Ben Halâ Astronot Olmak İstiyorum...

Güncel ve tarihsel gelişmeler adına orjinal bir yazı. Sizin için seçtik.

Bilim ve teknoloji alanındaki “gelişme”ler artık, kolay kolay izlenemeyecek kadar büyük bir ivme kazandı. Şimdilerde dekoratif birer eşya olarak kullanılan lambalı radyoların Türkiye’ye yeni yeni girmeye başladığı 1969 yılında, Ay’a ayak basarken “Benim için küçük; ama insanlık için büyük bir adım.” demişti, Neil Armstrong. Onun o sözlerinin üzerinden sadece 2 yıl geçtikten sonra; “Sierra” marka lambalı radyomuzda 12 Mart Muhtırası’nı dinlerken, ağabeyim, kütüphanemizdeki “sakıncalı” kitaplarımızı sobada yakmakla meşguldü...
Neil Armstrong’un, tarihe yazılan o sözlerinin üzerinden sadece 33 yıl geçti. Bu ülkenin bu 33 yılında, kaç kitap harladı sobaların ateşini, kaç felsefe sözlüğü, kaç bilimsel kitap kullanıldı çıra yerine bilinmez. Bilinen o ki; bu ülkenin sobalarında, 22 yıldır kitap yakılmıyor...

Şimdi oturdum tarihe bakıyorum. Sosyal tarihe... Sosyal tarihi gerçekten değiştiren ve 2 büyük dünya savaşına neden olan buhar enerjisinin kullanımıyla, Ay’a yolculuk arasında ne kadar zaman aralığı var dersiniz? Nereden baksanız 150 yıl. Geriye gidelim; insanoğlunun tarımı öğrenmesiyle buhar enerjisini keşfetmesi arasında ne kadarlık bir zaman aralığı olabilir sizce? Binlerce yıl...

İnsanlık ilkel toplumdan köleci topluma, köleci toplumdan feodal topluma, feodal toplumdan kapitalist topluma binlerce yılda geçebilmiş. Ama kapitalizm, kendi içinde içsel bir değişim olarak bilgi toplumuna geçmeyi sadece birkaç 10 yılda başarabildi. O halde şimdi, yazımın başındaki cümlemi tekrarlamamın zamanıdır “Bilim ve teknoloji alanındaki ‘gelişme’ler artık, kolay kolay izlenemeyecek kadar büyük bir ivme kazandı.”

İşte buna “bilgi toplumu” diyorlar sevgili okuyucu. Bütün düşünürlere göre, ilkel toplumu ilerleten en önemli çelişki “insan–doğa” ilişkisindeymiş ve bu çelişki köleci toplumu yaratmış. Köleci toplumu ilerleten en önemli çelişki “köle–efendi” ilişkisindeymiş ve bu çelişki feodal toplumu yaratmış. Feodal toplumu ilerleten en önemli çelişki “köylü–toprak sahibi” ilişkisindeymiş ve bu çelişki kapitalist toplumu yaratmış. Kapitalist toplumu ilerleten en önemli çelişki “emek–sermaye” ilişkisindeymiş ve bu çelişki bilgi toplumunu yaratmış...

Bütün bu özet diyalektik açıklamalara “peki” diyelim. “Peki” bilgi toplumunu ilerletecek olan çelişki “ne” ile “ne” arasında?..

İnsan uygarlığının sonuna gelmiş olduğumuz yolunda derin bir saplantım olduğundan, son iki yılımı bu soruya cevap aramakla geçirdim. Her nedense, bu soruya karşı verilmiş hemen hemen hiçbir cevap bulamadım. Ben bulamasam da, mutlaka birileri bir yerlerde söylemiştir: Bence, bilgi toplumunu ilerletecek olan en önemli çelişki “bilgi–inanç” ilişkisinde olacak...

Yani aslında “dön baba dönelim” yine başladığımız noktaya geldik. Her ne kadar feylesoflar “İlkel toplumu ilerleten en önemli çelişki ‘insan–doğa’ ilişkisindeydi” dese de, bunun Türkçe mealinin “ilkel toplumu ilerleten en önemli çelişki ‘bilgi–inanç’ ilişkisi”dir demek olduğunu bilmeyecek kadar da cahil değiliz. İlkel toplum döneminde, henüz “çakar çakmaz çakan çakmak”ın icat edilmediği mağara yaşamında, yani kuru ağaç dallarının birbirine sürtüle sürtüle elde edildiği ateş bile kimilerine göre “bilgi” kimilerine göre “inanç”tı... Ateş, kimi “Homo–Erectus”lar için, iki kuru şeyin birbirine sürtünerek çıkardığı ısının bir sonucuydu, kimi “Homo–Erectus”lar içinse olağanüstü güçlerin, iyi ve kötü ruhların bir armağanı ya da gazabı... İşin ilginç yanı “inananlar” da “bilenler” de bu ateşten eşit yararlanıyorlardı... Tıpkı bugün “bilgi”yi üretenlerle üretmeyenlerin aynı “bilgi”den eşit yararlanması gibi...

Gördüklerimden biri de şudur: ‘Bilgi toplumu’nun “efendi”leri bilgiyi üretenler, “köle”leri ise bilgiye muhtaç olanlar olacaktır ve Avrupa Birliği, Mavrupa Birliği hikâye; Türkiye, ne yazık ki, bu çerçevede “köle”dir. Yani cebinizdeki telefon takla atıyor da olabilir, bilgisayarınızın beş parmağında beş marifet de olabilir, televizyonunuz bin beş yüz dünya kanalını çekebilir, internette 50 ayrı dilde yazışıyor olabilirsiniz; eğer bütün bunları üreten siz değilseniz, tekrar ediyorum “eğer bütün bunları üreten siz değilseniz” onu üretenlere muhtaçsınız demektir. “Muhtaç” olmanın anlamını merak edenler sözlüklere baksınlar...

Benim de cebimdeki telefon, takla atmak dışında her şeyi yapıyor, bilgisayarımla internete bir bağlandım mı benden kralı yok. Bilişim Fuarı’nda ben de “küçük dağları ben yarattım” edasıyla dolaşıyorum. Ama benim annem, insanoğlunun Ay’a gittiğine hâlâ inanmaz. Çocukluğumda, “Elvan Gazozu” içerek, yazlık bir sinemada ailece izlediğimiz ve bende inanılmaz bir biçimde astronot olma sevdası yaratan Neil Armstrong’un, Ay yüzeyine ayak izini bıraktığı o meşhur belgesel görüntüler bile annemi ikna etmeye yetmemişti. Filmden çıktığımızda “Tamam oğlum, onlar bir yere indiler; ama nereden biliyorlar orasının Ay olduğunu, tabela mı var Ay’da?” diye ifade etmişti inançsızlığını...

O günlerden bugünlere tam 33 yıl geçti. Siz bakmayın benim sözcüklerle, yazmakla bu kadar seviştiğime; ben hâlâ astronot olmak istiyorum ve annem, insanoğlunun Ay’a ayak basabildiğine hâlâ inanmıyor...

Yazan: Ugur OZAKINCI