Yarım kalmak zorundaydı bizim hikayemiz. Lokmalar boğazımıza düğümlenmeliydi. Böylesine kısayken hayat ve hızla akıp giderken zaman, daha bir sevmeliydik, sımsıkı sarılmalıydık ve ağlamalıydık dağ gibi içimize çöken ayrılığın karşısında.
Kaç kişi geçti bu sahneden, kaç sevdalar eskidi, kaç masal anlatıldı, kaç aşk şarkısı dinlenildi, bağıra bağıra şiirler okundu. (alıntı)
Yıllar önce okuduğum bir roman'ın yazarı kitabın arka sayfasında aynen şunları yazmıştı.
Sevgilinize başkalarının şiirlerini okumayın. Çünkü sevgilinize okuduğunuz başkalarının
şiir'leri sevgilinizi o insanın dudaklarıyla öpmekten başka bişi değil.
Bu kelimeler bana her ne kadarda saçma gelse aklımıda karıştırmıştı bir kere.
O günden sonra elimden geldiği kadarıyla sevgilim için kendim yazmaya gayret ediyorum.
Zaten birini gerçek manada seviyorsanız mutlaka kelimeler kendiliğinden dökülüyor ortaya.
Söyleyene değil söyleten o insana bakmak gerek. Çünkü bu duyguları bize yaşatan o insandan başkası değildi.
Seni hissetmeliydim ben hava gibi, su gibi, ılık bir rüzgar gibi..
Hayatıma girdiğin günden beri bir amacı olmayan benin artık bir hedefi var.
Gündüzler bir başka senle artık iş yerimdeki stresi bile umarsamıyorum çünkü sen varsın her anımda.
Seni geceleri bırakırken karanlığın koynuna sabah olsun diye işlerimi bitirip hemen yatmak istiyorum
sabah'ın ışıklarını görmek için.
Çünkü o ışıklarının ardında sen var, seni görmek var.
Sevmek birazda insana korkular getiriyor.
O insanı kendi dünyanıza kattığınızda artık çıksın istemiyorsunuz.
Acaba gidermi, beni terk edermi düşüncesi aklımızdan çıkmıyor.
Sen benden gitme canım.
Gitmeki bu kalp, bu yürek SENSİZ KALMASIN..
Sımsıkı sarıl bana beni bırakma, bırakma, bırakma...
SENİ SEVİYORUM (hala)
İbrahim MERİÇ


LinkBack URL
About LinkBacks

Alıntı Yaparak Cevapla


