GERÇEK ÜÇÜNCÜ YOL KEMALİZM
Kaan ÖĞÜT
Son dönemde küresel kapitalist sistemin zorla uygulatılmaya zorlanan ülkelerde meydana gelen krizlerle birlikte batılı sosyal demokratlar bir “üçüncü yol” söylemi geliştirmeye başladılar. Açık konuşmak gerekirse bu Aydınlanma 1923
Çevresi için önemli bir gelişme, çünkü yıllardır her kesime karşı savunduğumuz Kemalizmin kapitalizm ve marksizm dışında bir üçüncü yol bir ulusal kalkınma ideolojisi olduğu iddiamız yeni bir boyut kazanmış oldu. Şiddetle eleştirdiğimiz emperyalist avrupamerkezli sosyal demokratlar bizim söylemimizi kullanıyorlar. açıkçası bu pek hoş bir durum değil. Üstelik CHP’yi elegeçirmiş sahtekarlar bu söylemi kullanmaya başlarlarsa ki Blair’in her dediğini Baykal da tekrar ediyor o zaman işler iyice karışabilir. Ama yinede dünyada bir üçüncü yol saöyleminin gündeme gelmesi yeni açılımlara yol açabilir. Bu yazıyı meydana gelebilecek kafa karışıklıklarına karşı kaleme alıyoruz. Türkiye’de yükselen Kemalist dalgaya tutunan ama aslında kendi ideolojilerini Kemalizm maskesiyle insanlara dayatan gruplar, bizim gibi Kemalizmi bir ulusal ideoloji bir üçüncü yol olarak tanımlayanlara karşı bu gelişimeleri kullanmaya çalışıyorlar. Bugün batıdaki bu gelişmeye bakarak Kemalizmin üçüncü yol anlayışını yargılamak kimi sözde kemalist - marksistlerin işine gelebilir ama Türkiye’ye bir faydası olmaz. İlginç olan Kemalizmin bir üçüncü yol olduğu anlayışına karşı çıkanlar ya kapitalistlerdir bize üçüncü dünya solcusu diye saldırırlar. Ya marksistlerdir bize faşist diye saldırırlar ya da ırkçılardır bize helenofil diye saldırırlar. Çünkü bu kafalar ya da kafasızlar gerçek Kemalizm’den korkarlar. Oysa bu düşüncelerin hiçbirinin şimdiye kadar Türk ulusuna bir faydaları olmamıştır. Bundan sonrada bu güdük kafalardan birşey beklenemez.
1- Asya Krizi’nin Ardından Blair - Clinton İkilisinin “Üçüncü Yol” Söylemi
Kapitalist ekonomik sistem yeni ve büyük bir krizin içinde. Geride bıraktığımız yüzyıla baktığımızda sistemin iki büyük krizi (her defasında krizin maliyetini azgelişmişlere ödeterek) atlattığını görüyoruz. Bugün, dünyanın pek çok yerinde bunalımlara yol açan küreselleşme, 1970’lerde kendini gösteren krizin çaresi olarak 1980’lerde gündeme gelmişti. 1970’lerdeki krizin sorumlusu olarak gösterilen devlet müdahalesi, sosyal devlet ve Keynesyen ekonomik politikalar da 1930’lardaki bunalımın çözümü olarak ortaya konmuştu. Yani bir dönemin çözümü bir diğer dönemin bunalım nedeni oluyor kapitalistlerin mantığına göre. Geçmişini 15. yüzyıla kadar götürebileceğimiz kapitalist birikimin hiç değişmeyen yönüyse sömürgeci - emperyalist oluşu. Aslında 1997’de Güneydoğu Asya’da başlayan ve son olarak 1998’de Rusya’yı sarsan ve bugünlerde de Brezilya ve Çin’i önemli ölçüde etkileyen bu kriz sürecini kapitalizmin içine düştüğü bir kriz olarak tanımlamak da çok kolay değil çünkü açıkça görülüyor ki ABD -IMF ittifakı kendi ekonomik sistemlerine bir anlamda alternatif sayılabilecek Asya modelininin çöküşünü en azından zamanında önlem almayarak desteklediler.Güney Kore’de yaşananlarda açıkça görüldüğü gibi şimdi Kore’nin sanayi kapasitesini kriz sayesinde başta ABD’liler ele geçirmeye başladılar. meye başladılar. Yani bir anlamda batı krizden karlı çıktı.
Taner Timur üçüncü yol tartışmalarının küreselleşme sürecinin içine düştüğü krizle birlikte gündeme geldiğini şöyle anlatıyor. "Daha birkaç yıl önce küreselleşmeyi öven kuruluşlar, iktisatçılar, siyaset adamları kontrol mekanizmalarının şu veya bu şekilde yeniden sisteme dahil edilmesini savunur hale gelmişlerdir. Bunlaera dünya bankası da dahildir. Öte yandan batıda devlet adamları, sosyal demokratlar bir üçüncü yol aramak peşindedirler"
Anıl Çeçen kriz üçüncü yol ilişkisini ve bu sayede sol partilerin nasıl etkisizleştirilmeye çalılşıldığını şöyle değerlendiriyor. “Bunalımın yarısı ortaya çıkmıştır, geri kalanı da gelmek üzeredir. İşte tam bu sırada üçüncü yol adı altında yeni bir politika sol görünümlü olarak piyasaya sunulmakta ve tüm sol partiler, evrensel kapitalizmin çıkarları doğrultusunda yönlendirilmek isteniyor. Böylece yaklaşmakta olan büyük ekonomik bunalıma tepki olarak, çalışan kesimlerin ciddi ve gerçek sol politikaları devreye sokmaları önlenmek istenmektedir. Küreselleşme ile uluslararası kapitalizmin almış olduğu mesafeler korunmak istenmekte, yeniden halk kitlelerinin ya da onlar adına ulusal devletlerin ekonominin değişik alanlarını kontrol etmeye başlamaları önlenmeye çalışılmaktadır. Kapitalizm kendi yarattığı evrensel krizin yükünü sol iktidarlara yüklemeye çalışmaktadır.”
Şimdi Blair - Clinton ikilisinin üçüncü yolunun ana hatlarına bakalım. Blair üçüncü yol ile ilgili NPQ dergisinde yapılan bir söyleşide şunları dile getiriyor. “Sanıyorum politikanın her bir değişik alanında üçüncü yolun ana hatlarını açık olarak görebilirsiniz. Örneğin daha fazla ticaret ve uluslararası parasal işlemler anlamında üçüncü yol, ekonomi alanında küreselleşmeyi kaçınılmaz ve cazip bir tercih olarak kucaklamak demektir. Hükümetin tutumlu bir mali politika izlemesi ve bunu, yeni küresel piyasada varolmaları ve rekabet edebilmeleri için iş dünyasını ve kişileri donanımlı kılan hükümet müdahelesiyle birleştirmek demektir. Hükümetin faaliyetleri, firmaların küresel pazarda rekabet etmesini önleyecek biçimde tasarlanmamalıdır, derim. Bu işe yaramaz çünkü küresel pazar bizi aşan bir şey. Yapabileceğiz şey firmaları ve çalışanlarını küresel pazarın sertliklerine dayanmak üzere donatmak üzere donatmaktır. Bana göre işte bu üçüncü yoldur” İşte Blair’in üçüncü yolu bu.
Ergin Yıldızoğlu; “Üçüncü yolculara göre, sosyalizmin çökmesi bize bieşey daha gösterir: Piyasa ekonomisinin (kapitalizmin) devlet eliyle düzenlenebileceğini, hatta aşılabileceğini düşünmek tam bir yanılgıdır." "Blair, küreselleşmenin kaçınılmaz karşı durulamaz ve geri çevrilemez bir süreç olduğunu kabul eder buyüzden Blair, her türlü ulusal sanayi politikalarından, devlet müdahalesinden, gelir dağılımını düzeltmeyi amaçlayan politikalardan vaz geçer. Blair ABD’nin vizyonunu kabul eder. Schröder’de küreselleşme ve serbest piyasa ekonomi konusunda Blair gibi düşünüyor. Jospin ise seçimlerde vurguladığı gibi küreselleşmenin ulusal ekonomi, kültür üzerinde olumsuz bir etki yaptığını düşünüyor ve ve bu yüzden denetlenen bir küreselleşmeden yanadır."
Hayri Kozanoğlu çok belirgin olmasa da Blair’in "üçüncü yol"’unun emperyalist yapısına vurgu yapıyor.
“Küreselleşmenin olumsuz sonuçlarına karşı tek çare, hırsla ve yürekten bu sürece katılmaktı. Böylelikle ceremeyi başka ulusların halkları çekecekti.” Kozanoğlu; Anthony Giddens’in üçüncü yol konusunda en yetkin teorisyen kimliği ile eleştirilere cevap niteliğinde, solun felç oluşundan sonra başlıklı bir makale yayınladığını o makalede yeni bir karma ekonomi modeli yaratmaktan söz ettiğini fakat burada dengenin devlet ya da özel mülkiyetteki kuruluşlar arasında değil regülasyon ve deregülasyon arasında kurulacağını söylediğini örnek olarak da tekellerin ekonomik rekabeti tehditine karşı çıkılacağını verdiğini söylüyor. Kozanoğlu şöyle devam ediyor. “Üçüncü yol dizginsiz küreselleşme karşısında küçük düzeltmeler bazı küçük demokratik açılımlar önerse de kapitalizmin tahakkümünü kabullenmenin, küreselleşmenin önlenemez bir dinamik olduğu varsayımıyla kar mantığı çerçevesinde bir dünyaya rıza göstermenin ideolojisidir."
Hayri Kozanoğlu önemli bir saptamada bulunuyor. Üçüncü yol entarnasyonalinin etkili kılmanın Kıta Avrupası ülkelerinden özellikle Almanya ve Fransa’dan gelecek desteğe bağlı olduğunu İsveç gibi %60 olduğu bir ülkeyle, %30’larda seyreden ABD’yi aynı felsefede buluşturmanın kolay olmadığını söylüyor.
İkinci dünya savaşı sonrasında Avrupa sosyal demokrasisi sosyalizmin ve kapitalizmin dışında bir üçüncü yol bulduğunu ileri sürmüştü. Keynesgil politikalar krizleri engelleyecek, işsizliği ortadan kaldıracak eğitime ve refah devletine daha fazla yatırım yapılacak eğitim ve fırsat eşitliği yoluyla, işçi sınıfıyla orta sınıflar arasındaki duvarlar kalkacak bu arada güçlü sendikal hareket sermayenin egemenliğini dengeleyecekti. İşte Blair’in günümüzün koşullarına uymadığı için revizyona tabi tutmak istediği çizgi bu.
2-Avrupamerkezli Emperyalist İdeolojiler
Batı’nın bu sözde üçüncü yolcu sosyal demokratlarının başında, Blair ve Clinton geliyor. Bu isimler bile üçüncü yol kavramının bizim için pek olumlu bir içerik taşımadığını göstermeye yeter. Batı’lı solcular, sosyal demokratlar tarihin her döneminde sömürgeci olmuşlardır. Avrupamerkezci düşüncenin etkisinden kurtulamayan Bernstein, Kautsky, Shaw ve hatta Karl Marx gibi pek çok sosyalist ya da sosyal demokrat, azgelişmişlerin sömürülmesini savunmuşlardır. Marx’ın Çin ve Meksika üzerine saptamaları ünlüdür. Bu açıdan baktığımız da sol ya da sağ olsun Batılı ideolojilerin hepsinin emperyalist yani bugünkü anlamıyla küreselleşmeci olduğunu görürüz. Küreselleşmenin sermaye ve malların ulusal sınırlar dışına çıkabilmesi olarak algıladığımızda İngiltere’nin bir yandan sanayi devrimini gerçekleştirip, bir yandan Hindistan’ı hem hammadde hem de pazar olarak sömürmesinin bir küreselleşme örneği olduğunu hemen farkına varırız. Yani küreselleşme de içeriği itibariyle yeni bir kavram değildir. Batı’dan gelecek ne liberalizmden ne sosyalizmden ne sosyal demokrasiden ne de uydurma bir üçüncü yoldan bize fayda gelmez.
Bugün Batı’da ortaya konulan “üçüncü yol” kavramına baktığımızda öncelikle küreselleşmeden yana olduğunu görüyoruz. Blair bunu açıkça ortaya koyuyor. Yine bu üçüncü yol, sermayenin sınırsız dolaşımını destekliyor. Üstelik üçüncü yolu savunan bu isimler bir sömürge anlaşması olan MAI’nin de en büyük destekleyicisidirler. MAI’ye karşı koyan Fransa aynı zamanda üçüncü yol kavramına en uzak duran sosyalist bir parti tarafından yönetiliyor. Demek ki Clinton - Blair ikilisinin ortaya attığı bu üçüncü yol emperyalizmi maskelemek için yeni bir yöntemden başka birşey değil.
Bugün Batı’da ortaya konulan “üçüncü yol” kavramına baktığımızda öncelikle küreselleşmeden yana olduğunu görüyoruz. Blair bunu açıkça ortaya koyuyor. Yine bu üçüncü yol sermayenin sınırsız dolaşımını destekliyor. Üstelik üçüncü yolu savunan bu isimler bir sömürge anlaşması olan MAI’nin de en büyük destekleyicisiler. MAI’ye karşı koyan Fransa aynı zamanda üçüncü yol kavramına en uzak duran Avrupalı sosyalist bir parti tarafından yönetiliyor. Demek ki Clinton - Blair ikilisinin ortaya attığı bu üçüncü yol emperyalizmi maskelemek için yeni bir yöntemden başka birşey değil.
3-Keynesyen Ekonomik Politikalar ve Kemalist Karma Ekonomik Modeli
Bir anlamda yaşadığımız bunalım ana hatları ile 1930’lardaki bunalımı anımsatıyor. Çünkü temel ekonomik neden (siyasal nedenleri görmezden gelirsek) arz fazlası, bu 1930’larda yaşananları hatırlatıyor. Ve son zamanlarda Batı’nın sözde solcu özde küreselleşmeci isimlerinin ortaya koyduğu “üçüncü yol” kavramını incelediğimizde büyük oranda Keynes’in politikaları ile benzerlikler görüyoruz. Bu kez de amaç krizin eşiğine gelmiş kapitalizmi kurtarmak.
Belirtmek gerekir ki Mustafa Kemal’in karma ekonomik modeli Keynesin ekonomi modeline bazı benzerlikler gösterse de Kemalizmin ekonomi sistemi özgün bir modelidir. Herşeyden önce Kemalizmin kapitalizmi kurtarmak gibi bir işlevi yoktur, küreselleşmeye karşıdır ve ulusalcıdır. Türkiye’de de Kemalizmin ekonomik sistemini Keynesinkiyle karşılaştırıp benzerlikler kuranlar olmuştur. Mustafa Aysan bu konuyla ilgili şunları söylüyor. “Atatürk’ün sosyalizm ve kapitalizmin ikisini de reddederek bir üçüncü ekonomik kalkınma yolunu saptayan sözleri Keynes’in konuyla ilgili sözlerine çok benzemektedir.” Şunu ortaya koymak gerek Kemalizmin ekonomik sistemine benzer bir modelin her ne şekilde olursa olsun hatta Avrupa’da dahi tartışılması olumlu bir gelişmedir. Fakat şu hataya düşülmemelidir. Batıda yeniden Keynesyen ya da karma ekonomik modelleri dahi uygulansa bunun bize somut faydaları çok sınırlı olacaktır. Çünkü batı kapitalizminin her türü dış sömürüyle beslenmektedir. Buna Keynes kapitalizmi de dahildir. Bu yüzden bu konuda yorum yaparken dikkatli olmak gerekir.
Aslında bir yanıyla bu üçüncü yol arayışı yeniden Keynesyen politikalara dönmek gibi bir açılım da taşıyor ve bu politikaların toplumsal paylaşımda iyileştirmeyi hedeflediğini biliyoruz. Yine bu üçüncü yol arayışları belki ABD’de yine 1930’larda uygulanan New Deal politikalarına da benzetilebilir. Ama sonuç olarak şu çok açıktır ki batıda üretilecek bir üçüncü yol gelişmekte olan ülkelerin problemlerini çözemez. 1930’larda Keynesyen politikaların azgelişmiş ülkelerde de ithal ikameci sanayileşmeyi sağladığı bunun da kalkınma da önemli bir rol oynadığı iddia edilebilir.Oysa dönemin bağımsızlıkçı kalkınma hamlelerinden ancak pek azı emperyalist dünya sisteminin belirlediği işbölümünün dışına çıkabilmiştir. Dönemin kalkınma yolu ithal ikameci üretim modelidir (İİM). Bu dönem Türkiye de dahil pek çok ülkenin sanayileşmesi açısından önemli olmuştur. Yine de bu modelin tamamen bağımsız bir kalkınma yolu olduğu da sanılmamalıdır. Fikret Başkaya’nın belirttiği gibi emperyalizm yeri geldiğinde azgelişmişlerin sanayileşmesini de destekler hatta kapitalist ülkeler eskiden sanayi ürünleri satarken 1945’den sonra o ürünlerden bir kısmını üretecek fabrikaları da satmaya başlamışlardı. Merkez teknolojik üstünlüğü ve asıl belirleyici olan dinamik malların üretimini tekelinde tuttukça eşit olmayan değişim ve ticaret hadlerinin azgelişmişlerin aleyhine seyretmesi de sürecektir. İlginç olan nokta emperyalizmin bu ithal ikameci sanayileşme modelinden de karlı çıkmasıydı. Çevre artık bazı sanayi çıkışlı tüketim malları üretilse bile yüksek kalitede tüketim malları, ekipman ve ara malları yine de merkezden alınmak zorundaydı. En önemlisi çevre ülkeler temel bilimlerde kimi başarılara sahiplerse de bilimsel ilerlemeleri teknolojiye dönüştürme konusunda çok geriydiler. Bunun da etkisiyle merkez ülkelerin eski, çevre kirleten teknolojileri bu üçüncü dünya ülkelerine kaydırılmaya başlandı. Merkez eski teknolojisinden kurtulurken bile kar ediyordu. Bu sanayileşme metodu hem büyük oranlarda ithalat yaptığı için dövize ihtiyaç duyuyor hem de iç pazara dönük üretim yaptığı için ihtiyacı olan dövizi kazanamıyordu. Bu durumda gerekli dövizin geleneksel ürünlerin ihracatından sağlanması gerekiyordu. Burada karşımıza yeni bir problem çıkıyor geleneksel ürünlere olan talep ve fiyatları batının tarım teknolojisindeki ilerlemelerin de etkisiyle sürekli düşüyor. Sanayinin finanasmanı için borçlanmaktan başka çare kalmıyor. Nitekim Türkiye bu dönemde büyük bir borç kıskacına düşmenin yanında ayanıklı tüketim mallarından aramallarına uzanan bir sanayi hamlesi yaşamıştır. Birçok sektörde dışarıdan alınmış teknolojileri kullanarak oluşan bilgi birikimi bazı mekanik ve elektrikli yatırım malları üretimininde gerçekleşmesini sağlamıştır. Yani ithal ikameci modeli iyi veya kötü diye nitelendirmek doğru değildir. Türkiye özelinde bu tartışmaların yeni koşulların gözönüne alınarak yapılaması gereklidir.
Anıl Çeçen’in üçüncü yolun Kemalizmle ilişkisi üzerine yaptığı şu yorum da önemli “Demos Grubu diye bir aydınlar grubu, London Schools of Economics’in başkanı Anthony Giddens’ın başkanlığında yaptığı toplantıda dünyanın ne sağ ile ne sol ile 21. yüzyıla gidemeyeceğini söylüyor. Şimdi üçüncü yol diye bir arayış içine girmişler, diyorlar ki neoliberalizmle bu iş olmaz, sosyalizmle de olmuyor. Üçüncü yolun yedi maddesini de okuyun karşınıza Kemalizm çıkıyor. Bakın karma ekonomi diyor, devletçilik diyor, sosyal devlet diyor, refah devleti diyor, globalleşmenin yarattığı yıpranmalara karşı toplumların, halkların desteklenmesi, korunması diyor. Sivil toplum teranelerinin gerçek olmadığını, sivil toplumun ancak devlet desteği ile ayakta kalabileceğini söylüyor. (Halbuki bizde sivil toplum kuruluşları devleti yok etmeye çalışıyorlar.)” Anıl Çeçen buradaki yorumuyla küreselleşmenin sorgulanması ve karma ekonomi politikalara yönelik bir gidişin ilk adımlarının atılması açısından önemli bir saptama yapıyor. Tabi Blair’in üçüncü yolunun Kemalist üçüncü yoldan çok farklı olduğunu Anıl Çeçen’de başka yazılarında belirtiyor.
Clinton ve Blair’in savundukları üçüncü yolun Kemalist üçüncü yolla hiçbir bağı yoktur. Bir kere bunların üçüncü yolu küreselleşmecidir oysa Kemalist üçüncü yol ulusalcıdır ve küreselleşme etiketli emperyalizme karşıdır. Devletçidir, kollektif üretimi savunur. Kimi bilim adamları Kemalizmin ekonomik politikalarını Keynesinkilerle özdeşleştiriyorlardı. Gerçekten de görünürde kimi ortaklıklar söz konusuydu ama arada büyük bir fark vardı Keynes’in amacı bunalıma çare bulmaktı oysa Atatürk ülkesini, ulusunu adaletli bir şekilde kalkındırmak istiyordu ve bunun ne kapitalizmle ne de sosyalizmle olamayacağını farkındaydı. Kemalist ekonomi modeli; devletçilik dışardan ithal edilmemiş ülkenin koşullarından üretilmişti.
4- Kavram Olarak Üçüncü Yol ve Gerçek Üçüncü Yol Kemalizm
Üçüncü yol kavram olarak bu emperyalistlerin elinde kirlenmeden önce çok daha başka bir şeyi ifade ediyordu. Sömürülen milletlerin, ulusal bağımsızlıkçı halkçı nitelikteki kalkınma çabaları, kapitalizm ve sosyalizm dışında kendi bünyelerine uygun bir gelişme teorisiydi üçüncü yol. Ve "üçüncü yol"un tüm sömürülen mazlum milletler içinde ilk örneği Kemalist İdeoloji ve Kemalist kalkınma modeliydi. Başta Maurcie Duverger pek çok doğulu ve batılı bilim adamı Kemalizmi bu şekilde nitelendirmiştir. Duverger; "
Kemalist Kadro Hareketi 1930’larda Üçüncü Yol’un teorisini geliştirmişlerdi. 1960’larda günümüzün kuvayı milliyecileri İlhan Selçuk, Mümtaz Soysal gibi isimlerinin de yer aldığı YÖN hareketi bu yolda çalışmalar ortaya koymuştu. Doğan Avcıoğlu, Türkiye’nin Düzeni kitabında Üç Kalkınma Yolu üst başlığının altında şu sıralamayı yapıyordu.
1- Komünist Kalkınma Yolu
2- Amerikan Tipi Kalkınma Yolu
3- Milli Devrimci Kalkınma Yolu
Burada kapitalizm ve sosyalizm dışında bir üçüncü yol arayışı açıkca göze çarpıyordu. Avcıoğlu’nun Türkiye için önerdiği yol da buydu. Doğan Avcıoğlu bir sosyalist olmasına rağmen Türkiye koşullarına uygun bir kalkınma modeli peşindeydi. Ama bu da yetmez çünkü Mustafa Kemal’in amacı Avcıoğlu’nun ki gibi sosyalizme gidecek bir model değil kapitalizm ve sosyalizmin hastalıklarından uzak bir dengeli ulusal kalkınma yaratabilmekti. İşte bugün de Kemalistlerin görevi budur.
Bugün de gerçek üçüncü yolu küreselleşmeden zarar gören, sömürülen ülkeler ortaya koyacaklardır. Nitekim kimi HonMalezya gibi Asyalı ülkeler sermaye akışına bazı kısıtlamalar getirmiştir. Şili, Çin, Hindistan gibi bazı ülkeler bu tür politikaları zaten uyguladıkları için Asya krizinden daha az etkilendiler. Yine bazı Asya ülkeleri devletin ekonomideki ağılığını arttıracak kimi adımlar atmaya başladılar. Mümtaz Soysal’ın Cumhuriyet Gazetesi’nde yayınlanan şu sözlerini bir kez daha tekrar etmek gerek “Bir üçüncü yol bulunacaksa, bu yolun küreselleşmeden zarar görmüş ülkeler için söz konusu olması gerekir. Bu ise yeni bir buluş olmayacaktır. Çünkü eskiden var olan bir modeldi. Aşağı yukarı Türkiye’nin 1930’larda denediği, denemeye başladığı bir yoldu bu. Türkiye’nin başlattığı ve sonradan üzerinde çalışılan ve birçok ülke için model olarak ileri sürülen bir gelişme yoluydu. Amerika ve Avrupa dışındaki ülkelerde, eski ulusal bağımsızlık hareketlerine benzer bir biçimde, bu kez ulusal ekonomik düşünce bağımsızlığını gerçekleştirmek ve o ülkeler için bir takım modeller geliştirmek gerekiyor. Belki asıl üçüncü yol bu olacak."
Ahmet Taner Kışlalı’nın yorumu da Soysal’ı destekliyor. "Ve şimdi yaşanan deneyimler, Kemalist devletçilik anlayışını yeniden bizim ve dünyanın gündemine getirdi. Hani bir çok yabancı uzmanın da “komünizm ve kapitalizm arasında üçüncü yol” olarak nitelendirdiği “Kemalist Devletçiliği"
Üçüncü yol ana hatları ile azgelişmiş bir ülkenin ulusalcı - halkçı kalkınma modelidir. Ve Kemalizm bunun dünyadaki ilk örneğidir. Türkiye’yi 21. yüzyıla taşımak için, Avrasya’da antiemperyalist bir blok kurmak için Kemalizmin üçüncü yolcu anlayışı önümüzdeki tek seçenektir. Artık Kemalistlerin başka hiçbir ideolojiye bakmadan bu büyük tarihsel birikimi hayata geçirmelerinin zamanı gelmiştir.
Kemalizmin üçüncü yol olması herşeyden önce Mustafa Kemal’in düşünce sistemi ve kullandığı yöntemle ortadadır. Mustafa Kemal ancak Einstein’nın görelilik teorisinden sonra Bilim Felsefecileri tarafıdan sistemleştirilmiş eleştirel akılcılık akımının siyaset alanındaki ilk temsilcisiydi. O yöntem olarak ne diyalektik materyalizmi ne de pozitivizmi kullanmıyordu. İşte bu yüzden Kemalizm düşünsel, felsefi yönüyle de kapitalizm ve sosyalizmin dışında bir üçüncü yoldur. Kemalizmi kapitalizmin ya da sosyalizmin bir türevi olarak gösterme çabaları art niyetli, bilimsellikten uzak, spekülatif çabalardır. Ve bunu yapanlar açıkça emperyalizme hizmet ederler.
Kapitalizm ve marksizm yandaşlarınca evrensel oldukları iddia edilen ideolojilerdir. Kapitalizm sömürgeciliğe ve emperyalizme dayandığı için asla evrensel olamayacaktır. (sınırsız besin üretimine olanak sağlayacak biyoteknolojik bir devrim ve yine fizyon gibi sınırsız enerji elde etme yolları ile ekolojik dengenin korunabileceği bir teknolojik atılım yapılmazsa) Bugünkü parametrelerle bakıldığında kapitalist sistem insanlığın ancak çok küçük bir kesimine hizmet etmektedir. Marksizmin özellikle avrupa merkezli yorumları ise determinist klasik gelişme sürecinin tüm toplumlar için geçerli olacağını düşündükleri için yani her toplumun ilkel - köleci - feodal - kapitalist - sosyalist - komünist evreleri geçireceğini sandıkları için azgelişmiş ülkelerin sömürülmesini ve dışardan dayatmalarla kapitalist sisteme geçirilmelerini desteklemişlerdir. Kemalizm çözümünün ulusal olduğunu belirlediği için (ki aslında Kemalizm azgelişmiş ülkelerin ortak hareket etmesini antiemperyalist bir blok oluşturmalarını da desteklediği için aslında evrensel açılımlara da sahiptir. Ama diğer ideolojiler gibi evrensel mutlak çözümler getirdiği iddiasında değildir çünkü bu iddia akıl dışıdır.) bu evrensellik iddiasındaki iki ideolojiden ayrılır işte bu yüzden de bir üçüncü yoldur. Nitekim pek çok batılı ve doğulu yazar bunu dile getirmişlerdir. Maurice Duverger’in şu yorumunu tekrar hatırlatmak gerekir. “Yeryüzünde henüz Moskova ya da Pekin tımarına girmemiş olan üçüncü çeşit devletlere yol göstermektedir bu sistem. Yarı gelişmiş milletler için Marksizmin karşısına dikilen ikinci bir alternativdir bu sistem.
Bugün de ortaya atılan üçüncü yolla Kemalist üçüncü yol arasında Anıl Çeçen’in işaret ettiği gibi kimi benzerlikler vardır. Ama onları amacı yine Kapitalizmi yaşatmaktır. Şunu hiç unutmamamız gerekir ki Avrupamerkezli olan hiçbir sol düşünce emperyalizme karşı çıkmamıştır. Ne Marx, ne Bernstein ne Shaw azgelişmişlerin sömürüsüne karşı durmadılar. Bugünde batılı solcuların tümü sömürnün devamını kurumsallaştırmaya çaılışıyorlar. MAI’nin en büyük destekçileri de bunlar değilmi. Avrupa sosyal demokrasisinden de üçüncü yolundan da bize bir hayır gelmez. Blairci sosyaldemokratlarımız bunu görmeliler.
Şimdi yazımızda dile getirdiklerimizi özetleyecek olursak.
1- Üçüncü Yol kavramı Avrupa sosyal demokratlarının kapitalizmin içine düştüğü krizle de bağlantılı olarak krize bir çözüm için ortay sürülmüş ve temel bir değişimi hedeflemeyen bir sistemdir. Dahası öncülerinin Clinton ve Blair olduğunu göz önüne alırsak küreselleşmenin en büyük dayatmacılarının önerisi olduğunu da görürüz.
2- Batı sosyal demokratları da diğer batılı siyasetler gibi emperyalisttir. Bu yüzden ne Türkiye’ye ne de diğer gelişmekte olan ülkelere bir faydası olmayacaktır. Ancak ulusal ekonomilerin yıkılması yönünde ulusal sol partileri ikna etmeye onları küreselleşmeci yapmaya yarar. CHP’yi yönetenler bu oyuna gönüllü kanmışlardır.
3- Bunun yanında batıda bile küresel kapitalizmin sorgulanmaya başlanması önemlidir. Önerilen üçüncü yolun az da olsa sosyal devlet kavramını dile getirmesi bu noktadan başlıyacak daha verimli tartışmalara yol açabilir.
4- Sisteme karşı gerçek alternatifi ancak bu sistemden zarar gören uluslar yaratabilir. Yani bir üçüncü yol bugün dünya gündemine ancak sömürülen mazlum ya da gelişmekte olan ülkeler tarafından getirilebilir. İşte bu açıdan bakılınca gerçek üçüncü yol Kemalizmdir. Çünkü kapitalizm ve sosyalizm dışında sömürülen ülkeler için bir karma ekonomi ve kalkınma modelini 70 yıl önce uygulamış bir anlamda kuramlaştırmıştır. Kemalizmle birlikte özellikle Balkanlı, Asyalı, Ortadoğulu hatta mesela Avrasyacılık gibi Rus kökenli antiemperyalist düşünceler de bu yoda katkılarını ortaya koymalıdırlar.
Yararlanılan Kaynaklar:
1- Soysal M. Küreselleşme İflasa Gidiyor, Cumhuriyet Gazetesi
2- Yıldızoğlu E., Yeni Dünya Eski Hamam Eski Tas, Sosyalist Alternatif Dergisi sayı:6
3- Yıldızoğlu E., Üçüncü Yol Ne Kadar Gerçekçi ? Cumhuriyet Gazetesi
4- Küresel Bunalıma Üçüncü Yolla Çıkış Aranıyor. Nokta Dergisi. Sayı 868
5- Kozanoğlu, H. Üçüncü Yol, Birikim Dergisi, Sayı:113
6- Aysan, M., Atatürk’ün Ekonomi Politikası
7- Duverger M., Atatürk’e Sayg, Türk Dil Kurumu Yayınları
8- Çeçen A., Üçüncü Yol Maskeli Küreselleşmedir, Ulusal Sola Teorik Katkı
9- Çeçen A., Küreselleşme Karşısında Bir Üçüncü Dünya Modeli: Kemalizm, Aydınlanma 1923 Sayı: 20
10- Kışlalı, A.T., Kalpaklı Kalkınma, Cumhuriyet Gazetesi, 23 11 1998
11- Kansu, I. (Derleyen), Masaldan Bunalımın Yalın Gerçeğine: Yeni Dünya Düzeni Yazı Dizisi, 23-30 Aralık 1998, Cumhuriyet Gazetesi
12- Blair, T., Küresel Merkez Sol ve Üçüncü Yol Üzerine, NPQ, Türkiye, Sayı:2


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla
