• Reklam
9 sonuçtan 1 --- 9 arası gösteriliyor
  1. #1
    Mustafa adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-08-2005
    Mesajlar
    9,477
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    8

    Onay TÜRK Denizaltıcılık Tarihi

    Türk Denizaltılıcık Tarihi







    TCG CERBE


    Türk denizaltıcılık tarihi Eylül 1886’da Abdülhamid ve Abdülmecid denizaltılarının donanmaya katılmasıyla başlamıştır.Ancak 3 Aralık 1719’da “Turtle” denizaltısından 57 yıl önce Haliç’te bir denizaltı gemisi denenmiş ve başarılı olmuştur.Lale devri içinde ,padişah III. Ahmet’in oğullarının sünnet düğnünde ilginç eğlence ve gösteriler düzenlemişti.Sünnetin 14. gününde Aynalıkavak kasrı önlerinde Timsah şeklinde bir deniz aracı getirilmişti.Tersane mimarbaşı İbrahim efendinin yapıtı olan ve “Timsah” adı verilen araç ,denizde yüzüyor,ağzını açıp kapıyordu.Daha sonra dalış yapan ve1 saate yakın su altında kalan denizaltı satha çıktığında, ağzından birkaç köçek fırlayıp raksetmişlerdir
    .




    Subay Brövesi (1926-1977)

    Cumhuriyet döneminde ilk denizaltı alma teşebbüsü 1924 yılında 3 kişilik bir heyetin Fransa,Hollanda ve İsveç’e yaptığı tetkik gezisi neticesinde,Hollanda’dan denizaltı alınması raporu ile başlamıştır.Bu heyetin,1926-1977 raporları ve o günkü siyasi ve iktisadi koşulları dolayısıyle 1925 yılında Hollanda’ya 674 tonluk iki denizaltı gemisi siparış edilmiştir.


    Subay - Astsubay Brövesi (1977-20xx)



    1928 yılında inşaatları tamamlanarak ülkemize gelen bu denizaltılara I. İnönü ve II. İnönü isimleri verilmiştir. Devrin genelkurmay başkanı Mareşal Fevzi Çakmak’ında ilk dalışlarında bulunduğu gemiler 1948 yılında hizmetten çıkarılmışlar,fakat isimleri Amerikan filo tipi 2 gemiye verilerek yaşatılmıştır.





    1929 yılında İtalya ile yapılan andlaşmayla, 970 tonluk Sakarya hücum denizaltısı ile, 1240 tonluk Dumlupınar mayın dökücü denizaltı sipariş edilmiş ve her iki gemide 1931’de hizmete girmişlerdir. 1935 yılında Versay antlaşması hükümlerinden kurtularak denizaltı inşaasına hız veren Almanya’nın bir kısım denizaltıcısı bu denizaltılarımızda eğitim ve staj yapmışlardır. Bu ilk dört denizaltıdan sonra, 1936 yılında İspanya İç harbi nedeniyle denizaltıyı satışa çıkarınca, tarafımızdan satın alınan bu gemi TCG Gür adıyla donanmamıza katılmıştır.Aynı yıl krupps firmasına 4 denizaltı gemisi daha sipariş edilmiştir. Bunlardan 1375 tonluk Batıray mayın dökücü denizaltısıyla 1210 tonluk Saldıray hücum denizaltısı Almanya’da; aynı tonajdaki TCG Atılay ve TCG Yıldıray hücum denizaltıları ise Taşkızak tersanesinde inşa edilmişlerdir. Ancak, TCG Batıray’a Almanlar tarafından elkonmuş ve verilmemiş.TCG Yıldıray ise ana makinelerinin yurda geç gelmesi dolayısıyla ancak harpten sonra hizmete girebilmiştir.






