Acaba dünyanın düzeni bugün ne durumdadır ve insan onuru bu düzende koruma altında mıdır? Dünyanın düzeni dediğimizde, insan toplumunun, insanların ne durumda olduğunu kastediyoruz. İnsanlar, birbirleriyle ve doğa ile ilişkilerinde ne yapıyorlar; bardağı, uçağı, elbiseyi, konutları, köprüleri, bilgisayarları üretirken kim için ve ne için üretiyorlar; üretim düzeyleri ne; ürettikleri resim, beste, şiir, heykel; çıkardıkları madenler kimin için; İnsanlar nasıl eğitiliyorlar, nasıl ve ne oranda beslenebiliyorlar; sağlık ve iş güvencesine ve güvenliğine sahipler mi? Dinlence ,eğlence olanakları açısından nasıllar?İnsan toplumu dünyada istediği yerde yaşayabiliyor mu, deniz,hava,kara parçaları paylaşılmış ve egemenlik alanları yaratılmış mı? Devletler halinde örgütlenmişse insan toplumu, kim, niçin örgütlemiş ve devletlerarası ilişkiler hangi temelde sürdürülüyor? Dünyanın düzeni ile insan toplumunu ve insanların ne durumda olduğunu kastediyoruz ama,ortada var olan bir sistem var. Hemen her yerde geçerli kuralları ve kurumları var. Bu nasıl bir sistemdir? Kuzey/Güney, ya da gelişmiş kapitalist/emperyalist ve gelişmemiş,geri kalmış ya da gelişmekte olan ülkeler ayrımı neyi ifade ediyor insanlar açısından ve nihayet insan onuru ile bu soruların ilgisi ne?
İlgisini görebilmeye ve anlamaya çalışacağız.
Görmek ve anlayabilmek için bir rehbere ihtiyaç var.
Bir insanın doğal ilişkilerinden birisi ve belki de önde geleni çocuklarıyla ilişkisidir. Bu ilişki insan doğasına da en uygun olanıdır. Öyleyse, Max'ın kızları Laura ve Jenny ile oynadığı oyunlardan birisine bakalım.Anlayabilme ve görebilme eylemimize buradan başlayalım. Kızları Max'a soruyor: " En sevdiğiniz maksim (ilke)?" Marx yanıt veriyor: Nihil humanum a me ailenum pute ' İnsani olan hiçbir şey bana yabancı değildir.)Başka bir soru da şöyle : En sevdiğiniz söz ? Marx' ın yanıtı da şöyle: De omnibus dubitandum ( Her şeyden şüphelen.) (17)
Eylemimize kimi istatistiklere başvurarak devam edelim. Unicef'in 1997 yılı raporuna göre, doğumda yaşam beklentisi, Sierra Leone'de 40, Nijerya'da 48, Afganistanda 45'tir.(18) Uygun bir tuvalet olanağından, ( sanitasyon) 2.9 milyar insan yoksun bulunmaktadır. Bu dünya nüfusunun yarısına karşılık gelmektedir.(19) Aynı kaynak Türkiye'de, ev içinde ya da uygun bir mesafede sanitasyon olanağı %50-74'lük dilimdedir. Bunun anlamı,nüfusumuzun %50 si veya en az %26 sı,uygun tuvalet olanağından yoksundur. Aynı kaynak başka bazı bilgileri de veriyor. Şöyle: ABD'de,ortalama bir günde nezarete alınan çocuk sayısı yüzbindir. Dünyada 60'tan fazla ülkede 115 milyonu aşkın anti personel mayın insanları ölüm ve sakatlıkla tehdit etmektedir. Sanayileşmiş ülkelerce resmi kalkınma yardımları, bu ülkelerin gayri safi milli hasıla(GSMH)'ları toplamının % 0.27'sidir. Dış yardıma 1995'te en az pay ayıran ülke ABD'dir. Danimarka ise en fazla dış yardım yapan ülke durumundadır. Dünya sisteminde dışyardım mekanizmasının yeni bağımlılık ilişkileri yaratacak tarzda kurulduğu, yüzmilyonlarca insanı açlığa ve yoksulluğa bu sistemin kuruluş ve işleyiş mekanizmalarının sürüklediği anlaşılmış olmalıdır. Küçük Prens'te, Tilki ile Küçük Prens arasında geçen evcilleştirmenin ne demek olduğuna ilişkin konuşmada,Tilkinin verdiği yanıt,olağanüstü güzellikte anlam taşır. Sistem,tüm güzellikleri olduğu gibi,Tilkinin tanımını da saptırmıştır. Tilki, evcilleştirme için, "Evcilleştirmek demek Bağlar yaratmaktır" diyordu. Sistem insanlar arasında,bağlar yerine., bağımlılık ilişkisi yarattı. İnsani olan bağları,bağımlılığa dönüştürdü. Halkı üzerinde faşist baskılar kuran parçalarına o baskıcı otoriter sistemler sürsün diye yardım adını kullanarak yaklaşıldı. Halen dünya sisteminin bu yönü egemendir ve sürmektedir.
149 ülkede,kişi başına yıllık GSMH, 80 ABD doları ile ( Mozambik), 40.630 ABD doları (İsviçre) arasında değişmektedir. Eşitsiz dağılımın boyutlarını düşününüz.
Başka bir kaynak,BM İnsani Kalkınma Raporu 1996, gelişmiş kuzey ülkelerinin, başka bir deyişle kapitalist-emperyalist ülkelerin, dünyadaki toplam gayri safi hasılanın (tüm dünyadaki gayrisafi hasıla başka bir ifade ile elde edilen gelir) -bu miktar 23.5 trilyon ABD dolarıdır- 18.5 trilyon dolarlık kısmına el koyduğunu belgelemektedir.(20) Belirtilen durumda dünya nüfusunun %20'sini oluşturan ülkeler, toplam gelirin yaklaşık % 80' ne, dünya nüfusunun %80'ni oluşturanlar ise gelirin %20' ne sahip oluyorlar. Başka bir deyişle, 4.8 milyar insan 5 trilyon doları paylaşırken, 1.2 milyar insan 18.5 trilyon doları paylaşmaktadır. Bu oran her bir ülkedeki gelir dağılımındaki eşitsizlik karşısında yoksullar açısından daha da büyüktür.
BM Tarım ve Gıda Örgütü (FAO) dünya nüfusunun üçte birinin yoksulluk, beşte birinin açlık sınırında olduğunu bildirdi. Devlet Bakanı Salih Yıldırım, Türkiye 'de 22 milyon insanın yoksulluk sınırında, 12 milyon insanın da açlık sınırında yaşadığını açıkladı (Cumhuriyet, Milliyet, Hürriyet, 17 Ekim 1997). Türkiye'nin nüfusunun 62 milyon olduğu bilindiğine göre,nüfusun bu durumda %50 'I yoksulluk ve açlık sınırında yaşadığı ortaya çıkmaktadır.
Hüsnü Öndül
--------------------------------------------------------------------------------
(17) Marx-Engels,Sanat ve Edebiyat Üzerine (ç.Murat Belge) Birikim yayınları, İstanbul,1971,s.103 (18) Dünya Çocuklarının Durumu,1997, Unicef yayını (19) Ulusların Gelişmesi ,1997 Unicef Yayını, (20) Human Development Report, (BM İnsani Kalkınma Raporu), 1996
insan hakları derneği


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla