Sensizliğim terkedilmiş bir mapushane gibi. Herkese af gelmiş. Herkes gitmiş. Bir tek ben kalmışım bu terkedilmiş yerde. Gökyüzünü bana güzel yüzün kadar uzak, Mevsimlerden nedir bilmiyorum. Sadece gece ve gündüzü biliyorum. O da küçük penceremden sızan ışık kadar soluk. Ne ekmek ne su senin varlığınla karnımı doyuruyorum. Aylardan, yıllardan haberim yok. Uzaktan gelen kuşların sesini duyuyorum sadece. Günlerimi çiziktiriyorum duvara sanırım tahliyem güzel kokunu kokmak kadar yasak bana. Ziyaretçimlerim üç tane. Biri sabahları gelen küçük serçem. Senin güzelliğini ona anlatıyorum. Sevgimi anlatıyorum. Seni o kadar çok anlattım ki ona benden sıkıldı artık. Diğer ziyaretçim Güneş. Senin sıcaklığın gibi değil ama yine de bir teselli ısıtmaya çalışıyor beni. Diğer ziyaretçim de ay. Tenin gibi parlak, saf ve duru. Sanırım şubat ayındayız ve kar yağıyor. Küçük serçem ağzında pembe bir çiçekle geldi bu sabah. Sanırım sevgililer günü. Hıçkıra hıçkıra ağladım. O kadar çok çınlattım ki ortalığı serçem kaçıp gitti. Bağırdım arkasından, isyan ettim. "Git sen de git, terket beni sevme. Benim sevdiğim kadar dahi sevme beni. Zincirlendiğim yerde unut beni. Ben senin hep yedek sevgilindim. yedek dostun, yedek arkadaşın, yedek dert ortağındım. Sen derdini, acılarını, sevgililerinden ayrılışlarını bana anlattın. Bir gün bile usanmadım. O yaşanmaşlıklarına ait çöpleri hep içime akıttın. Sonra kendine geldiğinde arkadaşlarına eğlencene geri döndün. Sonra geri geldin. Bu kısır döngü hep devam etti. Beni sevmedin. Ne istediğini hiç bilmedin. Hadi git, gelme istemiyorum seni. Benim gururum artık yaralarını iyileştirdi ayağa kalktı....Dur, dur gitme seviyorum seni. Yalandı dediklerim inanma ben gururumu öldürüp gömeli çok oldu be sevgilim. Sensiz günlerimin geri dönüşü yok" Avaz avaz bağırdım. Gözyaşlarımla boğdum kendimi. Ve şimdi anladım bu mapushane de sen beni değil, ben kendimi zincirlemişim...