    TCG Atılay ve TCG Saldıray 1939’da hizmete girmişler, bunlardan TCG Atılay ;14.7.1942 yılında Çanakkale Boğaz çıkışında mayına çarparak batmış,yakın tarihte de tam mevki bulunarak görüntülenmiştir. TCG Yıldıray ve TCG Saldıray ise 1952’e kadar hizmette kalmıştır.Ay sınıfı denizaltıların inşasına paralel olarak 1939’da ingiltere’ye de 4 denizaltı sipariş edilmiştir. Reis sınıfı adı verilen bu denizaltıların personelinin büyük çoğunluğu 1941 yılında Refah adlı ticaret gemisi ile İngiltere’ye giderken, geminin meçhul bir denizaltı tarafından torpidolanarak batmasıyla şehit olmuşlardır. Gemilerden de, TCGOruçreis ve TCG Muratreis 1942’de İskenderun’da bize teslim edilmiş TCG Bburakreis ve TCG Uluçalireis’e ise İngilizler tarafından el konularak II. Dünya harbinde kullanılmışlardır. Bunlardan TCG Uluçalireis,U-123 numaralı Alman denizaltısı tarafından batırılmış,TCG Burakreis ise 1945 yılında teslim edilmiştir






    II.Dünya harbinden sonra Marshall yardımı çerçevesinde 1948 yılında TCG I.İnönü,TCG II.İnönü,TCG Gür ve TCG Sakarya isimli 4 “Filo” tipi denizaltı gemisi alınmıştır.1950 yılında TCG Çanakkale ve TCG Dumlupınar alınmıştır.TCG DUMLUPINAR denizaltısı 4 Nisan 1953 günü katıldığı NATO Blue-Sea tatbikatından dönerken Çanakale Boğazı'nda Nara burnu açıklarında İsveç bandıralı Naboland adlı şilep ile çarpışarak batmıştır.

    Bu kazada 81 denizcimiz şehit olmuştur.1954’de TCG Cerbe ve TCG Preveze ,1958’de TCG Turgutreis ve 1960’da TCG Hızırreis ve TCG Pirireis’in alınması takip etmiştir.1970’li yıllarda sırasıyla ABD’den Guppy sınıfı gemilerden TCG Burakreis,TCG Muratreis, TCG Uluçalireis,TCG I.İnönü,TCG Dumlupınar,TCG Oruçreis,TCG Preveze,TCG Creis,TCG Preveze,TCG Cerbe,TCG II.İnönü ve TCG Çanakkale alınmıştır.




    *1948 de alınan 4 Denizaltı ve 1950 de alınan 2 Denizaltı (TCG Çanakkale –TCG Dumlupınar )
    D-1 D-2 D-3 D-4 D-5 D-6 Olarak Numaralandırıldığı halde, 1952 de bordalarındana bu numaralar silinip kendi isimleri bordalarına yazılmıştır veya asılmıştır.
    *1954 senesinde Şnorkel tadilatından çıkan TCG Sakarya borda ismi ile girdiği overholden D4
    Borda numarası ile çıkmıştır. Borda numaraları 1954 başında tekrar bordalara yazılmış olup
    TCG Sakarya ile TCG Gür ün numaraları birbiri ile değiştirilmiştir.
    *1954 senesinde alınan diğer 2 gemi ile, TCG Preveze D-7 TCG Cerbe D-8 olmuştur.
    *1955 den itibaren numaralar S17 S18 S19 S20 S21 S22 S23 S24 olarak değişmiştir.
    *1959 dan itibaren S330 S331 S332 S333 S334 S340 S341 S342 Borda numarasına dönüşülmüştür.
    *1960 da TCG Pirireis S343 ve TCG Hızırreis S344 Borda numarası ile Donanmaya katılmışlardır.

    DENİZALTI EKLERİ KAYNAĞI Sait Küçük
    Emekli Ast Sb.Dz. Altı Tarihi Araştırmacısı.




    www.turkyasam.com Çalışmasıdır ...

    Şehir ESKİŞEHİR'dir !



    YİNE BİR KEMAL, YENİ BİR KEMAL !


  2. #2
    BozBaykuş adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    08-11-2005
    Mesajlar
    9,717
    Karizma Gücü
    8
    Şanlı Türk donanmasında önemli yer tutuyorlar.:A
    babamda çalışmıştı TCG tayfasında
    artık ewi savunuyor
    Taraftarsız dediler bizi görmediler
    Ne mecnun ne de ferhat böyle sevmediler.
    Senin aşkın uğruna çekilen bu cefa
    haydi bastır İSTANBUL BOZBAYKUŞLAR BURDA

  3. #3
    csyasoo adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    09-07-2005
    Mesajlar
    16,466
    Karizma Gücü
    10
    ben kocaeli/golcukte oturuyorum ve bu denızaltıları ıyı bılırım 1 kez ıcıne gırmıslıgım var ee donanma kentıyız nede olsa walla o denızaltılarını babamlar yapıo

  4. #4
    AlpeR adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    10-07-2004
    Mesajlar
    8,269
    Karizma Gücü
    9
    dorleon, çok güzel konu olmuş eline sağlık.

    Ailesinde Deniz Kuvvetleri mensupları olan arkadaşlar, e.m.l. eğitimi nedeniyle sadece astsubay okullarına başvurabilen ve deniz astsb. okulunu iki kez denemesine rağmen giremeyen biri olarak sizleri kıskandığımı bilmelisiniz.

    Ay sınıfı denizaltıların isimlerine duyduğum ilk günden beri bayılmışımdır. Atılay, Saldıray, Batıray, Yıldıray... Müthiş !

    Dumlupınar'ın talihsiz hikayesine buradan ulaşabilirsiniz...

    Beni övme sözlerini bırakınız. Gelecek için neler yapacağız, onları söyleyiniz !
    MUSTAFA KEMAL



  5. #5
    Mustafa adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-08-2005
    Mesajlar
    9,477
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    8
    Atılay, Batıray, Saldıray, Yıldıray ... Ay Sınıfı Denizaltılar Sayesinde Isındım denizaltılara ...

    Bunlar Cumhuriyet Tarihi'nin İlk denizaltıları olma özelliğine sahiplerdir... İsimleri Bizzat MUSTAFA KEMAL ATATÜRK Tarafından Verilmiştir

    Şehir ESKİŞEHİR'dir !



    YİNE BİR KEMAL, YENİ BİR KEMAL !


  6. #6
    csyasoo adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    09-07-2005
    Mesajlar
    16,466
    Karizma Gücü
    10

    yavuz

    bide şanlı yavuz un pervanesını golcukte donanma komutanlıgına ınen bı yol var oraya koydular cok guzel oldu hımm foto sunu cekıyımde getırcem
    Bu mesaj en son " 07.02.07 " tarihinde saat 12:10 itibariyle csyasoo tarafından düzenlenmiştir... Neden: yanlıs yazmısım :D

  7. #7
    Teñrikut adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    11-06-2006
    Mesajlar
    775
    Karizma Gücü
    0
    güzel olmuş tebrik ederim. Yanlız 3. Ahmetin zevk için yaptırmış olduğu şey gerçekten ibretlik olmalı bizim için. Zira ülke yıklırken böyle bir zevke gerek var mıydı? ve bu bize şimdisi için ders midir? Takdir sizin...

  8. #8
    endonezya adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    22-11-2005
    Mesajlar
    4,485
    Karizma Gücü
    7
    Harİka Bİr ÇaliŞma OlmuŞ. Tebrİkler :A

  9. #9
    RoadTripper adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    16-09-2004
    Mesajlar
    14,166
    Karizma Gücü
    10
    Çalışman harika olmuş dorleon... Bu güzel ve ayrıntılı bilgi için teşekkür ederim.

    Dumlupınar denizaltısıyla ilgili bir kaynakda ben vermek isterim...

    Alıntıdır:

    DUMLUPINAR DENİZALTISI

    Yıl 1953, günlerden 4 Nisan... Sabahın ilk ışıklarında Eceabat ve Nara kıyıları şiddetli bir çarpışmanın gürültüsüyle sarsıldı. Bu sarsıntı, güneşle birlikte tüm Türkiye'yi saracaktı. Naraburnu açıklarında NABOLAND adlı İsveç şilebi ile çarpışarak Çanakkale Boğazı'nın sularına gömülen Dumlupınar denizaltısında şehit olan 81 Türk Denizcisi tarihin sayfalarına ve Türk Milleti'nin kalbine şu sözlerle kazınacaktı: "Vatan sağolsun!"

    Akdeniz'de yapılan NATO tatbikatına katılan 1. İnönü ve DUMLUPINAR denizaltı gemileri, manevraların ardından Gölcük'e dönmek üzere yola çıktılar. 3 Nisan'ı 4 Nisan'a bağlayan gece Çanakkale Boğazı'na giriş yapan iki denizaltı gemisi, olacaklardan habersiz eve dönüyordu. Sakin geçen yolculuk saat 02.10 sularında Dumlupınar için son buldu.
    Dumlupınar, Naraburnu açıklarına yaklaşırken geminin güvertesinde Süvari Kıdemli Yüzbaşı Sabri Çelebioğlu, Üsteğmen Kemal Ünver, Üsteğmen Hüseyin Yumuk, Astsubay Hüseyin Akış ve Astsubay Hüseyin İnkaya bulunuyordu.

    Ancak Çanakkale Boğazı'nın sularında sessiz sedasız ilerleyen tek gemi Dumlupınar değildi. İstanbul yönünden gelen İsveç Bandıralı "Naboland" şilebi de aynı dakikalarda Naraburnu açıklarına gelmişti. Kaptanlığını Oscar Lorentzon'un yaptığı Naboland ile Dumlupınar, birkaç dakika sonra korkunç bir gürültüyle çarpışacak ve bu çarpışma Eceabat sahilinde dahi duyulacaktı.

    Astsubay Hüseyin İnkaya, nöbetçi olmamasına karşın vardiya dışı görevine devam ediyordu. Nara önlerine gelinirken rotada dikkatini çeken değişiklik üzerine köprü üstüne çıktı. Tam bu sırada güvertede bulunan sekiz kişi, ne olduğunu anlayamadan suya yuvarlandı.

    Naboland, Dumlupınar'a tam baş tarafından bindirmişti. Çarpışmanın gürültüsü Eceabat Limanı'nda demirlemiş olan gemilerce de duyuldu. Darbenin şiddetine dayanamayan Dumlupınar, birkaç saniye içinde Çanakkale Boğazı'nın karanlık ve soğuk sularına gömüldü.

    Denizaltının tüm elektriği kesilmişti. Gemilerinin baş taraftan itibaren su aldığını gören denizciler hızla kıç torpido dairesine doğru harekete geçti. Kıç torpidoya varana kadar da arkadaşlarının birçoğunu kaybettiler. Dumlupınar batarken sadece 22 denizci de kıç torpido dairesine ulaşmayı başarmıştı. Dumlupınar ilk şehitlerini böylelikle vermiş oldu.

    Aynı gece Eceabat Limanı'nda demirli bulunan Gümrük motorundaki personel, acil olarak kaza mahaline çağırıldı. Gümrük motoru, Naboland'dan atılan tahlisiye sandallarına çıkmış ve can yeleklerine sarılmış Dumlupınar mürettebatını görerek motora aldı ve Çanakkale'de hastaneye ulaştırdı.

    Gün ağarmıştı. Balıkçı tekneleri, Dumlupınar'ın batarken su yüzüne fırlattığı haberleşme şamandırasını gördü. Gümrük motorunun ikinci çarkçısı Selim Yoludüz şamandıraya uzandı ve üzerindeki yazıyı okudu:

    "Deniz Kuvvetlerine bağlı Dumlupınar Denizaltısı burada battı. Kapağı açın ve denizaltıyla irtibat kurun."

    Yoludüz kapağı açtı, şamandıranın içindeki ahizeyi kaldırdı ve ümitle "Alo" dedi.
    Telefondaki ses, "Buyrun, ben Astsubay Selami" dedi.

    Beklediği karşılığı alan Selim Yoludüz, Astsubay Selami'ye ne durumda olduklarını sordu. Astsubay Selami, geminin 15 derece sancak yönünde yatık ve elektriğin kesik olduğunu, 22 kişi olarak kıç torpido dairesine girebildiklerini söyledi.

    Selim Yoludüz, "Endişelenmeyin. Kurtaran yolda. Sizi oradan çıkaracağız" dedi. Astsubay Selami'nin cevabı, Selim Yoludüz'ün kulağına ve kalbine işledi:

    "Ailelerimize selam söylüyoruz. Bizi kurtaracağınızdan eminiz. Vatan sağolsun..."

    Bu, Astsubay Selami'nin boğazın yüzeyindekilerle yaptığı ilk konuşma oldu. Saat 11:00 sularında olay mahaline gelen Kurtaran gemisinin tüm çabaları sonuçsuz kaldı. Bir süre sonra bir konuşma daha yapmak için şamandıranın başına gidildi ve ahize kaldırıldı. Ahizenin diğer ucundan sadece dualar, ezan sesleri ve iniltiler geliyordu. Saat 15:00 sularında ise muhabere şamandırasını tutan telefon kablosu koptu. Bir daha Dumlupınar mürettebatından haber alınamadı.

    Son sözleri: ''VATAN SAĞOLSUN'' oldu.....

    KURTULANLAR ANLATIYOR..
    Dumlupınar denizaltımızın Naboland şilebiyle çarpışmasının ardından 81 denizci Çanakkale Boğazı'nın sularına gömüldü. Fakat kader 5 arkadaşlarını, belki de bu talihsiz kazaya tanıklık etmeleri için suyun yüzünde tuttu ve kaza esnasında güvertede bulunan 8 denizciden 5'i hayatta kalmayı başardı. Denizden çıkarılmalarının hemen ardından hastaneye kaldırılan denizciler, nasıl kurtulduklarını şöyle anlatmışlardı:

    Dumlupınar Komutanı Yüzbaşı Sabri Çelebioğlu:
    Kaza mahallinde seyrediyorduk. Hava çok sisli ve kapalı idi. Aniden şiddetli bir
    çarpışma oldu. Ben güvertede idim. Sadme ile birlikte kendimi denizde buldum. Önce bir şaşkınlık anı geçirdim ve sonra suyun içinde soyunmaya başladım. Denizde iki saate yakın çırpındım, bu esnada tahlisiye vasıtaları ile kurtuldum.
    Üsteğmen Hasan Yumuk:
    Sadme ile birlikte kendimi denizde buldum. Önce hafif bir baygınlık geçirdim ve sulara gömüldüm. Tekrar suyun yüzüne çıktığımda bizim geminin ters döndüğünü gördüm. Çok kesif bir sis vardı. Yüzmeye başladım. Gemi de süratle batıyordu. Ben de anafora kapılmıştım. Bir müddet geminin peşinden denizin dibine doğru sürüklendim. Bu çekişten kendimi bir türlü kurtaramıyordum. Nasıl oldu bilmiyorum; son bir gayretle suyun yüzeyine çıkabildim. Sularla iki saat kadar pençeleştim. Neticede İsveç gemisinin tahlisiyeleri ile kurtuldum.

    Üsteğmen Kemal Ünver:
    prü üstüne çıkmıştım. Bu esnada şiddetli bir sadme ile denize düştüm. Gittikçe sulara gömülüyordum. Cankurtaran yelek ve simidi olmadığı için iki saat kadar daima yüzmek mecburiyetinde kaldım. İsveç gemisi tahlisiyesi imdadıma yetişmeseydi kurtulmama imkan yoktu.

    Seyir Astsubayı Hüseyin İnkaya:
    Biraz hava almak için güverteye çıkmıştım. O sırada çok şiddetli bir sadme oldu ve kendimi denizin içinde buldum. İki saate yakın yüzdükten sonra, elime geçen bir cankurtaran simidine sarılarak kurtuldum.

    Astsubay Başçavuş Hüseyin Akış:

    Nöbeti devralmak üzere yukarı çıkmıştım. İnfilakı andıran bir grültü ve sadme arasında denize yuvarlandım. Bir hayli çabaladıktan sonra neredeyse kesilecektim. Tahlisiye yetişti ve kurtarıldım.

    DUMLUPINAR İSMİ:



    Türk Deniz Kuvvetleri'ne katılan ilk 'Dumlupınar' denizaltısı İtalyan yapımıydı. 1931'de envantere giren denizaltı, Haydarpaşa'da bir gaz tankerinin çarpması sonucu yandı. Kazada can kaybı olmadı. Denizaltı, 1949' da hizmet dışı kaldı.


    1950'de bu kez ABD yapımı bir başka denizaltı daha alındı.
    Buna da 'Dumlupınar' adı verildi. İkinci 'Dumlupınar', Türk denizcilik tarihinin en büyük facialarından birini yaşadı ve 1953 yılında Çanakkale Boğazı'nda İsveç bandıralı bir geminin çarpması sonucu battı. Kurtarma çalışmaları sonuç vermedi, 81 denizcimiz şehit oldu. Bu olaydan 19 yıl sonra 1972'de ABD yapımı bir başka denizaltı daha alındı ve diğerleri anısına ona da 'Dumlupınar' adı verildi. Ancak bu denizaltı da 1976'da yine Çanakkale Boğazı'nda bir Rus tankeriyle çarpıştı. Karaya oturtulan denizaltı, kazayı can kaybı olmadan atlattı. Bu üç talihsiz kazadan sonra 'Dumlupınar' ismi uğursuz sayıldı ve hiçbir deniz taşıtına verilmedi.

    ABD'de bir gökbilimci tarafından keşfedilen asteroide, 50 yıl önce batan ve 81 askerimize mezar olan Dumlupınar denizaltısının adı verildi. Bunu sağlayan ise Muazzez Lohmiller isimli bir Türk kadını Amerikalı bir gökbilimcinin keşfettiği asteroide (gök cismi) 50 yıl önce 81 askerimize mezar olan Dumlupınar denizaltısının adının verilmesini sağlayan Muazzez Lohmiller, 'Dumlupınar battığında, ben İstanbul'da yaşıyordum ve 7 yaşındaydım. 81 askerin şehit olmasıyla ilgili acıklı hikayeler, o günlerde radyodan yayınlanıyordu. Bunlardan çok etkilenmiştim' dedi.

    Çocukluğu İstanbul Paşabahçe'de geçen ve Dumlupınar şehitlerinin acıklı hikayeleriyle büyüyen Muazzez Lohmiller, şimdi Uluslararası Astronomi Birliği'nde (IAU) gökbilimcilerin yaptığı incelemelerin sonuçlarını dünyaya duyuran abone servisinde çalışıyor.

    Normal şartlarda keşfedilen gezegenlere gökbilimcilerin isim verdiğini ifade eden Muazzez Lohmiller, Dumlupınar Gezegeni'nin hikayesini şöyle anlattı:

    'Keşfedilen asteroidlerin isimleri komite tarafından veriliyor. Çoğu zaman verilen veya rica edilen isimler kabul edilmiyor. Eleanor Helin adında Amerikalı bir kadın gökbilimciden, keşfettiği asteroid adını verip veremeyeceğimi sordum, o da izin verdi. Hemen, isim komitesinin üyesi olan şefime söyledim, o da diğer teklifleri bir kenara itip benimkini kabul etti. Hatırladığım kadarıyla Türkiye'yi hatırlatan tek bir asteroid yok. Sonunda Dumlupınar ve mürettebatının cesur yürekliliğinin onore edilmesi ve unutulmaması gerektiğine karar verdim. Denizin altında hala insanlar varsa onların gökyüzüne uçup kendilerini hatırlatacaklarını düşündüm. Uzayın karanlığında Dumlupınar 'okyanusun soğuk ve karanlık suları gibi gözükecek. Bu fikri ben buldum ve bunun heyecanıyla yerimde duramıyorum.'

    Muazzez Kumrucu Lohmiller, 1946 yılında İstanbul Paşabahçe'de doğdu. Annesi ve babası boşanınca, Muazzez Kumrucu, gemilede tornacı olarak çalışan babası tarafından, Almanya'ya götürüldü. Eğitimini Almanya'da tamamlayan Muazzez Kumrucu, 35 yıl önce, babası ve üvey annesiyle birlikte Amerika'ya gitti. Yıllar sonra, Amerikalı Charles Lohmiller ile evlendi, kızına, Nancy Leyla adını verdi.

    T.C.G. DUMLUPINAR
    Türk Deniz Kuvvetleri'nde aynı adı taşıyan denizaltıların ikincisiydi. 19 Aralık 1950 tarihinde Deniz Kuvvetleri'ne katılan Dumlupınar, daha önce Amerikan Deniz Kuvvetleri'nde "U.S.S Blower" adıyla görev yapmaktaydı. 23 Nisan 1944'te denize indirilen Dumlupınar, 95 metre uzunluğunda olup, su atında 9, su üstünde ise 15 mil hız yapabiliyordu.

    Dumlupınar, Deniz Kuvvetleri'nin en modern denizaltılarından biriydi. Şnorkel sistemiyle donatılmış olan Dumlupınar, Deniz Kuvvetleri'nde bu siteme sahip olan ilk denizaltıydı. Şnorkel sistemi sayesinde, su altında sadece batarya olarak tabir edilen elektrik motorlarıyla hareket edebilen denizaltılar, dizel motorlarıyla da su altında seyredebilir hale gelmiştir. Bu sistem, su yüzeyine uzanan bir boruyla hava alınarak dizel motorların çalışmasını sağlamak prensibine dayanır. Denizaltı, düşmanla temas haline geçtiğinde ise şnorkeli çekerek daha derine iner ve bataryalarla seyre devam eder.

    23 Nisan 1944'te denize indirilen Dumlupınar, daha önce Amerikan Deniz Kuvvetleri'nde "USS Blower" adıyla görev yapmıştı. Geçirdiği kazalar ve arızalarla kötü bir üne sahip olan Blower, Pearl Harbor'da ilk cephe görevini yapmıştı.
    Ebediyete kadar sürecek bir aşk hikayesi
    1953 yılı… 3 Nisan'ı 4 Nisan'a bağlayan gece, Dumlupınar denizaltısı Ege'de katıldığı NATO tatbikatından geri dönüş yolunda, Çanakkale Boğazı'ndan içeriye giriyordu. Sisli ve rüzgarlı gecede su üstü seyri yapan denizaltının rotası Gölcük'teki Denizaltı Komutanlığı ana üssüydü. Dumlupınar; manevralar boyunca iki gün sualtında kalmış, üstün başarı gösteren gemi personeli yerli yabancı tüm komutanların takdirini kazanmıştı. Yorgun, ama bir o kadar da gururlu 86 denizci, kendilerine yeni bir görev verilinceye kadar sevgilileri olan denizden ve gemilerinden ayrılıp, eşlerine, ailelerine kavuşmanın heyecanı içerisindeydiler. Ne varki saatler 02:15'i gösterdiği sırada, Çanakkale Boğazı'ndaki Nara Burnu dönülürken, Türk denizaltıcılık tarihinin en acı kazası yaşandı. Dumlupınar, İsveç bandıralı yük gemisi Naboland ile Boğazın orta yerinde çarpıştı. Dumlupınar'ın parçalanan baş bodoslamasından hücum eden karanlık sular, baş üstü dikilen koca denizaltıyı 81 denizciyle birlikte birkaç dakika içinde yutuverdi. Zıpkın yemiş bir balina gibi acı dolu sesler çıkaran Dumlupınar son dalışını yaparken, çarpışma sırasında nöbet tuttukları köprü üstünden denize düşen 5 denizci hayatta kalmaya çalışıyordu...





    Gelibolu’lu genç kız ise, seyrek dahi olsa görmekteydi sevdiği üsteğmeni.. Görmek de denmezdi ya.. Sadece, elindeki fener aracılığıyla, Dumlupınar denizaltısı ile boğaza girmekte olan nişanlısına onu sevdiğini göstermekteydi. ...
    Heybeliada'daki Deniz Okulu'ndan mezun olan İsmail Türe, kendi gibi Gelibolulu olan bir genç kıza kaptırır gönlünü. İki sevgili parmaklarına nişan yüzüğü taksalar da, birbirlerini çok seyrek görmektedirler.

    İsmail Türe denizaltıda muhabere subayı olarak görevlidir çünkü. Üsteğmenin aklına harika bir fikir gelir; nişanlısına ışıklı mors alfabesini öğretecek, Çanakkale'den geçiş yapacakları geceyi planlı olduğu için önceden bildirecek ve böylelikle haberleşeceklerdir!..

    Boğazı yüzeyden geçmekte olan denizaltının kulesindeki denizciler sigara içmekte, sohbet etmektedirler. Aralarından birinin heyecanlı olduğu her halinden belli olmaktadır. Gelibolu kıyılarına geldiklerinde, karanlık içindeki evlerden birinden bir el fenerinin yanıp söndüğü görülür: “Seni seviyorum”... Arkadaşları gülümseyerek İsmail Türe'ye bakarlarken, genç aşık elindeki fenerle sevgilisine karşılık vermektedir...

    Bu olaydan sonra iki sevgilinin aşkı düşmez olur denizaltıcıların dillerinden. Herkes, haberleşmek için kurulan ışık yolunu konuşur. Arkadaşları "Evlen şu kızla da, buralardan her geçişimizde selamlaşmayı bırak artık” diye takılırlar İsmail Türe'ye.

    Denizaltının üstünün ve altının bir olduğu yağmurlu günlerde bile, Çanakkale Boğazı'ndan geçilirken, elindeki fenerle aşk nöbeti tutan yakışıklı denizci gözünü bir an olsun ayırmaz Gelibolu kıyılarından.

    Yine bir gün, yirmiyedi yaşındaki Üsteğmen, Çanakkale'den geçecekleri gün ve saati, denizaltının uğradığı bir limandan telefonla haber verir nişanlısına.

    Ege Denizi'nden Boğaz'a giriş yapacaklarını ve en öndeki denizaltının kulesinde olacağını bildirir. Genç kızın gözüne her zaman olduğu gibi, o gece de uyku girmez. Büyük bir sabırla pencerenin önünde oturmakta ve gözünü hiç kırpmadan denize bakmaktadır. Fenerine yeni pil almış olsa da, arada bir yanıp yanmadığını kontrol eder yine de...

    Birden, dev bir karartı belirir suyun üstünde. Güneyden gelen bir denizaltı, penceresinin görüş sahasına girmiştir ... Genç kız pencereyi açar ve gecenin karanlığına uzattığı elleriyle feneri yakıp söndürür.

    “Seni Seviyorum...”


    Kulede bulunan denizaltının komutanı Bahri Kunt işareti görünce gülümser:
    “Hay Allah, bu kız denizaltıları şaşırdı. Nişanlısının denizaltısı bizim önümüzdeydi...”

    Bir anlık tereddütten sonra Birinci İnönü denizaltısının komutanı Bahri Kunt, yanıt gönderilmezse genç kızın telaşlanacağını düşünerek,karşılık verilmesini emreder.

    Yanındakilerin “Ne diyelim komutanım?” diye sorması üzerine de şunları söyler: "ebediyete kadar..."

    O gece, Üsteğmen İsmail Türe'nin görev yaptığı Dumlupınar, Çanakkale Boğazı'na giriş yapan ilk denizaltı olmuştur. Ama, Gelibolu kıyılarına gelmeden, Nara Burnu açıklarında İsveç bandıralı “Naboland” adlı gemi tarafından çiğnenmekten kaçamamış ve yaralı bir balina gibi acı dolu sesler çıkararak, Çanakkale'nin karanlık sularında kaybolmuştur.

    Her şey bir kaç dakika içinde gerçekleştiğinden, arkadan gelmekte olan Birinci İnönü denizaltısı Dumlupınar'a çarpan geminin yanından habersizce geçerek, Gelibolu'ya ulaşan ilk denizaltı olur.

    Genç kız, nişanlısından haber almanın huzuru içinde başını yastığa koyduğunda, genç denizci çoktan dalmıştır "Ebediyete kadar" sürecek olan uykusuna!.. (Aktaran Sunay Akın)




 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •