Farsça "ışk"tan türeyen aşkın kelime anlamı sarmaşık bitkisidir. Aşk da sarmaşık gibidir. Vücuda girer girmez bütün vücudu sarar, bütün hücrelere kadar aşk siner ve âşıkı kendine benzetir. Bu bağlamda ârifler aşkı "iksir-i a'zam" olarak tavsif ederler. İksir öyle bir maidir ki, bakıra damlatıldığı zaman bakır altın olur. İnsanın kalbi, bakırdan da katıdır. Aşk iksirinin bir damlası gönle değerse o, bütün vücudu istila eder, kapsar. Artık aşık, dert çekmeye başlar. Şevki Bey'in bir şarkısı vardır: "Senin zulmünle şâdım. Niçin dursun figan-ı şule-zarım" Ben senin cevrinden, senin bana zulmünden hoşnudum, şikayet etmiyorum. Senin cevrin bana mutluluk, şifa getiriyor. Söze Niyâzî ile devam edecek olursak: "Hâr içre biter gülzâr, zâr içre doğar envâr" Sen, dikenlerin içinden gelen gülü gördün mü? Ağlamaklar içinden gelen buru gördün mü?
Ağlamak, aşkın şiarıdır ama aşıkların gözyaşı nisan yağmuru gibidir, sessizce yağar. Bazen aşığın kendi bile bu durumun farkında değildir.
Aşkla yaşanılan dönüşüm padişaha sarayını terk ettirir; "Bir tuğla, bir kerpiç değil mi, alın sizin olsun. Ben gönül sarayının sultanıyım!" dedirtir. Mecnun'a sahraları gezdirtir, "Leyla, Leyla" diye. Ferhat'a dağları deldirtir, "Şirin" diye. Tahir'e Zühre için taşı gonca yaptırır.
Aşk budur işte!
Tahir, Zühre'yi sever. Anasını dünür göndermek ister, "Ana, git Zühre'yi bana iste! Anası, "Oğlum, biraz dengimizi gözetelim. Onlar eşraf aile, biz garibanız. O kızı sana vermezler" dese de söz geçiremez oğluna. Kadın ne yapsın? Ana yüreği dayanamaz, gider ağanın kapısına. Kadın, hizmetkârlara ağayla görüşme talebini söyler. Hizmetkârlar "Kadın ne istiyorsun? Ekmekse ekmek verelim, suysa su" derler ve ağayla onu görüştürmek istemezler. Kadın ağanın kendisiyle görüşmesi için saatlerce bekler. Ağayı durumdan haberdar ederler ve ağa en sonunda akşama kadar aç, susuz kapıda bekleyen kadınla görüşmeyi kabul eder. Kadını ağanın huzuruna alırlar. Ağa, kadına derdini sorar. Kadın, "Yok beyim, benim bir derdim yok. Ben bir şey istemiyorum" der. "E niye dikildin akşama kadar kapıda o zaman?" diye sorar ağa. Kadın, "Benim bir oğlum var. Adı Tahir. Senin kızın Zühre'yi sevmiş. Ben de bunun üzerine sana dünür geldim" der. Ağa kalkar alay etmeye başlar, kadını aşağılar. "Oğlun Tahir'in ne hüneri var?" diye sorar. Oğlunun hiçbir hüneri olmadığını söyleyen kadını ağa, "Defol git! Hangi yüzle buraya gelip kızımı istiyorsun sen!" diye kovar. Anasını dört gözle bekleyen Tahir, onun bitkin halini görünce " Ne oldu sana böyle?" diye sorar. "Ah oğlum, hiç sorma. Kovdular beni. Aşağıladılar, alay ettiler benimle" diye cevap verir. "Peki, başka hiçbir şey demedi mi ağa?" "Dedi, oğlunun bir hüneri var mı, diye sordu ben de yok, dedim" der anası. "Ya! Tamam, teşekkür ederim ana" deyip çıkar evden Tahir. Yerden bir taş bulur, eline bir keski alır ve bütün gece çalışıp taşı, gonca haline getirir. Sabah olunca gider ağanın kapısına dayanır, "Hünerime bak!" der, "Benim hünerim bu: Zühre'nin aşkı bana, yerdeki taşı gonca yaptırdı."
Aşk budur işte!
Neye yarar bu dünya aşk ve aşıklar olmasa
Kimse sevmez bu dünyayı aşk olmasa
Her şeye doyulur, aşka asla
Her şeyden bıkılır, sevgiden asla.
Mehmet Dumlu


LinkBack URL
About LinkBacks

Alıntı Yaparak Cevapla
