Hz. Cüneyd-i Bağdâdî der ki :
“Amelini bozmak istemezsen emir ve nehyin hakîkatini araştırmaya kalkışma. Zâhir ile amel et. Samîmi ol, bu sana yeter.”
Herkes kendine göre mânâ verip te’villere sapmasın ve günaha girmesin.
Kevnî hakîkatlerle iktifâ edip, dînî hakîkatlere ittibâ etmeyenler peygamber efendilerimizin tâbilerinden sayılmazlar.
Bazı umûrda dînî hakîkatlere uymayan kimsenin o nisbette îmanında zaaf vardır. Bu gibi haller îmanın kemâlâtına aykırıdır. Yalnız ilmi istemek sapkınlık olduğu gibi, ilimsiz amel istemek de öyledir.
Nâfi ilim sâlih amelden şereflidir. İlim amel ve irâdeden evveldir. Çünkü önce maksat ALLÂ
’ı bilmek, sonra Mâbud-ı Hakk’a ne vecihle ibâdet etmek gereğini bilmek...
Cennet-mekan Sultan Abdülhamit Han zamânı ulemâsı için der ki :
“Ekseriyetle şahsen fazîletli idiler. Fakat ilmî kudretleri olduğu kadar cihanı telakkî tarzları, yâni dünyâ görüşleri bu kadar büyük İslâmiyet’in mukadderâtı üzerinde başkalarına te’sir yapacak mevzûyu ele almaya, netîcelendirmeye müsâit değillerdi.”
Namazda icrâ edilen fiiller fıkha âittir. Fakat ihlas, züht, takvâ gibi bâtınî şeyler TASAVVUFA dâhildir.
Zikrullah iledir ilm-i aşk olma gâfil.
Ulûm-i akliyede mü’min ve kâfir müşterektir.
İki ben bir arada bulunmaz. Benliğini eritecek insan ara.
Hazret-i insan âyine-yi Rahman’dır.
“Uyun, sizden hiçbir ücret istemeyen o kimselere.
Onlar hidâyete ermiş zatlardır.”
(Yâsin Sûresi, 21)