“LÂ İLÂHE İLLALLAH” DİYEN KUL BEŞER ÖLÇÜSÜNE GÖRE MÜSLÜMANDIR. KARDEŞİMİZDİR. KANI VE KATLİ HARAMDIR. ARTI ÖLÇÜ ALLÂH’A MAHSUSTUR.
Ancak icraatını gördün de kelime-i tevhîde aykırı ise uyarırsın, kardeşini. O kadar. Kesin karar Hazret-i ALLÂH’a mahsustur. Peygamber efendilerimizin de ilim ve görgüsü ALLÂH’ın ilmi ile mukâyese kabul etmez. Gayrı düşünce noksanlıktır, hatâdır. “Abd, Rab olmaz; Rabbımız, abd olmaz (kul, ALLAH olmaz; ALLAH, kul olmaz). Beşerin görgüsü ve bilgisi hudutludur,İlerisi Hazret-i ALLÂH’a mâlumdur”. diye tebliğ etmedi mi? “Son sözü kelime-i tevhit olan kişi cennete dâhil oldu” buyurmadı mı, Hazret-i Resûlullah (s.t.a.v.)?
Ebû Zer (r.a.) sordular :
“--Yâ Resûlallah, zinâ etsede mi? Hırsızlık etsede mi?” (Senin ölçüne, katı düşüncene uymasa da dinle) : Peygamberimiz Efendimiz hiddetle buyurdular ki :
“--Ebû Zer’in burnu yere sürtünse de, o kişi cennetliktir.”
Âdem (kişi) korku, heyacan ve telâşı ânında “ALLAH’tan başka ilah yoktur, illâ, ALLAH vardır” diyebiliyorsa îman yüklüdür. Şüphen olmasın. Bir sanatkar çok kişi onu seyrederken sanatını gene aynı, şaşırmadan yapabiliyorsa gerçek sanatkardır. Şoförde meleke olmadı ise “her an kaza yapabilirim” heyecânı onu rahatsız eder. Arabayı kullandıkça zamanla meleke hâsıl olur. Meleke şuur altı azaların beyinin emrine tâbi olmadan vazîfesini yapmasıdır. İşte dervişin lisânı ve kalbi ile, muhâfaza altında yaratanını zikretmesi, zikri dâimîye lisânen ve hâlen nâil olması o bahtiyar insana sadâkatinin mahsûlü, Rabbının yed-i kudretinden lutfedilen meleke ve diplomadır. Ama bu hâli zâhirî ilimle, akılcı dinle ne ölçebilirsin, ne de hakîkat zevkine erersin. Netîce, gerçekleri inkardan öte yol yok, zannedersin. Ama samîmiyetle istemeyi bilirsen reddedilmez, yol ehli olursun.
Hz.Pir H.Galip Hasan Kuşçuoğlu