Bilmem farkinda misiniz, kendi hayatiniz hakkinda karar verebilmenizin sans sayildigi bir ülkede yasiyorsunuz. Bu ülkede bazi kadinlarin hayatlari ve ölümleri hakkinda baskalari karar veriyor cünkü..
Arada bir üçüncü sayfada rastladiginiz, kadinlarin hep kanlar içinde yerlerde yattiklari, erkeklerin ise küçük resimlerde “katil” sifatiyla yer aldiklari o cinayetleri okudukça aslinda sizin, aslinda bizim, yani aslinda hepimizin vuruldugunu düsünüyor musunuz?
O resimlere bakarken seçme sansinizin, yasam tarzinizin, hayatlarinizi size ait kilan iradenizin kursunlandigi geçiyor mu sizin de aklinizdan?
Siz de o kadinlar gibi bir caresizlikle kivraniyor musunuz o zaman?
Sevdikleri tarafindan yargilanip cezalandirilan, cezasi ölüm olan, dogrultulan silahi en yakinlarindan birinin kavradigi, aglayamayacak, küçük bir ölüm çigligi bile atamayacak kadar çaresiz kalan o kadinlar gibi…
Kadindir o; bir seçim yapmistir ya da birilerinin hayvanca fantezisine varligiyla bulastirilmistir, artik kirlidir, artik “öyle”dir… Kadin artik ölmelidir…
Kadin, yerde yatarken, vurulan, kendi kanina bulanan yalnizca o degildir; dahil oldugu toplumun buna çanak tutan ya da daha büyük ihtimalle bunu görmezden gelen fertleri de vurulur o anda.
Ama ondan baska ölen olmaz!
Buna “töre” deniyor iste; birini sevmenin, hayatini onunla geçirme kararini vermenin ölümcül bedeli o… Aska acimayan törenin durgun kadinlari susarlar, boyun egerler, tanidik bir elin dogrulttugu isinmaya hazir bir namlunun diger ucunda öyle yenik, çaresiz, yorgun bir kadin olarak birakirlar kendilerini…
Buna “töre” deniyor iste; uçkurunu hoyratça çözen bir yabancinin sefilliginden sorumlu tutulan kadinin bunun için öldürüldügü… Ya da sansi varsa (!), tecavüzcü gerine gerine hakim karsisina çikip onunla evlenmek sartiyla saliverildiginde ailesinin zoruyla onun koynuna sokuldugu, onun “kadini oldugu” binlerce yillik toplumsal düzen…
Buna “töre” deniyor iste; tecavüzcünün ailesinden bir kizin, daha ancak çocuk sayilabilecek, kadinligin yanindan bile geçmemis bir küçük kizin, tecavüze ugrayanin ailesine gelin edilerek kendisiyle hiçbir ilgisi olmayan bir suçun, bir sosyal evrim eksikliginin, bir “insan olamamisligin” o iç kaldirici agirligini ve yasini, dogustan gelen bir ezberle kader bilip gizlice aglayarak yükleniverdigi, kaçamadigi, kaçarsa öldürüldügü mantikdisi kurallar silsilesi…
Kafaca gelismemis, düsünceleri hadim edilmis kara bir insan yigininin anayasasi…
Yirmi birinci yüzyilin Türkiye’sinde, asirlar önce yazilmis töre, hala var oldugunu, hala yasadigini kanitliyor bize, ölen kadinlarin kanlar içindeki bedenleriyle…
Hep konustugumuz medeniyet hedeflerinden sapmisligi bir yana birakalim, insanligindan, Allahin verdigi vicdandan, merhametten sapmis bir güruhun isledigi cinayetlerin, üçüncü sayfalardan birinci sayfalarin mansetlerine terfi ettigi su günlerde, hepimizin garip bir benzerlikle sahip oldugumuz o büyük “unutabilme” yetenegi ya da lanetinin galip geleceginden korkuyorum.
Unutacagiz; unutarak suçortagi olacagiz “töre çocuklarina”; biz unutacagiz, onlar öldürmeye devam edebilecek…
Unutmak, kan kokan düsüncelerden arindirirken bizi, o kizil renk, baska yerlerdeki baska kadinlarin üzerinde kanamaya devam edecek…
O kadinlar suçun sahibi olmadiklari halde törenin hükmü için ölürken, biz de kendi irademizle unutmayi “seçtigimiz” için vurulacagiz üçüncü sayfalarda…


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla





