yazar: CİHAN AKÇAN
Bulutların ardına gizlenen güneş, sıcak ve ihtişamlı yüzünü bazen gizliyor bazen de gösteriyordu. Şevket, edebiyat kursundan yeni çıkmış, arkadaşı Önder ile buluşacağı sinemaya doğru yola koyulmuştu. Yürüdüğü kaldırım çok kalabalıktı; işlerine yetişebilmek için koşar adımlarla yürüyen adamlar, biraz eğlenebilmek ve macera yaşayabilmek için kaldırımda adeta insanları ezip geçen patenli çocuklar, marketten alışveriş yapıp, eve dönmek için yola koyulmuş kadınlar, ellerindeki süpürgelerle dükkanlarının önlerini süpüren şişman göbekli dükkan sahipleri ve birkaç kuruş ekmek parası kazanabilmek uğruna üşümüş elleriyle selpak satan şu siyah saçlı, zayıf, kısa boylu, küçük çocuk...
Şevket üzerinde yürüdüğü dar ve kalabalık kaldırımdan indi ve trafik ışıklarının yanına yaklaştı. Otuz saniyelik bir bekleyişin ardından, yeşil ışığın yanmasıyla, boyası silinmiş yaya geçidi üzerinden yolun karşı tarafına geçti. Karşısında yıllara meydan okuyan Taşhan köprüsü, köprünün hemen altındaki nehir üzerinde, keman eşliğinde bir botla gezinen yeni evli bir çift, hemen karşı tarafta yemek yiyen ve yerken de birbirlerine aşk sözcükleri fısıldayan iki sevgili, sağ taraflarında; küçük, mavi boyalı zarif bir büfe, sol taraflarında ise; çevreyi biraz daha güzelleştirmek amacıyla ellerindeki küçük, yeşil, çam ağaçlarını, önceden kazılmış derin çukurlara yerleştirmeye çalışan turuncu elbiseli belediye işçileri bulunuyordu.
Sağ tarafında bulunan büfeden bir gazete alıp çıktı. Daha sonra karşısındaki köprüden, zarif bir manzara eşliğinde karşıdan karşıya geçti. Yüz yüz elli metre yürüdükten sonra büyük alışveriş merkezinin gölgesindeki sokaktan içeri girdi. Bir tren vagonu gibi sıra sıra dizilmiş evler ve bir gökdelen gibi ucu bucağı görünmeyen katlar arasında kaybolmuştu sanki. Fakat aradan çok geçmemişti ki aradığı sokak sinemasını buldu. İlk önce kapının önünde bulunan büyük reklam afişlerine doğru yaklaştı ve vizyondaki filmlere bir göz gezdirdi. Daha sonra arkasını dönerek sinema kapısından içeri girdi. Merdivenleri birer ikişer indi ve dar bir koridorda yol almaya başladı.
Bu iki kişilik dar koridorda bulunan duvarların sağ bölümü üzerinde ünlü ressamlardan eşi benzeri bulunmayan resimler mevcuttu. İnsan bu resimlere baktığında kendini alamıyordu. Sanki içerisinde bulunduğu boyuttan başka bir boyuta geçiyor, resmin insana verdiği bu haz, bu lezzet insanı o boyuta hapsediyordu. "Herhalde dizaynı için çok para harcanmış" diye düşündü. Koridorun bitiminden sağa döndü ve karşısında bulunan bekleme salonuna girdi. Şevket bir edebiyatçı olarak bekleme salonunu hemen beyninde tasvire başlamıştı. Aklından geçen düşünceleri beyninde bir makara gibi sarıyor, sardığı bir video misali beyninde canlandırıyordu.
Duvarların açık mavi tonu ile odaya serpiştirilen çiçeklerin enfes kokusu birleşip göze, kulağa ve burna hitap eden harika bir görüntü sarfediyordu. Çiçeklerin yanındaki kapının karşısında iki tane pencere, pencerelerin ortasında koridordaki tablolardan bir tanesi. Hemen sağ ve sol tarafta bulunan kahverengi renkli deriden yapılmış birer kanepe ve üzerinde girecekleri seansı bekleyen birkaç insan...
Şevket, gözlerini odanın içerisinde dolaştırırken kapıdan içeri Önder girdi. Selamlaştıktan sonra filmi izleyecekleri odaya alındılar. Işıkların kapatılmasından sonra derin bir karanlıkla başlayan derin sûkut odanın hakimiydi...


LinkBack URL
About LinkBacks

Alıntı Yaparak Cevapla