• Reklam
10 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    AlpeR adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    10-07-2004
    Mesajlar
    8,269
    Karizma Gücü
    9

    Atatürk, Vahdettin konusunda nasıl yanıltıldı?

    Atatürk, Vahdettin konusunda nasıl yanıltıldı?



    MUSTAFA ARMAĞAN
    m.armagan@zaman.com.tr

    Tarihte “son nokta” yoktur; olamaz da. Donmuş değil, dinamik bir süreçtir tarih. Vakalar değişmese bile algılanmaları zamanla değişir. Daha önce bakılmamış açılar ortaya çıkar, yeni tanıklar konuşmaya başlar, elde edilen bilgiler yeniden harmanlanır ve yeni sentezler doğar bunlardan.
    Bugün üzerinde duracağımız örnek ise bildik bir konuda: Vahdettin hain miydi? Bu soru son yıllarda artık eski enteresanlığını yitirmişse de, yine de taraftar buluyor. Vatan hainliği ithamına net ve tarafsız bir tanım getirmedikçe galiba ilgi çekmeye devam edecek.

    Nedir vatana ihanet ve kimin hain olduğuna son tahlilde hangi merci karar verecektir?

    Mesela bundan 50 yıl önce Nazım Hikmet vatan hainiydi devlete göre. Bugün ise böyle düşünenlerin sayısı azınlıktadır. Peki ne değişmiştir aradan geçen sürede? Nazım, bir mahkemede aklanmıştır da onun için kitapları serbestçe basılabilmekte, şiirleri kapış kapış kasetlerde yerini almaktadır? Hayır. Herhangi bir hukukî beraati olmadı; ama Nazım’a 1950 şartlarında vurulan hain damgasının esasa değil, devrin şartlarına dayandığı, dolayısıyla o şartlar ortadan kalktığı (komünizm çöktüğü) için suçlamanın gereksizliği anlaşıldı.

    Ancak Vahdettin’in ihaneti hakkındaki tartışmalar kolay son bulacağa benzemiyor. Çünkü Vahdettin’in hainliği iddiasının da hukukî olmadığı, tıpkı Nazım’da olduğu gibi siyasî ve konjonktürel sebeplerden kaynaklandığı anlaşılırsa onun üzerine bina edilen bütün iddialar, mesela Osmanlı tarihinin son dönemi hakkındaki yorumlar çökme tehlikesi geçirecektir. Bu yüzden, 2005 Temmuz’unda Süleyman Demirel’in isabetle (!) teşhis ettiği gibi, Vahdettin’in hain olduğunun bilinmesinde daha bir süre yarar vardır!

    Şimdi TBMM’ye uzanalım ve Gizli Zabıtları karıştıralım. 1921 yılını içeren cildi elimize alalım ve başlayalım karıştırmaya. Tam da bu yazıyı yazdığım 8 Şubat gününe gelelim. Biraz önce Mehmed Âkif, Meclis kürsüsünden ilk ve son defa konuşmuş, sonra bazı milletvekilleri Âkif’in Padişah’a yazılacak mektubun taslağı üzerinde görüşlerini belirtmişlerdir. Nihayet kürsüye Mustafa Kemal Paşa çıkmış ve Milli Şairimizin Sevr konusunda işgal kuvvetlerinin süngüsü altındaki Halife-Sultan Vahdettin’in meşruiyetini kaybettiği için TBMM’yi tasdik ve kararlarını kabul etmesini isteyen ifadelerini eleştirmiştir. Ona göre Meclis’in, meşruiyetini başka hiçbir merciye tasdik ettirmeye ihtiyacı yoktur. Kaldı ki, der, Mustafa Kemal, Hilafet makamı aslında “mühmel”dir, yani boştur.

    Neden peki? Çünkü, bu “çünkü” çok önemli, Mustafa Kemal’e göre Sultan Vahdettin, antlaşmanın imzası öncesinde, 22 Temmuz 1920’de toplanan Saltanat Şûrası’nda “Sevr muahedesini... bizzat ayağa kalkmak suretiyle kabul etmiştir.” Dolayısıyla TBMM’nin, İngiliz süngüsü altındaki “esir padişah”ın onayına ihtiyacı yoktur.

    Peki olay hakikaten Mustafa Kemal’in açıkladığı gibi mi cereyan etmiştir? Yani Saltanat Şûrası’nda ‘Sevr’i kabul edenler ayağa kalksın’ denilmiştir de, Vahdettin de ayağa kalkmak suretiyle onu kabul mü etmiştir? Yoksa...

    İşin esası şu: Hadise Mustafa Kemal’e yanlış aksettirilmiş ve onun Vahdettin hakkındaki kanaati, iletişim hatlarındaki “bir kısım” parazitlerden olumsuz yönde etkilenmiştir. O halde nedir olayın iç yüzü?

    Vahdettin’in Saray Başmabeyncisi, yani özel sekreteri Lütfi Simavi’nin “Osmanlı Sarayının Son Günleri” (Pegasus Yayınları, 2006, s. 328) adlı hatıralarında anlattıkları gerçekten de şaşırtıcıdır. Simavi’ye göre Vahdettin, bırakın oylamada ayağa kalkmayı, açılış nutkunu okuduktan sonra salonda bile durmamış, çıkıp gitmiştir.

    Siz gözlerinizi ovuşturmaya devam ederken ben Mustafa Kemal’in Kurtuluş Savaşı’ndaki silah arkadaşlarından ve aynı zamanda Vahdettin’in damadı olan, yani iki tarafa da eşit mesafede duran birinin, İsmail Hakkı Okday’ın “Yanya’dan Ankara’ya” (Sebil Yayınları, 1994, s. 385-386) adlı hatıralarını masama getirip okuyayım da dikkatle dinleyin:

    “Nihayet ‘Sevr’i kabul edenler ayağa kalksın’ denildi. Damat Ferid Paşa bu sırada Padişah’ın salonu terk etmesi için işaret verdi. Vahdettin dışarı çıktı, yandaki odaya geçti. Padişah ayağa kalkınca da salondakiler Hünkâr’a bir saygı eseri olarak ayağa kalktılar. Kendisini bu suretle selamladılar. Öyle ki, bu ayağa kalkışın Sevr’in kabulü anlamına mı geldiği, yoksa Padişah’a hürmeten kıyam mı edilmiş olduğu açık olarak belirmedi. Hatta Ayan’dan Topçu Feriki Rıza Paşa, ‘Biz Padişah’a hürmeten ayağa kalktık, Sevr’i kabul ettiğimizden değil’ diye haykırarak Damat Ferid’in oyununu açıkça protesto dahi etti.”

    Şimdi o ayağa kalkma meselesi anlaşıldı mı acaba? Özetleyelim o halde:

    1) Bir kere bu tür şûralarda padişahın oy hakkı yoktur ki! O, konuşulanları dinler, kararın kendisine bildirilmesini ister ve sonuçta onaylar veya onaylamaz.

    2) Ayağa kalkarak oylama yapılması çağrısı yapılınca padişah, konumu gereği dışarı çıkmış ve o çıkarken şûra üyelerinin hepsi saygılarından ayaklanmış, bu da Damat Ferid tarafından Sevr’in onaylandığı şeklinde yorumlanmış, yani oylama tam anlamıyla bir oldubittiye getirilmiştir.

    3) Rıza Paşa ise oyuna geldiğini anlayınca oylamayı protesto maksadıyla yerine oturmuş ve bu yüzden de aleyhte çıkan tek oy onunki sayılmıştır.

    Kuşkusuz 1921 Yazı gibi feslerin bir baştan öbürüne uçuştuğu bir ortamda meselenin içyüzünü bilebilecek durumda olmayan Mustafa Kemal ve Kâzım Karabekir gibi Milli Mücadele önderleri, ayağa kalkıp Sevr’in imzalanmasını onayladığı sonucunu çıkararak Vahdettin’in hainliğine hükmetmişler, bu da onun ihanetine yeterli delillerden biri sayılmıştır.

    Fazla söze ne hacet! İşte tarihte yanlış anlamaların nereden kaynaklandığına yakıcı bir misal.



    Gözlerimiz aydın olsun !

    Bir tarihi gerçek daha gün ışığına çıktı; Vahdettin hain değilmiş ! Hem de bu konuda Atatürk fena halde aldatılmış. Yazık, bir yanda kocaa hanedan-ül İslam, öte yanda Kurtuluş orduları komutanı büyük önder Mustafa Kemal... Nasıl da bir yanılgının aciz kurbanları olmuşlar...

    Zaman yazarı beyefendi neye dayanarak söylüyor bunu? Hatıralara dayanarak... O noktaya itiraz edecek durumum yok. Doğrudur, hatıratlar bu bakımdan çok ciddi kaynaklardır. Pekçok tarihi mesele resmi kayıtların ötesinde kişisel kayıtlar sayesinde açığa çıkmıştır.

    Ancak önemli bir nokta var ki o da hatıralara getirilen yorumun meselenin açıklığa kavuşturulmasında çok önemli olduğudur. Beyefendinin "Damat Ferit işaret verdiğinden Vahdettin salondan çıkmak üzere ayaklandı, bu durum "Sevr'i kabul ettiği" manasında yorumlandı. Halbuki o başka amaçla kalkmıştı. Mustafa Kemal de o dönemin sıcak gelişmeleri nedeniyle ve üstelik aracıların da konuyu değiştirerek aksettirmesiyle bu şekilde bir yargıya vardı ve aldatıldı" yorumuna asla katılmıyorum.

    Anlatılanlar üzerine benim yorumum da şudur;

    1. Mustafa Kemal gibi bir adam, kişileri tek bir olay ve/veya birkaç kişiden duyulan söylentilerle değerlendirmez. Vahdettin ile görüşmüşlüğü vardır. Osmanlı ordularında yüksek rütbede görevler yapmıştır. Askeri ortamı, hanedanı, siyaseti bilir. Etraflıca araştırmadan, üzerinde düşünüp yoğunlaşmadan karar vermez. Bu yüzden üç beş kişinin kendilerince anlattığı hikayelerle birini (üstelik Osmanlı'nın başında halife ve padişah makamında birini) değerlendirip "hain" ve "sadık"ın ayrılmasının önemli olduğu bir dönemde kolaylıkla bir çırpıda yaftalar mı sanıyorsunuz?

    2. Sultan böyle önemli bir toplantıda hangi hareketin hangi anlama geleceğini bilmeyecek ve sadrazamın kaş-göz işaretiyle boynunu büküp salonu terkedecek kadar saf mıdır? Yoksa neyin ne olduğunun farkında olup işin ön cephesinde bulunmayı kendisine yedirememiş ve kendini İngiliz aşığı Damat Ferit olmak üzere ihanetin kuklası olmaktan öte bir noktaya götüremeyen bir teslimiyet abidesi midir?

    Bırakınız bu masalları... Ne Mustafa Kemal iddia edildiği kadar saf, ne de Vahdettin iddia edildiği kadar masumdu.

    Beni övme sözlerini bırakınız. Gelecek için neler yapacağız, onları söyleyiniz !
    MUSTAFA KEMAL



  2. #2
    IşıL adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    04-01-2007
    Mesajlar
    794
    Karizma Gücü
    6
    hmmm üzerinde çok fazla yorum yapabilinicek bir konu ama ne yazıkki olayları yerinde ve zamanında göremiyoruz.. ne düşünürsek düşünelim bütün iddialarımız birer düşünce kırıntısından ibaret kalacak...
    Şimdi o, kanatlarını rüzgara açmış,
    dur diyemezler diyemezler..

    Başka sularda o
    Başka rüzgarlar arıyor,
    Başka yollara yürüyor..
    Başka.. Başka..


  3. #3

    Kayıt Tarihi
    02-03-2006
    Mesajlar
    1,614
    Karizma Gücü
    0
    Yani Atatürk başkaca hiçbir konuda her nasılsa yanıltılamıyor da: birtek Vahdettin konusunda nasıl yanıltılabiliyor!! Benim anlayamadığım da bu..
    (Sakın bu yanıltılmayı kabul ettikten!! sonra "daha hangiii konularda da" yanıltılmış??? olduğu sıralanacak olmasın.)

    Vahdettinsever taife önceleri, Atatürk'ün vahdettine karşıtlığının bi "kız meselesi"!! yüzünden yani "şahsi" olduğunu söyler idü..
    Olmadı, dutturulamadu şimdi "yanıltılma" mı olduğu sööleniyo ki..(Hani mesle bayat olduunadan unutup gettik, izleyemedik de.)

    Nası, kim (hemde Atatürk'ü) yanıltmış, elma şekeri verip kandırmışlar mı Mavi Gözlü Dev'i..

    Bu forumun en çok bu yönünü seviyom arkadaş..Mizah her an her başlık altında boyverebiliyo..Süpprüsz disboyu.!!

  4. #4
    PaSTaFaRYaN adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    07-01-2005
    Mesajlar
    4,323
    Karizma Gücü
    0
    Ya böyle komik bir yazı olamaz.
    2 kaş göz işaretiyle, ayağa kalkmasının yanlış yorumlanmasıyla Atatürk çok sevdiği Vahdettinden birden nefret etti. Bunu mu demeye çalışıyor yazar. Böyle ciddiyetsiz bir yazı nasıl çok önemli bir şeymiş gibi gösterilebilir. İnsan utanır böyle saçma yorum yapmaya.

  5. #5
    AlpeR adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    10-07-2004
    Mesajlar
    8,269
    Karizma Gücü
    9
    Alıntı SibyLLa tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    hmmm üzerinde çok fazla yorum yapabilinicek bir konu ama ne yazıkki olayları yerinde ve zamanında göremiyoruz.. ne düşünürsek düşünelim bütün iddialarımız birer düşünce kırıntısından ibaret kalacak...
    Ne zaman makinesine sahibiz ki geri dönüp meseleleri yerinde görebilelim, ne de kalbur üstü tarih uzmanlığımız var.

    Elbette ki, gördüklerimizle değil okuduklarımızla ve öğrendiklerimizi düşünce potamızda yoğurup fikir öne sürüyoruz. Bu fikirleri "kırıntı" olarak nitelendirmenin yanlışlığına kapılmanın sonu bizleri hissizliğe, vatan ihanetine, milli şuura karşı vurdumduymazlığa sürükler.

    Saygılar.

    Alıntı northest tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Yani Atatürk başkaca hiçbir konuda her nasılsa yanıltılamıyor da: birtek Vahdettin konusunda nasıl yanıltılabiliyor!! Benim anlayamadığım da bu..
    (Sakın bu yanıltılmayı kabul ettikten!! sonra "daha hangiii konularda da" yanıltılmış??? olduğu sıralanacak olmasın.)

    Vahdettinsever taife önceleri, Atatürk'ün vahdettine karşıtlığının bi "kız meselesi"!! yüzünden yani "şahsi" olduğunu söyler idü..
    Olmadı, dutturulamadu şimdi "yanıltılma" mı olduğu sööleniyo ki..(Hani mesle bayat olduunadan unutup gettik, izleyemedik de.)

    Nası, kim (hemde Atatürk'ü) yanıltmış, elma şekeri verip kandırmışlar mı Mavi Gözlü Dev'i..

    Bu forumun en çok bu yönünü seviyom arkadaş..Mizah her an her başlık altında boyverebiliyo..Süpprüsz disboyu.!!

    Beni övme sözlerini bırakınız. Gelecek için neler yapacağız, onları söyleyiniz !
    MUSTAFA KEMAL



  6. #6
    SARI ZEYBEK adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    03-12-2005
    Mesajlar
    894
    Karizma Gücü
    0

    Başarısız

    Alıntı Cao Cao tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    ...
    oooooooooooofffffffffffffffffffff
    hayatta hiç bir şey olamamış hiç bir şey başaramamış insanlar neden başaranlara bu denli hakaret eder .kaos?
    küçük insanlar kişileri tartışır biz fikirleri tartışalım .
    sende birşeyler yapmak için çabala ne demişler ''nazar etme ne olur çalış seninde olur .''
    Bu mesaj en son " 14.02.07 " tarihinde saat 00:16 itibariyle AlpeR tarafından düzenlenmiştir... Neden: Alıntı yapılan mesaj silindi

  7. #7

    Kayıt Tarihi
    29-11-2005
    Mesajlar
    1,640
    Karizma Gücü
    7
    Tarih malesef ideolojilerin maskarası olmuş.İstisnasız herkes de bu maskaralığın bir ucundan tutmuş vaziyette.

    Tarih okurken seçici geçirgenleşiveriyoruz birden.Kendi tezlerimizi,iddialarımızı destekleyecek olanları derhal alıp aksini iddia edenlerden ışık hızı ile uzaklaşıyoruz.

    Hele mevzu kördüğüm olmuş hadiselere gelince aynı konuda taban tabana zıt yorumlar görmek mümkün.Bırakın yorumu aynı olay bambaşka anlatılabiliyor.

    Selim İleri tarihsel olayların her kaynağa göre farklılık gösterdiğini anlatan yazısından sonra soruyor:
    Hangi tarihe güvenelim? Neye dayanarak güvenelim? Niye güvenelim?
    Katılmamak mümkün değil.

    Mustafa Armağan'ın yazısına gelirsek bana mantıklı geldi,başkasına saçma gelir.Öteki söver,beriki över.Neticede kimse bulunduğu konumdan milim oynamaz.Herkes inanmak istediğine inanır.

    gerisi yalan ...

  8. #8

    Kayıt Tarihi
    02-03-2006
    Mesajlar
    1,614
    Karizma Gücü
    0
    Bilimsel kuşkucu yaklaşım başka birşeydir..
    Ama tarih, sosyoloji, siyaset bilim vb. sosyal bilim konularında (hele de çok yakın tarih konularında) dedikoduların, uydurmaların da peşine takılıp "yaw acep olabilir mi ki..?" şaşkınlığı içinde (ki aslında bunu yapanların tez ve yaklaşımı aslında net ve bellidir, sadece kendi dışındakilerin kafalarını karıştırma uğruna gerçek dışı senaryolarını pazarlamaya çalışırlar) her denilene inanıp, hepsini aynı derecede doğru/yanlış saymanın yerinde bir davranış olmadığı kesin.
    Aykırı,marjinal tez ve senaryo sahipleri veya bunlara inananlar, kendi dışındakileri suçlayacaklarına kendileri hakkında düşünmeliler..
    Yani: her gün havaya bi taş atıp, düşmesini seyredip, hala da atmaya devam edip; bizim eniştenin baldızının bacanağının yan komşusunun dedesinin bilmem kime yer çekimi diye bişey yoktur dediği söyleniyo, onu test ediyorum demesi ve yaptığı işi :canım adam test ediyo, herhalde vardır bi bildiği, ya yoksa yer çekimi mantığıyla makul!! bulanlar ne kadar ciddiye alınabilir.

    Şimdi dikkat:
    ..."Vahdettin’in hainliği iddiasının da hukukî olmadığı, tıpkı Nazım’da olduğu gibi siyasî ve konjonktürel sebeplerden kaynaklandığı anlaşılırsa.." uyanıklık sanki..Ey solcular, Nazım'a da vatan haini denildi siyaseten, gelin birlikte ikisini de kurtaralım.(Solcular da salak ya, nasılsa Nazım'la Vahdettin aynı kategoride ya hemmen inanıp binecekler vahdettinci vagona..Yani iddia sahipleri o denli ilkesiz, o denli entrikacı o denli kararlılar ki, tek vahdettinin hainliği kaldırılsın arada Nazım'mış filanmış heçbiri önemli deel.) Tabii solcular filan itibar etmedi bu teze.(Tez sahipleri kendi tabanları ile aydın/sol tabanı aynı sanıyo.Kaldı ki Nazım, Mustafa Kemal'ci, Kuvay-ı Milliyeci bir komünist, Atatürk'ü : mavi gözleri çakmak çakmak, sarışın bir kurt olarak, bir kahraman olarak görüyor,savunuyor..Ülkenin antiemperyalistlerden kurtuluşu konusunda Atatürk'le hemfikir, ama siyasal rejim olarak bolşevizmi savunuyor, Atatürk'le ayrılığı burada..) Devam edelim..

    Bakalım vahdettin kimmiş:
    (efenim bundan önce: uzun uzun vahdettinin hainliği konusunda sadece sevr konusunda ayağa kalkarak evet anlamında oy kullandığı sanılmasının! delil olduğu, halbusem ki bu ayağa kalkma meselesinin aslının başka olduğu hekaye olunuyor..ve "şok"! gerçek açıklanıyo:buyrun)

    ..."“Nihayet ‘Sevr’i kabul edenler ayağa kalksın’ denildi. Damat Ferid Paşa bu sırada Padişah’ın salonu terk etmesi için işaret verdi. Vahdettin dışarı çıktı, yandaki odaya geçti. Padişah ayağa kalkınca da salondakiler Hünkâr’a bir saygı eseri olarak ayağa kalktılar. Kendisini bu suretle selamladılar. Öyle ki, bu ayağa kalkışın Sevr’in kabulü anlamına mı geldiği, yoksa Padişah’a hürmeten kıyam mı edilmiş olduğu açık olarak belirmedi."....????

    şimdi bizim vahdettin memleketi şöyle yönetiyo: bi damat ferit var (hayır hababam sınıfındaki ferit deel bu başka.) o padişaha -artık nası ister ise öyle- bi işaret çakıyo....çakmasıynan birlikte bizim haşmetlü işaret önderliğinde seyirttiriyo..(artık nere olursa)..konu ne, ne yaparsam ne anlaşılır, ne yapmak gerekir, başka şey yapılabilir mi, yapılırsa nolur,bunlardan hangisi memleket,millet hayrınadır, bööne kadar yaptıklarım (daa doğrusu bana yaptırılanlar) neydi, doğrumuydu,yanlışmıydı vs.vs...gibi bir ülkenin,milletin kaderinin emanetini,sorumluluğunu üstlenmiş -yetenekli yeteneksiz önemli değil) sıradan bir insan sorumluluğu,ciddiyeti vahdettin için lüx ve yorucu..bööle ufak işlerle uğraşmıyo gendüleri..!..

    Mesele bu kadar net!!!??? vuzuha erdirildikten kelli, geçiliyo gerçeklere:???

    ..."Kuşkusuz 1921 Yazı gibi feslerin bir baştan öbürüne uçuştuğu bir ortamda meselenin içyüzünü bilebilecek durumda olmayan Mustafa Kemal ve Kâzım Karabekir gibi Milli Mücadele önderleri, ayağa kalkıp Sevr’in imzalanmasını onayladığı sonucunu çıkararak Vahdettin’in hainliğine hükmetmişler,"....
    Yani kim neymiş:???? Bu MUstafa Kemal, Kazım Karabekir filan varlar ya..Bunnar da pek matah deellermiş ha.???
    evet koskoca dünyaya, yedi düvele emperyalizme, onca yokluk,yoksunluk içinde kök söktürüp yenebilecek dehalarmış, top,tüfek,mermi,şarapnel,savaş gemisi,bomba uçuştuğunda oralı olmayıp, şaşırıp yanılmayıp doğruyu görebiliyolarmış. ammaaa: 'uçuşan fesler'!!!! gördüklerinde şaşırıyolarmış mış mış..işte vahdettin meselesi sırasında 1921 de -biz feslerin yalancısıyız- fesler uçuşunca olan vahdettinciğe olmuş ve yanılmışlar.!!!???

    Nası bi tarih tezi ama.... ?????

    Ne Mustafa Kemal'in cilt,cilt nutuğu, ne osmanlının emir,fetva ve ajanları, ne yabancı kaynaklarla doğrulanan eksiksiz bilgiler..ne öncesi ne sonrası..hepsini bırakacak ve bu fes hikayesi ile vitesi geriye takıp vahdettin Mustafa Kemal noktasında seçiminizi yenileyeceksiniz.

    Canım inanmıyorsanız da eğleneceksiniz.Size de yaranmak mümkün diil kardeşim.!

    Elde başka malzeme,zeka, bulgu mu varda mesele bu denli komikleşiyo.Olanı bu..
    Yer se niz..!! (Fındık reklamından telif ödenmeden vahdettin aşkına araklanmıştır.!)
    (Teklif var.Israr hem var hem yok???)

  9. #9

    Kayıt Tarihi
    27-04-2006
    Mesajlar
    1
    Karizma Gücü
    0
    Bu tür iddialar Vahdettin'i temize çıkarma, Atatürk'ü karalama amacı gütmektedir.Vahdettin hainden ziyade aciz bir kişiydi.Korkak ve çaresizdi.O başa geçene kadar devleti yönetip 1.Dünya savaşını kaybedenler vatansever miydi? Nutuk'u iyi okuyun lütfen.

  10. #10
    yaykın adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-06-2005
    Mesajlar
    1,255
    Karizma Gücü
    7
    zaman gazete yazarları santranç a bile ***** etiketi yapıştırmıştır beklenir bunlardan


    ingiliz askerleri de zaten istanbula tatile geldiklerini söylemişler gemileriyle , hainlik falan yok orta da !

    Vahdettin ; Bu miilet koyundur,bu sürüye çoban lazımdır işte o çoban da benim.

    Atatürk; Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.
    .

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Vahdettin Hain miydi ?
    2005 Konuları bölümünde CaLaMiTy tarafından açılmış
    Yanıt: 404
    Son Mesaj: 24.11.09, 22:19
  2. Hükümet pkkadek konusunda nasıl?, hükümete ve tsk ya güveniyormusunuz.?
    2005 Konuları bölümünde herdemraf tarafından açılmış
    Yanıt: 32
    Son Mesaj: 05.09.05, 13:31
  3. Vahdettin’e insaf edin
    2005 Konuları bölümünde corbinus tarafından açılmış
    Yanıt: 15
    Son Mesaj: 26.07.05, 09:46

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •