• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 9 123456789 SonSon
87 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    Misafir ewren44 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    01-10-2006
    Mesajlar
    665
    Karizma Gücü
    0

    Kur'an'da Çelişki Arayanlara...

    Buradan sürekli ''kur'an'da çelişkiler vardır'' diyenlere,tektek cevap vereceğiz.Ben iddia ettikleri konulardan (şimdilik) ikisiyle başlıyorum.

    Kaç tane melek Meryem’le konuşuyordu?

    Sonra onlardan yana (kendini gizleyen) bir perde çekmişti. Böylece ona ruhumuz (Cibril'i) göndermiştik, o da, düzgün bir beşer kılığında görünmüştü. Demişti ki: "Gerçekten ben, senden Rahman (olan Allah)a sığınırım. Eğer takva sahibiysen (bana yaklaşma)."Demişti ki: "Ben, yalnızca Rabbinden (gelen) bir elçiyim; sana tertemiz bir erkek çocuk armağan etmek için (buradayım)." (19 Meryem Suresi, 17/19)
    (Zekeriya) "Rabbim, bana bir alamet (ayet) ver." dedi. "Sana alamet, işaretleşme dışında, insanlarla üç gün konuşmamandır. Rabbini çokça zikret ve akşam sabah O’nu tesbih et." dedi. Hani melekler: "Meryem, şüphesiz Allah seni seçti, seni arındırdı ve alemlerin kadınlarına üstün kıldı," demişti. "Meryem, Rabbine gönülden itaatte bulun, secde et ve rüku edenlerle birlikte rüku et." (3 Ali İmran 41/43)

    Bu iki ayet grubu okunduğunda farklı iki olay anlatıldığı görülmektedir. Meryem suresindeki ayetlerde Meryem’in Cebrail ile karşılaşmasında söz edilir. Ali İmran suresindeki ayetlerde ise anlatılan farklı bir olaydır. Bu başka bir yerde, başka bir zamanda Meryem ile meleklerin konuşmasından söz edilmektedir. Dolayısıyla bir yerde çoğul meleklerden söz edilmesi diğer yerde ise tek ruhtan (Cebrail) söz edilmesi arasında bir çelişki yoktur.

    Ölürken ruhu kim alır?

    Bu iddiaya göre bazı ayetler insanların canlarını alan olarak de tek bir melekten söz edilirken, bazı ayetlerde ise bir çok melekten söz edildiği, dolayısıyla iki ayet arasında çelişki olduğudur. Ayetlere bakarsak ortada bir çelişkinin olmadığı daha rahat anlaşılacak.Secde suresindeki ayet şöyledir:

    De ki: "Size vekil kılınan ölüm meleği, hayatınıza son verecek, sonra Rabbinize döndürülmüş olacaksınız." (32 Secde Suresi, 11)

    Burada vekil kılınan ölüm meleğinden söz ediliyor. Yani herkesin ölüm meleği bir tanedir. Herkese tek melek vekil kılınmakta ve o melek bizzat canı almaktadır. Bu yüzden buradaki ölüm meleği ifadesi tekil. Muhammed suresindeki ifade ise şöyledir:

    Öyleyse melekler, yüzlerine ve arkalarına vura vura canlarını aldıkları zaman nasıl olacak? (47 Muhammed Suresi, 27)

    Burada canları alınan bir çok inkarcıdan söz edilmektedir.Onların canlarını alanda bir çok melek vardır. Her biri için vekil kılınmış ölüm meleği farklı olduğu için çoğul bir ifade burada kullanılmıştır.

  2. #2
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    29-12-2006
    Mesajlar
    572
    Karizma Gücü
    0
    Kardeşim öyle ufak tefek şeyleri biz çelişkiden saymıyoz bak aşağıda verdim, mümkünse oku da çelişki neymiş gör.

    KURAN'DAKI CELISKILER
    Seriat ortaminda ve din adami'nin elinde yetisen kisilerin ortak özelligi, birbirine ters, birbirine zit ve birbirini cerheden seyleri ayni zamanda benimseyebilmek veya benimsemis görünmektir. Bundan dolayidir ki müslüman kisi, hem bir yandan "Islam dini hosgörü dini'dir" diyebilir ve hem de ayni zamanda Kur'an'in: "Islam'dan gayri bir din'e inananlar sapiktirlar" seklindeki hükmünü benimseyebilir. Bu iki düsüncenin birbirine zit, birinin tersi oldugunu düsünmez. Hem bir yandan Kur'an'in "Din'de zorlama olmaz" seklindeki hükmüne sarilabilir ve hem de ayni Kur'an'in, "müsrikleri" (puta tapanlari) Islam'a zorlamak için, "Müsrikleri öldürünüz" seklindeki emrini rahatlikla uygulayabilir. Bu iki davranisin çeliskili ve bagdasmaz oldugunu farketmez. Farketse bile günah isleme korkusundan farketmemis görünür.
    Bir yandan "Tanri dileseydi puta tapmazlardi" seklindeki seriat hükmüne inanirken diger yandan puta tapanlarin Cehenneme atilacaklarina dair hükmü dogal kabul etmekten geri kalmaz ve bu iki hükmün çelisir seyler oldugunu düsünmez. Düsünse bile düsünmemis görünür.

    Bir yandan "Allah kimi dogru yola koymak isterse onun kalbini Islamiyete açar, kimi de saptirmak isterse ... kalbini dar ve sikintili kilar" seklindeki hükme inanir fakat ayni zamanda bu hükmün uzatmasi olan "Allah, inanmayanlari küfür batakliginda birakir" seklindeki satirlari dogal bulur. Bu iki hüküm arasinda çelisme oldugunu aklindan geçirmez. Gecirse bile, gecirmemis görünür.

    Bir yandan "Seriat dini, kadini yüceltmistir, yirminci yüzyilin ulasamadigi haklara eristirmistir; kadinin sahsiyet haklarina saygilidir, kadin erkek esitligini öngörür" seklinde konusurken diger yandan: "Kadinlar aklen ve dinen dûn yaratiklardir; erkeklerin kadinlardan bir üstün dereceleri vardir; iki kadinin tanikligi bir erkegin tanikligina bedeldir; mirasta erkegin payi iki disinin payi kadardir; namazi bozan seyler esek, kara köpek, domuz ve kadin'dir; kadinlar insanin karsisina seytan gibi çikarlar; Cehennem'in çogunlugu kadinlardan olusur, vs..." seklindeki hükümleri öne sürebilir ve bunu yaparken çeliskiye düstügünü bilmez. Bilse bile, bilmemis görünür.

    Sayisiz denecek kadar çok bu örneklerin ortaya vurdugu sonuç sudur ki seriat verileriyle yetisen kisi birbiriyle çeliski halinde bulunan din verilerini gerçegin ta kendisi olarak kabul etmekten geri kalmaz. Bu hükümlerin "kutsalligina" ve "mutlak gerçekligine" öylesine inanmistir ki bunlarda "çelisme", "tutarsizlik" ya da "bagdasmazlik" diye bir sey olabilecegini kabul etmez. Kabul etmek söyle dursun fakat kabul edenleri dinsizlikle suçlamaga hazirdir. Cünkü zekasi, seriat'in olusturdugu ortam içerisinde körletilmistir ve bu ortami olusturan da esas itibariyle din adamidir. Din adami'nin ona belettigi sudur ki Kur'an: "Dogrulugu süphe götürmeyen kitab'tir" (K.2 Bakara 2) ve "Eger o, Allah'tan baskasi tarafindan gelmis olsaydi onda bir çok tutarsizlik (bulunurdu)" (K. 4 Nisa 82)

    Ancak ne var ki akilci bir gözle Kur'an'i okumaga basladigimiz an, daha ilk satirlarindan itibaren çelismeli hükümleri karsimizda bulur ve okumaga devam ettikçe bunlarin çoklugu içerisinde kayboluruz. Sadece bir kaç örnekle yetinmek üzere En'am Suresi''nden bazi hükümlere göz atmakla ise baslayalim: 107ci ayet söyle der: "Tanri dileseydi puta tapmazlardi" (K. 6 En'am 107). Bir kaç ayet ilerde su vardir: "Allah dilemedikçe inanmazlar" (K. 6 En'am 111) . Bundan anlasilan sudur ki inanmak ya da puta tapmak Tanri'nin dilegine baglidir ve eger Tanri dilemis olsaydi kisiler puta tapmazlardi.

    Ancak ne var ki bu ayni En'am Sure'sinde: "... puta tapanlardan yüz çevir" (K. 6 En'am 106) diye yazilidir. Bunu pekistirir nitelikte olmak üzere Tevbe suresi'nde de puta tapanlarin öldürülmelerini emreden su ayet vardir: "...Müsrikleri (puta tapanlari) buldugunuz yerde öldürün,.." (K. 9 Tevbe 5). Bir baska deyisle, Kuran'a gore, Tanri kisiyi hem "putperest" (müsrik) birakmistir, ve hem de "putperest'tir" diye cezalandirmaktadir.

    Yukardakine benzer bir diger örnek En'am Suresi'ndeki su ayet'dir: "Allah kimi dogru yola koymak isterse onun kalbini islamiyete açar, kimi de saptirmak isterse... kalbini dar ve sikintili kilar. Allah inanmayanlari küfür batakliginda birakir" (K. 6 En'am 125). Dikkat edilecegi gibi ilk iki tümce ile son tümce çeliski halindedir. Cünkü ilk iki tümceye göre kisi'yi "Müslüman" ya da "Kafir" yapan Tanri'dir; fakat Tanri, kafir yaptiklarini Cehennem'e atmaktadir.

    Yine Bakara Sure'sinin 6.ayet'i söyle der: "Süphe yok ki, inkar edenleri (kafir olanlari), baslarina gelecekle (azab ile) uyarsan da uyarmasan da birdir, inanmazlar" (K. 2 Bakara 6). Bu ayet'in hemen arkasindan su ayet gelir: "Zira Allah onlarin kalblerini ve kulaklarini mühürlemistir; gözlerinde de perde vardir ve büyük azab onlar içindir" (K. 2 Bakara 7). Görülüyor ki kisileri "kafir" yapan, onlarin kalblerini ve kulaklarini mühürleyen Tanri'dir. Fakat böyle oldugu halde Tanri kendisinin "kafir" yaptiklarini, büyük bir azab'a sokacaktir.

    Söylemeye gerek yoktur ki Tanri'nin insanlari, hem gözlerini ve kulaklarini mühürleyip kafir yapmasi ve hem de cezalandirmasi çelismeli ve tutarsiz bir davranistir. Fakat islamcilar bu hükümleri, sanki ortada çelisme yokmus gibi müslüman kisinin beynine sokusturuverir.

    Yine bunun gibi Bakara Sure'sinde "Dinde zorlama yok" (K. 2 Bakara 256) diye yazilidir. Islamcilar buna dayanarak Islam'in hösgörü dini oldugunu söyler. Söylediklerini pekistirmek maksadiyle: "Süphe yok ki bu (Kur'an) bir ögüttür. O halde dileyen Rabbine götüren yolu tutsun..." (K. 73 Müzemmil 19) ya da "Muhakkak ki bu kitap bir ögüttür. Kim dilerse ondan ögüt alir..." (K.74 Müddessir 54-55) seklindeki ayetleri okur. Buna benzer diger ayet'leri ya da hadis'leri okuyarak seriat dininde inanç özgürlügü oldugunu savunur.

    Fakat bunu yaparken, söyledikleriyle çeliskiye düsercesine, Islam'dan baska "gerçek din" olmadigini, bildiren, baska din ve inanca yönelenleri "sapik" ya da "kafir" olarak ilan eden, ya da Tanri'ya es kosanlari (müsrik'leri) ölüme götüren, daha baska bir deyimle inanç özgürlügünü ve hosgörüyü kökünden silen hükümleri siralar. Ornegin Kur'an'daki "Müsrikleri nerede bulursaniz öldürün" (K. Tevbe 5; Al-i Imran 85) seklindeki emirleri açiklar. Ya da "Kitab Ehli" olanlara (yani Yahudilere ve Hiristiyanlara) karsi savas açilmasini, Islami kabul ettirene ya da "Cizye" (kafa parasi) alinana kadar bu savasin sürdürülmesini öngören hükümleri belletmekten geri kalmaz. Islam dini'nin bu hükümlere dayali olarak yayildigini, Muhammed'in bu maksatla savaslar yaptigini, ölüm döseginde iken "Arap ceziresinde iki din bir arada bulunmayacak" diye vasiyette bulundugunu anlatmaktan bikmaz. Dinde "zorlama" olmadigini bildiren hükümlerle, "zorlamayi" öngören hükümlerin (ve eylemlerin) yan yana, içiçe bulunmasini çeliski saymaz.

    Bir yandan: "Iyilik ve fenalik bir degildir... Sen fenaligi en güzel sekilde sav; o zaman seninle arasinda düsmanlik bulunan kisinin yakin bir dost oldugunu görürsün..." (K. 41 Fussilet 34) seklindeki hükümler, diger yandan bunlara ters düsen: "Ey inananlar...size kisas farz kilindi...Ey akil sahipleri kisas'ta sizin için hayat vardir..." (K. 2 Bakara 178-9), ya da ":Bir kötülügün karsiligi, ayni sekilde bir kötülüktür..." (K. 42 Sura 40) seklindeki hükümler bulunur Kuran'da. Hangi kötülüge hangi kötülükle karsi konulacagini da : "... hür ile hür insan, köle ile köle, kadin ile kadin..." (K.2 Bakara 178) ya da "... onlara can cana, göze göz, buruna burun, kulaga kulak, dise disle ve yaralara karsilikli ödesme yazdik...Allah'in indirdigi ile hükmetmeyenler, iste onlar zalimlerdir..." (K.5 Maide 45 ayrica bkz. Bakara 179) seklindeki hükümler de bulunur Kuran'da. Bir yandan öç almayi farz kilan bu emirlerle, ya da: "Sen de müsrikleri hicvü zemmet, yahud onlarin hicivlerine mukabelede bulun, Cibril'de seninle beraberdir" seklindeki Hadis'lerle 186 hasir nesir olurken diger yandan: "Her kim öç almayip bagislarsa iste bu hareket büyüklerin karidir" (K.42 Sura 43) seklindeki hükümler bulunur Kuran'da.

    Kur'an'daki Sure'lerin ya da ayet'lerin ve bunlarda yer alan konularin bilimsel bir siralamasi diye bir sey yoktur. Bir konu'nun biteviye islenmesi diye de bir sey yoktur. Birbirleriyle ilgisi bulunmayan çesitli sorunlar ve konular birbirlerinin içine girmistir. Ornegin ibadet'le ilgili hükümler hukuk'la ilgili hükümlerle, ya da efsanevi olaylarla karma karisik bir sekilde, iç içedir. Belli bir konuyla ilgili olay anlatilirken hiç yeri ve ilgisi olmadan bir baska olaya geçiliverir. Kisaca fikir edinmek üzere bir iki örnekle yetinelim ve Kur'an'in 2.ci Sure'si olan Bakara Suresi'ne göz atmakla ise baslayalim: Sure'nin 225 ila 238 ayet'lerinde "bosanma" ve "hülle" sorunlari ele alinmistir. Hukuk'la ilgili bu hususlar kurallara baglanirken birden bire karsiniza, bu sorunlarla ilgisi bulunmayan namaz kilma usulleri çikar ki ibadet'le ilgilidir (K. 2: 238-239). Iki ayet'ten ibaret bu hususun hemen arkasindan hukuk'la ilgili "bosanma" konusuna dönülür (K. 2: 240-242) hemen sonra, ve yine hiç ilgisi bulunmadigi halde, "savas" konusuna atlanir ve vaktiyle Yahudilere savas farzolundugu belirtilir, Talud ve Calud ordularinin bozguna ugratilmalari hikaye edilir ve yeryüzü düzeninin, insanlarin birbirleriyle bogazlastirilmasi suretiyle saglandigi anlatilir (K. 2: 244-252)

    Gelisi güzel bir baska örnek olmak üzere "Ankebut" Sure'sini alalim. Söylendigine göre bu Sure'nin ilk on ya da ondört ayet'i Medine'de, geri kalan 59 ayet'i ise Mekke dönemi esnasinda Kur'an'a konmustur. Sure'nin basindaki ilk ayet'lerde Bedir savasinda ölenlerin sikayetlerine karsilik: "Hak ugrunda cihad eden ancak kendisi için etmis olur..." (K. 29: 6) seklinde yanit verilirken Ibn Ebu Vakkas ve anasi Hamna ile ilgili hikayelere yer verilmistir. Oglunun müslümanligi kabul ettigini ögrenerek üzülen ve müslümanligi terkedinceye kadar açlik grevi yapacagini söyleyen Hamna vesilesiyle Tanri'nin güya: "Eger ana baba, bana ortak kosman için seni zorlarlarsa, o zaman onlara itaat etme" (K. 2: 8) 187 seklinde konustugu yazilidir. Sure'nin 14ci ayet'inden sonraki kismi Mekke döneminde indigi için çok farkli konulara geçer ve Nuh'un , Ibrahim'in gönderilmesine atlar. Ibrahim'den söz ederken birden bire onu birakip Muhammed'e geçer ve (K. 29:18-23) sonra yine Ibrahim hikayesine döner ve biraktigi yerden alip devam eder (K. 29: 24-26); ederken de daha önceki bir Sure'de (ki 21. Sure olan Enbiya Suresi'dir) söyledigini (yani Tanri'nin onu atesten nasil kurtardigini) yeniden anlatir (K.21: 60-69), sonra Ishak ve Yakub'a ve Lut'a geçer (K. 29:27-28), ve sonra onlari birakir tekrar Muhammed'e döner (K. 29:29), sonra tekrar Ibrahim'e döner (K. 29:31) ve bu sefer daha önceki bir Sure'de (ki 11.ci Sure olan Hud Sure'sidir) söylemis olduklarini tekrarlar, sonra Suayb'in Medyen'e gönderildigine dair hikaye'ye geçer(K. 29: 36) ve bu sefer A'raf Suresi'nde (ki 7.ci Sure'dir) anlattiklarini yeniden tekrarlar, hemen sonra Ad ve Temud asiretleriyle ilgili masallara atlar (K. 29: 38), oradan Firavun ve Haman'a ve Musa'ya ait hikayeleri siralar.

    Kuran'da, bazan ibadetle, hukukla ve efsane ile ilgili hususlar birbiri içine geçmis olarak yer almistir: örnegin Mü'minun suresi'nin basinda müslüman kisilerin, baskalarinin yaninda utanilacak yerlerini açmamalari emredilirken, ahitlere riayetin ve namazlarin vaktinde kilinmasinin geregi belirtilir, sonra birden bire insanin topraktan nasil yaratildigi, yer'in ve gök'ün nasil olusturuldugu, gökten nasil ölçü ile su indirildigi eklenir (K. 23: 12-21) Nuh ve diger peygamberlerle ilgili hikayelere geçilir (K. 23: 58) ve sonra "Ayet'lerimiz size okunuyor, siz ise gerisin geriye dönüyor, kibirleniyor (Kur'an hakkinda) ileri geri sözler söyleyor, ondan yüz çevirip uzaklasiyorsunuz" (K. 23: 67) seklindeki yakinmalara geçilir, daha sonra "(Tanri) asla ogul edinmedi" (K. 23: 92) diyerek devam edilir.

    Bir diger örnek olarak Al-i Imran Suresi'ni ele alalim. Bu sure'de Uhud savasindan söz edilirken (K. 3 Al-i Imran 121-129) birden bire faiz yasaklarina geçilir (K. 3:30), hemen sonra Uhud savasi ile ilgisi bulunmayan baska konulara atlanir (K. 3: 130-142) ve tekrar Uhud savasi'nin anlatimina dönülür (K. 3: 143-148). Uhud bozgunundan dolayi Tanri'nin müslümanlari sorumlu tuttugu ve cezalandirdigi görülür (K. 3: 152-153); ancak ne var ki hemen akabinde Uhud felaketi'nin, Tanri'nin müslümanlari sinamasi, denemesi oldugu belirtilir (K. 3: 152)

    Bu tür tutarsizliklar, uyumsuzluklar ve çeliskiler hemen her Sure'de kendisini gösterir. Bundan dolayidir ki, Kuran'in "Allah/Tanri sozu olmayip", bir insan, yani Muhammed tarafindan yazilmis oldugu sonucu cikmaktadir.

    İçki konusunda çelişkili ayetler:

    Kuran'daki celiskilerden bir ornek de icki konusundadır. Bunlardan birinci ayette: "Hurma ağaçlarının meyvelerinden ve üzümlerden de içki ve güzel rızık elde edersiniz." (Nahl-16/67) denilmektedir. Daha sonra bu ayetteki anlama karşı gelecek şekilde Bakara-2/219 ayetinde; "Sana şaraptan ve kumardan soruyorlar; De ki o ikisinde de büyük günah vardır. İnsanların bazı faydaları varsa da günahları faydalarından büyüktür." (Bakara- 2/219) denilmektedir. Bir başka ayette "Ey insanlar! Sarhoş iken namaza yaklaşmayın." (Nisa-4/43) Ve başka bir ayette de: "Ey insanlar! Şarap, *****, dikili taşlar, şans okları şeytan işidir. Pisliktir. Bundan sakınınız. Ta ki kurtuluşa eresiniz." (Maide-5/90) yazmaktadır. Görülmektedir ki, Kuran'da içki lehinde bir ayet ve içki aleyhinde 3 ayet ile bu konuda da çelişki mevcuttur. Aslında bu durum, Kuran'ın Allah'ın-varsa eğer- sözü olduğunu değil, bir insan eseri olduğunun bir diğer göstergesidir. Çünkü, bir Tanrı, aynı konuda çelişkili ifadeler kullanmazdı.

    Nahl-16/67. Hurma ve üzüm gibi meyvelerden hem içki hem de güzel gıdalar edinirsiniz. İşte bunlarda da aklını kullanan kimseler için büyük bir ibret vardır. *
    Bakara-2/219. Sana, şarap ve ***** hakkında soru sorarlar. De ki: Her ikisinde de büyük bir günah ve insanlar için bir takım faydalar vardır. Ancak her ikisinin de günahı faydasından daha büyüktür. Yine sana iyilik yolunda ne harcayacaklarını sorarlar. "İhtiyaç fazlasını" de. Allah size ayetleri böyle açıklar ki düşünesiniz. *
    Nisa- 4/43. Ey İnananlar! Sarhoşken, ne dediğinizi bilene kadar, cünübken, yolcu olan müstesna gusledene kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta veya yolculukta iseniz yahut biriniz ayak yolundan gelmişseniz veya kadınlara yaklaşmışsanız ve bu durumlarda su bulamamışsanız tertemiz bir toprağa teyemmüm edin, yüzlerinize ve ellerinize sürün. Allah affeder ve bağışlar.
    Maide-5/90. Ey iman edenler! Şarap, *****, dikili taşlar (putlar), fal ve şans okları birer şeytan işi pisliktir; bunlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz.

    Kuran Ve Seriat hükümlerindeki çeliskiler, ve tutarsizliklar konusunda Islamcilar'in tutarsız tutumu:

    Seriat hükümleri içerisindeki çelismeler ve tutarsizliklar konusunda din adaminin bilim disi ve olumsuz bir tutumu vardir ki o da her seyden önce insan aklinin yetersizligini öne sürmek ve örnegin : "Celiskiler bize göredir, Tanri'ya ve Peygambere göre degildir" deyip isin içinden siyrilmaktir. Hani sanki "çelismeler", insanlarin gözünde "serab" gibi bir seydir ve aslinda yoktur da insanlar "çelisme varmis" gibi görüyorlardir!

    Oysa ki çelismelerin varligi, daha islamin ilk anlardan itibaren farkedilmis ve gerek din bilginlerini ve gerek yöneticileri güç durumlara sürüklemistir. Ornegin Halife Osman, ya da Abdullah Ibn-i Amr gibi ünlüler Kur'an'daki ayet'lerin birbirleriyle çelisir olmasi yüzünden bazi hususlarda fetva veremez durumda kalmislardir 188.

    Seriat verileri içerisindeki çelismelerin varligini inkar etmek üzere din adami'nin basvurdugu diger bir yol, Kur'an'in Tanri'dan gelen "son ve tek gerçek" Kitab olduguna, ve "geçmiste ve gelecekte onu batil kilacak olmadigina" (K. 41 Fussilat 41-2), ve Kitab'da bulunanlarin "kesin gerçekler olup bunun disinda baskaca gerçek olamayacagina" (K. Meariç 51), ve "yeryüzündeki her seyin apaçik Kitab'da tespit olunduguna" (K. Necm 75) dair ya da buna benzer hükümleri siralamaktir. Bunu yaparken sirtini özellikle su ayete dayar: "... Allah katindan gayri bir yerden gelseydi, (Kur'an'da) birbirini tutmaz bir çok seyler bulurlardi..." (K. 4 Nisa 82).

    Ote yandan Islamcilar, çeliskilerin ve tutarsizliklarin ortaya çikmasini önlemek üzere sunu hatirlatir ki Kur'an ve Hadis hükümlerini tartismak, yalanlamak ve bunlar üzerinde süpheci olmak ya da bunlarda çeliski ve tutarsizlik oldugunu söylemek "günahtir", "dinsizliktir", "Tanri'ya ve peygamberine karsi gelmektir". Bu hükümler çeliskili görünse de, akla ve müspet ilme ters düsse de, bunlari hiç bir elestiriye ve tartismaya girismeden olduklari gibi kabul etmek gerekir.

    Bunun böyle oldugunu anlatmak üzere din adami: "Allah ve peygamberine karsi gelenler ... alçaltilacaklardir... Biz apaçik ayet'ler indirmisizdir, bunlari inkar edenlere alçaltici ceza var..." (58 Mücadele 5), ya da: "Allah ve Resulü bir ise hükmettigi zaman (inananlara) artik islerinde baska yolu seçmek yarasmaz. Allah'a ve Peygambere baskaldiran süphesiz apaçik bir sekilde sapmis olur..." (K. 33 Ahzab 36) seklinde hükümleri gösterirken "Allah'in hükmüne uygun hüküm vermeyen kafirdir" (K. 5 Maide 44) ayet'ini ekler, ve benzer ayet'lerle "süphe" etmenin ya da Kur'an'da çeliski oldugunu söylemenin dinsizlik sayilacagini bildirir. "Dini islerde asiri inceleyip xxx dokuyanlar helak olacaklardir" seklindeki hadis hükümlerini belirterek soru sormanin ve soru yolu ile din verilerine karsi gelmenin yasak oldugunu anlatir 189.

    Kur'an'da çeliski olmadigini savunmak maksadiyle Islamcilarin basvurdugu bir diger yol, bazi ayet'lerin bazi ayet'lerle kaldirildigini öne sürmektir. Oysa ki hangi ayet'lerin hangileriyle kaldirildigi hususundaki görüs ayriliklari bir yana ve fakat böyle bir iddia, hani sanki Tanri her seyi diledigi gibi önce'den düzenleyemezmis ya da bilmezmis ve bazi ayet'leri yanlislikla yerlestirmiste sonradan hatasinin farkina varip düzeltmis gibi bir anlam tasir ki Tanri'yi küçültmek sonucunu dogurur.

    Kaldi ki Kur'an'daki çelismeler, kaldirilmadigi kesin olarak bilinen ayet'leri kapsar ki bunlardan pek bariz olanlardan biri, Ebu Talib'in ölümü vesilesiyle Muhammed tarafindan Kur'an'a konmus olan su ayet'tir: "Allah kimi dogru yola koymak isterse onun kalbini islamiyete açar, kimi de saptirmak isterse... kalbini dar ve sikintili kilar. Allah inanmayanlari küfür batakliginda birakir" ( 6 En'am 125).

    Bu ayet'le anlatilmak istenen sudur ki Ebu Talib'in kalbini müslümanliga açmayan Tanri'dir ve Tanri onun müslüman olmadan ölmesini uygun bulmustur. Ancak gerçek bundan çok farklidir.

    Bilindigi gibi Muhammed, kendisini bir baba gibi yetistiren Ebu Talib'i müslüman yapmak istemis fakat yapamamistir. Yapamayinca sorumlulugu sirtindan atmak üzere Tanri'nin keyfiligini öne sürmüs ve amcasinin müslüman olmayisini bu keyfilige baglamak üzere yukardaki formülü bulmustur. Ancak ne var ki ayet kendi içerisinde çeliskilidir, çünkü bir yandan Tanri'nin kisileri diledigi gibi saptirdigini belirtirken diger yandan saptirdiklarini Cehennem'e attigini anlatmaktadir.

    Konuya biraz ilerde tekrar dönecegiz, fakat simdilik deginmek istedigimiz sudur ki seriat ortami içerisinde ve Islamcilarin elinde yetistirilen insanlarimizin seriat verileri konusunda süpheci olmalari, bu verileri elestiri konusu yapmalari ya da tartismalari mümkün degildir. Mümkün olmadigi içindir ki fikirsel gelisme yoluna girmeleri ve akilci düsünceye yönelmeleri güçtür. Düsününüz ki Ibn Rüst gibi ünlüler bile Kur'an'daki kissa'lara "masal" dedikleri için, din adamlari tarafindan dinsizlikle suçlandirilmislardir 190.

    Kuran'daki Celiskilerin nedenleri:

    Kuran'da gorulen çeliskiler ne gökten inmedir ve ne de din adaminin dedigi gibi "Tanri'ya göre degil, bize göredir". Bu çeliskiler, Kuran'in yaraticisi olan Muhammed ve onun yardimcilarindan kaynaklanmaktadir. (Bilindigi gibi, Muhammed, okur-yazar degildi ve Kuran'i olustururken okur-yazar yardimcilardan faydalandi). Kuran'i "Gökten indi" diyerek yarattigi dine taraftar toplamak isteyen Muhammed ve yardimcilarinin, çesitli durumlara ve farkli olaylara çözüm saglama siyasetinden dogmustur.

    Konu ayri bir kitap olabilecek boyutta bulunmakla beraber pek kisa bir özet olarak söyleyelim ki Muhammed, kendisini Kureysli'lere peygamber olarak kabul ettirebilmek için ilk baslarda (özellikle daha henüz güçlenmedigi dönemde) Kur'an'a "Dileyen Rabbine giden yolu tutar" (K. 76 Insan 29) ya da "Her kese islediklerinin karsiligi ödenir" (K. 46 Ahkaf 19) seklinde ayet'ler koymustur. Böylece kisileri, eger müslüman olacak olurlarsa Cennet'e, olmayacak olurlarsa Cehennem'e gitmek gibi bir seçim karsisinda birakarak kendisine baglayabilecegini hesaplamistir. Daha baska bir deyimle müslüman olup olmamanin "kisisel irade" isi oldugunu, ve müslümanligi seçenlerin mükafatlara konacaklarini anlatarak, ve nasil olsa kisilerin kazanç yolunu (örnegin Cennet'e gitmeyi") tercih edeceklerini düsünerek, iyi bir taktik kullandigina inanmistir.

    Ancak ne var ki bu usul ile pek basari saglayamamis ve fazla sayida taraftarlar kazanamistir. Kendisini bir baba gibi büyüten ve koruyan amcasi Ebu Talib'i bile, bütün cabalarina ve yalvarip yakarmalarina ragmen, müslüman yapamamistir. Yapamayinca, basarisiz kalmis gibi görünmemek için müslüman olup olmamanin Tanri'nin istegine bagli bir is oldugunu söylemis ve Kur'an'a: "Allah kimi dogru yola koymak isterse onun kalbini islamiyete açar... kimi de saptirmak isterse...kalbini dar ve sikintili kilar... " (K.6 En'am 125) seklinde ayetler koymustur. Fakat "kafir'lerin" Cennet'e giremeyeceklerini belirtmek üzere "Allah, inanmayanlari küfür batakliginda birakir..." (K. en''am 125) seklinde eklemede bulunmustur ki çeliskili durumu yaratan da budur.

    Ayni durum, daha sonra Medine'ye geçipte oradaki Yahudileri müslüman yapmaga kalkinca da ortaya çikmistir. Onlari müslüman yapabilmek için ilk önceleri bir takim ödün'ler (tavizler) vermis olmasina ve örnegin Kible'yi Yahudilerin kutsal bildikleri Kudus yönüne cevirmesine ragmen sonuç alamamis, onlari müslüman yapamamistir. Sadece onlar bakimindan degil fakat putperest olan Arap kabileleri bakimindan da ayni basarisizliklara ugrayinca taraftarlarindan bir çogu: "Eger Muhammed gerçekten Peygamber ise, nasil olur da bu kisileri müslüman yapamaz?" seklinde konusur olmuslar ve bu tür konusmalar kuskusuz ki Muhammed'i telasa düsürmege yetmistir. Peygamberliginin süphe uyandirabilecegi endisesiyle onlarin bu tarz konusmalarina engel olmak istemistir. Bundan dolayidir ki, daha önce amucasi Ebu Talib'in ölümü sirasinda uyguladigi taktigi, bu vesile ile pekistirmek gerektigini anlamis ve putlara tapip tapmamanin, ya da müslüman olup olmamanin Tanri'ya ait bir is oldugunu söyleyerek, kisileri müslüman yapamamaktan dogma sorumlulugu sirtindan atmaya çalismistir. Bunu saglamak üzere Kur'an'a: "Tanri diledigini saptirir, diledigi dogru yola sokar" (K. 16 Nahl 93), ya da "Allah dileseydi puta tapmazlardi" (K. 6 En'am 107), ya da "Tanri kimin gönlünü islama açmissa o Rabbi katinda bir nur üzre olmaz mi?... Kimi saptirirsa ona yol gösteren bulunmaz" (K. 39 Zümer 22-23) seklinde (ve buna benzer) ayet'ler yerlestirmistir.

    Görülüyor ki çeliskilerin asil nedeni günlük siyasetin olusumu ile ilgilidir: kisileri müslüman yapmak için "irade" özgürlügü ilkesine basvurulmus ve örnegin "Kim müslüman olursa o mükafata erisir" seklinde hükümler konmus ve fakat basari saglanamayinca bu sefer müslüman olmanin kisi iradesiyle ilgili bulunmayip Tanri'nin istegine bagli oldugu tezi'ne basvurulmustur. Bu ve buna benzer durumlar, seriat hükümlerinin birbirleriyle çelisir nitelikte olmak uzere ortaya çikmalari sonucunu dogurmustur.

    Islamcilar tartisma ve soru sorma yollarini kapali tutmakla çeliskili düsünme aliskanligini sürdürür.

    Nasil ki Hiristiyanlikta koca bir orta çag boyunca Incil 'in elestirilmesi ya da süphe konusu edilmesi büyük günah sayilir idiyse, nasil ki Isa ve anasi Meryem 'le ilgili hususlarda tereddüd'e düsmek ve örnegin Meryem'in bakire olmadigini söylemek dahi ateste yakilmayi gerektirmis ve din sorunlarini tartismak çesitli cezalarla önlenmis idiyse, ayni sekilde Islam'da da Kur'an'i ya da Muhammed'in yasamini elestiri konusu yapmak, akil kistasina vurmak da ayni ölçüde dehset verici sonuçlari dogurur olmustur. Ancak ne var ki Bati dünyasi akil çagi'na girmekle bu durumlara son vermis ve soru-tartisma usullerini her sorunun çözümü yapmis, her seyin temeli haline sokmus oldugu halde Islam'da böyle bir gelisme görülmemistir.

    Her ne kadar islamcilar Kur'an'i öne sürerek, örnegin: "Bilmiyorsaniz kitaplilara sorun..." (K. 16 Nahl 43-44) seklindeki ayet'leri göstererek soru sormanin yasaklanmadigini söylerlerse de dogru degildir. Cünkü bir kere bu ayet'lerde, Tanri'nin daha önce peygamber olarak erkeklerden baskasini göndermedigi belirtilmis ve: "Eger bilmiyorsaniz, (kitaplilara) bilenlere sorun" denmistir. Bunun Kur'an hükümlerini tartismakla ilgisi yoktur.

    Ote yandan din adami, Kur'an'da belirtilen hususlarla ilgili sorularin "memduh" (uygun) ve "mezmum" (uygunsuz) olmak üzere ikiye ayrildigini ve "uygunsuz" soru'larin "fuzuli" sayildigini ileri sürer. Söylemeye gerek yoktur ki böyle bir ayirim keyfilige dayali olup soru sorma olasiligini yok kilar nitelikte bir seydir. Cünkü bir kere sorulacak soru'lari "uygun", ya da "uygunsuz" diye ayirima vurdugunuz an, soru sormayi yasaklamis olursunuz. Nitekim din adamlarimizin bugün dahi yaptiklari budur. Nice sayisiz örneklerden birini verelim: Diyanet Isleri Baskanligi'nin yayinladigi Sahih-i Buhari Muhtasari... adli yapitin 4.cildinin 536.sayfasinda Muhammed'in, kendi öz anasi Emine için dua ("istigfar") etmek üzere Tanri'dan izin istedigine ve fakat Tanri'nin ona bu izni vermedigine ve vermedigi için anasina magfiret dilemedigine dair Ebu Hüreyre' nin rivayet ettigi bir Hadis vardir. Bunu okuyan bir kimse, hakli olarak kendi kendisine: "Pek iyi ama, Muhammed bir çok vesilelerle -'Analariniz sizi binbir fedakarlik ve zahmete katlanarak yetistirmistir, onlara dua edin... Analarin ayaklari altindan Cennet'ler geçer-' seklinde konusurken, kendi anasina neden dua etmez?" diye sormak ve bunun cevabini almak ihtiyacindadir. Ancak ne var ki böyle bir soruyu tartismak ve buna akilci bir yanit aramaktan islamcilar kacinirlar, günah islemekten korkarlar dusundukleri icin bile..

    Yine bunun gibi Kur'an'da, biraz önce belirttigimiz gibi, Tanri'nin, kimi kimselerin gönlünü açip onlari müslüman yaptigina ve Cennet'e aldigina ve kimilerin de gönlünü kapatip kafir kildigina ve Cehennem'e attigina dair ayet'ler vardir (Ornegin En'am 125; Nahl 93; Zümer 22-23 vs...). Söylemeye gerek yoktur ki akla ve mantiga ve Tanri'nin yüceligi fikrine aykiri düsen böylesine keyfi bir davranis karsisinda soru sormamak, susup oturmak mümkün degildir. Ancak ne var ki din adami, islami verilere dayali olarak, size bu olanagi tanimaz; "uygunsuz" soru sordunuz diye sizi, en azindan zindiklikla suçlar, ve biraz daha israr ederseniz, çesitli usullerle "Cehenneme" yollar...!

    Ote yandan din adami, sadece sorulari "uygun" ya da "uygunsuz" ayirimina baglayarak degil fakat bir de fazla soru sormanin günah olacagini hatirlatmak suretiyle sizi susmusluga zorlar; dayanagi yine seriat verileridir. Gerçekten de din adami'nin belletmesine göre Muhammed, Tanri'nin igrenç bildigi üç seyden birinin "Kesret-i sual" (fazla soru) oldugunu bildirmis ve: "Ben sizi bir seyden nehyedersem, ondan içtinab ediniz, bir seyin ifasini emredersem , onu da ...yerine getiriniz" demis ve dini islerde asiri inceleyip xxx dokuyanlarin helak olacaklarini eklemistir.

    Din adami, bundan baska bir de Kur'an'nin: "Size açiklaninca hosunuza gitmeyecek seyler sormayin" (K. Maide 101-102) seklindeki ya da buna benzer diger ayet'lerini öne sürerek mü'min kisileri soru sormak ve hele tartismak hevesinden uzak kilar 191. Cünkü soru sorma ve tartisma geleneginin islam dini'ni temellerinden sarsabilecegi görüsüne saplidir. Sunu bilir ki Emevi 'ler ve Abbasi 'ler döneminin bazi halifeleri zamaninda din sorunlarinin tartisilir olmasi, islamin özüne bagli çevrelerce bu sekilde kabul edilmis ve önlenmis ve bu ise girisenler "dinsiz" ve "bilgisiz" diye bellenmis ve bu tutum bugüne dek sürüp gelmistir. Gerçekten de bu halifeler döneminde yer alan fikir alis verisi sirasinda Kur'an'in bile Tanri sözleri degil fakat insan yapisi bir kitap oldugu öne sürülmüs ve bu tür egilimler seriatçilara pek tehlikeli görünmüstür.

    Bundan dolayidir ki islamcilar, 20.yüzyilin bitmek üzere bulundugu bu uygarlik döneminde dahi insanlarimiza, yemek yerken yemek kabina sinek düsecek olursa, sinegin disarda kalan kanadini yemegin içine batirip sonra çikarip atmalarini, ve çünkü bunun bir "Peygamber emri" oldugunu, "peygamberin söylemesine göre" sinegin iki kanadinin birisinde hastalik, öbüründe sifa bulundugunu ve "idrak sahibi" olan sinegin önce zehirli kanadini yemege soktugunu ve bu nedenle eger diger kanat iyice yemege batirilacak olursa hastalik olmayacagini belirtirlerken, bazi kimselerin: "Bir sinegin iki kanadinda nasil olur da hem da (hastalik) hem deva (hastalik giderici ilaç, çare vs...) olan iki zid hassiyet bir arada toplanmis? Sonra hakir bir sinek nasil olur da yiyecek içine önce zehirli kanadini sokmayi, deva olan kanadini geri birakmayi bilebilir?" seklinde soru sormalarini "günah" saymakta ve soranlari en azindan "inatci cahil" olarak tanimlamaktadirlar 192. Buna benzer daha nice örnekleri siralamak mümkün.

    Kisi özgürlügü bakiminda önemli olan sey sadece soru sormak degil fakat din emirlerini tartismak ve gerektiginde kinamaktir. Iste Islam'in, daha ilk anlardan itibaren önlemek istedigi sey, asil bu olmustur. Bundan dolayidir ki Kur'an'in Tanri sözleri olmadigini söylemek ya da Muhammed'in yasam ve davranislarini elestirmek ya da buna benzer görüsler öne sürmek, dehset verici cezalara baglanmistir ki bunlar arasinda ellerin ve ayaklarin "çaprazlama kestirilmesi" gibi olanlari vardir (Bkz. K. Maide: 5). Unutmayalim ki dünyevi nitelikteki bu çok korkulu ve dehset verici cezalari, bir de gelecek dünya Cehennem'lerinin kaynar ateslerinde yakilmak gibi olanlari tamamlar. Din adamlarimiz için bu tür cezalar sistemini ayakta tutmak kadar kazançli ve mutluluk yaratan baska bir sey yoktur. Oysa ki insanlik tarihi boyunca elestiri ve tartisma olasiligina yer vermeyen hiç bir sistem gerilikten çikamamistir.

    Kaynak: Ilhan Arsel'in "Din Adamlari" adli eserinden yararlanilmistir.

  3. #3
    megun adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    10-11-2005
    Mesajlar
    603
    Karizma Gücü
    0
    MErhaba Sayın DAndiri,

    Lütfen copy-paste ettiğiniz yazıdan beğendiğiniz bir örnek üzerine konuşalım, istediğiniz örneği seçebilirsiniz. Aksi takdirde bütün bu konuyu copy paste ettikten sonra ya bizimde başka bir konuyu copy-paste etmemizi bekliyorsunuz.

  4. #4
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    29-12-2006
    Mesajlar
    572
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı megun tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    MErhaba Sayın DAndiri,

    Lütfen copy-paste ettiğiniz yazıdan beğendiğiniz bir örnek üzerine konuşalım, istediğiniz örneği seçebilirsiniz. Aksi takdirde bütün bu konuyu copy paste ettikten sonra ya bizimde başka bir konuyu copy-paste etmemizi bekliyorsunuz.
    Dostum hepsini birden izah etmenizi beklemiyorum, Zamanımız oldukça paragraf paragraf deyinelim.

    Daha bunlar Kuran ın kendi içindeki çelişkiler dahası var mesela bilime ters düşen açıklamaları onlarada devam ederiz akabinde. (İsterseniz tabii)

    İlk paragraf;

    Seriat ortaminda ve din adami'nin elinde yetisen kisilerin ortak özelligi, birbirine ters, birbirine zit ve birbirini cerheden seyleri ayni zamanda benimseyebilmek veya benimsemis görünmektir. Bundan dolayidir ki müslüman kisi, hem bir yandan "Islam dini hosgörü dini'dir" diyebilir ve hem de ayni zamanda Kur'an'in: "Islam'dan gayri bir din'e inananlar sapiktirlar" seklindeki hükmünü benimseyebilir. Bu iki düsüncenin birbirine zit, birinin tersi oldugunu düsünmez. Hem bir yandan Kur'an'in "Din'de zorlama olmaz" seklindeki hükmüne sarilabilir ve hem de ayni Kur'an'in, "müsrikleri" (puta tapanlari) Islam'a zorlamak için, "Müsrikleri öldürünüz" seklindeki emrini rahatlikla uygulayabilir. Bu iki davranisin çeliskili ve bagdasmaz oldugunu farketmez. Farketse bile günah isleme korkusundan farketmemis görünür.

  5. #5
    megun adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    10-11-2005
    Mesajlar
    603
    Karizma Gücü
    0
    MErhaba Sayın dandiri,

    Teşekkürler. Öncelikle İslam hoşgörü dinidir diye bir tanımlama Kuran'da veya Rasulullah'ın ifadelerinde hatırlamıyorum. Yanlış anlama yok demiyorum ama ben bilmiyorum. EĞer biliyorsan yollarsan sevinirim. Elbette İslam insanlara hoşgörüyü tavsiye eder ama bu tüm hayatın hoşgörü eksenine oturtulması anlamına gelmez. İnsanların hoş görmemesi gereken durumlarda mevcuttur. O durumları hoşgörmek bir çeşit zulümdür. Sen ne düşünüyorsun. Ayrıca 2. cümlede yazan ifadenin "sapık" olduğuna eminmisin? Ben sanki sapmış gibi hatırlıyorum. Bu arada müşrikleri öldürünüz ayeti olarak hangi ayeti kastediyorsun acaba?
    Saygılarımla.

  6. #6
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    29-12-2006
    Mesajlar
    572
    Karizma Gücü
    0
    Sn. Megun

    Aşağıda ayet numaraları yazıyor, Senin elindeki mevcut güvendiğin bir tevsirden okuman daha uygun olur Yazarın söylediğine göre bunlarda diyanet tevsirleri ama diyanette değiştiriyor elinde yoksa ekde diyanetin son tevsiri olarak komple Kuranı veriyorum.

    http://www.diyanet.gov.tr/kuran/Kuran_Meali/KURAN.doc

    Saygılarımla,

    Yine bunun gibi Bakara Sure'sinde "Dinde zorlama yok" (K. 2 Bakara 256) diye yazilidir. Islamcilar buna dayanarak Islam'in hösgörü dini oldugunu söyler. Söylediklerini pekistirmek maksadiyle: "Süphe yok ki bu (Kur'an) bir ögüttür. O halde dileyen Rabbine götüren yolu tutsun..." (K. 73 Müzemmil 19) ya da "Muhakkak ki bu kitap bir ögüttür. Kim dilerse ondan ögüt alir..." (K.74 Müddessir 54-55) seklindeki ayetleri okur. Buna benzer diger ayet'leri ya da hadis'leri okuyarak seriat dininde inanç özgürlügü oldugunu savunur.

    Fakat bunu yaparken, söyledikleriyle çeliskiye düsercesine, Islam'dan baska "gerçek din" olmadigini, bildiren, baska din ve inanca yönelenleri "sapik" ya da "kafir" olarak ilan eden, ya da Tanri'ya es kosanlari (müsrik'leri) ölüme götüren, daha baska bir deyimle inanç özgürlügünü ve hosgörüyü kökünden silen hükümleri siralar. Ornegin Kur'an'daki "Müsrikleri nerede bulursaniz öldürün" (K. Tevbe 5; Al-i Imran 85) seklindeki emirleri açiklar. Ya da "Kitab Ehli" olanlara (yani Yahudilere ve Hiristiyanlara) karsi savas açilmasini, Islami kabul ettirene ya da "Cizye" (kafa parasi) alinana kadar bu savasin sürdürülmesini öngören hükümleri belletmekten geri kalmaz. Islam dini'nin bu hükümlere dayali olarak yayildigini, Muhammed'in bu maksatla savaslar yaptigini, ölüm döseginde iken "Arap ceziresinde iki din bir arada bulunmayacak" diye vasiyette bulundugunu anlatmaktan bikmaz. Dinde "zorlama" olmadigini bildiren hükümlerle, "zorlamayi" öngören hükümlerin (ve eylemlerin) yan yana, içiçe bulunmasini çeliski saymaz.
    Bu mesaj en son " 05.01.07 " tarihinde saat 23:17 itibariyle Dandiri_Dasdana tarafından düzenlenmiştir...

  7. #7
    zazza adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    17-03-2006
    Mesajlar
    426
    Karizma Gücü
    0
    22. Yüzler vardir ki, o gün isil isil parildayacaktir.

    23. Rablerine bakacaklardir (O'nu göreceklerdir).

    24. Yüzler de vardir ki, o gün burusacaktir;

    25. Kendilerinin, bel kemiklerini kiran bir felâkete ugratilacagini sezeceklerdir.

    26. Artik gözünüzü açin! Ne zaman ki can köprücük kemigine dayanir,

    27. "Tedavi edebilecek kimdir?" denir.

    28. (Can çekisen) bunun gerçek bir ayrilis oldugunu anlar.

    29. Ve bacak bacaga dolasir.

    30. Iste o gün sevkedilecek yer, sadece Rabbinin huzurudur.

    31. Iste o, (Peygamber'in getirdigini) dogru kabul etmemis, namaz da kilmamisti.

    32. Aksine yalan saymis ve yüz çevirmisti.

    33. Sonra da çalim sata sata yürüyerek kendi ehline (taraftarlarina) gitmisti.

    34. Lâyiktir (o azap) sana, lâyik!

    35. Evet, lâyiktir sana (o azap) lâyik! (kıyame suresi)
    VATAN SANA CANIM FEDA...



    Güneşe çıplak gözle bakılmaz; isli camla bakılır. Esbab isli cam gibidir. Güneşi görmek için esbab camını alaşağı etmek gerekmiyor; onu düzgün kullanmayı becermek gerekiyor.


    Onlara anladıkları kadar söyleyin. (Hadis-i şerif)

  8. #8
    beyran adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    22-03-2005
    Mesajlar
    174
    Karizma Gücü
    0
    çelişki Kuran da değil çelişki insanın kafasında, insanoğlunun en büyük zayıflığıdır düşünmemek. kelimeler onlara yüklenen anlam itibariyle farklılık arzederler işte bu noktada düşünmek önem kazanırki biz bunu yapmadığımız için farklı düşünce şekilleri ve prensipleri ortaya çıkmıştır. insan nankördür ötesi boş.....
    Umut tükenmez insan tükenmedikçe...!

    Bu VATANI karşılıksız sevmek bizim göğsümüzde taşıdığımız en büyük madalyadır.




    Ne hasta bekler sabahı,
    Ne taze ölüyü mezar,
    Ne de şeytan bir günahı,
    Seni beklediğim kadar.

    Geçti istemem gelmeni,
    Yokluğunda buldum seni;
    Bırak vehmimle gölgeni,
    Gelme , artık neye yarar?

  9. #9
    Misafir ewren44 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    01-10-2006
    Mesajlar
    665
    Karizma Gücü
    0
    İslam bize sabırlı olmayı öğretti,ama seni anlıyorum,laf çakacam diye,inandıklarım elimden gidecek diye bu telaşın.Bak başlığa ne yazmışım,heceleyerek oku(bunu senin yaptığın gibi yapmamak için, okunması zor olmasın diye yaptıydım,tane tane,sindire sindire,birde flood yapmamak içindi,daha sayayımmı? );

    ''Buradan sürekli ''kur'an'da çelişkiler vardır'' diyenlere,tektek cevap vereceğiz.Ben iddia ettikleri konulardan (şimdilik) ikisiyle başlıyorum.''

    Birde ben sırayla yayınlayacağım,dileyen inanır dileyen inanmaz,seninle bu konuda birebir münakaşa yapmak istemiyorum,benden ilmi yüksek olanlar cevaplarlar,daha faydalı olur,anlaşılmıştır sanırım...

    ALLAH (CC) KALPLERİ MÜHÜRLER Mİ ?

    Tevbe : 87 :" ...Kalplerine mühür vuruldu. Bundan dolayı onlar anlayışsızdırlar "

    En'am :46 :" eğer Allah kulaklarınızı ve gözlerinizi alır da kalplerinize mühür vurursa..."

    A'raf :101 " İşte kâfirlerin kalplerini Allah böyle mühürler. "

    Nahl :108 " İşte onlar Allah'ın, kalplerini, kulaklarını ve gözlerini mühürlediği kimselerdir. "

    Bu ve benzeri ayetler hep aynı soruyu gündeme getirmektedir, allah 'u Teala insanların iradesine müdahale edip onları - Haşa - sapıklık içinde mi bırakmaktadır ...?

    ASLA ! Kur'an'ın ayetlerini bir bütün içinde değerlendirdiğimiz zaman , aynı konudaki ayetleri yan yana getirdiğimiz zaman sorun kendiliğinden hallolmaktadır...

    Aşağıdaki ayetleri okuyunca görülecektir ki " insanların kendi davranışlarının sonucunda " Allah'u Teala böyle yapmaktadır...

    Nisa :155 " Sözlerini bozmalarından,Allah'ın ayetlerini inkar etmelerinden ,haksız yere peygamberleri öldürmelerinden ve " kalplerimiz mühürlü " demelerinden ötürü onları lanetledik, tam aksine inkarlarından ötürü Allah onların kalplerini mühürlemiştir."

    Bakara: 88 " Kalplerimiz perdelidir" dediler. Hayır ; küfür ve isyanları sebebiyle Allah onlara lânet etmiştir. O yüzden çok az inanırlar. "

    Bakara :93 " Onlar: İşittik ve isyan ettik, dediler. İnkârları sebebiyle kalplerine buzağı sevgisi dolduruldu "

    Yunus :74 . " Onlar daha önce yalanladıkları şeye inanacak değillerdi. İşte haddi aşanların kalplerini biz böyle mühürleriz. "

    Nahl : 104 " Allah'ın âyetlerine inanmayanlar yok mu, kuşkusuz Allah onları doğru yola iletmez "

    Sâf :5 " Onlar yoldan sapınca, Allah da kalplerini saptırmıştı "

    Mutaffifin . 14 " Onların işlemekte oldukları (kötülükler) kalplerini kirletmiştir "

    ..................

    Kısacası Allah'u Teala insanların kendi davranışlarının sonucu olarak , kendi iradeleri ile yaptıklarının sonucu ,kendi isteklerinin sonucunda onların kalplerini mühürlemektedir...çünkü kendileri bunu istemektedir!

    Yoksa Allah daima bizler için iyilik ister, hatta kötülüklerinden dolayı cezayı hak edip ceza verdiklerine bile Allah acır ve doğru yolu bulmalarını ister ama insanın da bizzat bunu istemesi şeytana uymaması gerekmektedir :

    En'am : 42-43 " ... (İnkârlarından dönüp bize) yalvarsınlar diye onları darlık ve sıkıntı ile yakalayıp cezâlandırmıştık.Hiç olmazsa, onlara bu şekilde azabımız geldiği zaman boyun eğselerdi! Fakat kalpleri iyice katılaştı ve şeytan da onlara yaptıklarını câzip gösterdi. "

    Münafikun : 4 " Onları gördüğün zaman kalıpları hoşuna gider, konuşurlarsa sözlerini dinlersin. Onlar sanki duvara dayanmış kütükler gibidir. Her gürültüyü kendi aleyhlerine sanırlar. Düşman onlardır. Onlardan sakın. Allah onların canlarını alsın. Nasıl bu hale geliyorlar? " : GAZETELERDEKİ BAŞÖRTÜSÜ , SAKALLI MÜSLÜMANLARLA ...HABERLERİNİ HATIRLAYALIM...!

  10. #10
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    29-12-2006
    Mesajlar
    572
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı ewren44 tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    İslam bize sabırlı olmayı öğretti,ama seni anlıyorum,laf çakacam diye,inandıklarım elimden gidecek diye bu telaşın.Bak başlığa ne yazmışım,heceleyerek oku(bunu senin yaptığın gibi yapmamak için, okunması zor olmasın diye yaptıydım,tane tane,sindire sindire,birde flood yapmamak içindi,daha sayayımmı? );

    ''Buradan sürekli ''kur'an'da çelişkiler vardır'' diyenlere,tektek cevap vereceğiz.Ben iddia ettikleri konulardan (şimdilik) ikisiyle başlıyorum.''
    Arkadaşım, Önce daha öncede söyledim tekrar söylüyorum amacın gerçekten bilgi paylaşmak olsun, kişsel saldırıları bir tarafa bırak, forumu oku, seninde dediğin gibi sen veya bir başkası (Daha bilgili dediklerin) fark etmez belli konuları tartışalım, Ben bendeki bilgileri ortaya koydum sn. megun da dediki bunlardan birini seç tartışalım bende seçdim, yazdım, eğer bir katkın olsun sa maksadın lütfen katıl bize o konu üzerinde fikirlerini bizle paylaş.

    Yoksa sen beni ben seni karalayarak bu işten kimse kazançlı çıkmaz. Keşke benim düşüncelerimi çürütsen keşke şöyle insanın mantığının kabul edebileceği gerçeklere sarılan açıklamalar yapsan, Hadi beni salla, benim kalbim mühürlüdür, ama başka şüphede olanları kurtarırsın. Sen sanıyormusun ben yanlızım, Dünyada deist tiye bir kavram oluşmuş böyle bir kavramın oluşması için 3-5 mühürlü insan yetmez dimi.

    Açıklamana gelince, aslında değinmek istemiyorum çünki konu dağılmasın, tek başlıkda ayrı ayrı meselleri ayrı ayrı kişilerle tartışmayalım ama hani mantıklı bulduğumuda düşünme.

    Ben Turan Dursun un, kitabını okurken, bir dostumla konuşuyordum bu konuyu oda bana dediki, abi Süleyman Ateş bu kitaba cevaben bi kitap yazdı istersen birde onu al oku, belki oda sana panzehir olarak gelir. Aldım okudum, şimdi ordada açıklamalar var şimdi ama nasıl, okuyunca gülersin (EEE mühürlüyüz ya)

    Mesela göstereyim,
    Diyorki Hz. Peygamber aslında çok eşli siteme karşı biriydi falan fişman (kendisi de savaşlardan kalan dul yetimlerden dolayı bu kadar eşi vardı -ki sadece savasda dul kaldı diye bir tane eşi vardır) neyse bir örnek vererek bunu açıklamaya çalışıyor Koskoca ilahiyat profosorü diyanet işleri başkanlığı yapmış bir adam örneğe bak.

    Yüreklere su serpen örnek.

    Hz. Ali , Peygamberden bir eş daha almak için izin istemiş, Peygamberde (Tabi Peygamberin kızını alırsan alcağın cevap da bu olur) "O benim canımdır kanımdır onu üzen beni üzer" şeklinde bir cevap vermiş.

    Şimdi ben mühürlü olduğumdan benim aklıma bu örnekde şu sorular geliyor?

    1- Senin kızının üstüne kuma gelmesi senin kızını üzecekse doğal olarak sen üzüleceksen, senin karılarının üstüne yeni kumalar alman onları üzmeyecekmi, onların babasını üzmeyecekmi. EEE İslam daki adalet anlayışı bu. EE mühürlüyüz ya adamın aklına geliyo işte.

    Tabi garibim Ali de karısı ölene kadar tek eşli sisteme devam etmiş, ama O öldükten sonra acısını çıkarmış 9 tane almış

    onun dışında hep senin açıklamaların gibi tamam mühür vardır ama işte adam onu hakeder yaptıklarıyla falan ya.

    Adamın bir inancı var iyi kötü yanlış zaten yanlış olduğuna inansa inanmaz dimi çıkıyon karşına işte yeni bir peygamber geldi dini bu hadi inan, Ben çıksam karşına yada gerçekden bir peygamber gelse ki gelmez hadi geldi desem adamı önce senin gibileri boğazlamak ister.

    Çünki senin kitabında yeni Peygamber gelmiycek diyo, Çünki Senin Kitabında, Bu din sondur diyo, Çünki senin Kitabında Bu Kuran değişmiycek bir harfi değişmemişdir diyo (Kim kendi kitabının değiştiğine inanırki). Yani sunduğunuz herşey, her delil kendi kitabınızdan. Şimdi sen o adama inanmamakla kalbin mühürlümü olacak. Sen inancına sahip çıkıcan (Şu an yaptığın gibi) Ben sana bana ya cizye vercen yada dinimi kabul etcen diycem sen kabul etmiycen cizyede vermek istemiycen direncen eeee kalbin mühürlü yaaaaaaa. Bende seni kescem. Üstelik benim sana getirdiğim dindeki Tanrı baktı senden cacık olmaz kalbini mühürlemiş. Yani senin ölüm emrini vermiş demek artık senin için yapcak bişey kalmamış demek. Yaniiiii KATLİN VACİP. Benim Tanrım biraz güçsüzde bu tür Temizlik işlerini bize yaptırıyo idare et. Kullarını bizim ellerimizle cezalandırmak istiyor.

    Saygılarımla,

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. 'Kur'an'da var' diye çocuğa isim vermeyin
    TOPLUM VE İNSAN bölümünde topalaliş tarafından açılmış
    Yanıt: 16
    Son Mesaj: 17.11.11, 00:05
  2. Üniversitede yaman çelişki: Başörtüsü yasak, İÇKİ serbest 22.05.2005
    2005 Konuları bölümünde hakdin tarafından açılmış
    Yanıt: 30
    Son Mesaj: 22.05.05, 18:15

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •