rivayetinde (yine Ebu Hüreyre şöyle rivayet etmiştir"Sizden hiç kimse, cünübken durgun suyun içinde yıkanmasın." Ebu Hüreyre'ye sordular: "Peki nasıl yıkanacak, Ey Ebu Hüreyre?" O: "Sudan alıp alıp yıkanacak!" diye cevap verdi."
    Müslim, Taharet 97, (283).
    Burda sizce gerçekten "mantıksızlık" var mı? çok ilginç
    o zaman siz sabunla şampuanla durgun suyun içine girin ve yıkanın. harika durulanmış olursunuz.

    3472 - Yahya İbnu Abdirrahman rahimehullah anlatıyor: "Hz. Ömer radıyallahu anh, içerisinde Amr İbnu'l-As'ın da bulunduğu bir grupla yola çıkmıştı. Bir havuza geldiler. Amr İbnu'l-As radıyallahu anh: "Ey havuz sahibi, havuzunda vahşi hayvan sulanıyor mu?" diye sordu. Hz. Ömer, hemen araya girip: "Ey havuz sahibi bize bunu söyleme: Zira biz, vahşinin peşinden su alacağız, o da bizim peşimizden sulanacak. Çünkü ben, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın "Vahşinin karnına aldığı onundur, geri kalan da bize temizdir ve içeceğimizdir" dediğini işittim" dedi."
    Muvatta, Taharet 14, (1, 23, 24).
    burdaki mantıksızlığı da belirtmenizi rica edeceğim ben göremedim. Ayrıca Ahmet b. Hanbel'den başka bir hadis kitabında geçmiyor. sıhhati şüpheli..

    3476 - Nafi anlatıyor: "İbnu Ömer radıyallahu anhüma dedi ki: "Kadın hayızlı veya cünüb olmadıkça artığıyla yıkanmada bir beis yoktur."
    Muvatta, Taharet 86, (1, 52).
    bu hadise de "mantıksız" demeniz son derece şaşırtıcıdır. çünkü adet kanı normal kan gibi değildir ve pek çok atık ve mikrop taşır (idrar yollarından geldiği için), ki sıcak bölgelerdeki kadınların adetleri çok daha yoğun geçer, biraz araştırırsanız farklı pedler kullandıklarını görürsünüz, çünkü yoğundur. sanırım ne olduğunu okumadınız bile. malum copy/paste mantığı..
    3480 - Ümmü Kays Bintu Miksan radıyallahu anha anlatıyor: "Ben, henüz yemek yemeyen küçük bir oğlumla Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a gitmiştim. Varınca, çocuğu kucağına oturttu. Derken çocuk elbisesine akıttı. Su getirtip elbisesine serpti, fakat yıkamadı." Bir rivayette: "...çileti" denmiştir.
    ?

    3488 - İbnu Abbas radıyallahu anhüma diyor ki: "Elbisen yaş bir pisliğe değdi ise veya öylesi bir necasete ayakkabınla bastı isen, o pisliği su ile yıka. Pislik kuru ise, bir beis yok." Rezin tahric etmiştir.
    Tirmizi: "Bu, Hz. Ömer'den daha sıhhatli olan rivayettir. Önceki rivâyet zayıftır'' der. Keza ilaveten der ki: "Ayakta abdest bozma yasağı te'dib içindir, tahrim için değil.'' Yine der ki: "İbnu Mes'ud radıyallahu anh'tan şöyle dediği rivâyet edilmiştir: "Kişinin ayakta akıtması, nefsine karşı işlediği bir kabalıktır."
    3526 - Hz. Aişe radıyallahu anh'dan rivâyete göre şöyle derdi: "Size kim, Resülullah aleyhissalatu vesselâm'ın ayakta bevlettiğini söylerse, sakın onu tasdik etmeyin. O, daima çömelerek abdest bozardı."
    çünkü modern tıp bize der ki ayakta bevletmek prostatın en büyük nedenlerinden birisidir, ayakta bevleden sağlığına dikkat etmiyor mecazen de kendine kabalık, yazık ediyor.
    3533 - Hz. Selmân radıyallahu anh'ın anlattığına göre, müşrikler kendisine: "Sizin arkadaşınızın (Aleyhissalâtu vesselâm) sizlere helâda abdest bozmayı bile öğrettiğini görüyoruz'' demişlerdir. O da onlara Şöyle cevap vermiştir: "Evet, doğrudur. Resülümüz aleyhissalâtu vesselâm, bizi sağ elimizle istimca yapmaktan nehyetti, büyük veya küçük abdest bozarken, kıbleye yönelmekten de nehyetti. Abdest bozduktan sonra istinca ederken kurumuş hayvan mayısını veya kemiği kullanmamızı da nehyetti ve dedi ki: "Sizden kimse, üç taştan daha azı ile istinca etmesin.'' Müslim, Tahâret 57, (262)
    Tirmizi, Tahâret 12, (16)
    Ebu Dâvud, Tahâret 4, (7)
    Nesâi, Tahâret 37, 42, (1, 38, 39, 43)
    bu hadiste directsoz den başka "mantıksızlık" görebilen var mı? biz buna edeb diyoruz.

    3534 - Yine Müslim'de Hz. Câbir'den gelen bir rivâyet şöyle: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Biriniz istincada taş kullanırsa teklesin.''
    Müslim, Tahâret 24, (239).
    bu durum abdestle ilgilidir. İstibra denen bir durum vardır. şudur: ihtiyaçtan sonra abdest almadan önce erkekler bir müddet beklerler yahut yürürler ki cinsel organlarında kalan son damlalar da çıksın abdestten sonra çıkarak abdeste bir zarar vermesin. Hz. Peygamberin (asv) "teklesin" tek ayağının üstünde zıplasın derken ki amacı da bu doğrultuda olsa gerektir.

    3547 - Hz. Aişe radıyallahu anhâ anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Biriniz helâya giderken berabererinde üç tane de taş götürüp onlarla temizliğini yapsın. Bunlar ona yeterlidir."
    Ebu Dâvud, Tahâret 21, (40)
    Nesâi, Tahâret 40, (1, 41, 42)
    çölde yaşayan insanlar için normal karşılanması gereken bir durum.."mantıksız bulmanız ilginç"

    3549 - Yine İbnu Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor: "Cinlerin hey'eti Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'a gelince: "Ey Allah'ın Resülü! Ümmetini kemikle; mayısla veya kömürle istinca yapmaktan nehyet. Zirâ, Allah onlarda bize bir rızk yarattı!" dediler. Bunun üzerine Resülullah aleyhissalâtu vesselâm bizi, onları tahârette kullanmaktan menetti.
    Tirmizi, Tahâret 14, (18)
    Nesâi, Tahâret 35 (1, 37)
    Ebu Dâvud, Tahâret 20, (39)
    Müslim, Salât 50, (450)
    bu konuda yorum yapamayacağım, göremediğimiz varlıklarla ilgili çok bilgimiz bulunmuyor. Bizce Hz. Peygamber öyle buyurduysa öyledir. Cinlere inanmayan bir insanın bunu mantıksız bulması normal.

    3654 - Ebu Hüreyre radıyallahu anh)'den nakledildiğine göre, Ebu Hüreyre mescidde abdest alırken yanına Abdullah İbnu Kârız gelir. Ona, Ebu Hüreyre şu açıklamayı yapar: "Bir keş (kurumuş çökelek) parçası yedim, bu sebeple abdest alıyorum. Çünkü ben Resulallah aleyhissalâtu vesselâm'ın "Ateşte pişen şeyler yiyince abdes alın" dediğini işittim."
    Müslim, Hayz 90, (352)
    Nesâi, Taharet 122, (1,105,106)
    Tirmizi, Tahâret 58, (79)
    Ebu Dâvud, Tahâret 76, (194).
    bahsettiğiniz bu hadiste bir gariplik vardır doğru. ancak ilginçtir hiçbir islami mezhepte ateşle pişen yiyecekler yenince abdest bozulur ilkesi yoktur, acaba neden? çünkü belirttiğiniz rivayet sahihtir fakat tek kişiden bize ulaşır (hadis terminolojisinde "ehad hadis" denir). Hadisi kitabına alanlar bu hadisle ilgili olarak "sahabenin yanılma payından bahsederler" ve aşağıdaki hadisleri de hemen peşi sıra verirler ki bu hadisler pek çok kişiden rivayet edilen (sahih ve mütevatir) hadislerdir ve uygulama da bunlara göredir :

    İbnu Abbâs (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) koyun budu yedi ve namaz kıldı, abdest almadı.”
    Buhari'nin bir başka rivayetinde: Tencereden eliyle etli kemik aldı” denmiştir.
    Müslimin bir rivayetinde: “Budu kemirdi, sonra namaz kıldı, abdest tazelemedi” denmiştir. (K.S. 3686 C.10 S.474 Akçağ, alıntıları: Buhari, Vudû 50, Et’ime 18, Müslim, Hayz 91,(354); Muvatta, Tahâret 91, (1,25); Ebû Dâvud, Tahâret 75,(187); Nesâi, Tahâret 123,(1,108). )
    ---------------

    3499 - Dâvud İbnu Sâlih İbni Dinâr et-Temmâr, annesinden anlatıyor: "Efendim beni, Hz. Aişe radıyallahu anhâ'ya bir miktar yemekle gönderdi. Gelince Hz. Aişe'yi namaz kılıyor buldum. Bana, elimdekini koymamı işâret etti. (Ben de bıraktım). Ancak bir kedi gelerek üzerinden yedi. Hz. Aişe radıyallahu anhâ, namazından çıkınca, kedinin yediği yerden yemeği (bir miktar) yedi. Sonra da şu açıklamayı yaptı: "Resülullah aleyhissalâtu vesselam: "Kedi necis değildir, o sizi çokça dolaşan birisidir" demişti. Ben ayrıca, Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'ın kedinin artığıyla abdest aldığını gördüm.''
    Ebu Dâvud, Tahâret 38, (76).
    burada ifade edilen artık, kedinin içtiği sudan abdest almıştır manasındadır, anlamaya çalıştığınız gibi dışkı değildir. Türkçe'nin azizliği diyelim. Arapça'dan tercümede "artık" diye çevrilen kelime normalde "geriye bıraktığı" manasındadır.

    3490 - Müslim'in bir diğer rivâyetinde şöyle gelmiştir: "Hz. Aişe radıyallahu anhâ'ya bir zât misafir oldu. Adam sabahleyin, elbisesini yıkamaya başladı. Hz. Aişe ona: "Sana, (meni) bulaşan yeri (gördüysen) orasını yıkaman kâfi idi, göremediğin takdirde etrafını yıkardın. Ben, Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'ın elbisesinden (meni bulaşığını) ovalamak suretiyle çıkardığımı biliyorum. O, (bir de yıkamaksızın) onun içinde namaz kılardı." Bir diğer rivâyette şöyle gelmiştir: "İyi biliyorum kurumuş meni bulaşığını Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın çamaşırından tırnağımla kazıxxxxx çıkarıyordum."
    Müslim, Tahâret 105, 109, (288, 290).
    yine bir mantıksızlık göremiyorum, zira her pislik bulaşıklığı zorluk olmaması için yıkanmakla zorunlu tutulmamıştır. Bir ölçüye bağlanmıştır mesele. O da pislik avuç içini geçerse yıkanması gerekmektedir.

    -------------------

    ben şahsen daha temel meselelerde soru gelecek diye düşünüyordum.
    bunlara bakarak mı inkar ettiniz yani?!
    İnsanlığın düşüncesine hakim olan hakikat ölçüsü, insanın kendi hayati menfaatleri, şahsi hesapları ve istekleridir; zevkleri veya alışkanlıklarıdır. İnsan kendinin olan bu ölçüleri fikirlere tatbik ediyor ve bu ölçülerle fikirlerinin doğruluğunu araştırıyor.; hükmünü onlarla veriyor. Ondan sonra kendi kendi verdiği bu hükme uygun, onu destekleyici sebepleri etrafında topluyor. Peşin vermiş olduğu hükmünü onlarla haklı ve meşru gösteriyor. Görülüyor ki düşünmek, kendimizi eşyaya değil, eşyayı kendimize uydurmaktır. Gerçek düşünce ise bundan farklıdır.
    [ varolmak, Nurettin Topçu ]

  7. #7
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    12-09-2006
    Mesajlar
    377
    Karizma Gücü
    0
    700.000 hadis üretilsin ve sonra bu sıhhatli, bu sıhhatsiz deyip mantığa vuruyorsunuz. Sanki sağlamlar askere gönderilecek çürüklerse sakata .


    İşinize geldiğinde imanın üstünlüğünü savunmak, işinize geldiğinizde mantığa ve akla yönelip, imanı sulandırmak. Buna kusura bakmayın iki yüzlülük denir.

    Saygılarımla.

  8. #8

    Kayıt Tarihi
    17-11-2005
    Mesajlar
    787
    Karizma Gücü
    0
    Nasrettin hocanın karpuz hikayesi. Buna değmiş buna değmemiş. Laf yani. Diyanet bunları hadis diye basmış milyarlara satıyor. Bu hadisler şimdiki yaşamda insana ters gelsede, o devir ve bilgileri için hiçte ters ve komik değil. Bence onlar islamın ve Kuranın kendisidir.

  9. #9
    achkurt adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    17-10-2004
    Mesajlar
    56
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı türesin tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    700.000 hadis üretilsin ve sonra bu sıhhatli, bu sıhhatsiz deyip mantığa vuruyorsunuz. Sanki sağlamlar askere gönderilecek çürüklerse sakata .


    İşinize geldiğinde imanın üstünlüğünü savunmak, işinize geldiğinizde mantığa ve akla yönelip, imanı sulandırmak. Buna kusura bakmayın iki yüzlülük denir.

    Saygılarımla.
    Türesin şimdi sen akıldan mantıktan ve bunların neye götürüp neye götürmeyeceğindan bahsediyorsun ya... Bu işi hakaret boyutuna vardırdığın için yazıyorum:
    İmanın ilk şartı akıldır (ve dolayısıyla da mantık) o yüzden işimize geldiğinde birinden diğerine yönelmek gibi bir şey mümkün değildir! Aklımız bize (yani müslümanı veya başka din mensubu olsun dünya halklarının ezici çoğunluğu) 5 duyumuzla idrak edemesek de mutlak irade sahibinin eseri olarak var olduğumuzu belirtiyor. Bu inancımızı da seninle tartışarak sorgulamaktan çekinmem. Ama olaya içten içe saldırıyla başladığından sonucunda nelerin olabileceği belli olduğu için buna değmeyeceğini düşünüyorum. (cümleler çok karmaşık gelebilir anlamayıp da yine saldırabilirsin açıkça söyleyim: Akıl ve mantık olarak senden aşağı kalır insanlar olmadığımız kesin! )
    Gelelim hadis mevzuuna: 700.000 hadis üretilmişmidir yoksa arasında üretilen de mi vardır bu sorun var evet ama bu sözlerin dayandırıldığı veya gerçekten sahibi olan kişi alemlere rahmet olduğu söylenen kişidir. Müsade et de 1350 yıl kadar sonra bu kadar karışıklık olsun milyarlarca kişi arasındaki laflarda... Ha bir de ben yapmacık bir saygılar yazısını yazıp iki yüzlülük yapmıyorum bazıları gibi çünkü sana saygı duymuyorum forumda yazdıklarını okuduktan sonra...
    Bu mesaj en son " 16.10.06 " tarihinde saat 09:19 itibariyle achkurt tarafından düzenlenmiştir...
    Şehir parlıyordu yalancı pırıltısıyla gecede
    Fısıldıyordu insafsızca kulağıma;
    ''Seni bırakıyorum ama, yüreğini asla!!!''
    Işıkları azar azar sönerken her bir köşesine sen sinmiş caddelerin
    Aramızı açarken sokağınla semada kanatlar
    Boşluğunu santim santim doldurduğum egsoz dumanı
    terkederken ciğerlerimi
    Ömür biter gibi hissettim bittiğini...
    AchKurT

  10. #10

    Kayıt Tarihi
    17-11-2005
    Mesajlar
    787
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı Kickboxer tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Aklimi kullanip bu ayete uyacam.

    Nisa Suresi 140. Ayet;
    140. Oysa Allah size Kitapta (Kur’an’da) “Allah’ın âyetlerinin inkar edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, başka bir söze geçmedikleri müddetçe, onlarla oturmayın, aksi halde siz de onlar gibi olursunuz” diye hüküm indirmiştir. Şüphesiz Allah, münafıkların ve kâfirlerin hepsini cehennemde toplayacaktır
    Keyfiniz bilir. Tabii akılsız akıllıdan korkar yanından uzaklaşır. Ruslarda dünyadan kaçtılar. Demir perde kurdular halkları dünyayı, olanı, biteni öğrenmesin diye. Kuranda aynı takdiği tenbih ediyor. İnanmayını görünce ondan kaçın diyor. Niye ondan gerçeği öğrenir diye.

 

 
Sayfa: 1 | Toplam: 2 12 SonSon

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •