• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
Sayfa: 1 | Toplam: 3 123 SonSon
25 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    19-01-2005
    Mesajlar
    5,532
    Karizma Gücü
    0

    Gözkırp Nilgün Marmara Şiirleri, Yazıları Ve Eseleri

    ...

    Bundan böyle baktığımda gömütsü ince boşluğa bile-
    mem martılar neye göre toplanırlar bilemem dizle-
    rim neden çözülür böylesine güçsüzleşir dolaşımı ka-
    nımın uyuşurum bunca değişken mavinin görümün-
    de uçarım ve karşı kıyı tehdit okunu kırdıkça suna-
    ğım orasıdır pek sık çiçeklerle ve cesetlerle giderim
    iyice daha sunmaya...

    Ödünç aldım kokunu kendi tenimde,
    sen kokuyor yüzeyi bedenimin
    her gözeneği.

    Açar açmaz arkı daldı bir bir kelebek içeri,
    Döndün sandım beyazı görünce,
    Birleştirerek tenimden yayılan
    koku ile
    uçanın sonsuzluk imgesini.

    Tutuyorum sevi çanını ellerimde,
    Vurgusu ben'e dönük, yankısı çocukluğa.
    Kendi ışıltısı deviniyor kendinde
    katlanarak doyumu
    töze doğru yayılıyor
    başkayla aramızdaki
    kimsesizliğe.

    Şimdi hayır derken
    sevişiyorum seviyle ben.

  2. #2
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    19-01-2005
    Mesajlar
    5,532
    Karizma Gücü
    0
    BANA DOĞRU GELEN KİM

    "BANA DOĞRU GELEN KİM?"YA DA
    ŞİMDİKİ ZAMANDA
    BİR MOBİL, BİRİNCİ TEKİL ŞAHIS


    Dökülmüş bedenim kimyasına pirincin, yokedilerek kalsiyumun büyüsü yazgım belirlenmiş.
    Her an, hoş geldin diyorum bana doğru gelene, dalgalanan duygularımla. Sarkıyorum
    tavandan (bir tavan varmışçasına) yeryüzünün (varolduğunu umarak) renklerini bilmeme
    karşın - lal rengi, çivit mavisi ve sarı - ve onların yalanlamalarını - tutku, dinginlik ve ölüm -
    kendimle işaretliyorum yanı, yöreyi - bir aşağı bir yukarı, bir yukarı bir aşağı, sağ sol, sağ sol.
    Yönlerin bulanıklığında bir sorumluluk bu! Uluma geri tepiliyor böylece, bana doğru gelene
    karşı! Bir iskeletler zinciri tutuyor beni havada, uzay konusunda bir unutkanlık yüklemeye ve
    devindiğim cılız önlemleri yıkmaya çalışarak. Soğukkanlı bir çaba! Ben, kusursuz bir porte
    olmayı yeğlerdim, oysa. İşte şuracıkta, özlüyorum sol anahtarımı ve notalarımı. Umursamam,
    nereye dağılırlarsa dağılsınlar, daha sonra...

    Şimdilik, hava akımının istencine boyun eğmişim, sinekler ırzına geçerken uzantılarımın,
    sürdürüyorum dansımı bu dikey tabut içre, günden geceye, geceden güne, ben tümünü ezip
    geçinceye ve "Bana doğru giden kim?" in yatay bilgisine ulaşıncaya dek!

  3. #3
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    19-01-2005
    Mesajlar
    5,532
    Karizma Gücü
    0
    BEKLEMEK

    taşıl kaygısı kaotik özlem
    neydi beklediğimiz ve gelecek olan
    salt acı
    sonsuz yeşil sonsuz gelişkin bir orman
    içinde göllerini nehirlerini çağlayanlarını
    gök kuşaklarını yitirdiğimiz kara sözcük
    yokluğun dayattığı doğurgan sözcük: acı
    bir deniz kızının uçma tutkusu
    belleğin unutuş çılgınlıklarında
    bilinmeyen organizmalar dönüştürürken
    bedenlerimizi duygularımızı ben'imizi
    çürüyorduk... kaçış yoktu... çıkış da...

    yeşil maytap patlatan sahte mesihin sözleri
    yalandı acımasızdı efendilerin belirlediği
    ölçtüğü biçtiği yaşattığı kendimiz
    umarsız öte benler=nesneler
    ağlayın
    ağlayın ve kanayın
    yok olduğunuz irin zamanında

  4. #4
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    19-01-2005
    Mesajlar
    5,532
    Karizma Gücü
    0
    CAM KELEP&#199YE EVET

    Ilık bir süzülüşle
    Geri dön hayat,
    Bırakma yeryüzü salına
    tünemiş pek kara kuşlar
    Örtsün bakışımı,
    Görmek acısı sürsün
    pencere tutsağının
    Düşsün hayatı suya...

  5. #5
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    19-01-2005
    Mesajlar
    5,532
    Karizma Gücü
    0
    CANIM SIKINTI SINIRI

    Aydınlıkta köhneliği belirginleşen ve kentte ve konutta hiçbir şey neyse ben oyum. Öylesine
    bağsız ve yeğniyim ki bu hafifliğin şiddetinin bedelini bir gün öderim diye düşünüyorum.
    Sanki varoluş beni cezalandırmak ister gibi; yoğunluğundan bana düşen payını benden geri
    alarak bu yoğunluğa, olur olmadık herkese ve her şeye fazlasıyla katlayarak sunuyor.
    Ülkem yok, cinsim yok, soyum yok, ırkım yok; ve bunlara mal ettirici biricik güç, inancım
    yok. Hiçlik tanrısının kayrasıyla kutsanmış ben yalnızca buna inanabilirim, ben. Yere göğe
    zamana denize kayalara ve kuşlara da dokunan aynı tanrı değil mi? Bu kutla tanrının
    yönetkenliğinde, olmayan ellerimle bir yok-tanrı'yı tutuyor ve ölçüyorum yokluğun ağırlığını.
    Kefe'lerinden birine onun oylumu pekâlâ sığıyor, diğerine duygular, duyumlar ve düşünceler
    yığılıyor, işte yetkin eşitlik...her gün her gece bu eşitliğin bilgisiyle geçiyor. Bir eskiciden
    satın alınmış bu teraziyi birgün başka bir eskiciye vereceğim, o gün, tozanlarım her bir yana
    dağılıp toprağın suyun ölümsüzlüğüne eklemlenecekler ve ben özgürleşeceğim.

  6. #6
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    19-01-2005
    Mesajlar
    5,532
    Karizma Gücü
    0
    &#199K GÜZEL

    Durma artık burada uysal âşık!
    Aydınlık milinin yatağında.
    Bilemiyoruz belki de meşe o ağacın adı,
    Anlayamıyoruz varolduğumuzu gölgesinde
    ağırbaşlılığının.
    Veda geliyor şimdi, öğretmek için
    sergilenmeyi, uçuşan geriye dönen
    vakitte.

    Kime, kime gönderiyor incelen yapraklarını
    yüzün, kavisin beyaz yanağıyla?

    Bu aklıkta, minarem mavi benim.
    Işığım denize kayıyor, bir sayıklama
    izleğiyle, bir zamanlar pay verdiğimiz
    insanlığa!

  7. #7
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    19-01-2005
    Mesajlar
    5,532
    Karizma Gücü
    0
    GÖKKUŞAĞINDAN DARAĞACI

    Şimdi'nin bedeni yok,
    Yontuyor geçmiş bilgisiyle
    gelecek belki olur diye taşı,
    taşını kokluyor
    yontu dağılıyor...


    Şimdi'si yitik
    bundan boyuyor
    boyuyor evine aldığı
    ağacın üzerine tüneyip
    duvarını, tavanını, geçmişi
    ve geleceği ve her yanını;
    dal kırılıyor...


    Şimdi'si yitik
    diziyor diziyor notalarını,
    göğe ışık üzerine boncuklarını,
    ucuza getiriyor varlığını
    sonsuzun sessizliğiyle
    sonlunun gürültüsü arasında,
    O bitirince kıyısında gezindiği
    yol çöküyor...

    Şimdi'si yitik
    bundan yazıyor
    yazıyor enine boyuna
    içini ve dışını ve yeri
    ve göğü ve suyu,
    bindiği kadırga
    o inince batıyor

  8. #8
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    19-01-2005
    Mesajlar
    5,532
    Karizma Gücü
    0
    DÜŞÜ NE BİLİYORUM

    Kimdi o kedi, zamanın
    eşyayı örseleyen korkusunda
    eğerek kuşları yemlerine,
    bana ve suçlarıma dolanan?

    Gök kaçınca üzerimizden ve
    yıldız dengi çözüldüğünde
    neydi yaklaşan
    yanan yatağından aslanlar geçirmiş
    ve gömütünün kapağı hep açık olana?

    Yedi tül ardında yazgı uşağı,
    görüldüğünde tek boyutlu düzlüktür o
    ve bağlanmıştır körler
    örümcek salyası kablolarla birbirine
    sevişirken,
    iskeletin sevincini aklın yangınına
    döndüren, fil kuyruğu gerdanlıklarla.

    Yine de, zaman kedisi
    pençesi ensemde, üzünç kemiğimden
    çekerken beni kendi göğüne,
    bir kahkaha bölüyor dokusunu

    düşler marketinin,

    uyanıyorum küstah sözcüklerle:
    Ey, iki adımlık yerküre
    senin bütün arka bahçelerini
    gördüm ben!

  9. #9
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    19-01-2005
    Mesajlar
    5,532
    Karizma Gücü
    0
    HEBA KUŞLARI

    Bombalandıktan sonra, heba kuşlarının bir bölüğü akıl ve beden yaralarını
    resmettirip, satamadılar. Büyük bir bölümü yaralarıyla dilenme sayesinde
    unutuş duvarını ördüler. Eksi sıcaklığında anımsamanın hiç ses çıkarmadan
    yıllardır bekliyor gizleyip yaralarını heba kuşları. Öçleri uzun tutar onların;
    bombacıyı, her zamanın bombacısını bulduklarında açılacak vücut ve akılları
    katil bir öpüşle. Bileklerini çevreleyen mavi tül uçup yittiğinde kurtulabilecek
    küçük kız darbe arayışından, belki de!

  10. #10
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    19-01-2005
    Mesajlar
    5,532
    Karizma Gücü
    0
    KAN ATLASI

    Emel'e
    "Ben babamın yuvarladığı
    çığın altında kaldım."



    Çolak mırıltılarla dövmelenen çocuk
    her gün her gece eğer adasında,
    Gözü ağzı elinden alınmış, yosunlar
    sarmış bedenini çığlıklarken bunu
    su içinde...

    Karada, hançer suratlı abinin rüzgarında
    uçar adımları.
    Geçmiş ilmeğinde saklıdır arzusu
    İçinden karanlık, tekrar ve ilenç
    sızdıran hayret taşında.
    Soruyor hatırasında, "sırtımda ve
    sırtında gezinen bu ürperti kim,
    bir damla süt yerine bu ağu kim?"
    ay gözüyle bakmayan kavruk akıllara
    -boy atmış da salgıları,
    cücelmiş sezgileri-
    bir yanılgı rehavetinde debelenenlere...


    Ey, yüzleri
    bir babakuş gölgesine
    çakılmış olanlar,
    Üzgün adım, ileri marş!

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •