Sayın Celika;
islama inanan tüm müslümanların söylemleri temelde birbirini desteklemeli, inanılan öğeler rabbin Mürebbi vasfından bize intikal etmelidir. Konular ancak derinliğine inebilir, ayetlerden daha manidar sonuçlar edinilebilir. Bizlere anlatılanın alim, mürşit, bilgin sıfatlarına haiz olanlar için derin manalar çıkarılabilir. Onun dışında söylemlerin amaçları dışına çıkması elbette o ayetleri bizler için yorumlayan büyük mürşit Hz Peygamberin Sünnetine uymamayı doğurur. Bundan Allaha sığınmalıyız. Kuran-ı Kerim kendisine bakılan gönül ve idrakle konuşur, onu anlayabildiğimiz oranda derin manalar sunar. Burada aciz olan insanın idraki, gönlü ve aklıdır. Yoksa Hz. Kuran tekemülü Rab tarafından kurgulanmış bir yol göstericidir. Cünkü Rab, Mürebbi sıfatı ile öğreticidir. Öğretenlerin en hayırlısıdır. Peygamberin mirascıları, Alimler, Mürşitler, Müctehitler kendilerine bırakılan bu ilahi mirasın birer ışıklarıdır. Mümin ve Müslümanları Allahın ilahi nuruna ve İlmine götüren vasıtalardır. Hepsinden Allah razı olsun. Ancak bu ağır bir görevdir sorumlulukları oldukça yüklü, sevapları ise bizim tasavvurumuzdan bile yücedir. Bu anlatımla tebliğ görevi ile mükellef tüm müslümanlar yazdıklarına , söylemlerine çok dikkat etmelidir. Bir ifade bir tarz bir anlatım şekli kalbi İslama ısındırılacak birey için fazilet nedeni olacaktır. Allah kendisine yöneltilen bu hizmetin bir toplumun kurtuluşuna vasıl olacağını müjdelememişmidir. İslam okulları olan tarikatlar, kollar, medreseler, ocaklar ancak kuran-ı kerimin ve Onun müjdecisi hz. resulun önceliğinde haşr olmalıdır. Onun dışındaki bireyler, isimler ancak birer hizmetli, öğretici, ders verici konumdan başka bir yere oturtulmamalıdır. Kimin allahın dostu, evliyası, veliullah olduğunu Alim sıfatı ile Allah bilir. Kim nefsini Allah ilmiyle terbiye etmiştir sadece allah bilir. Bize düşen bilgin ve inançlı bir gözle bizlere emanet edilenle iman etmektir. İslamın içine girmiş Bidat'le mücadele etmektir. Rasulallahın " Benim Ümmetim dünya malı ve kadınla yoldan çıkacaktır" hadisi şerifi ile bizi ilahi yoldan ayıracak bu engelle Kuran'ın emrettiği yoldan mücadele edilecektir. İman tabiki bir kuşa benzer Ço sıkarsanız ölür, az tutarsanız kaçar. Birbirimize öğretmeye çalıştığımız konular hakkında daha vasıflı ve daha düzeyli olmak zorundayız. Bunu şahsınızda islamı savunan tüm müslüman kardeşlerimede söylüyorum. Rehberimiz Hz Resul insanlara hep nazik davranmış. Amcası Hz. Hamza'yı öldüren Vahşi'ye islama girerken bile Müslüman affını göstermiştir.
Gelelim tarafıma yönelttiğiniz soruya. İslam peygamberlere, Allahın tebliğcileri olarak bakar. Kuran'da bize bildirdiği ve bildirmediği peygamberlerin hepsinin Allahın emirlerini kusursuz yerine getirdiklerini söylemiştir. Hz. Adem'den, Hatemül Enbiya'ya kadar tüm peygamberler özde İslamı tebliğ etmiştir. Neden böyle diyoruz? Allahın vadidinde bir değişiklik yoktur cünkü o yüzden diyoruz. İmanı ve şeri hükümler Allahın varlık ve birliğini hedef alıyorsa, her din ve kitapta bu gerçek aynıdır. Adı İncil'de olsa amacı kuran'daki İslamın aynısıdır. Bu gerçek diğerleri ilede aynıdır. Şimdi bir Müslümanın İsevi olup Hıristiyan olmaması şu anlama gelir. Allah(cc) Kuran'da hz İsa'yı yahudilere peyganber olarak gönderdiğini söyler. Yahudilerin Hz. Üzeyir'i Haşa "Allahın oğlu" olarak görmeye başlamaları ve Hz. Musa şeriatini tahrif edip, tevratı değiştirmeleri üzerine, Kendisine vahyedilen İncil ile birlikte hak yoluna davet etmiştir. O zaman hz İsa'nın daveti hak söylemi rabbanidir. Bunda bir beis yok. Bu yüzden her müslüman aynı zamanda İsevi'dir. Ancak Hıristiyanlık sonradan Allah'ın emanetini tahrif edip en büyük günahlardan birini işlemişlerdir. Hz. Mesih'e " Allahın Oğlu" ve Tanrı demişlerdir. Bu yüzden Müslümanlar şeri anlamda hıristiyan olamazlar. Bu diğer din ve Peygamberler içinde böyledir.
Son olarak. İnsanoğlu; Topraktan ve sudan müteşekkil nefis, akıl, irade ve İman'la donanmış bir varlıktır. Allah insanın özünü bilen, yanılacağı ve doğru gideceği durumu bilen olarak,Kuran'da ona hitap etmiştir. Bu büyük emanetler ve bu kadar yapılan yatırıma binaen şımaran yola gelmeyen, inkar eden insan kendisine öngörülen ceza ve şiddetten şüpheye düşer. haşa Allah canimidir ki insanlara zulum ediyor der. Oysa cehaleti tüm hakedilenin kendi kazancı olduğunu ona göstermez. Mümin Allahın Cezai tahdidlerinden korkmaz. Onu müminlik vasfı ile bertaraf eder ama hedeflerinde şaşmaması gerektiğinide o cezai yaptırımlara bakarak kendini tazeler. Kuran-ı kerim Bir saadet zinciri değildir. İnsanları boş hayallerle süslemez. O kutsal kitap gerçeğin tüm ayrıntıları ile insanı sever, uyarır, bilgilendirir, tehdit eder, mükafatlandırır, cezalandırır. Oysa Alemlerin rabbi insanlara zulmetmez, insanlar zulmü kendileri hakeder. Hıristiyanların " Hz İsa tüm insanlığın günahını çarmıha gerilerek ödemiştir ona inanlar günahsız olarak cenete gidecektir" deyip Allahın yasalarını çiğnemiştir. Oysa İslam hiç kimseye iltimas tanımaz. Peygamber bile olsa kimse kimsenin günahını affetiremez. Bu yüzden İslam gerçekleri ifade eden insanlara utopik hülyalar kurdurmayan bir dindir. Tabiki bunun nedeni, Müslümanın sadece allahı tanrı edinmesi ve Hz Muhammet(sav) peygamber kabul etmesidir. Kuran'ı yol gösterici bilmesidir. İşte her şeyin temeli budur. Allah din gününün sahibi olarak kendisine halisane inanan tüm insanları kurtuluşa erdirecektir. Onun sonsuz rahmeti hepimizin üzerine olsun. saygı ile
HAMZA...


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla

İBİLİK
KARACAĞI TABLOYA ŞERİAT VE DİYANET DENİR.”
’ın merhamet sıfatının bu yönlü nefsimizde zuhur etmesini tazarru ve niyaz edelim ki, Rabbimizın ihsan eylemesine vesile kılınsın! Bu isteğe lisanla başlanır ama, hâle dönüşmedikçe isteğin muallakta kalır. “Yer ehline merhamet et ki, gök ehli de sana merhamet etsin.”
