T.C.
BAŞBAKANLIK
DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI
Sayı :
Konu:
29.12.2006
DİYANET İŞLERİ BAŞKANI PROF.DR. ALİ BARDAKOĞLU'NUN 29 ARALIK 2006 TARİHLİ ARAFAT KONUŞMASI:Allah’ın misafiri olma şerefine ermiş bulunan değerli kardeşlerim.
Bizi sonsuz kudretiyle yaratan, bizlere nihayetsiz lûtfuyla insan olma şerefi bahşeden, vahiy ve peygamberler göndererek hidayet eyleyen ve İslam’la şereflendiren Yüce Rabbimize sayısız hamd ve sena…
O’nun bütün peygamberlerine, hassaten Efendimiz Resul-i Ekrem Muhammed Mustafa’ya, O’nun âl ve ashabına sayısız sâlat ve selam…
Muhterem kardeşlerim,
Yüce Mevla’ya sonsuz hamd ve şükür olsun ki bizlere bu mübarek günde ve mekânda toplanmayı nasip etti.
Ne mutlu bizlere ki, Yüce Rabbimizin davetine uyarak, O’nun sevgili Rasulünün izinden yürüyerek bugünlere geldik. Böyle müstesna bir günde ve mekânda kulluğun acziyetini, Müslüman olmanın izzet ve şerefini, İslam kardeşliğinin kopmaz bağını gönüllerimizde hissederek toplandık.
Sevgili Kardeşlerim!
Belki bir ömür boyu hayal ettiğiniz ve özlemini çektiğiniz kutsal yolculuk nasip oldu ve geldiniz. İşte şimdi Arafat’tasınız. Hem de bir mübarek Cuma gününde…
Hac yolculuğuna çıkışınız, iç dünyanızın derinliklerinden gelen bir sesin sonucu idi. Davet geldi, özlem kendini hissettirdi, hacca gitmeye karar verdiniz. Karar verirken de bunun, hayatınızda önemli bir dönüm noktası teşkil edeceğinin bilincinde idiniz. Çünkü ömrünüzün geriye kalan kısmının hep İslam’ın huzur ikliminde sabit-kadem olmasını istiyordunuz. Huzurun bu iklimde olduğunu çok iyi biliyordunuz.
Allah Rasulünün on dört asır önce burada yankılanan: ‘Kulak verin, tebliğ ettim mi?’ sesine Sahabe-i kiramın yaptığı gibi: ‘Evet Ey Allah’ın elçisi, Sen tebliğ ettin, görevini yerine getirdin. Senin mesajın bize ulaştı. Bundan sonra bu mesajı taşımak bizim görevimiz’ diyebilmenin hasretini çektiniz. Allah’ın davetine icabet ettiniz. İcabetimiz makbul, haccınız mebrur olsun.
Kardeşlerim,
Şimdi burada yaklaşık yüzü aşkın farklı milletten, dil ve ırktan insanlarla bir arada bulunuyorsunuz.
Dilini anlamadığınız ve hiç tanımadığımız binlerce insanla gönlümüzle, duygu ve dualarınızla bütünleşiyorsunuz. Kim olursa olsun seviyorsunuz Müslüman kardeşinizi. Bu sevgi ile dönmek ve yaşamak, bu sevgiyi dalga dalga tüm dünyaya yaymaktır haccın anlamı.
Muhterem kardeşlerim,
Bugün, bütün Müslümanlar için önemli bir gündür.
Bugün arefe günü.. Bir duruş, bir diriliş günü. Bugün kimsenin kimseye faydasının olmadığı mahşer ve mizanı hatırlama, Rabbin huzurunda duruşu hatırlama günüdür. Burada mahşerin provasını yaşıyoruz.
Arafat, tanıma, tanışma ve yükseliş demektir. Bugün yaratanımızı ve yaratılışı daha derinden tanıma, kendimizi ve birbirimizi tanıma, hayatın nihai anlamını kavrama günündeyiz.
Değerli Kardeşlerim,
İhrama girerken yalnızca elbiselerinizi çıkarıp iki parça örtüye sarılmakla kalmadınız; bunun yanında dünyevi açıdan imtiyaz sayılan ne varsa hepsinden soyundunuz.
Bu tablo bize dünyaya hiçbir şeye sahip olmaksızın geldiğimiz gibi dünyadan yine öylece gideceğimizi haber vermektedir.
Onun içindir ki, bugün, bütün makam, mevki, zenginlik ve ayrıcalıklarımızı yani dünyevi farklılıklarımızı bırakarak her milletten, her mezhepten, her renkten kardeşlerimizle birlikteyiz. Kardeş olduğumuzu hatırlama günündeyiz.
Dilleri, ırkları, renkleri ve kültürleri farklı, fakat imanları ve gönülleri bir milyonlarca Müslümanın bir araya geldiği bu büyük günde, hac ihramıyla Arafat’ta bulunmak, müminler denizinde bir damla olabilmek ne büyük bir mutluluktur.
Bugün, ayrılıkları ve gayrılıkları kalbimizden silmiş olarak Arafat’tayız. Hepimizin Hz. Adem’in çocukları olarak Allahın huzurunda eşit olduğumuzu, topraktan yaratıldığımızı ve toprağa döneceğimizi bilerek, kıyameti ve mahşeri hatırlatan ihramlarımız içinde Rabbimize dönüşün arefesindeyiz.
Değerli Müminler,
İçinde bulunduğunuz şu mübarek yer ve zamanın manasını sözlere sığdırmak mümkün değildir. İçinde bulunduğunuz şu zaman dilimi, esasında, ömrünüzün geri kalan kısmı açısından yani bir başlangıç, bir diriliş ve kararlılık ve kararlılık hamlesi olmalıdır.
Arafat dua ve yakarış günüdür. Arafat, dualarımızın arşa yükseldiği ve kabul edildiği, böyle bir ilahi iltifata mazhar olduğumuz bir gündür. Yüce Allah’ın huzurunda, kıyamette mahcubiyete, boyun büküklülüğüne sebep olabilecek günahlarımızdan af dileyip temizlenmemiz gereken gündür. Arınma günüdür Arafat.
Bu bakımdan şimdi tam zamanıdır duanın,
Şimdi tam zamanıdır geriye dönüp iç muhasebesi yapmanın, günahlardan kurtulmanın ve yeni doğmuş gibi hayatımızda tertemiz bir sayfa açmanın,
Ve şimdi tam zamanıdır, hakikat bilgisine, istikrarlı ve samimi dindarlığa hicret etmenin, günahlara, masiyetlere, haksızlıklara, zulme veda etmenin.
Ve şimdi tam zamanıdır bir aydınlık yürüyüşü başlatmanın İslam’ın huzur iklimine doğru yola çıkmanın...
Değerli Müminler,
Arafat, insanlıkla ve tarihle bütünleşme fırsatıdır.
Burada, kendimiz, yakınlarımız ve milletimiz için, dünyanın dört bir bucağında haksızlığa, ayrımcılığa maruz kalmış kardeşlerimizin, boynu bükük, gözü yaşlı kardeşlerimizin kurtuluşu, barış, huzur ve mutluluğu için çaba ve dualarımızı birleştirelim.
Bugün, Peygamberlerin tevhit ve tebliğ mücadelesini, örnek hayatlarını ve teslimiyetlerini hatırlayalım. Üzerimize çokça titreyen, bize son derece merhametli olan Peygamberimizin şefaatini umalım, O’nun mahşer gününde sığınacağımız gölgesinin serinliğini şimdiden hissedelim.
Kurtuluşumuz adına O’na ümmet olmak için, mutluluğumuz adına O’nu sevmek için ne güzel bir fırsattır bu.
Muhterem kardeşlerim,
Arafat, Allah Resulünün, on dört asır evvel yüz yirmi bini aşkın sahabeye hitap ettiği ve Veda Hutbesinin verildiği yerdir. Bu hitabede, insanlar arasındaki olumsuz ayrımcılıkların tamamen ortadan kaldırılması, temel insani ve ahlaki değerlere sahip çıkılması, dünya ve Ahiret mutluluğu için gerekli prensipler hatırlatılmış ve bize hedef gösterilmiştir. Fakat bu hitabedeki en temel uyarı, Kur’ân-ı Kerim’in ve buna bağlı olarak Sünnetin bize emanet olarak bırakıldığının ve bu iki esasa takdirde yolumuzu şaşırmayacağımızın vurgulanmasıdır.
İşte bu kutlu yerde ve bu kutlu mekanda maziye doğru yapacağımız söz konusu yolculukta yanımıza alarak geri döneceğimiz en önemli hediye, Hz. Peygamberin bu emaneti olacaktır.
Bu asırda Hz. Peygamberi tanımaya ve O’nun güzel ahlakını, O’nun yolunu öğrenmeye her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. En güzel örnek olmasına rağmen, Hz. Peygamberi hakkıyla ve yakından tanıyamadık. O’nun Sünnetini ve örnek ahlakını yeterince rehber edinemedik. Bunun ezikliği ve her şeyden önemlisi O’na layık bir ümmet olamamanın verdiği mahcubiyet içerisinde buradan Onun örnek ahlâkını da alarak dönmeliyiz.
Allah ve Rasûlü’ne itaat edeceğimize, bundan böyle bütün hayatımızda Rasûl ile birlikte yol tutacağımıza (Furkân,27), O’nu kendimize örnek edineceğimize (Ahzab, 21) ve Ahiret yurduna takvayı yol azığı yaparak çıkacağımıza (Bakara 197) söz vererek dönmeliyiz buradan.
Değerli Müminler,
Bugün buradan, inşallah, bağışlanmış, günahları affedilmiş kimseler olarak seller gibi Meş’ar-i Haram’a, Müzdelife ve Mina’ya akacağız. Bu gece Müzdelife’de dağları taşları beyaz örtüye bürüyen kardeşlerinize baktıkça, hepimize “siz Adem’in oğullarısınız, Adem de topraktan yaratıldı” diyen Peygamberimizin o veciz uyarısını hutbesini hatırlayın.
Yarın şeytanı taşlayacağız. Bilin ki, attığınız taşlar sadece semboldür; taş atmanın amacı şeytanla ve her türlü kötülükle aranızı açmaktır; onlara karşı tavır almaktır. Taşı savururken, sizi şeytanın tuzaklarına düşüren, şeytanın aldatmacalarına sürükleyen cehaletinizi, kininizi, nefretinizi, bencilliğinizi, kibrinizi, husumeti, yalanı, gıybeti zihninizden ve amellerinizden savurup atıyorsunuz. Bir daha dönmemek adına bütün kötülüklerden uzaklaşıyorsunuz.
Değerli Kardeşlerim,
Makbul ve mebrur hac, buralara gelmiş olmakla, bu günde Arafatta toplanmakla, yani haccı şeklen yapmakla elde edilmiş olmaz. Makbul hac, haccın mana ve hikmetine uygun davranmakla ve bu çizgiyi korumakla elde edilir. Kimsenin kalbini kırmadan, hakkını almadan, hukukunu ihlal etmeden ve dünyevi ağırlıkların altında ezilip kalmadan buradan dönebiliyorsanız, mebrur hac odur. Bundan sonra hacı olmayı bir unvana değil, iç dünyanızı ve davranışlarınızı denetleyen bir bilince dönüştürebilirseniz, sizin hacc-ı ekberiniz odur.
Hacı olmak kadar hacı kalmak da önemlidir. Arafattan sonra hem hac arkadaşlığını koruyalım, hem de haccımız yanımızdan ayrılmayan bir arkadaş, devamlı hatırda tuttuğumuz ve gözettiğimiz bir duyarlılık olsun. Gönlümüz, kalbimiz, ölünceye kadar şirkin, küfrün, nifakın, günahın giremeyeceği bir harem bölgesi olsun.
Allah’ın misafiri olmanın verdiği şerefle, haccı ifa etmenin verdiği iç huzuru ile dönüyoruz. Bundan böyle sıhhat ve afiyet içinde, birlik ve beraberlik, huzur, sükun ve barış içinde imanla yaşamanızı Yüce Allah'tan niyaz ediyorum.
Sözlerden daha ziyade gönülden duanın ve samimiyetin ön plâna çıktığı şu dakikalarda, Cenab-ı Mevla’dan haccınızın mebrur, niyet, amel ve dualarınızın makbul olmasını diliyorum.
Şimdiden bayramınızı tebrik ediyorum.
Haccın bize yeni bir şuur kazandırıp hayatımızda yeni ve güzel bir sayfa açmasını, bu hac mevsiminin İslam aleminin birlik ve huzuruna vesile olmasını temenni ediyorum.
Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun, değerli kardeşlerim.
DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla