BALKAN SAVAŞI VE BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI
1911’de İtalyanlar Trablusgarbı işgal etti.1912 de Balkan Savaşı başladı. Osmanlı Devleti Rumeli’deki son topraklarını kaybetti. 1,5 Milyon Türk öldü. 500.000 kişi Anadolu’ya göç etti. Ermeni komiteciler “Bağımsız Ermenistan” için tüm yurt sathında faaliyet sürdürüyorlardı, bu sırada Ruslar, yeni bir planla ortaya çıktılar (17 Haziran 1913); Bitlis, Van, Erzurum, Sivas, Diyarbakır ve Elazığ illerinden oluşacak bir eyalet kurulacak, tercihen Avrupalı ve Hıristiyan bir genel vali Padişah tarafından 5 yıl süre ile atanacaktı. Plan İngiliz ve Fransızların müdahalesiyle genişletildi ve Osmanlı Hükümeti ancak sömürgelerde uygulaması olan bu planı kabul etti.Buna göre Diyarbakır, Bitlis, Van, Elazığ vilayetlerine bir Norveçli (Binbaşı Hoff); Erzurum, Sivas ve bunlara ilave edilen Trabzon vilayetine de bir Hollandalı ( Westernek) vali olarak atandı. Her iki vali Temmuz 1914’te Türkiye’ye geldiler. Ancak 1’inci Dünya Savaşı başlayınca göreve başlayamadılar. Almanya Rusya’ya savaş açtı (1 Ağustos 1914). Osmanlı İmparatorluğu Almanya ile ittifak Anlaşmasını imzaladı (2 Ağustos 1914). Türkler artık fiilen savaşa taraf olmuşlardı. Ve Seferberlik ilan edildi ( 21 Ağustos 1914).
Ermeniler savaş öncesinde sadık vatandaşlar olarak Osmanlı Ordusu saflarında görevlerini yerine getireceklerine dair hükümete söz vermişlerdi. Ama öyle olmadı. Osmanlı İmparatorluğu Almanların yanında yer alarak; Rusya, İngiltere ve Fransa karşısında savaşa girince; Ermeniler Osmanlı Devletine karşı mücadeleyi sürdürme kararı aldılar. Bu arada Rusya’nın niyeti de belli olmuştu:
“Rus bayrağı Çanakkale ve İstanbul Boğazlarında özgürce dalgalansın.Türk boyunduruğu altında yaşayan halklar özgürlüklerine kavuşsun. İsa’ya inandıkları için acı çektirilen Ermeniler, Rus himayesi altında yeni bir özgür yaşama kavuşsun.”
Çar II.Nikola, 1914
Ekim 1914’de Rus Çarı, Rus Kafkas Ordusuna Türk hudutlarını geçme emrini verdi. Aynı tarihte, Ermeni İhtilal Cemiyetleri Birliği Taşnaksutyan, Türkiye’ye savaş ilân etti. Ermeni Komiteleri; Anadolu’da silahlanan Ermeni çetecilere şu talimatı veriyorlardı:
“Kurtulmak istiyorsan önce komşunu öldür”
Doğu Anadolu’da Rusların taarruzuyla birlikte, Osmanlı ordusundaki Ermeni askerler silahlarıyla birlikte firar etmeye başladılar. Seferberlik çağrısına katılanlar ise daha önce silahlarını alır almaz firar etmişlerdi.
Firari Ermenilerin bir kısmı ile, Rus Kuvvetlerine öncülük eden “Ermeni Gönüllü İntikam Alayları” kuruldu. Bu Alayların kuruluş maksadı isimlerinden belli oluyordu. Kalanlar, geri bölgede teşkil edilen Ermeni çetelerine katıldılar.
“Erzurum Türk Ordusunda bulunan Ermeni er ve subaylar, silahları ile birlikte Rus cephesine geçerek silahlarını Türk Ordusuna karşı kullanıyorlar.”
Hayrenik Gazetesi
(17 Temmuz 1915)
Rus kuvvetleriyle birlikte sınırı ilk geçen Ermeni birliklerinin başında Armen Garo lakabıyla tanınan eski Osmanlı mebusu Karakin Pastırmaciyan bulunmaktaydı. Gerideki çetelerin başında ise, yine eski mebuslardan Murad lakaplı Hamparsum Boyacıyan ve Papazyan bulunmaktaydı. Murad’ın talimatı tüm çetecilere ulaşmıştı.
“Ermeni Milleti için tehlike teşkil ettiklerinden dolayı Türk çocuklarını dahi öldürün”
Murad
Doğu Anadolu’da Osmanlı Ordusu; cephede Rusların, cephe gerisinde ise Ermenilerin saldırısı ile karşı karşıya kalmıştı. Ordunun ikmal yolları Ermeni çetecilerin tehdidi altındaydı. Muharebe hizmet desteğini sağlamak imkansız hale gelmişti. Köprü ve yollar tahrip ediliyor, İkmal ve iaşe kolları,yaralı konvoyları pusuya düşürülüyor, tahliye edilmekte olan hasta ve yaralılar, hava değişimine giden erler, terhis edilen sakatlar yollarda öldürülüyorlardı. Ermeniler tüm ikmal maddelerine el koyuyorlardı. Seferberlik nedeniyle erkek nüfus silah altına alınmış olduğundan, tüm yerleşim merkezleri özellikle köyler Ermeni çetecilerin saldırısı karşısında savunmasız kalmıştı. Batıya doğru yoğun bir göç başlamıştı (*). Çocukların, genç kız ve kadınların maruz kaldığı insanlık dışı tecavüz ve katliam, kelimelerle ifade edilemeyecek utanç boyutuna, vahşet derecesine ulaşmıştı.
Birinci Dünya Savaşında Türk Ordusunda Genelkurmay Başkanı olarak görev yapmış Alman Generali Bronsart, bu resmi şöyle tarif ediyordu:
“Eli silah tutan Müslümanların hepsi Türk Ordusunda bulunduğu için Ermeniler tarafından, savunmasız kalan halk arasında korkunç bir katliam yapmak kolaydı. Çünkü Ermeniler cephede Ruslar tarafından bağlanmış olan Doğu Ordusunun yanlarına ve gerilerine sarkmakla yetinmeyerek,bu bölgedeki Müslüman halkı silip süpürüyorlardı... Ermenilerin hareketleri bağımsızlık savaşına yakışır olmaktan çok, haince ve kin dolu idi”.
General Bronsart Schellendorf
(24 Temmuz 1921)
Van’da ayaklanan Ermeniler 11 Nisan 1915’te şehri ele geçirdiler ve Rus Ordusuna teslim ettiler. Çar II. Nikola Rusya’ya yaptıkları hizmetlerinden dolayı Van’daki Ermeni Komitecilerini telgrafla kutladı. Ermeni vahşeti durmadı. İşgal sonrasında da devam etti.
Dâhiliye Nezareti’ ne
“Asiler(Ermeniler)yol kesiyor ve civar köylere hücum ederek buraları yakıyorlar. Bunlara engel olmak imkansızdır. Şimdiden bir çok kadın ve çocuk yersiz-yurtsuz kalmıştır”.
Van Valisi Cevdet
(24 Nisan 1915)
Savunmasız kalan Türkleri katleden Ermeniler ise yaptıklarını gururla ilân ediyorlardı:
Ermeni Milleti; Şu başladığımız mücadeleyi, ta kanımızın son damlasını akıtıncaya dek sürdürmek ve bunu özellikle canavar düşmanımızın düşmesine ve kesin perişanlığına kadar yürütmeye mecburuz... Düşmanın kül olmuş kışlalarına, şu sayısız kayıplarına bakın !...
Yaşasın Ermeni askeri, yaşasın Ermeni milleti!
Van, 23 Nisan 1915
Ermeni Ulusal Savunma Komitesi
Katliam o kadar büyük boyutlara ulaşmıştı ki; Van’ın Merkez ilçesinde ve ilçeye bağlı köylerde yaşayan 45 bin Türk’ten geriye yalnızca 1500 kişi kalmıştı.
“Van’da yalnızca 1500 Türk kaldı”
Goçnak Gazetesi
(24 Mayıs 1915)
SEVK VE İSKÂN KANUNU
Savaş tüm cephelerde bütün şiddetiyle devam etmekteydi. İmparatorluk Ordusu:
- Çanakkale
- Kafkas(Doğu Anadolu)
- Filistin(Sina)
- El Cezire (Irak ) cephelerinde savaşmaktaydı. Sonradan bu cephelere Galiçya da dahil olacaktı. (Romanya;1917)
Suriye, Lübnan, Irak, Filistin, Ürdün, Hicaz ve Yemendeki topraklar kaybedilmek üzereydi. Anadolu’daki ihanete benzer bir ihanet te Filistin Cephesinde yaşanmaktaydı. Araplar da Ermenilerle aynı anda isyana kalkışmışlardı. Ele geçirdikleri Türk askerlerini vahşice katlediyorlardı. Çanakkale Cephesinde İngilizler Gelibolu Yarımadasına çıkmayı başarmışlardı. Doğu Cephesinde Ruslar Erzurum’a yönelmişlerdi. Gerek coğrafi uzaklıklar ve gerekse içinde bulunulan koşullar nedeniyle cepheler arasında kuvvet kaydırılması imkansız hale gelmişti. Ülkenin insan gücü kaynakları hızla tükenmeye başlamıştı. Artık küçük doğumlular ve öğrenciler de silah altına alınıyordu. Ülke büyük bir tehdit altındaydı. Önlem üstüne önlem almak zorunda kalan hükümet nihayet; 24 Nisan 1915’te İstanbul’da, 234 Ermeni komiteciyi tutuklattı ve 27 Mayıs 1915’te; “ Sefer Zamanı Hükümet Uygulamalarına Karşı Gelenler İçin Silahlı Kuvvetler Tarafından Alınacak Önlemlere İlişkin Geçici Kanun” adıyla bir yasa çıkarttı:
Madde 1: Sefer zamanı; ordu,kolordu ve tümen komutanları ve bunların vekilleri ve müstahkem mevkii komutanları; halk tarafından herhangi bir şekilde hükümet emirlerine ve ülke savunmasına ve asayişin korunmasına ilişkin uygulama ve tertiplere karşı gelme ve silahla saldırı ve direniş görürlerse, bunu hemen askerî kuvvetle sert bir biçimde yola getirmeye, saldırı ve direnişi kökünden yok etmeye yetkili ve mecburdurlar.
Madde 2: Ordu, bağımsız kolordu ve tümen komutanları; askerlik gereklerinden ötürü, ya da casusluk ve hainliklerini sezdikleri köy ve kasabaların halkını, tek tek ya da topluca başka yerlere gönderebilir ve yerleştirebilir.
Madde 3: Bu kanun yayın tarihinden geçerlidir.
27 Mayıs 1915
Osmanlı Devleti harbin başlangıcından 10 ay geçene kadar Ermenilere yönelik hiç bir genel önlem almamıştı. Çıkarılan Yasada hiçbir etnik ya da dinsel topluluk isim olarak belirtilmemişti. Ayrıca metinde “tehcir” sözcüğü de yer almıyordu. Sadece “sevk ve iskân”dan bahsediliyordu.
Anadolu toprakları üzerindeki tarihsel emelleri nedeniyle Ermeni koruyuculuğuna soyunmuş büyük devletler hemen seslerini yükselttiler: “Hıristiyan bir millet barbar Türklerin elinde yok oluyor !...”
Gecikmiş karar hiç bir etki yaratmadı. Komitelerin eylemleri daha da şiddetlendi. 15 gün içinde Sevk ve İskan Kanunu uygulamalarına ilişkin iki yönetmelik çıkarıldı (30 Mayıs 1915, 10 Haziran 1915) Sevk edileceklerle ilgili alınacak önlemler özetle şu şekildeydi:
- Bırakılan malların kayda alınması ve korunması,
- Duruma göre tren,araba,hayvanla veya yaya nakil,
- Kafileler için refakatçi kuvvet tahsisi,
- İntikal boyunca can güvenliğinin sağlanması,
- Yolculuk sırasında iaşe, konaklama, sağlık hizmeti verilmesi,
- Varılan yerde toprak tahsisi,
- Ev inşası için yardımda bulunulması,
- Çiftçiler için tarım aleti ve tohumluk verilmesi,
- Yoksul olanlara kredi temin edilmesi,
- Halep’te hastane kurulması,
- Kimsesiz kalan çocuklar için yetimhane tesisi.
Ancak alınmış tüm önlemlere rağmen bir takım sorunlar ortaya çıktı.Hükümet yasa dışı uygulamalar karşısında çok kararlıydı:
“Ermenilerin nakli sırasında bazı görevlilerin ve kişilerin düzensiz ve gayri kanuni eylemlerde bulundukları öğrenilmiştir. Mahallinde soruşturma yapılması ve suçluların Divan-ı Harbe sevk edilmeleri amacıyla 3 soruşturma komitesi kurulmalı ve gönderilmelidir.”
Talat Paşa
İçişleri Bakanı
28 Eylül 1915
Rus işgali Erzurum ve Erzincan’a kadar uzanmıştı. Bu sırada Rusya’da Bolşevik ihtilâli çıktı (Ekim 1917). Ruslar savaşı bırakmak istiyorlardı. Almanya, Avusturya, Bulgaristan, Osmanlı Devleti ve Rusya arasında Brest-Litovsk Antlaşması imzalandı (15 Aralık 1917). Ruslar; işgal ettikleri bölgenin tümünden ve 1878 de savaş tazminatı olarak Türklerden almış oldukları Kars, Ardahan, Batum sancaklarından çekilmeyi kabul ettiler. Ne var ki bunu yaparken bölgeyi, teşkilatlandırdıkları ve silahlandırdıkları Ermeni birliklerine bırakmayı da ihmal etmediler. Aralık 1917’de Rus Ordusundaki Ermeni askerlerden ve gönüllü Ermenilerden oluşan 35.000 kişilik bir Kolordu oluşturuldu. (3 Tümen, 1 Süvari Tugayı) Ayrıca Ermeni çetelerinin mevcudiyeti korundu. Hedef; bölgede nüfus çoğunluğunu sağlamak için Türkleri batıya doğru sürmek, kalanları ise katletmekti. Türklere yönelik katliam olanca vahşetiyle devam ederken Türk ordusu Rusların çekildiği Erzurum’a girdi (12 Mart 1918). (Türk kuvvetleri Erzurum'da 13.273 Türk’ün cesediyle karşılaştılar. Erzurum Emniyet Müdürlüğü merkezde defnedilenlerin sayısını 9.553 olarak verdi.) İleri harekâta devamla 1878’de işgal edilmiş Kars, Ardahan ve Batum sancağı topraklarını geri aldı. Eski sınırın da ötesine geçerek Arpaçay’a kadar ulaştı. Bölgeyi tümüyle kontrol altına aldı (03 Nisan 1918: 30 Nisan 1918). İhtilal sonrasında Rus yönetiminden ayrılmış olan ve Güney Kafkasya Birliğini kuran Azeriler, Ermeniler ve Gürcülerle Batum Antlaşması imzalandı ve bölgede güvenlik tesis edildi. (03 Haziran 1918 ) Ne var ki 4 ay sonra Mondros Mütarekesi imzalanınca (30 Ekim 1918), mütareke hükümlerine uyan Osmanlı Hükümeti, bölgedeki 1 ve 2’nci Kafkas Kolordularını lağvetti. Türk Ordusu tekrar 1878 de belirlenmiş sınırlara geri çekilmek zorunda kaldı. (1 Ocak 1919)
Bu yeni gelişme Kars, Ardahan,Batum sancaklarını sahipsiz bırakmıştı. Bölgede yaşayan halk Ermeniler karşısında korunmasız kalmıştı. Tehdit karşısındaki Türkler, “Milli Şura Hükümetleri” teşkil ederek kendi yönetimlerini kurdular ve bölgede savunmaya geçtiler. Ne var ki İngiliz askerleri bu hükümetleri dağıttı; üyelerini Malta Adasına sürgüne gönderdi ve bölgenin yönetimini Ermenilere teslim etti. (Nisan 1919) Ermeniler yeni bir fırsat ele geçirmişlerdi. Muhtemel bir halkoylamasını göz önünde bulundurarak, bölgede nüfus üstünlüğünü sağlamak amacıyla yeniden korkunç bir katliama giriştiler. İngilizler uygun bir ortam yaratmışlardı.
Lağvedilen 1. Kafkas Kolordusu Komutanı Tuğgeneral Kâzım Karabekir, 15. Kolordu Komutanı olarak Erzurum’da göreve başladığında şu raporu verdi:
“3 Mayıs 1919 da tekrar Erzurum’a gelip komutayı elime aldım. Sürüp gelen bu beş ay içerisinde sınırın öte tarafından kaçıp gelenlerden ve gerekse birçok zavallının feryadından anladım ki; Ermeni milletinin içinde çöreklenmiş çeteciler, Türkleri kesip yakmakta yine devam ediyorlar...”
Tuğgeneral Kâzım KARABEKİR
15. Kolordu Komutanı
(Lağvedilen 1.Kafkas Kolordusu Komutanı)
Ama olaylar dünyaya başka türlü yansıtılıyordu. Ekim 1919 da General Harbord Başkanlığında bir ABD Heyeti Anadolu’da, Ermeni iddialarına ilişkin incelemeler yaptı. Ermeni iddialarının gerçek dışı olduğunu belirten bir rapor yayımladı:
“.....Olaylara ilişkin acıklı ve korkunç iddiaların doğru olmadığı tespit edilmiştir.” (ABD Kongresi bu rapor sonrasında Nisan 1920’de Ermeni devletinin himayecisi olmayı reddetmiştir.)
1920 yazına gelindiğinde katliam dayanılmaz boyutlara ulaşmıştı. Bölgede geçici seferberlik ilân edildi (22 Haziran 1920). Bu arada Osmanlı Hükümeti Türk ulusu için ölüm fermanı anlamına gelen Sevr Anlaşmasını imzaladı. (Bilindiği üzere o denemde Bir Osmanlı, diğeri Türk olmak üzere iki hükümet vardı.) Antlaşmanın temel hükümleri şöyleydi:
“Türkiye; Ermenistanı müttefik devletler gibi hür ve bağımsız bir devlet olarak tanıyacağını bildirir.”(Md. 88)
“Osmanlı Devleti bu karar tarihinden itibaren terkedilen arazi üzerindeki bütün hukuk ve sahipliğinden vazgeçtiğini şimdiden açıklar”(Md. 90)
Ermenileri daha da cesaretlendiler. Katliam sürerken Türk Ordusu yeniden ileri harekâta başladı (28 Eylül 1920). Bu kez Doğu Anadolu tümüyle Ermeni Kuvvetlerinden temizlendi. Gümrü işgal edildi (07 Kasım 1920) ve Ermenilerle Gümrü Antlaşması imzalandı (03 Aralık 1920). Bu Antlaşmanın hemen sonrasında Güney Kafkas Cumhuriyetleri Rus Sovyet idaresi altına girdiler.Türk Hükümeti ile Sovyetler arasında imzalanan Moskova Antlaşması (16 Mart 1921) ve Kars Antlaşmasıyla (13 Ekim 1921) Türk Sovyet sınırı çizildi. Batı Cephesinde Yunanlılara karşı kazanılan zaferden sonra toplanan Lozan Konferansında, Anadolu’da Ermenilerin çoğunlukta olduğu yerlerin kendilerine yurt olarak verilmesi gündeme geldi. Türk Heyeti Başkanı İsmet Paşa şu cevabı verdi:
“Türkiye’nin doğu vilayetlerinde yada Kilikya’da Türk çoğunluğunun bulunmadığı ve her ne yoldan olursa olsun ana yurttan ayrılabilecek bir karış toprağı yoktur.”
İsmet Paşa
(31 Aralık 1922 Lozan Görüşmeleri)


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla
