• Reklam
4 sonuçtan 1 --- 4 arası gösteriliyor
  1. #1

    Kayıt Tarihi
    29-12-2006
    Mesajlar
    19
    Karizma Gücü
    0

    Mutlu İman Etmeyenlere Özgü Bir Özellik: İkna Olmamak ...!

    İman etmeyen insanlar, dünyaya hırs derecesinde bir sevgiyle bağlanırlar. Aslında imana yönelik doğruları açıkça gördükleri halde, vicdanlarına baskı yaparak nefislerinin isteklerine uyarlar. Eğer vicdanlarının sesini dinleyip, gördükleri doğrular karşısında teslim olurlarsa, bunun dünya hırslarını kıracağını ve ahiret inancını getireceğini bilirler. Bu güzel ahlaka sahip olmayı hiç istemediklerinden dolayı da daha en başından vicdanlarına baskı uygularlar. Peşi sıra gittikleri nefisleri, Allah'ın dilemesi dışında, daima var gücüyle kötülüğü emreder. Bu nedenle nefis, kendisine teslim olan kişilere, doğrular karşısında ikna olmamaları için her türlü telkini yapar.

    İman Etmeyen İnsanlar Ölümün Yakın Olduğuna İkna Olmazlar

    İman etmeyen insanları, ölümle her an karşılaşabilecekleri konusunda ikna etmek mümkün değildir. Bu kadar kesin ve açık bir gerçek olmasına rağmen, insanların büyük bir kısmı ölümün yakınlığını unutmaya çalışır. Çünkü ölüm, tutkuyla bağlı oldukları dünya hayatını yok eder, din ahlakının yaşanması gerektiğini hatırlatır, cehennem gerçeğini karşılarına çıkarır. Bu gerçeklerden kaçmak için ise "düşünmemek" tek yöntemleridir.

    Ancak yakın çevrelerinden özellikle de henüz yaşı genç bir tanıdıklarının ölmesi, ölümü unutmak isteyen bu tip insanlara büyük bir darbe olur. Çünkü kendileri de bir gün bu duruma düşecek, hiç beklemedikleri bir anda ölümle karşılaşacaklardır. Ancak Kuran ahlakının yaşanmadığı bir toplumdaki çoğu kişi için bu korku, çok kısa sürer. Aradan az bir süre geçmeden umursuz zihniyetlerini yeniden kazanır ve ölümü yine kendilerinden uzak görmeye başlarlar.

    Oysa ölümü akla getirmekten kaçınarak ölümden kurtulabilmek mümkün değildir. İnsan ne kadar direnirse dirensin, nereye sığınırsa sığınsın, nereye kaçarsa kaçsın, aslında farkında olmadan her an kendi ölümüne doğru koşar. Önünde başka bir kapı, tercih veya çıkış yolu yoktur. Geri sayım sürekli devam eder. Ne yöne dönerse ölüm onu oradan karşılar. Allah'ın kanununda bir değişme olmaz. Kaderde belirlenmiş bir anda ve yerde ölüm onu yakalar. Kuran'da, Allah bu gerçeği şöyle haber verir:

    "De ki: "Elbette sizin kendisinden kaçtığınız ölüm, şüphesiz sizinle karşılaşıp-buluşacaktır. Sonra gaybı da, müşahede edilebileni de bilen (Allah)'a döndürüleceksiniz; O da size yaptıklarınızı haber verecektir." (Cuma Suresi, 8)

    Kuran'ın Hak Kitap Olduğuna İkna Olmazlar

    Tarih boyunca gelmiş geçmiş tüm inkarcı toplumlarda insanların çoğu, kutsal kitapların Yüce Allah tarafından indirildiğine ikna olmaz. Aslında bunun altında yatan asıl amaçları, yine hak dini yaşamaktan kaçmaya çalışmalarıdır. Çünkü bu kitapların Allah tarafından indirilmiş hak kitaplar olduğunu kabul etmeleri, hak dini ve onun getirdiği yükümlülükleri de sonuna kadar kabul etmelerini gerektirecektir. Oysa onlar vicdanlarını kapatarak, nefislerinin emrettiği şekilde ve ahirette hesap vereceklerini unutarak yaşamak isterler. Bu nedenle, gerçekleri görseler de sonuna kadar direnirler.

    İnkarcı toplumlarının tarih içinde İncil'e, Tevrat'a ve Zebur'a karşı gösterdikleri bu geleneksel tutumları, Peygamber Efendimiz (sav)'in kavmindeki bazı akılsız insanlar da göstermişlerdir. Ancak Yüce Allah Kuran'ın hak kitap olduğuna ikna olmayan bu insanların ahirette alacakları karşılığı açıkça bildirmiştir:

    "Bu Kur'an, Allah'tan başkası tarafından yalan olarak uydurulmuş değildir. Ancak bu, önündekileri doğrulayan ve kitabı ayrıntılı olarak açıklayandır. Bunda hiç şüphe yoktur, alemlerin Rabbindendir. Yoksa: "Bunu kendisi yalan olarak uydurdu" mu diyorlar? De ki: "Bunun benzeri olan bir sûre getirin ve eğer gerçekten doğru sözlüyseniz Allah'tan başka çağırabildiklerinizi çağırın." Hayır, onlar ilmini kuşatamadıkları ve kendilerine henüz yorumu gelmemiş bir şeyi yalanladılar. Onlardan öncekiler de böyle yalanlamışlardı. Zulmedenlerin nasıl bir sonuca uğradıklarına bir bak." (Yunus Suresi, 37-39)

    Şeytan, kendisine uyan insanlara içlerindeki "nefislerinin sesi" yoluyla sürekli olarak sinsice bahane yöntemleri gösterir.

    İnsanın Yaratılışına Uygun Olan, İman Etmektir

    Bir insanın gerçek anlamda huzura ve rahatlığa kavuşması, yalnızca Allah'ı anması, O'nun razı olacağı umulan şekilde bir hayat sürmesiyle mümkün olur. Ancak tüm bunlara rağmen, Kuran ahlakını yaşamakta tereddüt eden kimseler vardır. Kuran'da, "Hayır; siz çarçabuk geçmekte olanı (dünyayı) seviyorsunuz. Ve ahireti terkedip-bırakıyorsunuz." (Kıyamet Suresi, 20-21) ayetiyle, bu kimselerin, daha yakın gördüklerinden dolayı dünya hayatına bağlandıkları bildirilmektedir.

    Oysa nimetlerden en iyi şekilde faydalanmak, en güzel ahlaklı insanlarla birlikte, en güzel ortamlarda yaşamak, kavrayışımızın ötesindeki güzelliklerle dolu ebedi cennet hayatında mümkündür. O halde vicdani olan seçim, Kuran ahlakını yaşamaya davet edildiğinde ve Allah'ın yeryüzünü kuşatan delilleri kendisine gösterildiğinde diretmemek, Kuran ahlakını yaşamak ve buna karşılık Allah'ın sunduğu güzelliklere kavuşmaktır. Nefislerine uymaktan vazgeçip, vicdanlarını devreye sokan kimseler, bunun sadece mantıken değil aynı zamanda vicdanen de en doğru tercih olduğunu göreceklerdir. Çünkü bizi yaratan, çevremizi sonsuz nimetlerle donatan ve bu gerçeğin şuuruna varıp Kendisi'ne şükrettiğimiz takdirde, sonsuz cenneti vereceğini vaat eden Rabbimiz'e yönelmek, kuşku yok ki vicdana ve insanın yaratılışına en uygun davranıştır. Bu gerçek bir ayette şöyle bildirilmiştir:

    " Ve 'kendi yaratılışına uygun' Rabbine boyun eğdiği zaman." (İnşikak Suresi, 5)

    İkna Olmamak İçin Bahaneler İleri Sürerler

    İman etmeyenler din ahlakını kavramak için göstermedikleri çabayı, vicdanlarını rahatlatmak amacıyla çeşitli bahaneler bulmak için gösterirler. Her konuda olduğu gibi bu konuda da onlara şeytan rehberlik eder ve din ahlakını yaşamak için daha genç olduklarını, çoğunluğun bu üstün ahlakı yaşamadığını, onların da vakit bulamadıklarını ileri sürmelerini telkin eder. Aslında bu insanlar, imanı nefislerine zor geldiği için kabul etmeyen, ancak samimiyetsizliklerini örtmek için vicdanlarını rahatlatma isteğiyle şeytanın tavrını örnek alan ve bahanelere sığınan kimselerdir.

    İkna Olmayan Nuh Kavmi

    Kendilerine şeytanı ve nefislerini rehber edinen insanların ikna edilememeleri, tarih boyunca tüm peygamberlerin karşılaştıkları ve bu uğurda ciddi şekilde mücadele verdikleri bir durumdur. Her peygamber din ahlakını yaşamayan kavmine hakkı ve doğru olanı getirmiş, ancak iman eden az bir topluluk dışında kalanlar kendilerine tebliğ edilen hak dini yaşama konusunda ikna olmamışlardır. Bu konuda Kuran'da yer alan örneklerden biri Hz. Nuh'un kavmine ilişkindir. Hz. Nuh gönderildiği sapkın kavmin gerçekleri görmesi ve iman etmesi için her türlü yolu denemiştir. Ancak kavmi, kendilerine yapılan bu samimi tebliğe rağmen ikna olmamakta direnmiştir. Bu gerçek Kuran'da şöyle bildirilmiştir:

    "Nuh: "Rabbim, gerçekten onlar bana isyan ettiler; mal ve çocukları kendisine ziyandan başka bir şeyi artırmayan kimselere uydular." (Nuh Suresi, 21)

  2. #2
    ^^K@£PS!Z^^ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    07-01-2007
    Mesajlar
    4,060
    Karizma Gücü
    0
    iş beyinde bitiyor arkadaşım.

    ne kadar kabul etmeseler de doğru olduğunu bilirler ama bir kere beyinleri şartlanmış.

    Böyle insanlara ne kadar delil gösterirsen göster iman etmezler,edenlere de saçma teorilerde bulunurlar.

  3. #3
    hunt me down adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    30-12-2006
    Mesajlar
    7,878
    Karizma Gücü
    7
    Ben inanmıyorum ve dünya hayatını seviyorum arkadaş.Vallahi vicdanım temiz bu arada.Ben vicdanımda Allah'ı bulamadım ve ona yer veremedim.Herkezden herkeze değişir arkadaş bunlar.Genelleme yapmak yanlıştır.

  4. #4
    zazza adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    17-03-2006
    Mesajlar
    426
    Karizma Gücü
    0
    alın size mükemmel bir örnek; biraz yukarıda... arkadaşa konuya örnek olduğundan dolayı teşekkür ediyoruz...
    VATAN SANA CANIM FEDA...



    Güneşe çıplak gözle bakılmaz; isli camla bakılır. Esbab isli cam gibidir. Güneşi görmek için esbab camını alaşağı etmek gerekmiyor; onu düzgün kullanmayı becermek gerekiyor.


    Onlara anladıkları kadar söyleyin. (Hadis-i şerif)

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •