Yalnızlık vardır ve seçilir... Yalnızlığa alışmalıyız;
bürünebilmeliyiz o zırha! Bir de uzaklığa ve hayatımızdaki boşluklara.
İrileşen boşluklara...
"Yalnız olmanın yalnızlıkla bir ilgisi yok. Yalnız kalmanın
çaresi kolayca bulunur, ama yalnızlığınki değil. Bir boşluğu boş bir evi
doldurur gibi doldurmak kolaydır, ama bir zamanlar bu evde dolaşan, sizin
yaşama, sevme nedeniniz olan birinin yeri doldurulamaz. Ne yapılırsa
yapılsın sevenlerin yeri doldurulamaz." Diyor efsane yıldız Marlene
Dietrich.
Siz bu hırçın günlere gülün ! Gülün gül ile seviştiği günler az
artık; yine de gülün ! Siyah ırmaklara atılırken beyaz adamlar, gülün! Siz,
takaların öpmediği uzak okyanuslar gibi; olmayan geleceğin içinde umulan bir
gelecek, düşsüzlüğün kıyısında çıkıp geleceği umulan düşler gibi...
Yalnızlığımda seni büyüttükçe kalabalıklaşacağım. Sen, kendi
kalabalığında hep yalnız olacaksın ...
Mutsuzluğu ve yalnızlığı seçiyorum; çünkü herkes mutluluğu ve
kalabalığı seçiyor ...
"Her koyun kendi bacağından asılır!" ; ya her ömür ? Kendi
gençliğinden vurulur...
"Çok iyi bahçıvandım, kaç mevsim eskidi bahçesiz kaldım." diyen
ses bu, duyuyorum... O ses, birçok şey hep böyle şimdi. Örneğin : Çok iyi
şoför, arabası yok; kötü şoför var ! Gerisini siz çoğaltın. Yani, ne "at
binenin" ne de "kılıç kuşananın" filan değil artık...
Asıl sorunun iyi sese sahip olmakta, iyi bağırmakta (iyi
yazmakta, iyi konuşmakta, iyi iş yapmakta ) değil de, mikrofonu kapmakta
olduğunu anlayabilmemiz için ile de otuz beşini aşmak gerekir miydi ?...
Sevginin kıstırıldığı yerde coşku da bir erozyonda oluyor
artık. Coşkunun zedelendiği yerde yüreğine tutunup yazmıyor mudur yazar?
Nicesinin ürettiklerindeki dil ve söylem yetkinliğine rağmen, özdeki o
coşkusuzluk, o yapaylık belki de bundan ...
Ya da kim bilir, asıl coşkunun kıstırıldığı yerde yazmalı
yazar... Kıstırıldığı yerde!...
Her sabah yeniden severiz... Her sabah sevince bir sevgiyle
gideriz. Sonra durur vitrinlerden çiçekleri seyrederiz.
Puştluklar bizi seyreder, biz çiçekleri...
Sen yokken ben hep sana vardım; sen varken yine ben sana var,
sana yine yââr!... Âşık, kahramanı ve korkağıdır sevginin. Bir gün daha
üşürsem, senden... Rüzgârsa, senden; yeter, sen sende kal!... Git!... Sen,
senin olsun !...
" O kentin en tenha yeri kalbin mi şimdi?"...
Aşk, bir iksir... Aslında yaşamın ideolojik anlamı... Akan ve
durulan gürül gürül bir çavlan ...
Düş bize hep uzak kalan... Ama her yürekle sarmaş dolaş
yaşanan... Bir Kızılderili atasözü : "Geceler rüyâ görmek içindir; gündüzler
ise rüyâların gerçekleşemeyeceğini anlamak için!" der.
Gündüzler, yaşamın katı ve örseleyen gerçekliğiyle düellomuzdur
bizim; geceler "düş", gündüzler ise "yaşam"dır... "Düş ve Yaşam" ikilemi, bu
yüzden hep ayrışan beraberliklerdir.
Ve biz iflah olmayız; ne düşten cayarız, ne yaşamdan ...
"Bütün renkler hızla yarışıyordu / Birinciliği beyaza verdiler"
demişti Özdemir ASAF. Daha bütün renkler hızla yarışıyor ve inanın yenilen
hep beyaz oluyor şimdi ... Bu yüzden siyahla didişmek şimdi bir öncelik ...
Grilikler mi ? Tâlidir ...
"Mutlu aşk yoktur!" demişti ya L. Aragon; A. Camus ise âdetâ
yanıtlıyor : "Bir şey elde edildiğinde yitirilmiştir..."
Aşklardan bozgun, sevişmekten ter, yıllardan ve yaşamdan anı ve
yalnızlık kalıyor geride...
Yılmaz ODABAŞI


LinkBack URL
About LinkBacks

Alıntı Yaparak Cevapla
