“ALLAH ile beraber başka bir ilah mı?”
(Onlar mı) Yoksa, gökleri ve yeri yaratan ve size gökten su indiren mi? Ki onunla (o suyla) gönül alıcı bahçeler bitirdik, sizin içinse bir ağacını bitirmek (bile) mümkün değildir. Allah ile beraber başka bir ilah mı? Hayır, onlar sapıklıkta devam eden bir kavimdir. Ya da yeryüzünü bir karar yeri kılan, onun arasında ırmaklar var eden ve ona (yeryüzü için) sarsılmaz dağlar yaratan ve iki deniz arasında bir ara-engel (haciz) koyan mı? Allah ile beraber başka bir ilah mı? Hayır onların çoğu bilmiyorlar. Ya da sıkıntı ve ihtiyaç içinde olana, kendisine dua ettiği zaman icabet eden, kötülüğü açıp gideren ve sizi yeryüzünün halifeleri kılan mı? Allah ile beraber başka bir ilah mı? Ne az öğüt-alıp düşünüyorsunuz. Ya da karanın ve denizin karanlıkları içinde size yol gösteren ve rahmetinin önünde rüzgarları müjde vericiler olarak gönderen mi? Allah ile beraber başka bir ilah mı? Allah, onların şirk koştuklarından yücedir. Ya da halkı sürekli yaratmakta olan, sonra onu iade edecek olan ve sizi gökten ve yerden rızıklandıran mı? Allah ile beraber başka bir ilah mı? De ki: "Eğer doğru söylüyor iseniz, kesin-kanıtınızı getiriniz." (Neml-60/64)
İbadet
“Ben, cinleri de, insanları da, yalnızca bana ibadet etsinler diye yarattım.” (Zariyat-56)
Arapça bir kelime olan ibadet, “itaat etme, boyun eğme, gönül verme, bağlanma ve kulluk etme” gibi manaları içermektedir.
ALLAH Teala bedenimizi, sağlığının devamı için yiyecek, içecek ve oksijene muhtaç yarattığı gibi, ruhumuzu da, sağlığının devamı için ibadete muhtaç yaratmıştır. Nitekim, tarih boyunca yaşamış toplumların, engelleyemedikleri bu ibadet ihtiyacını tatmin etmek için pek çok şeye tapınmış olmaları, ibadet arzusunun insanlarda ihtiyaç olarak yaratıldığının açık bir delilidir.
İnsan, şu kainat ağacının en son ve en kapsamlı meyvesi, dünya sarayının en şerefli misafiri, ezel-ebed Padişahının icraatlarının dikkatli bir seyircisi ve yeryüzündeki bir müfettişi, halifesi ve ALLAH Teala’nın isimlerinin en kapsamlı bir aynası konumundadır. ALLAH Teala’nın isimlerinin tecellisi sınırsız olduğundan dolayı da, aynası konumunda olan insanın his ve kabiliyetlerine bir sınır konmamıştır. İnsan bu yönüyle hem yücelerin yücesine tırmanma, hem de aşağıların aşağısına yuvarlanma adayıdır.
ALLAH Teala, insandaki sınırsız sevgi, saygı, hayret, minnet ve kendini beğendirme gibi hisleri, Yaratıcısını tanıma, sevme, saygı duyma, hayret ve minnet etmede sınırsız mertebelere doğru mesafe kat etmesi için vermiştir. Ve zaten insan bu dünyada, hislerini, kabiliyetlerini ve yaşamını hangi mecrada kullanacağının, yani Hakka mı, halka mı yönelteceğinin imtihanından geçmektedir.
ALLAH Teala, bu seçkin kulunun bu kıymetli hislerini fani ve mecazi mabud ve mahbublara (ilah ve sevgililere) çevirmemesi için de, hem yaratılışına “mükemmel varlık” düşüncesini yerleştirerek fani ve kusurlu varlıklardan yüz çevirmesini kolaylaştırmış, hem insanı sınırsız aciz ve fakir yaratıp ihtiyaçlarını da alemin her tarafına dağıtarak, kendisine hakiki Mabud olabileceğin, ancak, hükmü bütün alemlere geçen, her şeyin dizgini elinde, her şeyin hazinesi yanında, her şeyin yanında nâzır, her mekânda hazır, mekândan münezzeh, acizlikten müberrâ, kusurdan mukaddes, noksanlıktan muallâ bir Kadîr-i Zülcelâl, bir Rahîm-i Zülcemâl, bir Hakîm-i Zülkemâl olabileceğini göstermiştir.
İşte insan, sınırsız aciz ve fakir, sonsuz ihtiyaç sahibi olduğunu bilmez ve Rabbini tanımazsa, bu sınırlandırılmamış sevgi, saygı, hayret, minnet ve kendini beğendirmeye çalışma hislerini fani ve mecazi varlıklara yönlendirecektir. Popstarlara, edata taparcasına bir sevgi tezahürünün gösterilmesi, sevgililerin birbirlerine “Sana tapıyorum!” gibi ifadeler kullanması, maddi kaygı ve gelecek endişesiyle bazı makam sahiplerine aşırı saygı duyulması ve bazı insanların kariyer ve insanlara kendini beğendirmeyi hayatına yegane gaye edinmesi, hep insandaki sınırlandırılmamış bu hislerin yanlış mecralara kanalize edilmesiyle oluşan çarpık bir ibadet halidir.
Bu hal Yaratıcımız tarafından Kuran’da “şirk” yani mecazi bir varlığı sevgi, saygı ve korkuda ALLAH’a denk tutma, ortak koşma olarak isimlendirilmiştir. ALLAH’ yönlendirilmeyen bir ibadet tavrının, fani ve mecazi varlıklara yönlendirilmesi ise kaçınılmazdır. Ve zaten bundan dolayıdır ki, Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam ibadetin en kapsamlı fihristi olan namazı terk etmenin şirk olduğunu “Kişiyle şirk arasında namazın terki vardır”(Müslim, Tirmizi, Ebu Davut) ifadesiyle apaçık bir şekilde belirtmiştir. “ALLAH, Kendisine şirk koşulmasını kesinlikle bağışlamaz.”(Nisa-48) ayetinde de belirtildiği gibi, şirk, affedilmez büyüklükte bir günahtır. Bu hislerin en yoğun şekilde ALLAH’a yöneltilmesi gerektiği, mesela en çok ALLAH’ı sevmenin müminliğin bir gereği olduğu bir başka ayette ise şöyle belirtilmiştir: “İnsanlar içinde, Allah'tan başkasını 'eş ve ortak' tutanlar vardır ki, onlar (bunları), Allah'ı sever gibi severler. İman edenlerin Allah'a olan sevgileri ise (onlarınkinden) çok daha fazladır.” (Bakara-165)
İnsanın şirk tehlikesinden uzak kalabilmesi içinse, Rabbini tanıyıp sevmesi, acizlik ve fakirliğinin farkına varıp Onun sonsuz şefkat ve merhametine sığınması, yalnız Onun rızasını kazanmaya çalışması ve koymuş olduğu ibadet kurallarını hayatına geçirmesi gerekmektedir.
“Ve nasıl ki insan şu büyük alemin küçültülmüş bir misalidir ve Fâtiha-i Şerife şu Kur'ân-ı Azîmüşşânın nurlu bir timsalidir; namaz dahi, bütün ibadetlerin çeşitlerini içine alan nurani bir fihristedir ve mahlukatın bütün sınıflarının ibadetlerinin renklerine işaret eden bir mukaddes bir haritadır.” (Sözler)
Namaz
"Şüphesiz ki namaz, müminler üzerine belli vakitler için farz olarak yazılmıştır."(Nisâ Sûresi-103) ayetinde namazın farz olduğu, “Müminler gerçekten kurtuluşu ermişlerdirnlar ki namazlarında huşû içindedirler”(Müminun-1/2) ayetlerinde müminliğin ve kurtuluşun en önemli şartı olduğu, “Sizi şu cehenneme sürükleyip-iten nedir? Onlar: «Biz namaz kılanlardan değildik» dediler”(Müddessir-42/43) ayetinde belirtildiği üzere de, terkinin cehenneme girmeye sebep olduğu apaçık vurgulanmıştır.
Ayrıca Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam “Namaz dinin direğidir. Kim onu terk ederse dinini yıkmış olur”(Hz. Ömer (r.a.), Beyhaki) ve “Kıyamet gününde Cenab-ı Hakk tarafından, kulun bütün amellerinden evvel namazına bakılır. Eğer namazı tamamsa, hem namazı, hem de bütün amelleri kabul olunur. Eğer namazı eksikse, namazı reddolunduğu gibi, sair amelleri de reddolunur”(Ebu Said-Ettuyuriyyat) buyurarak namazın ehemmiyetine dikkat çekmiştir