Osmanlı paşalarının en sevdiği sözlerden biridir bu. Ne zaman Anadolu'da bir isyan bastırılsa, Saray'dan gelen emir, isyanın önderinin nasıl cezalandırılacağını böyle tanımlar: "Her paresi kulak memesi kadar edile!"
Alişer ve Zarife…
Kesilip torbaya konulmuş, götürülüp zulmün sofrasına sunulmuş iki güzel baş… Devlet geleneği dedikleri bu olsa gerek. Hiç değişmeyen gelenek: Bastırma ve imha… Ve mutlaka satın alma! Şemdinli'de eline tutuşturulan bombayı kendi halkının üzerine atabilen insan müsveddesi ile önüne ekmek getiren Alişer'i kurşunlayan Rehber, aynı soydan değil midir?
Alişer ve Zarife…
Şimdilerde sağda solda "Kürt yemekleri yemeyin ırkımız bozulmasın" çağrıları yapan Hitler artıkları böyle bir aşkın ne olduğunu bilirler mi?
Bir insan düşünün… Koçgiri'den Dersim'e nerede bir isyan varsa orada bulunmuş, şiirler yazmış, bir yandan koyun keçi sağarken bir yandan kitaplar devirmiş durmadan.
Ve bir başkası… Ev bark derdine düşmeden elinde silahıyla hayat arkadaşının yanından hiç ayrılmamış…
Sonra bir gün, dost ve akraba bildikleri biri gelmiş evlerine. Generalin biriyle her şeyi planlayıp gelmiş, bu büyük isyancının ortadan kaldırılması üzerine fiskos edilmiş, paralar dökülmüş ortaya, garantiler verilmiş… Sanki bir 6 Haziran sabahı gibi her şey!
"Yorgunum ve açım" demiş adam. Biri iki etmeden hemen davranmışlar, yataklar hazırlayıp ekmek pişirmişler onun için, yemek hazırlamışlar ve bunun bedelini kurşunla ödemişler. Önce, kursağındaki ekmeğin sahibini kurşunlamış adam. Kendisini kucaklayıp öpen insanı. Sonra bir kartal gibi yetişip kendisine ateş eden hayat arkadaşını, Zarife'yi…
İnsan başını gövdeden ayırmak zor iş olmalı. Ama bir kez ruhunu satmışsan eğer, onu da yaparsın, zor gelmez. Hem, zulmün gelenekleri böyledir. Ödül istiyorsan eğer, kanıt götüreceksin! Yoksa efendilerin inanmaz sana, her kim ki can yoldaşını satar, zaten ona kimse inanmaz!
Sonra, vurmuş "kanıt"ları sırtına, düşmüş yollara Rehber. Varıp sahiplerinin önüne koymuş marifetini, birkaç ay sonra amcası Seyyid Rıza'yı idam sehpasına çıkaracak olanlar pek beğenmişler bu yaptığını; o zamanlar estetik ameliyat filan yok tabii, üç kuruş verip savmışlar başlarından.
Geride bu soluk fotoğraf var işte.
Soluk bir fotoğrafta, yan yana, dimdik duran iki insan…
Ne demiştiniz pardon, "çapulcular" mı?
Bir bakın bakalım şu ikisine… Siz böyle bir aşk gördünüz mü hayatınızda?


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla
