• Reklam
3 sonuçtan 1 --- 3 arası gösteriliyor
  1. #1
    zazza adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    17-03-2006
    Mesajlar
    426
    Karizma Gücü
    0

    Sünnet-i Seniyye..

    AHMED-İ MAHMUD-U MUHAMMED
    Sallallahu Aleyhi ve Selem



    Cabir b. Semüre (r.a.) anlatıyor: “Mehtaplı bir gecede, Peygamber Efendimiz’i (s.a.v.) kırmızı renkli elbisesi ile gördüm de; mukayese için bir O’na baktım, bir de Ay’a. Vallahi bence O, Ay’dan daha güzeldi.
    Tabiundan Ebu İshak (r.a.) rivayet ediyor: “Adamın birisi Bera b. Azib (r.a.)’e sorar: “Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) yüzü, kılıç gibi mi parlaktı?” der. O, “Hayır; kılıç gibi değil, ay gibi!.” şeklinde cevap verir.
    Hz. Aişe (r.a.) validemiz buyuruyor: “Mısır’ın kadınları Yusuf’un (a.s.) güzelliğinden dolayı (şaşırarak) ellerini kestiler. Eğer benim Efendimi görselerdi, o bıçaklarla kalplerini doğrarlardı.”
    Enes b. Malik (r.a.) anlatıyor: “Ben ne bir ibrişime, ne bir ipeğe ve ne de benzeri her hangi bir şeye dokunmadım ki, onlar, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) avuçlarından daha yumuşak olsun. Hayatımda hiçbir misk ve ıtır (koku) koklamadım ki, onların kokusu, Hazret-i Peygamber’in (s.a.v.) terlerinden daha hoş koksun!.”
    Hz. Aişe (r.a.)’den: “Peygamber Efendimiz (s.a.v.) kadar iyi ahlaklı kimse yoktu. Kim O’nu çağırırsa (küçük büyük) herkese, “Lebbeyk (Buyur efendim)” diye cevap verirdi. Bunun içindir ki Cenab-ı Hak O’na, “Şüphesiz sen büyük bir ahlak üzerinesin.”(Kalem-4) buyurmuştur.
    Taberani (r.a.) rivayet ediyor: “Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in yanına sık sık gidiyordum. O zaman daha gençtim. Peygamber Efendimiz’den (s.a.v.) daha az konuşan kimse görmedim. Ashabından her hangi biri çok konuştuğu zaman gülümserdi.”
    Harice b. Zeyd (r.a.)’den: “Peygamber Efendimiz (s.a.v.) insanların en vakarlısı idi. Bir yerde otururken her hangi bir yerinin açılmamasına çok dikkat ederdi.”
    Hz. Cerir (r.a.)’den: “Adamın biri Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) yanına geldi. O esnada adamı bir titreme tuttu. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “Kendini bu kadar sıkma. Ben hükümdar değilim, Kureyş kabilesinden kurutulmuş et yiyen bir kadının oğluyum.” buyurdu.
    Enes b. Malik (r.a.) anlatıyor: “...Bir gün bir iş için bir yere gitmemi emir buyurdu. O’na, “Gitmem!” dedimse de, ALLAH’ın Peygamberi bana emrettiği için gitmeye kararlı idim. Yanından çıktıktan sonra sokakta birkaç çocuğun oynadığını görerek onları seyretmeye daldım. Derken arkadan birisi iki eliyle başımı tuttu. Döndüğümde baktım ki, kendisidir ve gülüyor. Bana, “Enesciğim, sana söylediğim yere gittin mi? dedi. “Hayır daha gitmedim, gideceğim.” dedim...”
    Enes b. Malik (r.a.) anlatıyor: “Ben Rasulallah Efendimize (s.a.v.) tam on yıl hizmet ettim. Bana karşı bir def’a olsun “üfff!.” demedi.Yine yaptığım bir şey için “Niçin yaptın?” demedikleri gibi; yapmadığım bir şey için de “Niçin yapmadın?” dememiştir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) insanların en güzel huylusu idi.
    Bera b. Azib (r.a.) anlatıyor: “...Savaş kızıştığı zaman biz Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) sığınıyorduk. O’nun bulunduğu yere kadar ilerleyebilen cesur sayılırdı.”

    SÜNNET-İ SENİYYE (Tarik-i Muhammediyye)


    “EY İNSANLAR! SİZE KENDİ İÇİNİZDEN ÖYLE BİR PEYGAMBER GELDİ Kİ, SİZİN SIKINTIYA UĞRAMANIZ ONA PEK AĞIR GELİR. O SİZE ÇOK DÜŞKÜN, MÜMİNLERE (karşı) ÇOK ŞEFKATLİ VE ÇOK MERHAMETLİDİR.”(Tevbe-128)
    “MUHAKKAK Kİ SİZİN İÇİN, ALLAH’A VE AHİRET GÜNÜNE KAVUŞMAYI UMANLAR VE ALLAH’I ÇOK ZİKREDENLER İÇİN, RESULALLAH’TA PEK GÜZEL BİR ÖRNEK VARDIR.”(Ahzab-21)
    “PEYGAMBER SİZE HER NE VERDİYSE ONU ALIN, O SİZE HER NEYİ YASAKLADIYSA ONDAN DA SAKININ. ALLAH’DAN KORKUN. ÇÜNKÜ ALLAH’IN AZABI ÇETİNDİR.”(Haşr-7)
    “(RESULÜM!) DE Kİ: EĞER ALLAH’I (c.c.) SEVİYORSANIZ BANA UYUN Kİ ALLAH DA SİZİ SEVSİN.”(Al-i İmran-31)

    Resul-i Ekrem aleyhissalatü vesselam buyuruyorlar ki: “Ümmetimin fesadı zamanında (ahirzaman, yani içinde bulunduğumuz zamanda) kim benim sünnetime yapışırsa; onun için yüz şehit sevabı vardır.”

    Her işine dua ile başlar ve dua ile bitirirlerdi.
    Sözlerine, ALLAH Teala’ya hamd ederek başlar, kelimeleri sayılabilecek kadar tane tane konuşur ve sözlerini tövbe ve istiğfar ile tamamlarlardı.
    Hutbe esnasında konuşurken gözleri kızarır, yüksek sesle konuşur ve celallenirlerdi.
    Ana fikir mahiyetindeki cümleleri üçer defa tekrar ederlerdi.
    Konuşurken el hareketleri yapar, mesela sol elinin başparmağını sağ elinin avucu içine vururlardı.
    Kimsenin sözünü kesmez, kimseyi kınamaz ve kimseyi ayıplamazdı.
    Birine bir şey söylemek istediğinde, sadece kafasını çevirmez, bütün vücuduyla o kişiye yönelirlerdi.
    Kaş göz hareketi yapmazlar ve arada sırada ashabıyla şakalaşırlardı. Fakat şakalarında dahi yalana tenezzül etmezler, mesela (Hz. Enes’e dedikleri) “Ey iki kulaklı adam” gibi, gerçekle bağlantılı şakalar yaparlardı.
    Bir şeye işaret etmek istedikleri zaman parmakları ile değil, bütün eliyle işaret ederlerdi.
    Şahsına karşı yapılan bir haksızlıktan dolayı kızmazlar, fakat ALLAH’ın haram kıldığı şeylerden biri çiğnendiğinde aşırı derecede celallenirlerdi. Günde en az 70 defa istiğfar ederlerdi.
    Gülüşü tebessümden ibaretti. Sevindikleri zaman mübarek gözlerini yumarlardı. Ömrü boyunca hiç kahkaha ile gülmedi.
    Çok sıkıntılı bile olsalar, bunu dışarıya yansıtmaz ve sahabilere karşı hep tebessüm ederlerdi.
    Çevresindekilere öylesine candan davranırdı ki, hepsi de Resulallah Aleyhissalatü Vesselamın katında en değerli insanın kendisi olduğu görüşüne kapılırdı.
    Özür beyan edenin özrünü kabul ederlerdi. Kötülüğe kötülükle mukabele etmezler, bilakis affeder ve müsamahakar davranırlardı. Yanında başkasını gıybet edeni sert bir dille uyarırdı.
    Hoşlanmadığı bazı isimleri değiştirdiği olurdu.
    Hayvanlarına isim takarlardı.
    Mescit yapma, hendek kazma gibi işlerde ashabına iştirak ederdi. Bazen ashabına kalkıp su dağıttığı olurdu.
    Kendisinden her hangi bir şey istendiğinde, hiçbir zaman “hayır!” demez, varsa verir, yoksa vaad eder, vaad edemeyecekse de üzüntüsünden susardı.
    Kendisini öldürmeye kast edenlere karşı dahi yumuşak davranırlardı.
    Bir arkadaşını üç gün görmediği zaman sorar, hastaysa ziyaretine, vefat etmişse cenazesine giderdi.
    Akrabalarının hiçbirini diğerlerinden üstün tutmadan ziyaret ederdi.
    Yürürken hayasından, yokuş iner gibi başı önüne eğik ve çok hızlı olarak yürür, etraflarına bakınmazlardı.
    Ashabı ile yürüdüklerinde önde yürümez, ya yanlarında veya arkalarında yürürdü.
    Çarşıdan yiyeceğini kendi taşır, merkebe biner, arkasına adam bindirir, yoksulları ziyaret eder, kölelerin davetine icabet eder ve sahabilerin arasında oturduklarında meclisin ta dibinde otururlardı.
    Kim elini sıkmak isterse büyük küçük demeden o kimsenin elini sıkar ve o kimse elini çekmedikçe o elini çelmezdi. Kim kendisine bir şey söylemek isterse ona kulak verir ve o kimse dönmedikçe o dönmezdi.
    Yanlarında tarak, ayna, misvak, koku, kürdan ve makas bulundururlardı.
    Hediye kabul ederler ve hediye getirenlere fazlasıyla karşılığını verirlerdi.
    Ashabının çocuklarını kucağına oturtup severlerdi. Çocuklara karşı çok şefkatli idi.
    Hayvanlara karşı da çok şefkatliydi. O yüzden hayvanlara eziyet edenlere engel olurlardı.
    En çok beyaz, sonra yeşil rengi tercih eder, cuma günleri ise bazen siyah bazen de beyaz giyerlerdi.
    Mübarek saçlarını icap ettikçe, zaman zaman yağlayıp tararlardı.
    Yarın endişesiyle erzak ve saire saklamazlardı. Hiçbir yemeği övmez ve kötülemezdi.
    Evinin kırık döküğünü elden geçirir, elbisesini yamar, düğmesini diker, pabucunu tamir eder, kendine ait özel işlerini görür, evi süpürür ve hayvanları yemlerdi.
    Bazen dizlerini karnına doğru iyice çekip ellerini önden bağlayarak, bazen bağdaş kurarak, bazen çömelerek, bazen diz çökerek, bazen de yüksek bir yere oturup ayaklarını boşluğa sarkıtarak oturduğu olurdu.
    Yatmadan önce gözlerine sürme çeker, kalktıklarında ise yıkarlardı.
    Yatmadan önce “İhlas, Felak ve Nas” surelerini okur, yummuş olduğu avuçlarına üfleyerek, vücudunda ulaşabildiği her noktayı üç defa sıvazlarlardı.
    Yüzünü kıbleye dönerek sağ tarafının üzerine uzanır, sağ elinin ayasını sağ yanağına dayar ve dizlerini hafif bükerlerdi. Uyumadan önce ve uyandıktan hemen sonra ve her abdest aldığında misvak kullanırlardı.
    Çoğu zaman hasır üzerinde uyurlardı.
    Bazen öğlen ile ikindi arası, gece ibadetine yardımcı olması için bir saate yakın uyurlardı.
    Acıkmadan yemek yemez ve sofradan doymadan kalkarlardı. Genel olarak günde en fazla bir öğün yerlerdi.
    Evde ikinci bir günün yemeğini bekletmezlerdi.
    Kurtlu hurmaların kurtlarını ayıklayıp yerlerdi.
    İki gün üst üste arpa ekmeğini doyasıya yediği olmamıştır. Bazen açlıktan karınlarına taş bağlamışlardır.
    Bazen üç, bazen beş, bazen de on beş gün boyunca yemek yemediği de olmuştur.
    Evlerinde 1 ay boyunca sıcak bir yemek pişmediği olurdu.
    Yemekten önce ve sonra ellerini yıkar, suyu, oturarak, üç yudumda, dinlene dinlene içerlerdi.
    Üç parmağı ile yemek yer, yemeğin bitiminde o üç parmağını yalarlardı.
    Yemeğin ve suyun içine üfürülmesini yasaklar ve herkesin önünden yemesini emrederlerdi.
    Bir yere yaslanarak yemek yemez ve su içmezlerdi. Kırık ve dibi görünmeyen bardaktan da bir şey içmezlerdi.
    Sirke, zeytin, hurma, kabak, salatalık, karpuz, kavun, et, tavuk eti, üzüm, ayva, helva ve bal yediği olmuştur.
    Bal şerbeti, soğuk tatlı şerbeti ve süt içmiştir. Turp, soğan, sarımsak gibi ağız kokutucu şeyleri sevmezlerdi.
    Pazartesi ve Perşembe günleri oruç tutar, kuşluk, evvabin ve teheccüd namazı kılarlardı.
    Cuma günleri (namaza hazırlık olarak) koku sürünür, gusül abdesti alır, tırnaklarını keser ve güzel giyinirdi.
    Üzüntülü olduklarında namaz kılarlardı.
    Farz namazı bitince, edebinden dolayı hemen kalkmaz, kadınların çıkmasını beklerlerdi.
    Başları önünde yürür, önüne göz ucuyla bakar ve asla haram nazar etmezlerdi.

    “Kasem ederim; Senden öncede, Senden sonrada, Seni methetme yoluna koyulanların dilleri yoruldu da, hakkında yine de bir şey söyleyemediler.” M.F.G.
    VATAN SANA CANIM FEDA...



    Güneşe çıplak gözle bakılmaz; isli camla bakılır. Esbab isli cam gibidir. Güneşi görmek için esbab camını alaşağı etmek gerekmiyor; onu düzgün kullanmayı becermek gerekiyor.


    Onlara anladıkları kadar söyleyin. (Hadis-i şerif)

  2. #2
    student adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    19-09-2005
    Mesajlar
    5,219
    Karizma Gücü
    8
    “EY İNSANLAR! SİZE KENDİ İÇİNİZDEN ÖYLE BİR PEYGAMBER GELDİ Kİ, SİZİN SIKINTIYA UĞRAMANIZ ONA PEK AĞIR GELİR. O SİZE &#199K DÜŞKÜN, MÜMİNLERE (karşı) &#199K ŞEFKATLİ VE &#199K MERHAMETLİDİR.”(Tevbe-128)
    Rabbim bizi Resulünün yolunda ,Allah'ın indirdiğinde sabit kılsın.Yolumuzu şaşırtmasın.

    zazza arkadaşım , Allah razı olsun , bayramımızz mübarek olsun

    selam ve dua ile,

  3. #3
    zazza adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    17-03-2006
    Mesajlar
    426
    Karizma Gücü
    0
    Allah(c.c) hepimizden razı olsun, bizi yolundan ayırmasın ve bitin islam aleminin bayramı mübarek olsun.
    VATAN SANA CANIM FEDA...



    Güneşe çıplak gözle bakılmaz; isli camla bakılır. Esbab isli cam gibidir. Güneşi görmek için esbab camını alaşağı etmek gerekmiyor; onu düzgün kullanmayı becermek gerekiyor.


    Onlara anladıkları kadar söyleyin. (Hadis-i şerif)

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •