İslam ve Milliyetcilik sentezi Işığında Milli Sermaye Hareketleri
Seçim zamanlarının stratejik ve anlamlı bir ifadesi olarak, politikacıların darda kaldığı zamanlar ipine sığındıkları bu ifadelerin yakın tarihimizdeki seyri tam bir ibret abidesidir. Hrant Dink Suikasti ile bir kez daha gündeme oturan Milliyetcilik düşüncesi anlamını ve haddini aşan beyenatlara maruz kalmıştır. Milliyetciliği “ Kafatascılık” olarak tanımlayan siyasiler, kendi geçmişlerinin verilemeyen hesaplarının kapatılması yönündeki çabalarını gün ışığına çıkarmaktadır. Her dem ayrı bir merkeziyetle birbirinden uzaklaştırılmaya çalışılan İslam Ve Milliyetçilik esasları, tarihte eşi benzeri görülmemiş bir hareketle aslında birbirlerine karışmıştırda. Bu seyrin anlatımına geçmeden önce her iki akımın teriminolojisi ve Türkiye için önemine kısaca değinmek istiyorum. Üniter bir Devlat olan Türkiye Cumhuriyeti, içinde azınlık ve etnik köken bakımından farklı kültürleride beraberinde taşır. Bu çeşitlilik ülke için kazançları olduğu gibi sorumluluklarıda doğurmaktadır. Bu ülke bütünlüğünde, Kültürünü ,Milliyetini, dinini, bir veya ayrı ayrı paylaşsakta ortak payda ülkenin bütünlüğü ve kalkınmasıdır. Bir yahudi ile Din anlamında aynı görüşte olmasakta, Milliyet açısından birizdir. Bu ve benzeri çok kültürlü coğrafyalarda sorunlar bazen istediğimiz ölçülerinde üzerinde olur. İslam ve Milliyetcilik sentezi ve Milli sermaye hareketindeki bu vasıf konumuza çok uymaktadır.
Çoğumuz, Türk siyasetindeki Globalizmin, Libaralizmin ve kapitalizmin gelişini 1983 seçimleriyle iktidara gelen Turgut Özal’a borçlu olduğumuzu sanır. Ama bu gelişimin ilk ışıkları Osmanlı İmparatorluğunun yıkılış zamanlarına rast gelen 1838 yılında belirmeye başladı. O tarihlerde Osmanlı Ekonomisinin sahibi olan Galata Bankerleri Ermeni ve rum tacirleri Osmanlı’yı korkunç bir borç batağına sürüklemiş, ekonomik anlamda tam bir oyuncak ülke yaratmışlardı. Başka seçeneği olmayan Osmanlı idaresi bu bankerlerin diretmesi sonucu Öncelikle İngilizlerle ve Sonradan bir çok Avrupa ülkesiyle Ticaret anlaşması imzalamaya mecbur kaldı. Büyük Reşit Paşa adı ile bildiğimiz Tanzimat kahramanımız, Bu gün İstanbul Üniversitesinin sosyal tesisi olarak hizmet veren, İstinyedeki Yalısında İngiliz Büyükelçisi Lord Stratford canning ile Osmanlı Devleti ve ingiltere arasında Ticaret anlaşmasını yürülüğe koydular. Bu anlaşmaya göre osmanlı Devleti Tüm tabuları yıkıp gümrük ve vergi anlamındaki engelleri kaldırmış oldu. Yani ingiltere ve bazı Avrupa ülkeleri fason üretimden doğan ucuz malları osmanlı topragına getirip burada pazarladı. Osmanlı ülkesi tam bir fason, ucuz mallar cenneti haline getirildi. Bununla rekabeti başaramayan osmanlı ticarethaneleride bir bir kapandı. Milli Sermaye ve üretim artık tarihe karışmış oldu. Bununla birlikte bamkacılık sektörü ve borsada Osmanlı ile tanışmış oldu. Borsa özellikle zengin batı hayranı olan Türk tebasına çok hoş geldi. Ellerindeki tüm parayı yatırıp kolaydan köşeyi dönmek arzsuyla borsa oynayan aydınlarımız maalesef kapitalizmin bu oyuncağına yenik düştüler. Bu aydınlarımıza örnek olarak Mithat paşa ve Namık Kemal örnek verilebilir. Peki bu gelişmelerin İslam ve Milliyetcilik konusu ile ne ilgisi var diyeceksiniz. İşte bu tarihlerde batının bu kirli oyunlarını gören Anadolu’daki bir Gümüşhanevi şeyhi Ahmet Ziyaüddin Efendi Özellikle İstanbul’da topladığı Türk tüccar, sanayici ve esnafı ile birlikte “ Milli Sandıklar” cemiyetini kurup, Bu yabacı sermaye akışına rest çektiler. Gümüşhanevi Şeyhinin sevilen ve sayılan bir din adamı oluşu bu sandıklara tüm Osmanlı’nın rağbet etmesini sağladı. Dev gibi büyüyen bu sandıklar, Cumhuriyetle birlikte birer fabrikalara dönüştü. Ulusal pazarı koruyan Milliyetci bir islam metodu kendiliğinden doğmuş oldu. Yabancı sermayeyi destekleyen Osmanlı İdaresi “ Milli Sandıklar” iradesi karşısında yabancı ortaklarınca çok tenkit edilmesine rağmen Cumhuriyete kadar büyük bir sadakatle yürütülmüştür. Bunu takip eden yılda ise Yine Gümüşhanevi derhahı desteği ile “ Gümüş Motor” fabrikası kuruluyor ve Türk yatırımcıları bu hareketle sanayiciliğede soyunmuş oldu.
İşte islam ve Milliyetcilik sentezi bu başkaldırışla birbirine kenetlenmiş oldu. Bu gün illede ayrılmasını kendi menfaatlerine alet eden siyasetciler bu tarihi gelişimleri bir kez daha okumalıdır. “ Milli Sandıklar” ekolünü geliştiren şeyh Ziyaüddin Ahmet Efendi ile birlikte, aynı tarikatle yolu kesişen bir çok ünlü vardır. Gümüşhanevi tarikati ile bağları olan siyasetci, din adamı, bilimadamı, sanatcılardan bazıları şunlardır. Gümüşhanevi tekkesinde doğup yetişen Anne ve babasıda bu tarikata üye olan. Profesör sabri ülgener. Nazım Hikmet’in Anneannesi Ayşe sıdıka Hanım. Kurtuluş savaşı Komutanlarından ali fuat Cebesoy. Bu arada sabri Ülgener, nazım Hikmet ve Ali Fuat Cebesoy yakın akrabaydılar. Kazım karabekir. Bülent Ecevit ahmet ziyaüddin efendinin yakın akrabasıdır. Nakşibendi tarikatı Lideri şeyh Zahid kotku hemen sayılabilecek isimlerdir.
Sonuçla, İslam ve Milliyetcilik tarihi sınavını vermiştir. Ülkemiz ne zaman bir refaha erse, ne zaman ekonomik anlamda başını kaldırsa yapay spekülasyonlar hazırdır. Milli sandıklar ile başlayan bu hüzünlü hareket Milli sermayemizin tehlikede olduğu bu dönemde umarım sorumlu insanların dikkatini çekecektir. Saygılarımla
HAMZA...
(Bu konu kemdi araştırmam olup, birebir hiç bir kaynaktan alınmamıştır)


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla

dikkat edin dinsel yönü ile zaten ilgilenilmiyor, ulusal/bilimsel düşünce ve tez yönünden soruluyor