Kırsal bölgelerde koyun sürülerinin uzaklardan yankılanan çıngırak sesleri gibi; bir "kaos" sözcüğü de, gitgide yaklaşarak yankılanıp durmada.
"Kaos" deyimi, kainatın galaksiler, güneş sistemleri, gezegenlerle bugünkü düzeninden önceki dönemi simgeler. Güncel dildeki kullanımı ise; tutarsız, ne sonuç vereceği belirsiz bir kargaşa anlamında...
* * *
Toplumsal bir kaosun oluşması; birtakım koşullanmalar ve birtakım üstü örtülü kurnazlıklar platformunun; Doğa’nın öz yapısına ters düşüp, uyum sağlamaktan uzaklaşmasıyla başlar.
* * *
Cinsellik, Doğa’nın, sürekli bir üretim motoru da olma özelliğinin bir parçası...
Eski Mısır ve İnka uygarlıkları da dahil; "yer" yüzünün gerek kaybolmuş, gerek mevcut mezarlarında yatanların, sağlıklarındaki cinsel yaşamları şeffaflaştırılabilse...
Acaba karşımıza firavunları, kralları, imparatorları, imparatoriçeleri, rahipleri, rahibeleri, sıradan erkekleri, sıradan kadınlarıyla nasıl bir tablo çıkardı?
* * *
Yahya Kemal’in "Vuslat" şiirinde:
Gökkubbesi her lahza bütün gözlere mavi;
Zenginler, o cennette fakirlerle müsavi
Dediği bambaşka bir alem çıkardı karşımıza...
Her şeye karşın, Doğa’nın bir üretim motoru da olma özelliğiyle uyumlu bir alem...
* * *
Dinsellikte cinsellik, ne kadar maskelenmiştir acaba?
Çeşitli inançların tapınak adamları, hiç mi mastürbasyon yapmamışlardır acaba?
Bunu kutsal kürsülerinden açıklayabilecek bir sakallıya asla rastlayamazsınız ve Doğa’nın şeffaflığına karşı da sinsi bir ihanet hemen başlar böylece...
* * *
Kurnazlıktan yoksun, şeffaf bir Doğa’da; toplumsal bir ortamda kurnazlıklara, yalanlara, gerçekleri perdeleyen pozlu görüntülere abanma ne kadar artıyorsa; Doğa’nın öz yapısına ihanet de o kadar artar ve bedeli, bir kargaşa, bir "kaos" olarak çıkmaya başlar ortalığa.
* * *
Gerek "tekerlek", gerek "yer çekimi", gerek "atmosfer basıncı", gerek "elektrik", gerek "elektronik" gibi Doğa verilerinin kullanımı ne ölçüde yaygınlaşıyorsa; yalan, dolan, kurnazlık, demagojilerin de yarattığı ihanet, o ölçüde keskinleşir.
* * *
"Bilim"; Doğa verilerini gözleyerek, Doğa’daki "etki-tepki" dinamiğinin "neden-sonuç" ilişkilerini saptayıp, yasalarını çıkarma ve o yasaların, insan iradesi altında da kullanılarak, insan yaşamını kolaylaştırmaya sürekli yeni kapılar açma uğraşıdır.
"Bilim"de de ne yalan, ne kurnazlık olduğundan; Doğa’ya zıt düşme yoktur.
* * *
Ya peki politika?
Politikada; yalan, kurnazlık, pozörlük, gerçeklerin kamuflajı yok mudur?
Dileyen, dilediği gibi versin yanıtını.
* * *
Şimdi gelelim biraz da Türkiye’nin durumuna...
Yönetenleri, yönetilenleri; üreticileri, tüketicileri; okulları, öğretmenleri; üniversiteleri, profesörleriyle; Türkiye, Doğa’nın öz yapısına ne oranda uyumlu, ne oranda zıt?
Ve neden medya ortamında "kaos" sözcüğü, gitgide daha da yükselerek yankılanıp durmada?
* * *
Bu tür soruların yanıtlarını bulma merakı, can damarını oluşturur eğitim kurumlarının.
Ne mistik, ne de Kemalist klişelerle; şeffaflaşma çağına köprü kurma olanağı yoktur.
Öncelikle, mistik klişeleri kullananların da geçim kaynaklarına bakmak gerekir; Kemalist klişeleri kullananların da...
* * *
Parayı kim nasıl kazanıyor, kim nasıl kazanamıyor?
Bu tür soruların da, en az Kıbrıs sorunu kadar gündemde tutulması gerekmez mi?
Gerekir ama; nedense pek kimse istemiyor cüzdanlarla ilgili bir şeffaflığı; tıpkı mezarlarda yatanların cinsel serüvenleri gibi...
Yazarı : Çetin Altan
Kaynak : www.milliyet.com.tr


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla

