kanuni Sultan Süleyman döneminde meydana gelen çocuk yaştaki bir Hurufi şeyhinin Trajik öyküsü. Aslında konu Şeyh Bedrettin'e kadar uzanıyor. Bedrettin'in Felsefesi üzerine yeni düşünceler eklenip, şekillendiriliyor. islam anlayış ve metodlarının dışına taşan bu akım. Tehlikeli bulunup lagv edilmiş. Bununla uğraşan şeyhler ve Müridleri idam edilmiştir. Bu konu ile ilgili bir çok yabancı teolog inceleme yapmıs, ve yine değişik Üniversitelerde tez konusu olmuştur. Felsefesinin İslam'la bağdaşmadığı fikrine bende katılıyorum. Ancak yargılanmalarındaki bazı karanlık noktalar hala tartışılıyor
1-. Oğlan ŞEYH İSMAİL MA'ŞÛKİ (ö.945/1538-39)
Kanuni Sultan Süleyman devrinde ilk şeyh idamı, Melamiyye-i Bayramiyye'den Oğlan Şeyh İsmail Ma'şûki'nin 2, 12 müridiyle birlikte İstanbul'da boynunun vurulmasıyla meydana gelmiştir. Oğlan Şeyh'in hangi gerekçeyle idam edildiği hususuna geçmeden önce, onu idama götüren gelişmelerin kaydedilmesi, meselenin daha sağlıklı bir şekilde tahlil edilebilmesine yardımcı olacaktır. Oğlan Şeyh'le alakalı en yeni bilgiler, XVI. asır Melamilerinden Abdurrahman Askerinin 957 (1550) senesinde tamamladığı Mir'atü'l-'Işk isimli eserin, değerli araştırmacı İsmail E. Erünsal tarafından ilk defa ilim alemine tanıtıldığı "Abdurrahman el-Askeri's Mir'atü'l-'Işk: A New Source for the Melami Movement in the Ottoman Empire During the l5th and l6th Centuries" isimli önemli makalesinde bulunmaktadır.3 Burada verilen bilgilere göre, Oğlan Şeyh'i idama götüren olaylar ta başından beri şu şekilde gelişmiştir:
Oğlan Şeyh'in babası Melamiyye piri Ali Aksarayi (Alaeddin Aksarayi, ö.944/1537-38 civarı) memleketi Aksaray'da irşad faaliyetini sürdürmekte iken, henüz sabi yaşta denebilecek genç oğlu Derviş Kemal (Oğlan Şeyh İsmail Ma'şüki, (ö.945/1538-39) Kayseri'de ilim tahsil etmekteydi.4 0 sırada Şeyh Aksarayi ilk olarak 939 (1532-33) senesinde Baba Hasan isimli dervişini tarikatı yayması için İstanbul'a göndermişti. Baba Hasan İstanbul'da iki ay kadar faaliyet gösterdikten sonra Aksaray'a dönmüş ve yerine Aksarayi'nin kıdemli dervişlerinden Nebi Sufi gönderilmiştir. Nebi Sufi de dört ay sonra, tarikata kazandırdığı çoğu esnaf ve sanatkârlardan oluşan kırk dervişle birlikte Aksaray'a dönmüştür. Bu kırk kişi içinde, yukarıda ismi geçen Mir'atü 'l- 'Işk'ın müellifi Abdurrahman Askeri ve onun daha sonra ikinci şeyhi olacak olan Pir Ahmed Edirnevi (ö. 1000/1592) de bulunmaktadır. Muharrem 940 (Temmuz 1533) tarihinde Aksaray'a varan bu dervişleri Şeyh Aksarayi çok sıcak bir şekilde karşılaşmış ve bunlara "Kırklar"5 ismini koymuştur.6
"Kırklar" Aksaray'da 17 gün kaldıktan sonra Şeyh Aksarayi kendilerini İstanbul'a geri gönderir. Ancak bu taze dervişlere şeyhten uzak kalmak çok ağır gelir ve ilk fırsatta Aksaray'a geri dönerler. Bunun üzerine Aksarayi onların başına yaşlı dervişlerinden Dedemzâde Hacı Hayreddin'i koyarak birlikte İstanbul'a gönderir. Ancak Hacı Hayreddin Efendi dervişleri çekip çevirecek kabiliyetten yoksun olduğu için, az zaman sonra dervişler arasında bir takım ihtilaflar baş göstermiştir. Bunun üzerine bazı dervişler tekrar Aksaray'a giderek Şeyh Aksarayi'nin oğlu Derviş Kemal'i istediler. Gelsin İstanbul'da başımıza geçerek bize rehberlik etsin diyorlardı. Aksarayi oğlunun daha çok genç, hatta çocuk denecek yaşta olduğunu ve onların ihtiyaçlarına cevap verebilecek kemâlâtı henüz bulunmadığını belirterek bu isteklerini reddetti. Ancak onlar ısrar ediyorlardı. Üstelik şeyhin hanımı da dervişlerden yana olup, oğlunu İstanbul'a göndermesi için şeyhe baskı yapıyordu. Sonunda Şeyh Aksarayi dervişlere Kayseri'ye gelmelerini ve eğer hocası Mehmed Abdâl izin verirse o zaman oğlunu İstanbul'a götürebileceklerini söyledi. Mehmed Abdal dervişlerin talebini hoş karşılamadığı halde, yine de onu götürmelerine izin verdi. Derviş Kemal'i alıp önce Aksaray'a babasının yanına götüren dervişleri Şeyh Aksarayi bir kez daha uyarıp yanlış ve tehlikeli bir iş yaptıklarını söyledi ise de dinlemediler. Ayrıca Aksarayi'nin hanımı şeyhten, oğluna irşad yetkisi vermesini de istiyordu. Ancak Aksarayi "Tarikimizde babadan oğula irşad yetkisi verme adeti yoktur" diyerek bunu reddetti ve irşad salahiyetini Kayserili dervişlerden Ahi Babaya verdi. Ahi Baba zamanı gelince yetkiyi Derviş Kemal'e devredecekti. 7
Oğlan Şeyh'in İstanbul'a gönderilişini, hadisenin bizzat içinde olan Abdurrahman Askeri bu şekilde anlatırken, mezkûr olaydan bir asrı aşkın bir süre sonra Sarı Abdullah Efendi'nin (ö.1071/1660-61) kaleme aldığı Semerâtü'l-Fuâd ve ondan naklen diğer kaynaklarda Oğlan Şeyh'in İstanbul'a, Kanuni Sultan Süleyman'ın 1.İran seferi esnasında Konya'da görüştüğü Şeyh Aksarâyi'den oğlunu istemesi üzerine gönderildiği ifade edilmektedir. 8
Şeyh Aksarayi oğlunu İstanbul'a göndermeden önce açıkça şunu ifade etmişti: "Kemal'i İstanbul'a sadece ilim tahsili için gönderiyorum. İrşad için izinli değildir". Ayrıca, içlerinde Ahmed Edirnevi'nin de bulunduğu dört dervişini çağırarak, oğluna "Bu kişilere asla muhalefet etmeyeceksin" diye de tembih etmiş, oğlunun elini Ahmed Edirnevi'nin eli içine koyarak, "Edirnevi'nin emrinden dışarı çıkmayacak, onun istediği gibi davranacaksın" diye emir vermişti. Şöyle diyordu Aksarayi: "Oğul bunun emrinden taşra olma. Her ne der ise öyle idesin ve illa işin hayrolmaz. Ve her ne yere ki davet ola, bile varasın. Eğer bu varmaz ise sen dahi varma!" Sonra da Edirnevi'ye dönerek oğlu ile ilgilenmesini söylemiştir. Ancak Oğlan Şeyh babasının nasihatlerini hiç duymamış gibi yolda Edirnevi'ye muhalefet etmiş, onun sözünü dinlememiştir. Hatta dervişlerle bir olup Edirnevi'den ayrılarak kendi başlarına yola devam etmişlerdir. Bu ayrılıktan kısa bir süre sonra İstanbul'da yangın çıktığı ve dervişlerin buradaki dükkânlarının yandığı haberi kendilerine ulaştı. Huzursuz bir şekilde İstanbul'a varan dervişler dükkânlarını tekrar inşa ettirdi iseler de, bir kaç ay sonra çıkan ikinci bir yangınla yine hepsi kül olup gitti.9
Oğlan Şeyh İstanbul'a vardığında da babasının nasihatlerinin aksine, izni ve salahiyeti olmadığı halde halkı irşada kalkışmıştır. Şeyh Edirnevi kendisini ikaz ederek nasihat etmek istemiş, ancak o bunu kabul etmemiştir. Hatta bu yüzden aralarındaki ihtilaf daha da büyüyerek düşmanlığa dönüşmüştür. Bunun üzerine Ahmed Edirnevi yanına Abdurrahman Askeri ile bir müridini daha alarak Edirne'ye gitmiştir. Burada gösterdiği faaliyet ve yaptığı etkili vaazlar neticesinde halkın kendisine rağbeti artmış, kısa sürede etrafına pek çok mürid toplanmıştır. Edirnelilerin Şeyh Ahmed'e gösterdiği bu büyük rağbetten haberdar olan Oğlan Şeyh, hemen Edirne'ye giderek Şeyh Ahmed'e intisap eden insanları onun etrafından koparıp kendisine bağlamak teşebbüsünde bulunmuşsa da buna muvaffak olamamıştır. 10
Oğlan Şeyh'in (ö.945/1538-39) bu yaptıkları babası Şeyh Aksarayi'ye ulaştığında, babası onu alıp Aksaray'a getirmesi için vakit geçirmeden bazı dervişlerini İstanbul'a yollamıştır. Ancak Oğlan Şeyh bir takım bahaneler ileri sürerek yedi sekiz ay daha oyalandıktan sonra Aksaray'a dönmüştür. Aksaray'da kaldığı sekiz ay zarfında davranışlarından babası hiç hoşnut olmamıştır. Bir ara Oğlan Şeyh İstanbul'daki dervişlerine haber yollayarak Aksaray'a gelmelerini istedi. Dervişler Aksaray'a geldiler ve İstanbul'a götürmek için babasından Oğlan Şeyh'i istediler. Aksarayi'nin hanımı da daha önce olduğu gibi oğlunu göndermesi için babasına baskı yapıyordu. Ancak Şeyh Aksarayi daha önce oğlunu ilim tahsil etsin diye İstanbul'a gönderdiğini, fakat onun kendisini dinlemeyerek şeyhlik etmeye kalkıştığını söyledi ve isteklerini reddetti. Ayrıca sizin bu yaptığınız dervişlikle bağdaşmaz diyerek onları eli boş İstanbul'a gönderdi. Bu esnada Edirne'ye de haber yollayıp halifesi Ahmed Edirnevi'yi Aksaray'a çağırdı. Niyeti oğlunu İstanbul'a tekrar onunla birlikte göndermekti.11
Ahmed Edirnevi şeyhinin davetini alır almaz yanına Abdurrahman Askeri'yi de alarak Edirne'den yola çıkmıştır. İstanbul'dan geçerken yanlarına Aksarayi'nin müridlerinden de katılanlar ile birlikte tam on kişi olarak Aksaray'a vardılar ve Şeyh Aksarayi tarafından çok sıcak bir şekilde karşılandılar. Bu grup Aksaray'da bulunduğu sırada Şeyh Aksarayi oğluna nasihatler ederek Edirnevi ile aralarını düzeltmeye çalıştı. Daha sonra oğlunu Edirnevi ile birlikte yola çıkarttı. Ne var ki, Oğlan Şeyh bir önceki İstanbul yolculuğunda olduğu gibi, bunda da Edirnevi ile kavga etmiş, ondan ayrılarak Eskişehir'de kalmıştır. Edirnevi ise eğlenmeyerek yoluna devam etmiştir.12
Oğlan Şeyh ikinci kez İstanbul'a ulaştığında, Kanuni Sultan Süleyman Korfu Seferi'ne çıkmıştı.13 İstanbul'a varan şeyh, yine eskisi gibi babasının nasihatlerine aldırmadan irşad faaliyetine koyuldu. Oysa babası kendisine Aksarayi'den ayrılmadan önce şöyle demişti: "Ciğerköşem, İstanbul'a varınca irşada şurû etme (başlama). Padişah-ı Rüm'un vezir-i Azamı ile buluş, icazet verirlerse irşada şurû eyle ve illa ki icazet olmaya, irşada icazet yoktur bilmiş olasın. 0 zaman tahsil-i ilme şurû idesin. İşin sonu hayra varmaz, fesada müeddi olur" 14
Ne Semerât'da ve ne de ondan sonraki Melâmi kaynaklarında Oğlan Şeyh'in bu şekilde iki kez İstanbul'a gelişinden bahsedilmez. Yalnız Semerât ve ondan naklen Sergüzeşt'te, Oğlan Şeyh'in İstanbul'a varışından altı ay sonra babasının vefat ettiği, daha sonra İstanbul'dan Edirne'ye giderek bir müddet kalıp tekrar döndüğü kaydedilmektedir.15 Oğlan Şeyh'in İstanbul'a gelişinden altı ay sonra babası vefat ettiğine göre, yukarıda Askeri'nin verdiği bilgiler ışığında, burada bahsedilenin Oğlan Şeyh'in İstanbul'a ikinci kez gelişi olarak değerlendirilmesi gerekir. Ayrıca adı geçen kaynaklarda onun Edirne'ye, babasının vefatından sonra gittiği kaydediliyor. Oysa Askeri, yukarıda kaydedildiği gibi onun Edirne'ye gidişinin daha babası hayatta iken meydana geldiğini bildirmektedir.16
Semerât müellifi, Oğlan Şeyh İsmail Ma'şûki'nin İstanbul'da bazen Ayasofya, bazen da Süleymaniye camilerinde vaaz ettiğini kaydetmektedir.17 Daha sonraki kaynaklar da ondan naklen bunu aynen tekrar etmektedirler.18 Oysa Gölpınarlı'nın da kaydettiği gibi,19 Süleymaniye Camii Oğlan Şeyh'in idamından çok sonra; 1550-1556 yılları arasında inşa edilmiştir.20 Binaenaleyh bunun yanlışlığı ortadadır.
Oğlan Şeyh Hangi Gerekçelerle İdam Edildi?
Oğlan Şeyh İsmail Ma'şûki'yi idama götüren sebepler, kısa ifadelerle de olsa kaynaklarda zikredilmektedir. Bununla birlikte, ileride üzerinde durulacağı gibi şahitlerin ifadelerinin kaydedildiği mahkeme zabtı da bir belge olarak elimizde bulunmaktadır. Ancak bu hususta öncelikle mutasavvıfların; hatta kendi tarikinden olan Melamiyye ricalinin görüşleri ortaya konulacak, daha sonra ise şahitlerin onun hakkında ileri sürdükleri ithamlara geçilecektir.
Atâi'nin Zeyl-i Şekâik'de kaydettiğine göre, Oğlan Şeyh, avam arasında bazı şathiyyeleri 21 ile meşhur olmuştu. Fitneye sebebiyet verdiği için şimşir-i şeriatla (şeriat kılıcıyla) fitnesi izale olunmuştur.22 Melamiyye ricalinden Sarı Abdullah Efendi Oğlan Şeyh'in idamının, her işte hata arayan bazı ulemanın garazı sebebiyle olduğunu söylerken,23 Sadık Vicdani, zahir-i şeriata münâfi bazı sözler söylediği için idam olunmuştur diyor.24 Yine Melamiyye ricalinden Lâ'lizâde de, onun hakkında bazı şathiyye isnadının olduğunu kabul edip, bu şathiyyeleri Oğlan Şeyh'in gençliği sebebiyle manevi yükü kaldıramamış olmasına hamlederek şöyle diyor: "Vakt-i şebabda nail-i kutbiyyet olan mahbub ve meczub, emr-i hilafet kaydına tahammül edemez. Adetullah bunun üzerine caridir".25 Oğlan Şeyh'in derviş arkadaşı Abdurrahman Askerî'ye göre ise, yukarıda genişçe anlatılmaya çalışıldığı gibi o, izni ve salahiyeti olmadan şeyhliğe kalkıştığı, yapılan onca nasihatten hiç birisini dinlemeyip tarikat adab ve usulünden uzak, kendi başına yeni bir yol icad ettiği için bu akıbete düçar olmuştur. Şöyle diyor Askeri: "... Aziz-i alem-i ışkın nasayihinden hiç birisin gûş itmedi (dinlemedi)... Öz başına bir râh-ı cedid peydâ eyledi. Akıbet kaza ve kaderde mastûr olan hadise-i kübrâya ve vâkıa-ı uzmâya uğradı 26 Melâmi çevrelerin naklettiğine göre, Oğlan Şeyh müridlerine zikir yaptırdığı zaman, "Allah, Allah" yerine "Allahım, Allahım" dedirtirmiş. Bu kelimenin farklı iki anlama gelmesi de onun idamını hazırlayan sebeplerden olmuştur.27
Oğlan Şeyh İsmail Ma'şûki'nin şathiyyeleri sebebiyle İstanbul'da fitne çıkma eğilimi görülünce, ya da Ahmed Yaşar Ocak'ın ifadesiyle, cahil ve ateşli müridlerin şurada burada mahiyetini iyi anlayamadıkları tasavvufi fikir ve telakkileri tartışmaları halk arasında karışıklığa yol açınca,28 Padişah Kanuni Sultan Süleyman, babasına olan muhabbeti sebebiyle olsa gerek, kendisini tutuklatmak yerine, önceden uyararak memleketine dönmesini istemiştir.29 Hatta babasının bazı yaşlı dervişleri de kendisine aynı şeyi söylemişler, fakat o, "neticesine razıyım" diyerek hiç birisini dinlememiştir.30 Sonunda Atmeydanı'nda bulunan çeşme önünde 12 müridiyle birlikte idam olunmuştur.31
Oğlan Şeyh hakkında şahitlerin ileri sürdürdükleri ithamlar İstanbul Şer'iye Sicilleri Arşivi, Evkafı Hümâyûn Müfettişliği Mahkemesi'ne ait 4/2 numaralı sicil içinde 35. sayfada yer alan bir metinde bulunmaktadır.32 Buna göre, Derviş Mehmed b. Abdülgani, Şeyh Alaeddin b. Nasüh, Muhyiddin, Hacı Durak, Mevlana Hayreddin ve Behlül b. Hüseyin'in ihbar ve şehadetleriyle, şeyhin özetle şu fikirleri ileri sürdüğü anlaşılmaktadır:
1. Herkes Tanrı'dır. Her suretten gözüken O'dur. İnsan kadimdir ve insan insan olduktan sonra ona hiç bir şey haram değildir.
2. Şeriatın haram dediği şeyler helaldir. Zina ve livatada nesne yoktur (helaldir). Toprak toprağa girmektedir. Bunlar aşkın lezzetidir. Müridlerin kanları ve oğlanları ehlullaha helaldir.
3. İnsanı yaratan sensin. Bir kadına yaklaşırsın. Doğurduktan sonra da Allah yarattı dersin.
4. Kabir azabı, Hesap vs. yoktur.
5. Ruh bir bedenden çıkar, diğer bir bedene girer.
6. Babam Kutup, ben ise Mehdiyim. Bize uymayanın imanı dürüst değildir. Kutbun başı arşta, ayağı ferşte, 18 bin âlemi kaplamıştır.
7. Kelimullah Musa. (a.s) küstahtır.
8. Üstesinden gelebilirsen ye, iç, yat, uyu. Hepsi ibadettir. Oruç, zekât, hac Yezid'e cereme için gelmiştir. Mümin olana yılda iki bayram namazı vardır. O iki bayram namazında secde yerinde bizi görün. Diğer ibadetler avam içindir. Onları meşgul etmek, birbirleriyle uğraşmasını önlemek içindir.
9. Ehlullahdan birisi misafir olarak imam olsa, onun arkasında iki rekât namaz kâfidir. Mukim olan cemaatin namazını dörde tamamlamasına gerek yoktur.33
Oğlan Şeyh İsmail Ma'şûki'nin de bizzat hazır bulunduğu bir celsede, özetle yukarıdaki iddialar ileri sürülmüş, ancak bunlara karşı şeyhin ne cevap verdiği, ya da verip vermediği maalesef kaydedilmemiştir. Bu durumda Ahmed Yaşar Ocak'ın da ileri sürmüş olduğu bir takım endişeler 34 gündeme gelmektedir. Acaba mahkeme zabıtlarındaki iddialara konu teşkil eden fikirler, gerçekten onun ağzından çıktığı şekilde mi şahitlerce nakledilmiştir? Şimdilik bu husus aydınlığa kavuşmuş değildir. Gölpınarlı'nın ona ait olduğunu söylediği, aşağıya bir kaç beytini alacağımız gazellere bakılırsa, onun ifadelerinde hiç de öyle aşırılıklar görülmemektedir. Ne var ki, bu gazellerde, Gölpınarlı'nın da yerinde ifadesiyle, vahdet cezbesi mevcuttur. Üstelik dile getirdiği konular, ilk defa dile getirilmiş şeyler de değildir. Aksine bunlar daha kat o önce bir kısım sufiler tarafından değişik şekil ve kalıplarla ifadeye konmuştur. Bunun böyle olduğu, ona ait şu beyitler açıkça görülmektedir:
Çü sensin aşık u maşûk, çü sensin talib ü matlûb,
Haber ver gel nedir şâhım murad olan bu kavgadan.
(...)
Ne surette zuhur etsen seni ârif bilür şeksiz,
Melâik sûreti olsun ve ger peri ve ger insan.
(...)
Kamu eşya eğerçi kim haber verir cemâlinden,
Veli insan olan ismin nişan verir müsemmâdan.
(...)
Mezâhirde kamu yüzden cemalindir salan pertev,
Olur aşık kamu eşya, anınçün hüsnüne hayran.
(...)
Senin aşkındürür ancak, bu âlemde eden cilve,
Gehî aşık, gehî maşuk, gehî ayık, gehî sekran.
(...)
Senin hüsnündürür ya Rab, ki Yusûf'ta eder cilve,
Senin aşkındürür ya Rab, zuhür eden Zeliha'dan.
(...)
Senin zâtındürür mescûd, ana cümle eder secde,
Mesacidde eğer âşık, kilîsada eğer ruhbân.
(...)
İçenler câm-ı aşkından, geçerler kendü varından,
Kim içerse bu şerbetten, anın işi olur âsan
(...)
Ehli aşkın gözüne yeksan görünür daima,
Ma'bed-i abid ile rahibin büthanesi. 35
Gölpınarlı, Oğlan Şeyh'in idamından sonra, "daha o devirde hemen herkes tarafından zulmen katledildiği söylenmeye başlanmıştır" diyorsa da, 36 Atâi bu konuda halkın iki gruba ayrıldığını kaydetmektedir. Bir grup onun zındık olduğuna hükmedip, müridleriyle birlikte katlini haklı bulurken, diğer bir grup büyük velilerden olduğunu ileri sürerek, söylediği sözlerini te'vil yoluna gitmiştir. 37
Oğlan Şeyh kimin fetvasıyla idam edilmiştir? Pek çok kaynakta, muhtemelen Atâi'nin kaydına dayanılarak,38 Oğlan Şeyh'in 935 (1528-29) senesinde idam edildiği 39 ve dolayısıyla o tarihte Şeyhülislamlık makamında bulunan İbn Kemal'in (şeyhülislamlık dönemi: 932-940 tarihleri arası) bu fetvayı verdiği ifade edilmektedir.40 Oysa İsmail E. Erünsal, yukarıda zikredilen makalesinde Oğlan Şeyh'in idamının 935'de değil 945 (1538-39) yılında gerçekleştiğini ortaya koymuştur.41 Bu durumda İbn Kemal'in adı geçen fetvayı vermiş olması söz konusu olamaz. Onun idamı 945 senesinde gerçekleştiğine göre, bu fetvayı iki şeyhülislamdan birisi; ya Sa'dullah Sa'di Efendi (şeyhülislamlık dönemi: Şevval 940-Şevval 945 arası) 42 ya da Çivizade Muhyiddin Mehmed Efendi (şeyhülislamlık dönemi: Şevval 945-Recep 948 arası) 43 vermiştir. Kanaatimize göre ikincisi tarafından verilmiş olması daha güçlü bir ihtimaldir. Zira Şeyhülislam Çivizâde'nin zaten öteden beri sufiyyeye karşı olduğu bilinmektedir. Gelibolulu Mustafa Ali Efendi onun için, "Evliyay-ı mukarrabinin manevi kılıçlarından sakınmazdı. Şeyh-i Ekber Hazretlerini inkarı ve Kahire'deki Şeyh İbrahim Gülşeni'ye karşı ta'n ve düşmanlığı mukarrerdi" demektedir.44 Nitekim onun şeyhülislamlıktan azledilmesine sebep olarak Devhatü 'l-Meşayih'te, Muhyiddin b. Arabi ve Mevlana Celaleddin Rumi ile diğer tasavvuf büyükleri hakkında kötü sözler söyleyip, onlara dil uzatmış olması kaydedilmektedir.45 Böyle tasavvuf büyüklerine dil uzatmaktan çekinmeyen bir zatın, Oğlan Şeyh gibi birisine tahammül etmesi beklenemezdi.
Burada bir noktaya daha işaret etmek gerekir. Çivizade Şeyhülislam olmadan önce, iki sene müddetle Anadolu Kazaskerliği yapmıştı.46 Dini meselelerin, o dönemde divanın tabii üyelerinden olan Kazaskerler tarafından halledildiği bilinmektedir.47 Binaenaleyh Çivizâde'nin böyle bir idam kararını, 945 senesinde henüz Kazasker iken divandan çıkartmış olması da muhtemeldir. Ayrıca Atâi'nin kaydından anlaşıldığına göre, Oğlan Şeyh hakkında karar vermek üzere bir de komisyon oluşturulmuştur. Komisyon üyelerinden birinin, o tarihlerde Rumeli Kazaskeri olan 48 Ebussuud Efendi olduğu görülmektedir. Ebussuud Efendi, komisyon üyesi olarak Oğlan Şeyh'in idamı için karar vermekte çok zorlandığını, epeyce düşündükten sonra, dinsizliğine (ilhad) karar vermekten başka yol bulunmadığını anlayarak hükmünü verdiğini belirtmektedir.49
Tesbit edebildiğimiz kadarıyla Oğlan Şeyh'in doğum tarihi sadece Atâi tarafından kaydedilmiştir. Buna göre Oğlan Şeyh 914 (1508-09) tarihinde doğmuş ve yine aynı kaynağa göre daha önce de belirtildiği gibi, 935 (1528-29) senesinde idam edilmiştir.50 Bu durumda şeyhin 20- 21 sene yaşadığı ortaya çıkmaktadır. Ancak elde edilen son bilgilerle şeyhin 945 (1538-39) senesinde idam edildiği anlaşıldığına göre, acaba idam edildiğinde onun 30- 31 yaşlarında olduğuna hükmedilebilir mi? Mir'atü l- Işk'da verilen bilgilere bakılırsa, Oğlan Şeyh İstanbul'a ilk defa 941 (1534- 35) tarihinde götürüldüğünde, daha sabi denecek kadar gençti. 51 Bu tarihten, idam edildiği 945 (1538- 39) senesine kadar sadece dört sene geçmiştir. Bu durumda Ataî'nin verdiği doğum tarihinin de, idam tarihi gibi yanlış olduğuna hükmetmek gerekmektedir. Kanaatimize göre o, Semerât ve Sergüzeşt'te kaydedildiği gibi 19 yaşında,52 ya da o civarda bir yaşta iken idam edilmiş olmalıdır.
(KAYNAK: Sadabat net. sitesinden Reşet ÖNGÖREN'den alınmıştır)


LinkBack URL
About LinkBacks
kanuni Sultan Süleyman döneminde meydana gelen çocuk yaştaki bir Hurufi şeyhinin Trajik öyküsü. Aslında konu Şeyh Bedrettin'e kadar uzanıyor. Bedrettin'in Felsefesi üzerine yeni düşünceler eklenip, şekillendiriliyor. islam anlayış ve metodlarının dışına taşan bu akım. Tehlikeli bulunup lagv edilmiş. Bununla uğraşan şeyhler ve Müridleri idam edilmiştir. Bu konu ile ilgili bir çok yabancı teolog inceleme yapmıs, ve yine değişik Üniversitelerde tez konusu olmuştur. Felsefesinin İslam'la bağdaşmadığı fikrine bende katılıyorum. Ancak yargılanmalarındaki bazı karanlık noktalar hala tartışılıyor
tır.
Alıntı Yaparak Cevapla


