M. Serdar PALABIYIK
06 Şubat 2007 - ERAREN
Gelecek hafta içerisinde Amerikan Temsilciler Meclisi’ne sunulacak olan H.R. 106 sıra numaralı “Ermeni Soykırımı Yasa Tasarısı ile İlgili Amerikan Kayıtlarının Tasdiki” başlığını taşıyan yasa tasarısının metni detaylı bir biçimde incelendiğinde tarihsel gerçeklere uymayan hatalar içerdiği dikkatlerden kaçmamıştır. Bu yazıda, “Tall Armenian Tale: The Other Side of the Falsified Genocide” adlı web sitesinde yayımlanmış olan ve tasarının gerekçe bölümündeki hataları inceleyen bir yazı ile Emekli Büyükelçi Pulat Tacar’ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 11 Aralık 1946’da aldığı 96/1 sayılı kararı analiz ettiği bir diğer yazıdan da yararlanılarak, Kongre’ye sunulan bu tasarı eleştirel bir gözle değerlendirilmeye çalışılacaktır.
İlk olarak, otuz maddeden oluşan tasarının gerekçe kısmının yalnızca ilk maddesinde bile son derece ciddi hatalar yapılmaktadır. Buna göre, bu maddede Osmanlı İmparatorluğu’nun “1915 ile 1923 yılları” arasında “2 milyondan fazla” Ermeni’yi “sınır dışı” ettiği, bunların “1,5 milyonunun öldürüldüğü” ve geri kalan 500.000 kişinin “evlerinden atıldığı” belirtilmektedir. Öncelikle Ermeni tehciri 1915 yılından 1916 yılına kadar sürmüştür, dolayısıyla bu sürecin 1923 yılına kadar genişletilmesi maddi bir hatadır. İkincisi Ermeniler sınır dışı (deportation) edilmemiş, tehcir (relocation) edilmiştir; diğer bir deyişle İmparatorluk sınırları dâhilinde ikamet ettikleri bir bölgeden başka bir bölgeye sevk edilmişlerdir. Üçüncüsü, Ermeni nüfusu o dönemin nüfus istatistiklerine göre asla 2 milyonu bulmamaktadır. Dördüncüsü, 1,5 milyon Ermeni’nin öldürüldüğü iddiası da her türlü tarihi dayanaktan yoksundur. Son olarak 500.000 Ermeni’nin yerlerinden edildiği iddiası da yanlıştır; zira Birinci Dünya Savaşının ardından tehcir edilen Ermenilere dönüş izni verilmiş ve bunların yaklaşık 664.000 kadarının 1921 yılında İmparatorluk sınırları içinde yaşadığı bizzat Ermeni Patrikliği tarafından tasdik edilmiştir.
Tasarının gerekçe bölümünün ikinci ve üçüncü maddeleri ise 24 Mayıs 1915 tarihinde İngiltere, Fransa ve Rusya tarafından yapılan bir deklarasyona atıfta bulunarak bu ülkelerin “Ermeni katliamlarını” insanlığa karşı suç olarak nitelendirdiklerini belirtmektedir. Oysa Ermeni olaylarına ilişkin haberler son derece taraflı bir biçimde Osmanlı İmparatorluğu dâhilinde bulunan misyonerler ve bizzat Ermeniler tarafından bu üç ülkeye duyurulduğundan bu tarz bir deklarasyon yayınlamaları doğaldır. Kaldı ki, savaş sırasında propaganda faaliyetlerinin önemi tartışılmaz; bu üç devletin düşmanı olan Osmanlı İmparatorluğu hakkında yapılan bu deklarasyonun bu devletlerin kamuoylarını etkilemek amacını taşıdığı da söylenebilir. Bunun yanı sıra İngilizler Birinci Dünya Savaşı’nın ardından savaş sırasında görev yapan Osmanlı Hükümetlerinin önde gelen üyelerini Malta’ya sürerek burada Ermeni “soykırımı” suçlamasıyla yargılamış, ancak bu konuda herhangi bir güvenilir kanıt bulunamadığı için tüm sanıklar beraat etmiştir.
Tasarıda yer alan bir diğer iddia da Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan bazı askeri mahkemelerin bazı Osmanlı idarecilerini Ermenileri katliama uğrattıkları için suçlu bularak cezalandırdığı yönündedir. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından kurulan Osmanlı Hükümetleri Büyük Güçlerin emirlerinin dışına çıkamayan kukla hükümetler olup, bu hükümetlerin emri üzerine kurulan Divan-ı Harpler de kuruluş şeklinden işleyişine kadar gayrı-hukuki mahkemeler olarak algılanmalıdır. Kısacası bu mahkemelerin yargılamaları adil değil, taraflı ve baskı altında yönlendirilmiş yargılamalardır.
Tasarıda yer alan Büyük Devletlerin arşivlerinde Ermeni “soykırımını” kanıtlayacak belgeler bulunduğu iddiası da doğru değildir. Bu arşivlerde konu ile ilgili birçok belge bulunmaktadır; ancak bunların neredeyse tamamı ya Ermenilerden veya misyonerlerden alınan taraflı ifadelerden ya da sahte belgelerden oluşmaktadır. Benzer bir biçimde tasarıda sıkça atıfta bulunulan ve tehcir sırasında ABD’nin İstanbul Büyükelçisi olan Henry Morgenthau’nun anıları da “soykırım”ın varlığına bilimsel bir dayanak olarak kabul edilemez. Zira kitapta yer alan bilgiler büyük ölçüde Morgenthau’nun Ermeni kökenli tercümanı tarafından sağlanmış olup, tarafsızlığı ve doğruluğu son derece şüphelidir.
Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Ermeni toplumuna yardım etmek amacıyla kurulan bir takım sivil toplum kuruluşlarının faaliyetlerinin de “soykırım”a dayanak teşkil etmesi kabul edilemez. Bu dönemde yalnız Ermeniler değil Türkler de aynı zor koşullar altında yaşamakta ve sağlık hizmetlerinin yetersizliği, salgın hastalıklar, açlık ve yetersiz beslenme gibi nedenlerden dolayı ölmekteydiler. Dolayısıyla bu kuruluşlar yazdıkları raporlarda veya gönderdikleri fotoğraf ve belgelerde yalnızca gayrimüslim nüfusun içinde bulunduğu şartlara odaklanarak Müslüman nüfusun da aynı şartlar altında yaşadığını göz ardı etmekteydiler.
Tasarıda Adolf Hitler’e atfedilen ve Yahudilerin soykırıma tabi tutulmasını meşrulaştırmak için söylediği varsayılan “Ermenilerin başına gelenleri kim hatırlıyor?” şeklindeki ifadesine de yer verilmesi tasarının nasıl bir bilgi eksikliği ve taraflılıkla hazırlandığının işaretlerini vermektedir. Nitekim Ermeni kökenli tarihçiler bile bu sözün Hitler tarafından söylenip söylenmediğinin kesin olarak tespit edilemediğini vurgulamaktadırlar.
Tasarıda ayrıca 1948 tarihli Birleşmiş Milletler Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’ne temel teşkil eden Raphael Lemkin’in “soykırım” tarifinde Ermeni “soykırımı”na atıfta bulunulduğu iddiasına da yer verilmektedir. Lemkin’in bu tarifi yaparken o dönemde Avrupa’da Türkiye aleyhine yapılan taraflı yayınlardan etkilendiğini söylemek mümkündür. Yine tasarıda Birleşmiş Milletler’in 11 Aralık 1946’da toplanan Genel Kurulu’nda kabul edilen 96/1 sayılı kararda Ermeni soykırımına atıfta bulunulduğu iddiası da daha dikkatli analiz edilmelidir. Bu kararda tasarıda belirtildiğinin aksine hiçbir şekilde soykırım iddiaları tanınmamıştır. Birleşmiş Milletler’de bu konuda alınan tek karar 1985 yılının Ağustos ayında yapılan Azınlıkların Korunması ve Ayrımcılığın Önlenmesi Alt Komitesi’nin yaptığı bir toplantıda “Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sorunu Hakkında Çalışma” başlıklı bir raporun kabul edilmesidir. Bu raporda Yahudilerin uğradığı soykırımın yirminci yüzyılın tek soykırımı olmadığı, 1915-16 yıllarında yapılan Ermeni “katliamlarının” da soykırım olarak kabul edilebileceği belirtilmiştir. Emekli Büyükelçi Pulat Tacar ise bu toplantının tutanaklarını inceleyerek aslında Alt Komite’ye hakim olan havanın Ermeni “soykırımı” konusunun son derece tartışmalı bir konu olarak kabul edildiği yolunda olduğunu vurgulamaktadır. Kısacası bu toplantı farklı düşüncelerin tartışıldığı bir platform olmanın ötesinde Birleşmiş Milletler’in “soykırım” iddialarını kabul ettiği bir toplantı olarak yorumlanamaz. Birleşmiş Milletler'in hiçbir organı Ermeni "soykırımı"nı tanıyan bir karar almamıştır.
Tasarıda ayrıca Ronald Reagan ve George W. Bush gibi ABD Başkanlarının sözde soykırım iddialarını kabul ettiklerini belirten beyanlarda bulundukları belirtilmektedir. ABD Başkanlarının Ermeni lobisinin etkisi altında kalarak bir takım beyanlarda bulundukları doğru olmakla beraber bu beyanların doğrudan doğruya “soykırım” iddialarının kabulü anlamına geldiğini söylemek güçtür. Zira ABD Başkanları Türk-Amerikan ilişkilerini büyük ölçüde zedeleyebilecek bir ifade tarzından dikkatle kaçınmaktadırlar. Bugüne kadar 1915-16 olayları 24 Nisan konuşmalarında ‘trajedi’ olarak nitelendirilmiş, ancak “soykırım” kelimesinin kullanılmasından ısrarla kaçınılmıştır.
Son olarak tasarıda Ermeni “soykırımının” uluslar arası toplum tarafından da kabul edildiği iddia edilmektedir ki, propaganda, çarpıtılmış bilgi ve belgeler ve dezenformasyon sonucunda soykırım iddialarını kabul eden on sekiz devlet bir tarafa bırakılırsa, bu iddiaların tüm dünya kamuoyu tarafından benimsenmiş iddialar olduğunu ileri sürmek de son derece hatalıdır.
Sonuç olarak Temsilciler Meclisi’ne sunulan bu yasa tasarısının tarihsel gerçeklere uygun olmadığı, birçok tarihi ve hukuki hatayı içerdiği açıktır. Ermeni lobilerinin etkisinde kalarak hazırlandığı kolaylıkla anlaşılabilen bu tasarı, Ermeni meselesinin bütün boyutlarıyla incelenmediğini, bir emrivaki konusuna dönüştürülmeye çalışıldığını ve gerçekler ortaya çıkacağı için bu konuda alternatif görüşlerin tartışılmasına fırsat verilmeden Amerikan siyasetçilerinin bir oldubitti ile karşı karşıya bırakılmasının istendiğini göstermektedir. Temsilciler Meclisi’nin bu tasarıyı kabul etmesi, yalnızca iki ülke arasındaki ilişkileri zedelemekle kalmayacak, gerçeğin gölgelendiği, doğruların çarpıtıldığı ve bilimselliğin dışlanarak taraflılığın ön plana çıkarıldığı bir eylem olarak tarihe geçecektir.
http://www.eraren.org/index.php?Page...&MakaleNo=1758


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla