HASRETİN SEVİNCİ OLMADI !!!
Gene sensiz geçen günün sabahı, gene ağaran ışıklar, kaybolan gece... Ve açılan perdeler, başlayan oyunlar, değiştirilen çamaşırlar, kirlenen hava... Kan kırmızısı gözler, nefes almayan yürek, biten yaşam... Her sabah, her açılan perdede, her acılı yüzde, merhaba diyen her sıkıntılı seste, biten yaşam ve ağaran ışıklar... Ağaran ışıklar, başlayan yolculuk, başlayan yol ve tükenmeyen çizgiler, siyah asfalt, ölüm gibi deniz...
Denizde her dalga çocuklarını verir kurban diye, oysa, her kurbanda sıranın kendisine daha çok yaklaştığını bilir gibi onları kumsaldan geriye kaçırmaya çalışır... Her dalgada toprağa vuran kurbanlar, kirlenen hayatın zoraki yüzü. Her kumsalda biz... Her kumsalda aşkım... Bu aşk... Kıyıya vurmuştu, çünkü soyutlamaya çalışıyorduk mantık dalgalarıyla... Üstelik bu aşkı ağlatmak için onca demir kapıların arkasına sığınmak, acıları yaşamak, duvarlar örüp kendimizi sınırlandırmak, uzaklaşan yollarda kopmaya çalışmak adına ikimizin yüreğine bakamaz olduk... Ama yetmedi... Yetmiyor... Sandığın gibi sevgiler bitmiyor... Ne yapmam gerekiyor? İkimizi başkalarında arayıp bulamayınca da yelkenimi denizin ortasında mı batırayım... Yoksa zamanın mı çözüme kavuşturacağını sanıyorsun, söyle hadi, uzun, çok uzun zamanlar görüşemedik mi, yapmadık mı sanıyorsun... Bin yıl geçti aradan, farkında değil misin?.. Bütün bunlardan daha kötü ne olabilir ki?.. Yanında daha çok erimem mi, şu an diri mi sanıyorsun beni?. Bu nasıl bir umarsızlık ki hala kanlı bıçaklı iki birbirimiz gibi mesafelerin rıhtımında yaşıyoruz... Nasıl yaşıyoruz... Daha fazla kara için daha fazla mantık, öyle mi... Ama ben o toprak parçasının çoraklığında değil, yüreğinin özünde var olmayı ,istiyorum. Zamanın sapsarı yüzleri var kolayca ezilsin diye... Oysa beni ilk defa sen kopardın... Belki yeşildin daha, belki sapsarı, ama, koparılıp böyle fırlatılmış, herşeyden yabancı düşmüş olacağımı ummuyordum, çünkü; ezilip de gelmeyi değil, hep yeşil kalmayı seçmiştim... Çünkü bu şiddette böyle çaresiz ve bağımlı olacağımı, yitip gitsek, kaybolsak dahi sen varsın diye kabullenmiştim... Oysa hep susuyordum, oysa isyan vardı alnımıza yazılmış... Sen orda, şehrinde, nefes alırken aslında sadece yüreğimde yaşıyordun... Çünkü bu bir inat değil, sevinçti... Çünkü bu donakalmak değil, ateşinde kavrulmaktı... Çünkü bu yaşamda varolan en güzel tekrardı... Tekrar... Tekrardaki mucize, gülüm; tekrarın tekrarsızlığı... Ama bu aşkın bir tekrarı olmayacak... bu, son çağırışım gülüm... Bağırmak, haykırmak gibi, gülümseyen bir yüz gibi AŞIĞIM sana!
Hep sevgiyle kal...


LinkBack URL
About LinkBacks
;N
Alıntı Yaparak Cevapla

