Yazar Orhan Pamuk'u ilk defa Türk Edebiyatı Vakfında dinlemiştim. Allah Rahmet etsin o vakit konferansın açış konuşmasını Ahmet Kabaklı hoca yapmıştı ve Orhan Pamuk'un edebiyatımızın genç kalemlerinden olduğunu ve Türk kültürüne nice hizmetler edeceğinden bahsetmişti.O zamanlar gazeteciydim.Pamuk'u dikkatle dinlemiştim,henüz her hangi bir kitabını okumamıştım.Dışarı çıkıp kitaplarını aramaya başlarken konferanstan aklımda kalan ne istediğini bilen ama konuşmalarını Türkçe ifade etmekten çok İngilizce düşünme sistematiği üzerine oturtan bir kargo aydını izlenimiydi.Hatta böyle tiplerin haftalık Çarşamba toplantılarına neden çağrıldığını da merak etmiştim.Ancak o sıralar değerli hocamız Ahmet Kabaklı siyasal ve fikirsel yelpazenin pek çok simasını vakfa konuşmak yapmak üzere davet etmeye başlamıştı.Ali Bulac da bunlardan biriydi.

Dışarı çıktığımda değil ama ertesi gün Pamuk'un Kara Kule kitabını aldım. Otobüste okumaya başladım,sayfaları birbiri ardına açmakta zorlanıyordum.Pamuk konuştuğu gibi yazıyordu.Türk romancılığının klasik anlatımı onda yoktu.Daha sonra Yeni Hayat kitabını aldım,bitirmeyi zor başardım.İlginç bir yolculuk hikayesiydi,otobüste başlayıp markalar gözetiminde devam ediyordu.Ama anlamsızlık üzerine oturan bir üslubu vardı.

Yıllar sonra kitaplarıyla değil ama Hrant Dink'li,Yaşar Kemal'li toplantılarındaki çıkışlarını gördüğümde kendini her türlü çevreye güzel aktaran bu tip bir kalemin uluslararası başarılara dikkatli adımlarla yürüdüğünü anladım.
Yaşar Kemal'inde adı geçiyordu Nobel için ama Yaşar Kemal köylüydü.Köy romanları yazıyordu.Dünya edebiyat seçkinleri bu yaşlı İnce Memet'in istenilen atraksiyonları gösterme yaşını geçtiği bilinci ile başka bir isme yönelebilirdi.Orhan Pamuk,"Türkiye de bir milyon ermeni,30 bin Kürt öldürüldü diyerek bu yolu açmış oldu.."
İşte dedim bu iş bitti. Kendisini Ahmet Kabaklı hocanın Türk Edebiyat Vakfı'na bu kadar akıllıca prazante eden bir adam geçirdiği onca tecrübeden sonra Bu işin nasıl gerçekleşeceğini biliyordu.
Kendisi hakkında 301.maddeden açılan dava amacının kreması oldu.Milliyetçi gençlerin mahkeme önündeki tavrı ise Orhan Pamuk'u sevinçten çıldırtmaya yetmişti ve bu iş bitmişti.
Hoşgeldin Nobel.
Orhan Pamuk ne bir John Steinbeckt'di ne de Bernard Shaw.
Hele muhteşem eser Kırmızı Pazartesi'nin yazarı G.Garcia Markuez hiç değildi.
Onlarda muhaliftiler,bir kısmı sıkı solcuydu.Ama ülkelerini belden aşağı vurmayı düşünmediler.Bir Pablo Neruda ŞiLi'yi insan içine çıkmaktan beter edecek açıklama yapmadı.Yani uluslararası arenada benim milletim kasaptır demedi.Şu kadar insanı öldürdü demedi.Faşist Pinochet'e karşı tavrını adam gibi koydu.
Ermeni soykırım meselesi sadece tarihi çarpıtan, bilimsel gerçeklerden yoksun bir mesele değildir.Aynı zamanda iğrenç başka bir amaca hizmet etmektedir.O amaçta Türk Milletinin katliamcı ve soykırımcı bir millet olarak tarihin hafızasına kaydedilme amacına yönelik olmasıdır.Bunu Almanlar üzerinde yaptılar,başardılar.Almanlar bu genosidçi yapılarıyla dünya devleti projesi geliştiremezler.Almanya bunca parasına rağmen dünya devleti,lider devlet misyonu üstlenemiyor.Niye mi?Çünkü Almanya Yahudi soykırımcısıdır.
Aynı amaçla biz Türkler mahkum edilmek isteniyoruz. Bunu kendi aydınlarımız yapıyor.Bunu Orhan Pamuk yapıyor.
Sıradan vatandaşının kafasındaki küresel nizamcı-hakim millet psikolojisini yok etmeye çalışanlar yıllarca medya tarafından prime boğuluyor.
Ve en ilginci Fransa Parlemantosunun inkar yasasını kabL etmesine kızıp köpürenler,telefon açıp Orhan Pamuk'u kutlayabiliyorlar.Bu ülkenin sayın Başbakanı ve sayın Dışişleri bakanı yapıyor bunu.
Tuhaf bir çelişki.
Hem idrakten yoksun hem de bilgiden.
Orhan Pamuk'u kutluyorsan Fransa'ya kızma.
İkisi aynı şey.
Birinin söylediğini öteki parlamentoda onayladı.
Ne dediniz duymadım.