• Reklam
Sayfa: 3 | Toplam: 639 İlkİlk 1234567891011121353103503 ... SonSon
6389 sonuçtan 21 --- 30 arası gösteriliyor

Konu: GÂLiBiLiK

  1. #21

    Kayıt Tarihi
    23-01-2007
    Mesajlar
    359
    Karizma Gücü
    0
    Bismillahirrahmanirrahim
    SANA DA, DAHA ÖNCEKİ KİTABI DOĞRULAMAK VE ONU KORUMAK ÜZERE KİTAB’I GÖNDERDİK. ARTIK ARALARINDA ALLAHIN İNDİRDİĞİ İLE HÜKMET; SANA GELEN GER&#199Ğİ BIRAKIPTA ONLARIN ARZULARINA UYMA. HER BİRİNİZE BİR ŞERİAT VE BİR YOL VERDİK. ALLAH DİLESEYDİ SİZLERİ BİR TEK ÜMMET YAPARDI; FAKAT SİZE VERDİĞİNDE SİZİ DENEMEK İÇİN. ÖYLEYSE İYİ İŞLERDE BİRBİRİNİZLE YARIŞIN. HEPİNİZİN DÖNÜŞÜ ALLAHADIR. ARTIK SİZE, ÜZERİNDE AYRILIĞA DÜŞTÜĞÜNÜZ ŞEYLERİ O HABER VERECEKTİR. Maide 48

    Gözünü Açda Baştan Başa Allah Kelamına Bak! Ayet Ayet Bütün Kur’an’ın Manası Edebden İbarettir!..Ademlikten İnsan Olma Şerefine Ermiş Kişinin Kıymeti ve Değeri edebi ile ölçülür!..

    Hazreti İsa Aleyhissselamın vefatından 609 sene sonra, ahir zaman Peygamberi Hz. Muhammed Mustafa Aleyhi ve Sellem efendimizin elçiliğinde ihsan edilen Hazreti Kur’an da, daha evvel Hz. Allah’ın ihsan eylediği cümle beşerin maddi ve manevi nizamının özünü sağlamaya Allah’ın bildirdiği esasta değişmeyen ve zamana göre ihsan edilen kitaplar ve sahifeler, cümlesi Hz. Allah’ın cemi kullarına hiç süphesiz lütfu ihsanıdır.

    Cümle Allah elçilerine ilahi kitapların ve suhufların hangisi ihsan edildiyse dünya yaşantıları ihsan edilen emri ilahiyenin tefsiridir. Allah’a iman eden her sınıftan kulların ekserisinin emri ilahiyenin özünü idrak edenlerin samimiyetlerine göre taltifi ilahiyeye nail olduklari her devirde görülebilir.

    İşte bu samimiyeti cümle Allah kullarına duyurmak kastı ile, Hz. Allah’ın bildirisini tekraren tek din vardir, İslamiyettir. Müslümanlarsa kardeştir. Cümle Allah elçilerinin dinleri İslamdir. Beşeri ölçü, Allah’ın var olduğuna inanan müslümandır. emri üzerine amel etmekte samimi olan mü’mindir, ittika sahibidir.

    Hangi peygamberin şeriati ile yükümlü işe peygamberin ismi ile anılır. Bu gerçeği kabul edenler, bu gün azınlıkta oldukları görülsede, asrı idrak edenlerin hakikat ışığı azda olsa görülmeye başladı. Görenlerin adedi günbe gün artıyor. Elhamdulillah. Allah gerçeğe zeval vermesin. Zalimlerin şerlerinden iman edenleri korusun. Amin

  2. #22

    Kayıt Tarihi
    06-01-2007
    Mesajlar
    394
    Karizma Gücü
    0
    Bismillâhi'r-Rahmâni'r-Rahîm

    “De ki; ben kendime bile ALL&#194’ın dilediğinden başka ne bir zarar ne de bir menfaat verme gücüne sâhip değilim. Her ümmetin takdir edilmiş bir eceli vardır. Ecelleri geldiği zaman ne bir saat geri kalırlar, ne de ileri giderler.
    ” (Yûnus Sûresi, 49)

    Peygamber efendilerimizin ve evliyâların ilmi diraset yoluyla değil, verâset yoluyladır. Yâni, okuyup yazmakla değil. Bu ilim amel ve mücâhede netîcesinde elde edilmez. Esas olan ezel-i ervahta ALL&#194’ın tertîbi olup, dünyâda beşer bunu sây-i gayreti ile elde etmeye muktedir değildir. Nefis Hak’tan kaçar. Onu bir yere tesbit etmeli. Bu da verâset yolu olup, aksi Kur’ân’ın rûhuna aykırıdır.

    Kur’ân-ı Azîmü’ş-şân’da çok yerde “evliyâ” buyuruldu. Türkçe’de karşılığı olmadığı için aynen olduğu gibi alınması îcap ederken her yerde, her mânâda kullanılan “dost” diye mânâ vermek, evliyânın mânâsını yansıtmadığı için, ehl-i kitap’tan îman edenlerinde ALL&#194’ın rahmetinden uzaklaşıp düşman olmalarına bilmeyerek sebep olmuşuz. Kendi aramızda dahi ALL&#194’ın sonsuz rahmetini bir nebze idrak edemediğimizden, hakîkatleri gösteremeyip, yakınlarımızı dahi “akılcı” diye diye nakilden nasipsiz kılmışız Bu durumda her hâlükarda mânâsız yaşanamayacağını bilenler gerçeği bulamadıklarından mâneviyatı çıkarlarına kullanan çıkarcıların kucaklarına itilmişlerdir. Samîmi olanları ALLAH mahrum etmez, amenna. Bu samîmiyeti ileriye götürebilecek bahtiyar ne kadar çıkar. Bu türden vazîfeli olduğunu zannedenler, bâzı görgülerinin esiri, yâhut da başkalarının iteklemesinden dolayı kendilerine zulmedip, gayrının mes’ûliyetini üstlendiklerini bilseler dahi artık kendilerini geri alamazlar. Enâniyetleri mâni olur. Buna benzer na-ehlin kucağına iteklenen tarikat kaza-zedelerinin de ALLAH emeklerini zayi etmesin, amin!.

    Tekrar ediyorum; bu vazîfe verâsettir, ezel-i ervahla ilgilidir. İnsan bu tertibi ilahiyeyi beşeri duyguları ile çözmeye muktedir değildir. Herşey ALL&#194’ın yed-i kudretindedir. Bu ilim diraset yolu ile değil ancak veraset yolu ile Rabbimin taktiri kadar anlaşılır. Anlaşıldığı kadar da zevki alınır. Manevi vazifeleri tertip ve tanzîme değil adem, kamil insan dahi muktedir ve yetkili değildir.

    “Ben de sultanım” diyen dünyâda bî-hadd ü hesâb..
    Bende-i dergâh-ı ehlullah olan yüz binde bir.”

    Dergâhtan evliyâ terbiyesinde yetişmiş ve turuk-ı aliyyeden, silsile-yi merâtip ve izn-i icâzete sâhip olan kul, ALL&#194’ın evliyâsıdır. Peygamber Efendimiz’in de vârisidir.
    Mânevî vazîfe Hazret-i ALLAH’ın yedinde olup hayatta bulunan evliyânın tebliği ile zuhuru görülür, şahsın kendi görgüsü ile değil. ALL&#194ın lütfu ile olur. Hazret-i Kurân’a âhir zaman Peygamberi Hazret-i Resûlullâh’a ve getirdiği şeriata inancın tam olsun.!..
    Her zaman yeryüzünde eksik olmayan, eksik olması kânûn-ı ilâhîye aykırı olan evliyânın mevcûdiyetinin inkârının zâhirî ve batinî ilimle bağdaşmayacağını iyi bilesin ki, hatâya düşüp, hem bu türlü gerçeği yaşayanlara, hem de nefsine zulmetmeyesin.!.
    ALL&#194’ın inanan muhip kullarına rahmeti olan, îmansızlara da istiğfar kapısının açık bırakıldığını unutma!. Dünyânın geçici olduğunu bir daha istesen de eline geçmeyeceğini iyi anlayasın da ona göre dünya hayâtında yaşantını tanzim edesin.!.
    Hazret-i ALLAH bu imkanları vermiş. Cüz’î irâdenle gerçekleri idrak edecek kabiliyette yaratıldın, inancında samîmi ol. “Batanları sevmem” diyecek kadar ilmî hakîkatlere aşina ol... “Hazret-i ALLAH bana yeter” demek, sebeplerine tevessül etmektir, gülünç olma!.

    Sebeplere dikkat et. ALL&#194’a eş, ortak gibi görme sebepleri. Vesîle olarak gör.
    Maddeyi ilahlaştırmadan tevhîdi yaşa. Haddi aşmadan sebebine hürmet göstermen, hizmet etmen de tertib-i ilahidir, edeptir.


    Bu mesaj en son " 24.03.07 " tarihinde saat 02:06 itibariyle galibibülent tarafından düzenlenmiştir...
    Hüdâ’nın ulu dergâhı gönüldeki HOŞGÖRÜ, Mutasavvifînin sermâyesidir.

  3. #23

    Kayıt Tarihi
    15-02-2007
    Mesajlar
    4
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı celika tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle

    Peygamber efendimiz ''her kim beni rüyasında görmüşse o benim, şeytan benim kılığıma giremez'' buyurdu.
    Şeyh Galip Efendi'nin Peygamber Efendimizi rüyada görmesini ve O'nun'' Ümmetime söyle geçmiş zamana göre değil,yaşayacakları zaman göre hazırlansınlar '' demesini niye bu kadar yadırgadınız.Biz duyduk iman ettik.Peygamber efendimizin sözü çok açık ve tevil gerekmez.İçinizde Yusuf peygamberin makamında olanlara sözüm yok!! Bu sözde sizin rahatsız eden nedir? Hangi ayete ters ? Peygamber efendimizin sözünü hadis olarak kabul etmiyorsanız,bu sizin sorumluluğunuzda.Sizin için daha fazlası elimizden gelmez.Dua ederiz ancak.

    Dinde senet, yalnızca kitap,sünnet,icma kıyas ise(ki öyledir)
    niye bu millete 700 senedir olmayan bir namazı (zuhru ahir)
    kıldırıyorsunuz.Namaz hususunda icma kıyas da olmaz.Ayet ve hadisle sabit olmalı.Hz.Allah böyle bir namaz emretmemiş,peygamber efendimiz böyle bir namaz kılmamış,hulafai raşit efendilerimiz zamanında da böyle bir namaz yok.Peki nerden çıkardınız bu namazı?Allah'tan korkmaz mısınız? Peygamberinden çekinmez misiniz hiç?
    Mızrak çuvala saklanmıyor artık.Gerçekler günyüzüne çıkacak.
    MUHTAÇ OLDUĞUN KUDRET
    DAMARLARINDAKİ ASİL KANDA MEVCUTTUR.

    Saygı ve Sevgilerimle

    Daha fazla bilgi için www.galibi.com

    Seyhiniz Peygamber efendimizi gördüne ve ondan ilim ögrendigine vallahi billahi tallahi diye yemin edebilirmisin.


    Zuhur ahir namazini neden kiliniyor bunu dahi bilmiyorsun. Fazla bir namaz kilmanin kötü oldugunu isbat edebilirmisin.:Ç





    (Bir saat ilim öğrenmek veya öğretmek, sabaha kadar ibadet etmekten daha sevaptır.) [Ebu Nuaym]
    Bedreddin-i Serhendi hazretleri buyuruyor ki:
    (İmam-ı Rabbani hazretlerinden Buhari, Mişkat, Hidaye, Şerh-i Mevakıf kitaplarını okudum. Gençleri ilim öğrenmeye teşvik eder, Önce ilim, sonra tasavvuf buyururdu. Benim ilimden kaçındığımı, tasavvuftan zevk aldığımı görünce, hâlime merhamet ederek, Kitap oku, ilim öğren, cahil sofu, şeytanın maskarası olur, rütbetül-ilmi aler rüteb yani, rütbelerin en üstünü, ilim rütbesidir buyurdu) [Hadarat-ül-kuds]

    İmam-ı Malik hazretleri buyuruyor ki:
    (Fıkıh öğrenmeyip, tasavvuf ile uğraşan dinden çıkar, zındık olur. Fıkıh öğrenip tasavvuftan haberi olmayan bid'at ehli, yani sapık olur. Her ikisine kavuşan hakikate varır.) [Merec-ül-bahreyn

  4. #24
    Kenan adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    18-11-2006
    Mesajlar
    5,086
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    7
    Peygamber efendilerimizin ve evliyâların ilmi diraset yoluyla değil, verâset yoluyladır. Yâni, okuyup yazmakla değil. Bu ilim amel ve mücâhede netîcesinde elde edilmez. Esas olan ezel-i ervahta ALL&#194’ın tertîbi olup, dünyâda beşer bunu sây-i gayreti ile elde etmeye muktedir değildir. Nefis Hak’tan kaçar. Onu bir yere tesbit etmeli. Bu da verâset yolu olup, aksi Kur’ân’ın rûhuna aykırıdır.
    “Nefsinin aczini bilen insan, varlığın ALLAH’a mahsus olduğunu bilen insan, ilim sahibi demektir.
    Çünkü ilim ALLAH’ı bilmektir”

  5. #25
    abdi1 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    18-01-2007
    Mesajlar
    3,912
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    6
    Es Seyid Es Şeyh Hz.Pir Galip Hasan Kuşçuoğlu.
    Kadiri Rufai Galibi Şeyhi Piri Galibi.Maraş Fatihi olarak anılan Kadiri ve Rufai Şeyhi Seyid Ali Sezai Kurtaranın Halifesi Maraşlı Hacı Mustafa Yardımedici den 1956 yılında Allahın tertip ve tanzimi Hilafet alan 51 senedir Manevi vazifesini İnsanlara İslamı Anlatmak ve Yaşatmak üzere Devam ettiren 1993 senesinde Kadiri ve Rufai tariklerinin birleşiminden Manevi Meclisin tebliği ile 800 senedir ilk defa Galibilik kol olarak Verilen.O günden itibaren Pir olan Galip efendi.Türkiyenin çeşitli şehirlerinde bulunan Tevhid cami ve dergahlarında sohbetleri Yazdığı ve Ücretsiz dağıttığı kitapları Milyonlarca Ücretsiz dağıtılan Cd ve sohbetleri ile .Hiç Aralık vermeden yarım yüzyıldır Kurduğu Zikir halakalrı ,İhtiyaç sahiplerine Dergahı ve vakfı Aracılığı ile Kendisinin ve Dervişlerinin Allah için Yaptıkları yardımları Kimselere reklam etmeden yarım asırdır devam ettirmesi,Dünyanın Bütün dini liderlerine ve Devlet başkanlarına İslamı Anlatan mektuplar göndermiş.Dünyanın dört bir yanından İslamın Hakikatına saygı duyan Devlet ve din adamlarından Teşekür Mektupları almış,Bu mektupları ve dergah ne demek Tasavvuf 21.yüzyılda nasıl yaşanırı Ankara, Antalya ,Konya GaziAntep,Urfa da açılan 21.Yüzyılda Muhammedi Tasavvuf sergilerinde Sergilemektedir.
    Dergahını Siyaset ve Maddi Alışverişten tamamen Uzak tutan dünyanın çeşitli ülkelerindede birçok evladı ve dergahının zikir halakaları kurulan Bu gün ihvanının Milyonları Aştığı Hz.Pir Galip Efendi Peygamber Efendimizin Gerçek varisidir.

    Buna Şahid arayana Allah ve Resulu yeter.

    Biz onun manevi tüm evlatları onun bu Vazifesinde Şahidleriyiz.

    El emeği Mobilya ustası olarak kazandıkları ile Ömrünü hiç kimseden Maddi bir beklentisi olmadan Asalet içerisinde geçiren Hz.Pir Galip Efendi.Şahid olarak devletini ve Milletini Gösterir.Devlet Güvenlik Mahkemelerinde Şeyhliğini ifşa edebilecek Hakikatte Geçirdiği 88 senelik Ömrü onun hersahadaki Güvenilirliğinin Şahididir.

    Galibilik
    Ağustos 1993 tarihinde manevi meclisin kararı ile Kadiri ve Rufai tarikının rahmet zuhuru birleşimi “Galibi” olarak kol lutfedildi. O mecliste bulunan ALLAH’ın rahmet sıfatlarının tecelli ettiği yol bahtiyarları Gavsu’l-azam Seyyit Abdulkadir Geylani, Seyyit Ahmede’r-Rufai, Şeyh Ahmet Yesevi, Şeyh Ahmed Kuddusi, daha nice manevi büyüklerimiz tebliğleri ile hayli kişilerin manalarında da zuhuru görülmüş.ve dosyada mevcuddur Rabbım layık kılsın ve bütün kullarına istifade etmelerini nasip eylesin. Amin. Rabbımın lutf u ihsanı olarak “Galibilik” kolu verildi.
    ALLAH ve Resulüne inanan insanlar için zevk alsınlar, bilsinler ki, maksad-ı ilahi yalnız madde değil. Bu abd-i aciz bazı manevi tecelliyat ve görgüleri az da olsa açıklamaya çalışıyorum. Beşer ölçüsüne göre açıklamalarda dün varlık ve riya olur korkusu galipti. Zaman zaman bu türlü gizliliğin inanan insanlara zarar verdiğini gördüm. İnsanların anlayacakları ölçüde ehlinin anlatması gerekli. Çünkü küfür bütün çıplaklığı ile meydana döküldü.bilenler rahmeti ilahiyeyi hala bildiğimiz kadarı ile anlatmıyacakmıyız . “Biz arza nice ayetler indirdik” yeryüzündeki gökteki ayetleri lutfu ilahi ile az çok okuyup zevkini alanlar bu ayetlerden bahsedemiyecekmi ehli bu yönlü manevi ilimlerini gene kabremi götürecekler o mana ilmi dünya için gerekli kılınmış eşyayı yerinde kullanmayı bildiğin gibi metafizik olan manayıda yerinde kullanamıyacakmıyız? kullanma yeri .dünyadır gafil olmayalım !...

    Es Seyid Es Şeyh Hz.Pir Galip Hasan Kuşçuoğlu.
    Benim Gibi Niçin İnanmamış Diye,O Hem Cinsimi Yermek, Benim İnancım ve Yaşantımla bağdaşmıyor, her Hangi Bir Şahsı Aşağılamak, Hakkı Kimseye Verilmemiştir!..

    Pir.H. Galip Hasan Kuşçuoğlu

    ALLAH:hzALLAH

  6. #26

    Kayıt Tarihi
    23-01-2007
    Mesajlar
    359
    Karizma Gücü
    0
    Bizden yemin etmemizi isteyen arkadaşlara,doğru söz yemin gerektirmez hatırlatmasında bulunarak diyorum ki, burası forum,fikirlerin söylenildiği yer,çocuk bahçesi hiç değil.
    Fazla namaz kılmanın ne sakıncası var? diye soruyorsunuz.
    Kıldığınız namaz değil, uyduruk.Dine sonradan sokulmuş.Sizin anlayışınıza bu uygun ise Hz Allah'ın emri olan beş vakit namazı altıya çıkarabilir misiniz? Hz.Allah'ın emretmediği Hz.Peygamberin kılmadığı bişeye namaz derken hiç korku duymuyor musunuz?
    “İslâm’a çağırırken ALL&#194’a karşı yalan uydurandan daha zâlim kimdir. ALLAH zâlimler topluluğunu doğru yola erdirmez.” (Sâf Sûresi, 7)

    ALL&#194’a inanmış, Âmentü’ye îman etmiş beşer arasındaki düşünce farklılıklarının, hattâ aynı şerîatta görülen ibâdete, sünnete müteallik ayrılıkların az da olsa îzâhı mümkündür. Bunlar içtihâdî mevzûlardır.

    Hicrî 5. asırdan bu yana yalnız Türkiye’de uygulanan, başka İslam âleminin bilmediği, bilmek de istemedikleri “zuhr-u âhir ” denen, ALL&#194’ın emri, Hazret-i Resûlullâh’ın sünneti ile hiç ilgisi olmayan, Moğol istilâlarının hüküm sürdüğü bir zamanda Konya’da ihdas edilen ek ibâdet usûlü ki, namaz değildir. Hükümet ve devletin olmadığı yerde, ulü’l-emrin icra edilmediği yer -ki, darü’l-harptir- darü’l-harpte ise cuma namazı kılınmaz, diye uyduruk fetva verenler, zamanımıza kadar..

    “İslam’da yeri olmayan namaz” demeye hicap ediyorum, çünkü namazın iki kaynağı vardır: 1: Kitap, 2: Sünnet. Başka kaynak aranmaz. Beş vakit namazdaki farzlar, Cumâ namazı için de geçerli olup, hutbesiz Cumâ namazı geçerli değildir. Bayram namazlarında hutbe sünnettir. Okunmasa da namaz tamamdır.

    Sünnetleri hafife almayasın. Kur’ân’da belirtilmemiş, Peygamber Efendimiz’in ibâdet ve amellerinde görülen hallerin cümlesine sünnet deriz. Sünnetleri emr-i ilâhînin dışında görme. Kur’ân’da sarih olarak görülmediği için sünnettir. İcmâ, kıyas edilleyi şeriye namaz için geçerli değildir.

    Rabbımızın lütuf ve ihsânı olan en büyük bayram olarak belirtilen Cumâ günü, âyet ve hadisle ifâde edilen öğle vaktinde Cumâ namazı.. Hutbede bulunarak imam efendiye uyup iki rekat farzı kılan kişinin ALL&#194’ın emrine göre cumâsı tamamdır. Sünnetlerini de mezhebine tâbi olunan imam efendinin içtihâdına göre kılmaktır. Çünkü imam efendilerimizin aralarında sünnetlere dâir içtihat farklılıkları vardır. Hepsi de geçerli olup, cumânın sıhhatına halel getirmez.

    İmâm-ı A’zam Hazretleri hicri 75 senesinde dünyâya teşrif ettiler. 150 senesinde irtihal eylediler. Makamları cennet olsun. Kendileri tâbiînden olup, ashâbın yaşlıları ile görüştüler. Ve îzah ettiler:

    “Hazret-i Resûlullah (s.a.v) Efendimiz mescide gelmeden önce dört rekat sünnet kılar, mescide geldiklerinde hutbe îrad ederlerdi. İki rekat cumânın farzını cemaate kıldırır, hâne-yi saâdetlerine gider, dört rekat da orada sünnet kılarlardı.”

    İmâm-ı A’zam Hazretleri bu türlü beyan ve içtihat etmişlerdir.

    İmâm Şâfiî Hazretleri, İmâm-ı A’zam Hazretleri’nden sonra dünyâya teşrif ettiler. Cumânın sünneti hakkında buyurdular ki :

    “Cumâdan evvel iki rekat, cumâdan sonra da iki rekat Hazret-i Resûlullâh’ (s.a.v.) sünnet kılardı.”

    İmâm Mâlik ve İmâm Hanbel hazretlerinin içtihatları da :

    “Cumâya gelmeden evvel Hazret-i Resûlullah (s.a.v.) iki rekat namaz kılar, farzdan sonra başka namaz kılmazdı.” şeklindedir. ALLAH cümlesinden râzı olsun.

    Cumâ Sûresi’nde de müsta’celiyyet vardır : “ALL&#194’ın zikrinden sonra yeryüzüne yayılınız, rızıklarınızı arayınız.” On altı rekatlı hiç bir mezhep yoktur. Dikkat edilirse, yalnız sünnet üzerinde ihtilaf değil, içtihat değişikliği vardır. Kimsenin namaza rekat ilâve etmesi uygun olmayıp, hatâdır.

    Bâzı kimseler çok ibâdet ve tâatla çok kazanacağını zannederler. Her şeyin ifrâtı yasaklanmıştır. Misâl olarak, seferde olan dört rekatlı farz namazları iki rekat kılmayı Hazret-i ALLAH emrediyor. Fazla kılarsan ne olur? Âsî olursun, emr-i ilâhîye karşı geldiğin için. “Hiç fazla namaz kıldı diye insanı döverler mi? Fazla mal göz mü çıkarır?” gibi sözlerle emr-i ilâhîyi basit bir hâdise gibi gösterip günâha girme. “Zuhr-u âhir” diye bir namaz yoktur. İslamiyette şüpheli ibâdet olmaz.şüpheli ibadete sıhhatlidir diye kimse cevaz veremez Evham, rûhî hastalıktır. Namaz husûsunda ilham ve rüyâ ile de amel edilmez. Sahîh-i Buharî’nin (Tecrîd-i sarîh Tercümesi) üçüncü cildinde Cumâ bahsinde bildirildiğine göre, Peygamber (s.a.v.) Efendimiz hutbe îrad edip, buyurdular ki : “Cumâ size kıyâmete kadar farz kılındı. İster âdil imam, ister zâlim imam zamânında olsun, kim ki, Cumâ namazını sebepsiz yere terk ederse, iki elim yakasındadır. ALLAH işini rast getirmesin.. onun Ne namazı vardır, ne orucu, ne haccı, ne de zekatı... Vaktâ ki, tövbe ve istiğfar etmiş ola.”

    Büyük fıkıh âlimi İbn-i Nuceym buyururlar ki :

    “Zuhr-u âhir kılan kişi ilim yoksunudur.”

    Kütüb-i sitte’den olan Sünen-i Dârekutnî Tercümesi, 2. Cilt sahîfe 10’da şöyle ifâde olunur:

    “Zuhr-u âhir kılan şüphesiz günahkardır.”

    Diyânet İşleri Başkanlığı da Şerîat-i Muhammedî’de 92 hurâfa ve bidat tespit etti. Ama umûma îlânından çekindiler. Fakat ben bu listenin bir nüshasını elde ettim ve çoğaltıp, dağıttım. Bidat ve hurafaların başına yazmışlar, zuhr-u âhir diye bir namazın olmadığını. Merhum cennet-mekan Hamdi Akseki buyuruyor ki :

    “İmam efendilerimizin cumânın sıhhati ve vücûbu hakkındaki ihtilafları “muhtelefun fîh”tir (kesin olmayan, ihtilaflı konulardandır). Cumânın farziyetine te’sir edici değildir. Şöyle ki, Cumânın vücûbunun sıhhati hakkında ictihâdî ihtilaflar musallînin (namaz kılanın) daha mutmain olması içindir. Hiç bir içtihat cumânın farziyetini bozmaz. Nitekim öyle olmuştur.”

    Türkiye’den başka İslam ülkelerinde zuhr-u âhir diye bir şey bilmezler. Çünkü kesinlikle yoktur. Bir namazın iâdesi farzın terkinden îcap eder. Vâcibin terkinden, farzın te’hirinden sehiv (yanılma) secdesi lâzım gelir. Hazret-i ALLAH Türk milletini de bu gibi anlamsız ibâdetlerden kurtarsın.

    Amin

  7. #27
    HAMZA... adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    09-02-2007
    Mesajlar
    5,134
    Karizma Gücü
    7
    Sayın celika;
    Yukarıda sizin bir Hadisi yorumlamanıza yönelik yaptığım eleştiriye biraz açıklık getirmek istiyorum. Ondan önce " Herşeyi bilir" tavırlı olarak görünmekten Allaha sığınırım. Bizim bildiğimiz Allahın bil dediğinden öte değildir. Hayatımın 30 yılını İslami bilgileri öğrenmeye vakfetmiş biri olarak hala öğrenebilmenin o mukaddes zevkini yaşıyorum. Allahta bizi o yoldan ayırmasın inşallah. Bilirsiniz, bir dine en çok zararı o dinin içindeki ben bilirim zihniyeti vermiştir. Oysa Allahın dini bir zümre için değil insanlık için inmiştir. Muhatabı bilen, bilmeyen, okuyan, okumayan herkestir. Siz Hadisi ham haliyle sununca, Dini İslama muallak bakan biri " haaa İslam'da din değilmiş Hz. İbrahim'in dininin üzerine kurulmuş" diyebilirdi. Oysa herkes Semavi dinlerin anasının Hz. İbrahim olduğunu bilir. Ama şeri anlamda Hıristiyanlık, Yahudilik, Müslümanlık farklı dinlerdir. Bilinmesinde fayda vardır. Cünkü burada birer Tebliğci olarakta bulunuyoruz. Bizim yazılarımızı okuyan her kesimden insanın İslamın tutarlı din olarak görmesi bizim birinci ödevimizdir. İnşallah izahı olmuştur.
    Birde Yukarıdaki yazımda Kafirlik konusundaki yorumum yanlış anlamadıysam sizin anlattığınız gibi değildi. Ben bir müslümanın Aynı zamanda Musavi olduğunu, ancak Yahudi olmadığını. Yine aynı Müslümanın İsevi olduğunu ancak Hıristıyan olmadığını söyledim. Doğrudurda. Hem Hz Musa, Hem Hz. İsa sadece Allahın ona verdiği tebliğ görevini yapmıştır. O Ulum peygamberlerin getirdikleri Vahiye inancımız tam sevgimiz sonsuzdur. Ama din olarak Musevilik ve Hıristiyanlık, ilahi emirleri tahrif etmiş, Allahın yasalarını çiğnemiştir. Benim anlatmak istediğim buydu.
    Müslümanlar Hz. Resul'un vefatından sonra bir çok zor ve tehlikeli olaylarla uğraşmak zorunda kalmışlardır. Cünkü Hatem-ül Enbiya'dan sonra Ümmet fırkalara ayrılmış Resul'un sünnetinde açıkça ayrılığa düşmeye başlamışlardı. İkdidar kavgaları, Hilafetten maddi çıkar umanlar, sahte peygamberler, dinin uğraştığı önemli meselelerdendi. İslam'da mezheplerin yaygınlaşması, bir Üniversitenin fakülteleri gibi olması gerekirken; aynı Allaha ve Resule inanan müslümanlar anlaşamaz duruma geldiler. Her kısım kendini haklı, başkalarını batıl görürse sünneti seniyeye ihanet etmiş olur. Elimizde Allahın sözü Kuran-ı kerim, Yol gösterici olarak resul varken müslümanlar ancak kardeştir.
    Lafı uzatıp ukalalık yapmak istemiyorum. Ahir zamanda tüm müslümanların bir kalp gibi aynı noktadan beslenmesi gerekmektedir. " İman etmedikçe Cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçede İman etmiş olmazsınız".
    Allahın rahmeti üzerinize olsun.
    HAMZA...


    Son Ağaç yıkıldığında, Son Nehir kuruduğunda, Son Balık öldüğünde,son Çiçek solduğunda paranın yenmeyeceğini öğreneceksiniz (Kızılderili Atasözü)



    TÜRKYAŞAM
    FENERBAHÇELİLE

    Hep DESTEK
    Tam DESTEK!!




    NE KADAR BİLİRSEN BİL, SÖYLEDİKLERİN KARŞINDAKİ KİŞİNİN ANLADIĞI KADARDIR. (HZ. MEVLANA)

  8. #28
    student adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    19-09-2005
    Mesajlar
    5,219
    Karizma Gücü
    8
    Celika demişki ;
    Sünnetleri hafife almayasın. Kur’ân’da belirtilmemiş, Peygamber Efendimiz’in ibâdet ve amellerinde görülen hallerin cümlesine sünnet deriz. Sünnetleri emr-i ilâhînin dışında görme. Kur’ân’da sarih olarak görülmediği için sünnettir. İcmâ, kıyas edilleyi şeriye namaz için geçerli değildir.
    İyi de o zaman siz neden Hz.Muhammed (sas) in hadislerini ve uygulamalarını hafife alıyorsunuz? Hz.Muhammed (sas) i inkar edene nasıl müslüman diyorsunuz ? ( aksini belirten ayetlere ve hadislere rağmen )

    “İslam’da yeri olmayan namaz” demeye hicap ediyorum, çünkü namazın iki kaynağı vardır: 1: Kitap, 2: Sünnet.
    Bunu yazdıktan sonra namaz konusuna içtihadı da ekliyorsun ;

    Sünnetlerini de mezhebine tâbi olunan imam efendinin içtihâdına göre kılmaktır. Çünkü imam efendilerimizin aralarında sünnetlere dâir içtihat farklılıkları vardır. Hepsi de geçerli olup, cumânın sıhhatına halel getirmez.
    Aynı İmamların Cuma nın sıhhati ile ilgili söylediklerini neden kaale almıyorsun ? Çünkü bilmiyorsun.

    İmâm Mâlik ve İmâm Hanbel hazretlerinin içtihatları da :

    “Cumâya gelmeden evvel Hazret-i Resûlullah (s.a.v.) iki rekat namaz kılar, farzdan sonra başka namaz kılmazdı.” şeklindedir. ALLAH cümlesinden râzı olsun.
    Bu İmamların cuma nın sıhhati için söylediklerini neden gözardı ediyorsun?

    Müslümanız diyorsunuz Allah'ın Kitabında işinize gelmeyen ayetleri görmezden geliyorsunuz ,Muhammedi (!) yiz diyorsunuz haidslerden işinize gelmeyeni kabul etmiyorsunuz , Hanefiyiz diyorsunuz Ebu Hanefinin işinize gelmeyen sözlerini kabul etmiyorsunuz , Meşrebimiz Alevi diyorsunuz Alevilerin sizin gibi Hz.Muhammedi (sas ) inkar edene müslümandır demediğini kabul etmiyorsunuz ( ben şimdiye kadar Hz.Muhhamedi inkar eden de müslümandır diyen Alevi görmedim ) .

    Allah'ın kelamı Kuranı Kerimde dahil herkesin işinize gelen sözlerini kabul edip , işinize gelmeyenleri reddediyorsunuz .

    “İmam efendilerimizin cumânın sıhhati ve vücûbu hakkındaki ihtilafları “muhtelefun fîh”tir (kesin olmayan, ihtilaflı konulardandır). Cumânın farziyetine te’sir edici değildir. Şöyle ki, Cumânın vücûbunun sıhhati hakkında ictihâdî ihtilaflar musallînin (namaz kılanın) daha mutmain olması içindir. Hiç bir içtihat cumânın farziyetini bozmaz. Nitekim öyle olmuştur.”
    Bu konuda araştırma yapanlar zaten bunu biliyorlar , camilerde de cemaat Cumanın 2 rekat farzından sonra dağıldığında kimse onlara namazınız kabul olmaz diye arkalarından bağırmıyor.


    Türkiye’den başka İslam ülkelerinde zuhr-u âhir diye bir şey bilmezler. Çünkü kesinlikle yoktur. Bir namazın iâdesi farzın terkinden îcap eder. Vâcibin terkinden, farzın te’hirinden sehiv (yanılma) secdesi lâzım gelir. Hazret-i ALLAH Türk milletini de bu gibi anlamsız ibâdetlerden kurtarsın.
    Cuma Namazının Edasının Şartları

    7) Cuma namazının bir beldede veya belde hükmünde bulunan bir yerde kılınmasıdır. Beldeden maksad, valisi, hakimi, yolları ve mahalleleri bulunan herhangi bir şehirdir. Bu beldeye bitişik olup asker toplamak, at bağlamak, silah atmak, cenaze namazı kılmak, ölüleri gömmek gibi beldenin ihtiyaçlan için hazırlanmış olan yerler de, belde hükmündedir. Bu yerlere "Fina-i belde" denilir. Onun için bir belde camilerinde cuma namazı kılınabileceği gibi, böyle yerlerde de kılınabilir. Önceleri şehirlerin dışında böyle namaz kılma yerleri (Musall&#226 vardı. Halk cuma ve bayram günlerinde orada toplanarak namazlarını kılarlardı. Böylece beraberliklerini, güçlerini ve hakka olan bağlılıklarını göstermeye çalışırlardı. Öyle ki, İmamı Azam'a göre, bir beldede yalnız bir camide veya bir Musallâ'da cuma namazı kılınır, birkaç camide kılınmaz.
    Fakat İmam Muhammed ve İmamı Azam'dan diğer bir rivayete göre cuma namazı, bir beldede bulunan birçok camilerde kılınabilir. Doğru olan da budur. Uygulama da böyle yapılmaktadır.
    İmam Ebû Yusuf'dan bir rivayete göre, şehirde ancak iki yerde cuma namazı kılınabilir. Diğer bir rivayete göre de, aralarında bir ırmak bulunmadıkça iki yerde de cuma namazı kılınmaz.
    Cuma namazının birçok camide kılınmasını caiz görmeyenlere göre, bir beldede kılınan birçok cuma namazlarından hangisine daha önce tekbir alınarak başlanmışsa o namaz sahih olur, diğerleri olmaz.
    İşte böyle bir ihtilaftan kurtulabilmek içindir ki, cumanın dört rekat son sünnetinden sonra "Zühri ahîr" adı ile dört rekat namaz daha kılınmaktadır. Şöyle ki: "Vaktine yetişip henüz üzerimden düşmeyen son öğle namazına" diye niyet edilir ve tam öğle namazının dört rekat farzı veya dört rekat sünneti gibi, dört rekat namaz kılınır. Daha iyisi sünnet namazı şeklinde kılmaktır. Çünkü cuma namazı sahih olmamışsa, bu dört rekat ile o günün öğle namazı kılınmış olur. Bu namazın son iki rekatına ilave edilen sure ve ayetler, farzın sıhhatine zarar vermez. Eğer cuma namazı sahih olmuşsa, bu dört rekat kazaya kalmış bir öğle namazı yerine geçer. Kazaya kalmış böyle bir namaz bulunmayınca da nafile bir namaz olur.
    Sonuç: Bu şekilde namaz kılınması ihtiyata uygun olduğundan, alimlerin çoğu tarafından güzel görülmüştür. Şafiî alimlerinden bir çokları da bunu uygun görmektedirler.
    Çünkü İmam Şafiî'ye göre de, bir beldede ilk kılınmaya başlanan cuma namazı geçerlidir, diğer cuma namazları sahih olmaz. O halde cuma namazına daha sonra başlamış olanların öğle namazını kılmaları gerekir.
    Bununla beraber bu uygulama bir içtihad meselesi olduğundan İmam Şafiî Hazretleri, Bağdad'da birçok camide cuma namazının kılındığını gördüğü halde buna itiraz etmemiştir.


    selam ve dua ile,

  9. #29

    Kayıt Tarihi
    23-01-2007
    Mesajlar
    359
    Karizma Gücü
    0
    Değerli Forum Arkadaşım Hamza,
    Yukarıdaki metni okurken inanın birkaç nokta hariç sanki kendi yazımı okuyormuş gibi hissettim.Ana temel konularda aynı fikirlere sahip olduğumuzu rahatlıkla söyleyebilirim.
    Bir müslümanın isevi olup hıristiyan olmaması, ya da musevi olup yahudi olmaması konusuna açıklık getirirseniz sevinirim.Belki bu konuda da aynı düşünüyor olabiliriz ama terminolojimiz farklı olabilir.
    Semavi dinler yerine semavi şeriatlar demenin daha doğru olduğunu düşünüyorum.Allah birtane ise dinde tek olmalı. Ki Hz.Allah kuranda buna İslam demiş.Tüm peygamber efendilerimiz de islamiyet üzere gönderilmişlerdir.Kulların tekamüllerine göre şeriatlar ve peygamberler lutfetmiştir kulları için. Hiçbirini birbirinden ayrı görmüyoruz.Hepsi Allah'ın var olduğunu ve bir olduğunu anlattılar.Bir sonraki şeriata geçip yaşamanın daha kemalat olduğunu,bir öncekine dönüşün nefsimize zulum etmek olduğunu düşünüyoruz.Ama öncekilerin hükmü kaldırılmış değildir.
    Saygılarımla...

  10. #30

    Kayıt Tarihi
    23-01-2007
    Mesajlar
    359
    Karizma Gücü
    0
    Bu forumda bazı arkadaşlarla tartışmak ne kadar zevkli ise bazıları ile de eziyet oluyor.Gerçekten okuduklarını anlamıyorlar yada kasıtlı yapıyorlar.
    Namazın 2 kaynağı vardır.kitap ve sünnet dedik.Bu ne demek? Namaz diyebilmek için,Hz Allah kuranda emretmiş olacak,peygamber efendimiz de tatbik etmiş olacak.Kafanızdan namaz icad edemezsiniz.Günaha girersiniz.Giriyorsunuz da.Biz namazların sünnetlerinde mezhep imamlarımızın içtihadına tabi oluyoruz.Dediğimiz bu.Karayı ak gibi göstermeye çalışmayın.Bazı ayetler hakkında bizimle
    tartışmanızı anlayabilirim.Neticede ortada bir ayet var ve de farklı yorumları var.Ama bizimle olmayan Zuhur-i Ahir hakkında tartışmaya girmeniz, ilim dışı olduğu gibi insaf ve vicdan sınırlarını da zorluyor.
    Hiç kimse Galibileri, peygamber efendimizin hadislerini ve uygulamalarını hafife aldığı iddasında bulunmasın.Hele bilerek Zuhur-i ahir namazını kılanlar bu iddada hiç bulunmasın.Çünkü Hz.Peygamber böyle bir namazı ömrü hayatı boyunca hiç kılmamış.Biz onun yolunun yolcularıyız.O'nu düsturları bizim yaşam tarzımız olmuş.Biz sizin söylediklerinizden muzdaribiz ve uzağız.Rabbım ,zamanı gelince hakkımızda gereken hükmü verecektir.
    Bu mesaj en son " 17.02.07 " tarihinde saat 14:51 itibariyle celika tarafından düzenlenmiştir...

 

 

Bu konuyla ilgili etiketler

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •