21. YÜZYILDA KEMALİZM'İN SİYASİ VE EKONOMİK ARENADAKİ YERİ
Konu başlığı oldukça geniş olduğu düşünüldüğü için bu sunumda sadece Kemalizm’in siyasi arenadaki yeri tartışılmıştır. 21. yüzyılda Kemalizm’in siyasi arenadaki yerine bu kısa zaman zarfında değinmek için konu üzerinde yaptığım okumalardan burada mutlaka değinmem gerektiğini düşündüklerimi sunumuma ekledim. Dolayısıyla amacım tanımlama yapmaktan çok bir fikir tartışması ile konuyu sizlerle birlikte ele almaktır.
Kapitalizm ve Marksizm’e kısa bir değerlendirme
Kemalizm’i tanımlamak için Kemalizm’in ortaya çıkış sürecini incelemek ve değerlendirmek gerekir. Bunu yaparken de Kapitalizm ve Marksizm’e değinmek, bu iki ideolojinin siyasi yelpazedeki yerini belirlemek yerinde olacaktır. Evrensellik ve bilimsellik iddiasındaki bu iki ideolojiyi ve bunlardan türeyen diğer düşünce sistemlerini toplumlar üzerindeki ve siyasi sahnedeki yansımalarına göz atarak değerlendirme yapmak gerekir.
Yapılacak bu değerlendirmeyi gerçekten bilimsel bir temele oturtmak için izlenecek aşamalar;
Problem belirlemek.
Başlangıç ve sınır koşullar belirlemek.
Çözümü götürecek matematiksel modelleme yapmak.
Oluşturulan modeli, adım adım denemek ve çözüme yaklaşmak.
Kapitalizmi bu aşamalardan geçirdiğimizde; problem; evrensellik-her yerde her şartta aynı çözüm üretebilme-iddiası, başlangıç ve sınırlar dünyamız, çözüm için ortaya konan matematik model yani Kapitalizm, oluşturulan modellerin laboratuar ortamı dünyamız ve ülkeler, sonuç olarak dünya tarihi. Dünya Tarihini yani sonuçları incelemek bu noktada önemlidir. Objektif bir bakış açısı gerektirir.
Kısaca ve basitçe tarihte yaşananlar; Kapitalizm, birçok coğrafyada sömürge savaşlarına yol açmıştır. Böylece evrensellik iddiasını yitirip belli bir iktidara hizmet etmiştir. Bu sebeple iki dünya savaşı icat edilmiş ve milyonlarca insan öldürülmüştür. Bu tespit ile dünyaya getireceği iddia edilen çözüm iddiası aslında iktidarı ele geçirmekten başka bir şey olmadığı açıktır.
Kapitalizme karşı duruş olarak ortaya çıkan diğer evrensellik iddiası Marksist kuram bütün toplumların önce köleci ardından da sırasıyla feodal - kapitalist - sosyalist evreleri geçirerek sonunda komünizme ulaşacağını iddia eder.(1) Elbette ki Kapitalizm’in bu basit işleyiş ile Komünizme dönüşümünün gerçekleşmemesi dünyanın layıkıyla kapitalist olamayışından değildir. Fakat asıl önemli nokta karşı ideoloji-anti kapitalist- olduğu iddiasındaki Marksizmin sömürge düzenini desteklemesidir. Günümüzde uluslar arası şirketler olarak adlandırılan ve erk sahiplerini zenginleştiren şirketlerin, ülkelerin yerini alması dünya vatandaşlarını-şirket vatandaşlarını- sömürge savaşı içine sokmaktadır. Artık bu ulusal savaşlar kabuk değiştirmiş şirket savaşları olmuştur. Böylece evrimleşmesi beklenen kapitalizm hiçbir zaman sosyalizme dönüşmemiştir.
Avrupa’dan çıkan bir başka akım olan sosyal demokraside de sömürge sistemine karşı duruş olduğu söylenemez, aksine paylaşımı destekler böylece sömüren ve sömürülen düzen devamlılık gösterir.
Tüm bu teşhislerin yanında aslında birbirine et tırnak kadar bağlı ve dolaylı da olsa aynı temellere dayanan bu iki ana ideoloji ve belki de bunların bir türevi olan sosyal demokrasiyi kuramsal olarak Kemalizm ile aynı kefeye koymak mümkün değildir.
Kemalizm’in kısa bir değerlendirmesi
Kemalizm’i tanımlarken Kapitalizm ve Marksizm’i ele almaktaki amaç aslında her yerde ve her şartta geçerli olacağı iddiasındaki her iki aynı temelli ideolojide yanlışı gören ve sömüren-sömürge ilişkisini tanımlayarak bu iki ideolojinin bir sentezi olmadığını da ispatlamaktır. Bu anlamda Kemalizm çıkış noktası itibariyle aslında 2.yoldur.
Kemalizm’i bilimsel çerçeve içerisinde değerlendirmek için diğer ideolojilere uygulanan bilimsel yöntem aşamalarını değerlendiren ve önemli saptamalar da bulunan Doğa bilimcisi C. Şengör ; “Atatürk’ün Nutuk adlı önemli eserinin incelenmesi göstermektedir ki, O, karşısında bulduğu büyüklü küçüklü problemlere bir doğa bilimcisinin yaklaşma tarzıyla yaklaşmış, önce problemi tanımaya ve tanımlamaya çalışmış, sonra onu çözmek için o ana kadar yapılan teklifleri eleştirel bir gözle elden geçirmiş, bu bilgi üzerine kendisi bir çözüm önermiş, bu öneriyi tatbik sahasına koymuş, dolayısıyla sınamış, bu tatbikattan elde edilen veriler çözüm önerisiyle çelişiyorsa, o çözümü kesinlikle ve hızla terk ederek yeni bir çözüm önerisi geliştirmiş ve bu sefer onu denemeye başlamıştır. Bu bilimden de günlük hayattan da bildiğimiz deneme yanılma yöntemidir ve 20. yüzyılda modern bilim felsefesi ve bilim tarihi, bilimin bundan başka herhangi bir metodunun bu güne kadar olmadığını ve bundan sonra olabilmesi için de şimdilik görünürde hiçbir işaret olmadığını göstermiştir. Mustafa Kemal’in kafasında yalnız askerlik bilimi değil tüm yaşam problem teşhisi ve problem çözümü halkalarından oluşan sürekli bir zincirdi. Bu zinciri herhangi bir yerde kesmeyi öngören her türlü doktrin O’nun düşüncesine tamamen yabancıydı. Mustafa Kemal, modern fen bilimlerinin genel bilim anlayışına ve felsefesine büyük ölçüde yirminci yüzyılda açık olarak soktuğu varsayım üretme, sınav ışığında eski varsayımı yanlışlayarak terk etme ve yeni varsayım üretme, yeni varsayımı gözlemle sınama yöntemini hem kuramsal düşünceleriyle hem de bizzat icraatıyla sosyal bilimlere taşımıştı. Bu yüzden, modern fen bilimi öncesi son gerçeğin bulunabileceğini ve bulunduğunun farkına varılabileceğini zanneden tüm dogmatik görüşlere - ki bunlara her türlü dinsel inançla beraber Marksizm ve nasyonel sosyalizm gibi yirminci yüzyılda çok etkin olmuş, hatta denilebilir ki bu yüzyıla damgasını vurmuş doktrinler de dahildir - sırtını çevirmişti. Atatürk’ün bilim hatta yaşam felsefesi Einstein’den Jacques Monod’ya kadar uzanan yüzyılımızın bir sıra büyük fen bilimcisinin kendilerine yakıştırdıkları ve bütün zamanların en büyük bilim felsefecisi diye bilinen Sir Karl R. Popper’in tanımladığı şekliyle eleştirel akılcılıktı”(2) demiştir.
Bu önemli tanımlama Kemalizm’in bilimsel çerçevesini çizerken uygulamada ise bilimsel yöntemin yanlışlamacı yönünü, eleştirel aklı kullandığı vurgulamaktadır. Gözden kaçırılmaması gereken önemli bir başka nokta ise Kemalizm bilimsel bir ideoloji olma iddiası gütmez, bilimi ve aklı metot olarak kullanır.
Kemalizmin evrensel boyutunu yabancı gözüyle bakılırsa François Georgeon şunları söylüyor. “1929 buhranından birkaç yıl sonra Kadro hareketine bağlı bir grup aydın, Türkiye’nin dışarıdaki misyonunu farklı biçimde yorumladı. Enternasyonalizm ruhu ile yoğrulmuş bu eski komünistler, Türk devriminin dünya çapında bir önem taşıdığını, yayılmasının bizatihi Türkiye için bir zorunluluk olduğunu devletçiliğe dayandığı için komünizm ile kapitalizm arasında bir üçüncü yol olabileceğini ve kuruluş yolundaki ülkeler için bir model oluşturduğunu söylüyorlardı. Bununla birlikte Kadro hareketi 1934’de resmen gözden düştü ve önerdiği propaganda çabasına hiçbir zaman girişilmedi. Kemalist enternasyonal olmayacaktı.”(3)
Kemalizm’in evrensel olduğuna atıfta bulunanlar, Kemalizm’i diğer ideolojilerin boyunduruğuna sokmaya çalışan ya da ideolojilerini karıştıranlarca yapılmıştır. Kemalizm ürettiği yerel çözümler ile birçok 3.dünya ülkesine-mazlum devletler- örnek model olacağı rahatlıkla görülebilir fakat aynı model aynı koşullara sahip olmadığı için çözüm olamayabilir. Zaten Kemalizm belirttiğim gibi iddia da değildir.
Kemalizm Nedir? Ne Değildir?
Kemalizm’i tartışırken veya araştırırken ikincil kaynaklardansa, Gazi Mustafa Kemal’in yazdıklarına yönelme gereği duymak gerekir. 2.elden değil sahibinden Kemalizm tanımı ise şöyle yapılmıştır; ‘‘Cumhuriyet Halk Partisinin programına temel olan ana fikirler, Türk devriminin başlangıcından bugüne kadar yapılmış olan işlerle, yalın olarak ortaya konmuştur.
Bundan başka, bu fikirlerin başlıcaları, 1927 yılında parti kurultayınca kabul olunan tüzüğün genel esaslarında, ve Genel Başkanlığın, aynı kurultayca onanmış olan bildiriğinde ve 1931 kamutay seçimi dolayısıyla çıkarılan bildirikte saptanmıştır.
Yalnız birkaç yıl için değil, geleceği de kapsayan tasarılarımızın ana hatları burada toplu olarak yazılmıştır. Partinin güttüğü bu esaslar Kemalizm prensipleridir’’(4)
Peki birçok düşünce sistemi kendine kılavuz olarak dogmaları, yazılmış kitapları seçerken
Mustafa Kemal ne yapmıştır;
‘‘…Fakat bu prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların doğmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya yaşamdan almış bulunuyoruz.
Bizim yolumuzu çizen, içinde yaşadığımız yurt; bağrından çıktığımız Türk ulusu ve bir de, uluslar tarihinin bin bir acıklı olay ve sıkıntı ile dolu yapraklarından çıkardığımız sonuçlardır.''(5) diyerek bu coğrafyanın sorunlarını belirlemiş altı ilke ve devrim bunları tamamlayan yan öğeler ile çağdaş Türkiye Cumhuriyetinin temellerini atmıştır.
Bütün bunlar Kemalizm’i anlatmak için kısa ve öz tanımlamalardı. Elbette ki Kemalizm’i anlatmak da büyük bir iddiadır ve bu kısa sürede mümkün değildir. Burada bir başka tanımlamada şemsiye gibi kullanılan Atatürkçülük kavramı üzerine yapılması icap eder. Fakat Kemalizm tanımı yaparken de kavramsal tanımlamalardan kaçınılmış ve sahibinin tanımlamalarına yer verilmiştir. Dolayısıyla Gazi Mustafa Kemal’in bile haberdar olmadığı ve bizlerin de ithal ettiği Atatürkçülük kavramına değinmeyeceğim.
Kemalistler günümüzde ne yapmalılar?
Öncelikle Kemalizm bir reaksiyon hareketi olmadığı tam tersine kendi içinde dinamizmi olan bir aksiyon olduğu açıktır. Kemalistler, günümüzde kimseden icazet alma durumda değildir. Kimsenin boyunduruğu ile hareket etmemelidir. Bu durum ancak ve ancak mürit-cemaat yapılarında görülür oysaki tesis etmek istediğimiz birey-cemiyet yapılarıdır. Bakın Mustafa Kemal nasıl bir yorum getirmiş;
‘‘Ne ana, ne kardeş ne de en yakın akrabamın, kendi tutum ve düşüncelerine göre, bana şu veya bu tavsiye ve nasihat ta bulunmasına tahammülüm yoktu. Aile arasında yaşayanlar pekala bilirler ki, sağdan soldan, pek saf ve samimi uyarmalardan yakalarını kurtaramazlar. Bu durum karşısında, iki davranıştan birini seçmek zorunludur; ya başeğmek, ya da uyarı ve öğütleri hiçe saymak…Bence ikisi de doğru değildir. Başeğmek nasıl olur? En aşağı benimle yirmi, yirmi beş yaş farkı olan anamızın uyarılarına başeğmek, geçmiş zamana dönmek değil midir? Başkaldırmak, faziletine, iyi niyetine, yüksek kadınlığına inandığım anamın kalbini, görüşlerini altüst etmektir. Bunu da doğru bulmam’’
Gazi, hoş görmediği icazet alma ya da başeğme durumunu açıklarken asaletinden de ödün vermemiştir.
6 mart 1930 günü Antalya’da kaldığı evde yorgunluktan bir koltuğa yığılan Gazinin ağzından şu cümleler dökülür;
‘‘ Bunalıyorum çocuk, büyük bir ıstırap içinde bunalıyorum! Görüyorsun ya, gittiğimiz her yerde mütemadiyen dert,şikayet dinliyoruz…Her taraf derin bir yokluk, maddi, manevi bir perişanlık içinde…Ferahlatıcı pek az şeye rastlıyoruz; Memleketin hakiki durumu bu işte!...Bunda bizim bir günahımız yoktur; uzun yıllar hatta asırlarca dünyanın gidişinden gafil, birtakım şuursuz idarecilerin elinde kalan bu cennet memleket; düşe düşe şu acınacak hale düşmüş. Memurlarımız henüz istenilen seviyede ve kalitede değil; çoğu görgüsüz, kifayetsiz ve şaşkın…Büyük istidatlara malik olan zavallı halkımız ise, kendisine mukaddes akideler şeklinde telkin edilen bir sürü batıl görüş ve inanışların tesiri altında uyuşmuş, kalmış…
Bu arada beni en çok üzen şey nedir bilir misin? Halkımızın zihninde kökleştirilmiş olan, her şeyi başta bulunandan beklemek itiyadı…İşte bu zihniyetle; herkes büyük bir tevekkül ve rehavet içinde, bütün iyilikleri bir şahıstan, yani şimdi benden istiyor, benden bekliyor; fakat nihayet ben de bir insanım be birader, kutsi bir kuvvetim yoktur ki…
Münasebet düştükçe daima tekrar ediyorum; bütün bu dertlerin, bütün bu ihtiyaçların giderilmesi, her şeyden evvel, pek başka şartlar altında yetişmiş; bilgili, geniş düşünceli, azim, feragat ve ihtisas sahibi adam meselesidir, sonra da zaman ve imkan meselesi…Bu itibarla evvela kafaları ve vicdanları köhne, geri, uyuşturucu fikir ve inançlardan temizleyeceksin; işlerin ehli, idealist ve enerjik insanlardan mürekkep, muntazam, her parçası yerli yerinde, modern bir devlet makinesi kuracaksın…’’(7)
Yapılanma modelleri üzerine uzun uzun düşünenler Gazi’nin önerisini dikkate alarak hareket etmelidir. Kemalist kadrolar, Türkiye’nin tüm sorunlarını çözebilecek düzeye gelmek için gerekli donanıma sahip bireylerden oluşmalıdır. Bunun içinde gerekli zaman ve imkanların yaratılması ilk ödevidir. Bireysel gelişim ve yeni fikirler ortaya atmak içinse bir başka seslenişi bizlere ışık tutmaktadır;
“En büyük gerçekler ve ilerlemeler, düşüncelerin serbestçe ortaya konması tartışılması ile ortaya çıkar ve yükselir.”(8)
Tüm bu sözler bugün bizlere nasıl hareket etmemiz gerektiğini gösteren yol haritasıdır. Aydın, çağdaş Türkiye’miz için bizlere düşen görev bizleri yıldırmamalı, Mustafa Kemal’i rehber edinerek yolumuzda yürümeliyiz. Ve unutmayalım ki “Yolunda yürüyen bir yolcunun yalnız ufku görmesi kafi değildir. Muhakkak ufkun ötesini de görmesi ve bilmesi lazımdır.”(9)
21.yüzyılda Kemalizm’in yeri, bizlerin 21.yüzyılda nasıl bir Türkiye istiyoruz sorusunun yanıtı olacaktır.
Kaynaklar:
1. Öğüt K., Kemalist İdeoloji, www.aydinlanma1923adk.itu.edu.tr
2. Şengör, C., Hasan Ali Yücel ve Türk Aydınlanmasının Metabilimsel Temelleri, Yüksek Öğr. Kur. Mat., 1998
3. Georgeon, F., Kemalizm ve İslam Dünyası, Arba Yayınevi, 1990
4. CHP, 1935, Cumhuriyet Halk Partisi Programı, Ulus Basımevi Ankara
5. 1 Kasım 1937 Millet Meclisi Tutanak Dergisi D. V, C. 20, Sf. 3
6. ATATÜRK M.K., Atatürk’ün Anıları,1917-1919,Bilgi Yayınevi,Ankara,1982
7. Soyak H. R., Atatürk’ten Hatıralar C.II,s405-406, Yapı Kredi bankası yyn.,İstanbul,1973
8. Atatürk, M.K.,1914, Zabit ve Kumandan İle Hasbihal, İş Bank.,Yay (I. Baskı,1973)., sf. 20-29.
9. ATATÜRK M.K., 1930
YAZAR: SERCAN SEZGİN


LinkBack URL
About LinkBacks

Alıntı Yaparak Cevapla
