• Reklam
Sayfa: 6 | Toplam: 639 İlkİlk 1234567891011121314151656106506 ... SonSon
6389 sonuçtan 51 --- 60 arası gösteriliyor

Konu: GÂLiBiLiK

  1. #51
    student adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    19-09-2005
    Mesajlar
    5,219
    Karizma Gücü
    8
    Nisa Suresi
    150,151. Şüphesiz, Allah’ı ve peygamberlerini inkar edenler, Allah’a inanıp peygamberlerine inanmayarak ayrım yapmak isteyenler, “(Peygamberlerin) kimine inanırız, kimini inkar ederiz” diyenler ve böylece bu ikisinin (imanla küfrün) arasında bir yol tutmak isteyenler var ya;işte onlar gerçekten kafirlerdir. Biz de kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır.
    152. Allah’a ve peygamberlerine iman edenler ve onlardan hiçbirini diğerlerinden ayırmayanlara gelince, işte onlara Allah mükâfatlarını verecektir. Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.


    selam ve dua ile,

  2. #52
    abdi1 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    18-01-2007
    Mesajlar
    3,912
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    6
    Nisa Suresi
    150,151. Şüphesiz, Allah’ı ve peygamberlerini inkar edenler, Allah’a inanıp peygamberlerine inanmayarak ayrım yapmak isteyenler, “(Peygamberlerin) kimine inanırız, kimini inkar ederiz” diyenler ve böylece bu ikisinin (imanla küfrün) arasında bir yol tutmak isteyenler var ya;işte onlar gerçekten kafirlerdir. Biz de kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır.
    152. Allah’a ve peygamberlerine iman edenler ve onlardan hiçbirini diğerlerinden ayırmayanlara gelince, işte onlara Allah mükâfatlarını verecektir. Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
    Allahtan başka ilah yoktur.Kelimeyi Tevhid Allahtan başka ilah yoku lisanen söylemektir.
    Peygamberler arasında ayrım yapanlar. bu bütün ümmetlerin hastalığıdır.Ayrım yapanlar Kafirlerdir.Bu Ölçü ALLAHIN ölçüsüdür.
    Peygamberler arasında Bu Ayrımı kim yaparsa hakikatın körüdür.Bu Ayrımı yapmamak Emri ilahidir.Peygamberler arasında fark yoktur.Hepsi Allahın elçisidir.Getirdikleri Şeriatların hepsi İslamdır.Peygamberleri kabul etmeyenlerin, ayrı görenlerin,birini diğerinden üstün görenlerin,Hükmü Allah'a Aiddir. Her kes bu ayetleri nefsine sorsun.Hangi Tarafa yakın !....
    Bu Ayetleri nefsine sormadan insanlara bununla bakmak.Onu indirende olan bağışlama ve merhameti,Arasada kendinde bulamayacak aciz beşer için kullara hüküm verme ayeti değildir !...
    Kul bu Ayrımı yapmaktan korksun !..Bunun hesabını Allaha veremez!..
    Nefsinden gayrıyya Kulun Ölçüsü,Allah tan başka İlah yok Diyeni Kul olarak Müslüman Kabul etmek !....Gayrı ölçü ALLAH'a Mahsuz.Kulluk bu,Edep Bu !....
    Edep ya HU !...................
    Benim Gibi Niçin İnanmamış Diye,O Hem Cinsimi Yermek, Benim İnancım ve Yaşantımla bağdaşmıyor, her Hangi Bir Şahsı Aşağılamak, Hakkı Kimseye Verilmemiştir!..

    Pir.H. Galip Hasan Kuşçuoğlu

    ALLAH:hzALLAH

  3. #53
    HAMZA... adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    09-02-2007
    Mesajlar
    5,134
    Karizma Gücü
    7
    Din bir bütün olduğu için tüm peygamberler Cenabı Allah katında eşittir. Aralarında ayrılık yapmak doğru değildir. Çünkü peygamberler, Mutlak Tek Varlık'tan vahy almaktadır. Getirdikleri vahiylerde de yol ve metot dışında esasta bir farklılık bulunmamaktadır. Peygamberler de Cenâbı Allah'tan aldıkları bilgileri insanlara aynen iletmekle görevlendirilmişlerdir. Ancak peygamberler arasında bir mertebe farkının bulunduğunu Kur'ân bildirmektedir. Bakara 2/253: " İşte bu peygamberlerden kimini, kimine üstün kıldık. Allah onlardan bazısı ile konuşmuştur. Bazılarını da derecelerle yüceltmiştir... " Ayette açıklandığı gibi her peygamberin kendine mahsus özellikleri bulunmaktadır. Örneğin Cenâbı Allah Hz. Mûsa ile bizzat konuştu. Meryem oğlu Hz. İsâ'ya da açık mucizeler vermiş ve Ruhul Kudüs ile yani Meleği Cebrail Aleyhisselam ile de desteklemiştir. Son Peygamber Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimizi de İlâhî Kitab'ların son ve en mükemmeli olan Kur'ân'ın tebliğcisi olarak ve "Mirac" mucizesi ile en yüksek mertebelere ulaştırmıştır.

    HAMZA...


    Son Ağaç yıkıldığında, Son Nehir kuruduğunda, Son Balık öldüğünde,son Çiçek solduğunda paranın yenmeyeceğini öğreneceksiniz (Kızılderili Atasözü)



    TÜRKYAŞAM
    FENERBAHÇELİLE

    Hep DESTEK
    Tam DESTEK!!




    NE KADAR BİLİRSEN BİL, SÖYLEDİKLERİN KARŞINDAKİ KİŞİNİN ANLADIĞI KADARDIR. (HZ. MEVLANA)

  4. #54
    berson adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    19-02-2007
    Mesajlar
    542
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı student tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Ben nasıl dua ettiğimi biliyorum.Kuranı Kerimde yazanları bilerek tahrif edenler hakkında dua ediyorum.Tahrif ettiklerinide daha önce ayetlerle burda gösterdik.Şimdiye kadar hiçbir İslam alimi , evliya Hz.Muhammedi ve Kuranı Kerimi inkar edene müslüman dememiştir.Bu arkadaşlar Kuranı Kerimdeki ayetlere rağmen ısrarla Hz.Muhammedi inkar eden Ehl-i Kitabı ( ki ellerindeki kitabın tahrif edildiğide yine Kuranda yazıyor ) müslüman kabul ediyorlar.Öyle ise bende inşallah ahirette onlarla beraber olurlar diye dua ediyorum.

    selam ve dua ile,
    Bak"talebe(!)" kardeşim,ayetleri tahrif edenlerden şikayet konusunda hemfikiriz de,hangi ayetlerin gerçekte nasıl ve neden tahrife uğradığında sanıyorum farklı bakışımız var.Tahrif den kastım kesinlikle aslı değil,manalarında yapılan nefsine uydurma gayretkeşliğinden kaynaklanan saptırmalardır.
    Müslüman kardeşim,bir düşün bakalım eğer sen,ben..bizler Muhammedi şeriatın(size göre müslümanlığın) tanınmadığı bir yerde yaratılsaydık Allah bize zulmetmiş mi olacaktı?Ya da bizden korktuğu içinmi böyle yarattı?Bakara 62
    Şüphesiz inananlar ile, Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sâbiîlerden “Allah’a ve ahiret gününe inanan ve salih ameller işleyenler için Rableri katında mükafat vardır; onlar korkuya uğramayacaklar, mahzun da olmayacaklardır”
    *"Kiliseleri,havraları ve mescidleri,içlerinde Allah zikredildikleri için koruruz."melindeki ayet ve baştan aşağı kur'an...Dinden maksat Allahı bilmek ve o na kulluk yapabilmek değilde sanki Peygamber yarıştırmak...Mübarek peygamber efendilerimiz ve varisünnebi,nedim'i İlahi olan evliyaullah efendilerimizin hepsi kendilerine uyan ashablarına Allahı bildirmek için görevlendirilmişlerdir.Kendi kulüplerini kurarak tarafgirlik yapmak için değil..Pegamber efendimizin hayatı böyledir.
    inşallah devam ederiz.Allah ilmimizi zülcenaheyn eylesin..

  5. #55

    Kayıt Tarihi
    23-01-2007
    Mesajlar
    359
    Karizma Gücü
    0
    ''O peygamberlerin bir kısmını diğerlerinden üstün kıldık'' Ayette geçen üstünlük vasfı,üstünde durulması gereken bir söz. Hemen atlanıp geçilirse, okuyan arkadaşlara eksik mesaj vermiş oluruz. Bakınız Muhiddin Arabi Hazretleri bu ayet hakkında ne diyor. Peygamberlerin birbirine olan üstünlüğü,gönderildiği toplumların birbirine olan üstünlüğüne nisbet edilir.Yani diyor ki Hazret, toplumlar tekamül ettikçe Hz Allah' da onlara uygun peygamberler yollamıştır.Yani Galibilerin dediği gibi, sonraki gelen şeriatlara tabi olmak daha kemalatlı kullar içindir.Yoksa biz peygamberleri birbirinden ayrı görmeyiz.Önceki şeriatlarda kalmış, Allah'a aleni şirk koşmayan O'na inanan kullarına kafir, gavur ve gayri müslüm diyemeyiz.
    “Senden önce de kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını göndermedik. Bilmiyorsanız zikir ehline sorunuz.” (Nahl Sûresi, 43)

    Saygılarımla...

  6. #56
    Kickboxer adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    11-05-2006
    Mesajlar
    976
    Karizma Gücü
    7
    Alıntı berson tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Bak"talebe(!)" kardeşim,ayetleri tahrif edenlerden şikayet konusunda hemfikiriz de,hangi ayetlerin gerçekte nasıl ve neden tahrife uğradığında sanıyorum farklı bakışımız var.Tahrif den kastım kesinlikle aslı değil,manalarında yapılan nefsine uydurma gayretkeşliğinden kaynaklanan saptırmalardır.
    Müslüman kardeşim,bir düşün bakalım eğer sen,ben..bizler Muhammedi şeriatın(size göre müslümanlığın) tanınmadığı bir yerde yaratılsaydık Allah bize zulmetmiş mi olacaktı?Ya da bizden korktuğu içinmi böyle yarattı?Bakara 62
    Şüphesiz inananlar ile, Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sâbiîlerden “Allah’a ve ahiret gününe inanan ve salih ameller işleyenler için Rableri katında mükafat vardır; onlar korkuya uğramayacaklar, mahzun da olmayacaklardır”
    *"Kiliseleri,havraları ve mescidleri,içlerinde Allah zikredildikleri için koruruz."melindeki ayet ve baştan aşağı kur'an...Dinden maksat Allahı bilmek ve o na kulluk yapabilmek değilde sanki Peygamber yarıştırmak...Mübarek peygamber efendilerimiz ve varisünnebi,nedim'i İlahi olan evliyaullah efendilerimizin hepsi kendilerine uyan ashablarına Allahı bildirmek için görevlendirilmişlerdir.Kendi kulüplerini kurarak tarafgirlik yapmak için değil..Pegamber efendimizin hayatı böyledir.
    inşallah devam ederiz.Allah ilmimizi zülcenaheyn eylesin..
    Bakara 62

    62- Şüphesiz iman edenicr, Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sâbiîlcrdcn, Allah´a, âhiret gününe iman edenler ve salih amel işleyenlerin, rablcri kaxtında mükâfaatları vardır. Onlar için bir korku yoktur. Onlar üzülmeyexcekler de.

    Allah´ı ve resulünü ve onun, Allah´tan getirmiş olduğu şeyleri tasdik eden müminler, tevbe ederek hidayete kavuşan Yahudiler, İsaya yardım eden Hıristixyanlar, dinleri ve kitapları olmayan ve meleklere tapan bir kavim olan Sabitlerden kim Allah´ı tasdik eder ve Öldükten sonra dirilmeyi kabul eder ve salih amel işlerse onların, Allah katında salih amellerinin sevabı vardır. Onlar için kıyametin dehşetinden korku yoktur. Onlar devamlı nimetleri bizzat gözlexriyle görünce geride bırakmış oldukları dünyaya ve ondaki yaşayışa da üzülmexyeceklerdir.

    * Âyet-i kerimede geçen "İman edenler"den maksat, Allah´ın Peygambexrinin, Allah tarafından getirdiklerini ve Peygamberini tasdik edenler." demektir.

    "Yahudiler" diye tercüme edilen kelimesinin asıl mânâsı "Tevxbe edenler" demektir. Yahudilerin "Tevbe edenler" diye sıfatlandınlmalan. on-lann, işledikleri günahlardan tevbe etmelerindendir.

    İbn-i Cüreye ise, Yuhudilere "Yahudi" isminin verilmesinin sebebinin, şu âyet-i kerimede zikredildiği gibi "Biz sadece sana yönelxdik. [206]demeleridir.

    Hıristi yani ara "Nasrani" denilmesinin sebebi, oniann, birbirlerine yardım etmelerindendir. Abdullah b. Abbas ve Katadeden nakledilen bir görüşe göre ise, Hz. İsa´nın, "Nasıra" diye adlandırılan bir köyde doğmuş olmasındandır. Dixğer bir kısım âlimlere göre ise Hz. İsa´nın, şu âyette belirtilen sorusuna cevap vermelerindendir. "Ey iman edenler, Allah´ın dininin yardımcıları olun. Nixtekim Mcryemoğlu İsa da Havarilcrilcrinc: "Allah´a giden yolda benim yardımcılarım kimdir?" deyince Havariler de: "Allah´ın dininin yardımcıxları biziz." demişlerdi. Bunun üzerine İsrailoğullarından bir giırup iman etmiş bir gurup ta inkâr etmişti. Ama biz, iman edenleri düşmanlarına karşı destekledik tc muzaffer oldular. [207]

    Ayet-i kerimede zikredilen kelimesi kelimesinin çoxğuludur. Mânâsı ise "Dinini bırakıp başka bir dine dönen" demektir. Bu âyette zikredilen "Sâbiîn"den kimlerin kastedildiği hususunrda ise farklı görüşler zikxredilmiştir.

    Mücahid, Katade -Hasan-î Basri, Ebu Necih ve Atâ b. Ebi Rebahîan nakxledilen bir görüşe göre bunlar, dinleri olmayan bir topluluktur. Bunlar, Yahudixlik, Hıristiyanlık ve Mecusilik arasında bocalayan bir topluluktur. İbn-i Zeyd´e göre ise bunlar, Musul civarında yaşayan ve "Lailahe İllallah" diyen fakat herxhangi bir dine ve kitaba uymayan, hiçbir amel işlemeyen ve Resulullah´a da iman etmeyen bir topluluktur.

    Hasan-ı Basri, Katade ve Ebul Âliyeden nakledilen diğer birgörüşe göre bunlar, meleklere tapan, aynı zamanda kıbleye doğru dönüp namaz kılan ve Zexbur okuyan bir kavimdir.

    Süddiden nakledilen diğer bir görüe göre Sabitler, kitap ehlinden bir guxruptur.

    Âyette zikredilen müminlerden maksat, "İmanlarında karar kılanlar" demektir. Yahudi, Hıristiyan ve Sabitlerden iman edenlerden maksat, ise Hz. Muharnmed´e ve onun Allah katından getirdiklerine iman edenler demektir. Bunlardan ehl-i kitap olan Yahudiler, Hz. İsa´ya kadar Tevrata sarıldıkları müdxdetçe mümin sayılırlar. Hz. İsa geldikten sonra ona iman etmeyenler hüsrandaxdırlar. Hıristiyanlar da Hz. Muhammed gelinceye kadar Hz. İsa´ya uydukları takdirde mümin sayılırlar. Hz. Muhammed geldikten sonra da ona imen etmek zorundadırlar. Aksi halde onlar da hüsrandadırlar.

    Bu âyet-i kerimenin, Selman-ı Fârisinin arkadaşları hakkında nazil olduxğu rivayet edilmektedir. Selman-ı Fârisi, Resulullah´ı görmeyen Hıristiyan arkaxdaşlarının, Resullah´ı beklediklerini, onu görebilmiş olsaydılar ona iman edexceklerini söyleyince Resulullah, onların, İslam dini üzere ölmediklerini beyan etmiş, bunun üzerine Selman çokça üzülmüştür. İşte bu sırada bu âyet-i keime nazil olmuş, Hz. İsa´nın dinine tabi olup ta Resulullah´ı görmeden ölenlerin kurxtulmuş olacaklarını, Resulullah´ı görüp te iman etmeyenlerin ise helak olacaklaxrını beyan etmiştir.

    Bu hususta Süddiden özetle şunlar rivayet edilmiştir: "Bu âyet-i kerime, Selman-ı Fârisinin arkadaşları hakkında nazil olmuştur. Selman, Cündi Sâbûr şehrinin ileri gelenlerindendi. Kralın oğlu da onun arkadaşıydı. Birgün beraber av yaparlarken elinde kitap okuyan bir rahibe rastlamışlardı. O kitap, Allah tea-lanın Hz. İsaya indirdiği İncil idi. Rahip onları dine davet etti. İkisi de Müslüm oldular. Rahip onlara, kavimlerinin kestiği hayvanların kendilerine haram olduxğunu ve etlerini yiyemeyeceklerini söyledi. Kral bir bayramda bütün ileri gelenxleri davet etti, oğlunu da yemeğe çağırdı. Oğlu gelmedi. Kralın ısrarı üzerine oğlu: "Kestiğiniz etleri yemiyoruz. Sizler kâfirsiniz, kestiğiniz helal değildir." dedi. Kral oğluna: "bunları sana kim öğretti?" diye sordu. Oğlu da "Rahip öğretxti" dedi. Kral rahibi çağırdı ve sorguya çekti. Rahip oğlunu doğruladı. Kral: "Eğer kan akıtmak bize göre büyük bir cinayet olmasaydı seni öldürürdüm. Memleketimden çık." dedi. Ve ona belli bir süre verdi. Rahip, Krahn oğlu ile Selman´a: "Eğer sizler, dâvanızda sadık iseniz, biz Musul şehrinde altmış kişiyxle birlikte bir Havrada Allah´a kulluk ediyoruz. Siz de oraya gelin." dedi. Ve oradan ayrıldı. Selman, Krahn oğluna, rahibin yanına gitmeyi teklif edince Kra-1ın oğlu hazırlık yapmaya başladı. Fakat biraz ağırdan alınca Selman onu birakıp yola koyuldu ve rahibin yanına vardı. Rahip o Havra´nın sahibiydi. Orada bulunanlar da rahiplerin ileri gelenierindendi. Selman orada bütün varlığı ile rabbine ibadet ediyordu. Rahip ona, kendisini yormamasını, ibadetinin devamlı olması için itidali muhafaza etmesini tavsiye etti. Fakat Selman yine fazla ibaxdete devam etti. Sonra Havranın sahibi olan rahip orayı bırakıp daha az ibadet edilen başka bir Havraya gideceğini, kendi Havrasında ibadet edenler gibi ibaxdet etmekten âciz olduğunu, Selmamn da dilerse kendisiyle beraber gidebilecexğini yahut da orada kalabileceğini söyledi. Selman, Havranın sahibine hangi Havrada kalmanın daha üstün olacağını orup da orada kalmanın daha faziletli olduğunu öğrenince orada kalmıştır. Havranın sahibi olan rahip. Havranın en büyük âlimine Selman hakkında tavsiyede bulundu. Selman oradakilerle birlikte Allah´a ibadet ediyordu. Sonra o büyük âlim, Kudüse gitmek istediğini, Selma-nın da isterse beraber gelebileceğini isterse orada kalabileceğini söyledi. Selxman, hangisinin daha fazliletli okluğnu sorup Kudüse gitmesinin daha faziletli olduğunu öğrenince o âlimle birlikte yola çıktılar. Kudüse vardılar. Âlim kişi ona: "Ey Selman, sen burada ilim tahsil et. Çünkü yeryüzünün en büyük âlimleri bu mescide gelirler." dedi. Selman orada âlimleri dinlemeye devam etxti. Bir gün mescitten üzüntülü olarak döndü. O âlim kişi ona: "Neyin var ey Selman?" dedi. Selman: "Bizden önceki Peygamberlerin ve onlara tabi olanların bütün hayırlı işleri yaptıklarını, bizim ise onlara göre bîrşey yapmadığımızı zanxnediyorum." dedi. Âlim kişi: "Ey Selman üzülme. Geride bir Peygamber daha var. Hiçbir Peygambere tabi olan, ona tabi olandan daha üstün değildir. İşte bu zaman onun beklendiği zamandır. Ben ona kavuşacağımı sanmıyorum. Fakat sen gençsin bel ki de ona kavuşabilirsin. O, Arap topluluklarında ortaya çıkaxcaktır? Eğer ona yetişirsen ona iman et ve ona tabi ol." dedi. Selman: "Sen baxna, onun belirtilerinden birşey öğret." dedi. Âlim kişi: "Öğreteyim.Onun sırtında Peygamberlik mühürü bulunacaktır. O, hediyelerden yiyecek, sadakadan yemi-yecektir." dedi. Selman ve rahip, Kudiisten geri dönerken rahip kayboldu. Selxman onu ararken iki Arap kişiye rastladı. Onlardan, rahibi görüp görmediklerini sordu. Adamlardan biri bineğini çöktürdü ve: "Bu ne güzel bir deve çobanıdır." dedi ve onun bineğine bindirip Medine"ye götürdü.

    Selman diyor ki: "O sırada üzüldüğüm kadar hiçbir zaman üzülrnemiş-tim." Selmanı, Cüheyniye kabilesinden bir kadın satın aldı. Selman, kadının dixğer bir kölesryle birlikte sıra ile koyunlarını otlatıyorlardı. Selman birgün koxyun otlatırken, kendisinden nöbeti devralacak olan arkadaşı geldi ve ona: "Farxkında mısın bugün Medineye bir adam geldi. O, kentlisinin Peygamer olduğunu zannediyor." dedi. Selman ona: "Ben gelinceye kadar sen koyunların başında dur." dedi ve hemen Medine´ye indi, Resulullah´a baktı, etrafında dolaştı Resu-lullah onu görünce ne aradığını anladı ve elbisesini sarkıttı, Peygamberlik müxhürü göründü. Selman mühürü görünce Resulullah´a yaklaştı ve onunla konuştu. Gidip bir dinara bir koyun ve biraz ekmek aldı Resullah´a getirdi. Resululiah ona: "Bu nedir?" diye sordu. Selman: "Bu bir sadakadır." dedi. Resululiah:" Benim ona ihtiyacım yok. Sen onu götür Müslümanlar yesin." dedi. Bunun üzerine Selman tekrar gidip bir dinara ekmek ve et satın aldı. Onu Resulullah´a getirdi. Resullah: "Bu nedir?" diye sordu. Selman: "Bu bir hediyedir." dedi. Resululiah ona: "Otur" dedi. Selman oturdu. Beraberce onlardan yediler. Yexmek yerlerken Selman Resulullah´a arkadaşlarını anlattı. Onlann oruç tuttuklarıxnı, namaz kıldıklarını, Resulullah´ın hak Peygamber olacağına iman ettiklerini. Peygamber olarak gönderileceğine şahitlik ettiklerini söyledi. Selman, arkadaşxlarını övmeyi bitirince Resululiah ona: "Ey Selman, onlar cehennem ehlixdir." dedi. Bu, Selman´a çok ağır geldi. İşte bunun üzerine Allah teala bu âyeti indirdi. İsa Peygamber gelinceye kadar Hz. Musanın dininde olanların kurtulxmuş olacaklarını, Hz. Muhammed gelinceye kadar da Hz. İsa´nın dinine tabi olanların kurtulmuş olacaklarını ancak, kendi Peygamberlerinden sonra gelen Pyeygambere, kendileri hayatta oldukları halde iman etmeyenlerin helak olaxcaklarını beyan etti. [208]




    saygilar

  7. #57
    HAMZA... adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    09-02-2007
    Mesajlar
    5,134
    Karizma Gücü
    7
    Sayın Celika Mugallata yapıyorsunuz, insanların söylemedikleri tarzı söylemiş gibi göstermek yapılacak şey değildir. Bizim ifademiz aynen şöyledir iyi ve dikkatli okuyunuz lütfen. Allah Kitap ve vahiy gönderdiği peygamberlerine Özde Allahın varlığını, birliğini duyurmasını ister. Kanunları şeri anlamda birdir. Bazı toplumlara haram kıldığını, bazı toplumlara helal kılmıştır. Özünde Peygamberler İslamın ifadelerini tebliğ ederler adı Yahudi ve Hırıstiyan olsada bu bildiğimiz anlamdan farklı değildir. Ama Şeriat toplumlara geldiğine göre yahudi Şeriatı kendi toplumlarınca tahrif edilmiş, kitap değiştirilmiştir. Şimdi Allah katında bu Şeriatın tüm detayları var ama bunu biz bilmiyoruz. Bu yüzden Tek Din İslamdır deriz yahudilik şu anda Özündeki gibi uygulanmadığı için onun insanlar arasında bir hükmü yoktur. Sadece Allah onun özünü bilir ve takdir eder. Bizim anlatımımız budur. Zaten Allah Yahudiliği ve Hıristiyanlığı devam ettirmek istesetdi Peygamberimize orijinal haliyle Tevrat'ı ve İncil'ide gönderirdi. Demekki İslam Şeriatını Müslümanlar için daha kapsamlı kılmıştır. Ama siz bunu kendinizce şeri hükümlerin Allah katındada kalktığını söylüyorsunuz. Buradan bu sonucu çıkarmışsanız maalesef o sizin sorununuz. Galibilik konusunda yalan yok güzel şeyler düşünürken bu denli fevri birinin İmam Nikahında diretenler zulum yapıyordur sözünü okuyunca inanamadım. Allahın Adının anılmadığı bir hayvanı yemeyen Müslüman kardeşim, Allahın Adının anılmadığı bir nikahı sahij görüyor. Yazık sadece yazık
    HAMZA...


    Son Ağaç yıkıldığında, Son Nehir kuruduğunda, Son Balık öldüğünde,son Çiçek solduğunda paranın yenmeyeceğini öğreneceksiniz (Kızılderili Atasözü)



    TÜRKYAŞAM
    FENERBAHÇELİLE

    Hep DESTEK
    Tam DESTEK!!




    NE KADAR BİLİRSEN BİL, SÖYLEDİKLERİN KARŞINDAKİ KİŞİNİN ANLADIĞI KADARDIR. (HZ. MEVLANA)

  8. #58
    Kickboxer adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    11-05-2006
    Mesajlar
    976
    Karizma Gücü
    7
    ـ6ـ وعن مُعَاذ بن جبل ا‘نصارى رضى اللّه عنه قال: قال رسولُ اللّهِ #: ]مَنْ كَانَ آخِرُ كََمِهِ َ إلَهَ إّ اللّهُ دَخَلَ الجَنَّةَ[ أخرجه أبو داود.



    6. - Muâz İbnu Cebel el-Ensârî (radıyallahu anh) hazretleri anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

    "Kimin (hayatta söylediği) en son sözü Lâ ilâhe illallah olursa cennete gider"[13]



    AÇIKLAMA:



    İslâm uleması, bu ve benzeri hadislerde zikredilen "Lâilâhe illallah" tâbirinden maksadın kelime-i şehâdet olduğunu belirtirler. Yani kişiyi kurtuluşa götürecek şey sâdece Allah´ın birliğini te´yid değildir. Buna Muhammedu´r-Resûlullah cümlesi de dâhil olmalıdır. Bunlar, birini diğerinden ayırmak mümkün olmayan bir bütün teşkil ederler.

    Münâvî, ölüm anında, her çeşit dünyevî ve nefsânî arzuların sönmüş olması sebebiyle, kelime-i şehâdeti teluffuzun ihlâslı, içten gelerek olacağını, bu sebeple Allah tarafından kabul göreceğini belirtir.

    Bu çeşit müjdeli hadisler, ibadeti, tevbeyi sona bırakmayı gerektirmez. Kulluk edebi her an samimi olarak Allah´a ilticayı âmirdir. Ayrıca nasıl bir son bizi beklemektedir? Normal yaşlanarak, şuuru yerinde olarak can verebilecek miyiz, yoksa beklenmedik bir yaşta, hiç umulmadık bir anda mı ölüm yakalayıverecek? Günümüzde inanan pekçok insan gençlik gafletiyle şeytanın bu iğvasına kapılır. İbadeti, tevbeyi ihtiyarlığa bırakır. Son nefeste ihlâsla yapılacak tevbenin, telaffuz edilecek kelime-i şehâdetin yetebileceği söylenir.

    Bektaşivari sözlerle kendini oyalayan nicelerinin umulmadık kazalara kurban gittiğini görmekteyiz.

    Şunu da unutmamak gerekir, bu çeşit hadisler, kişinin eksik bıraktığı ibadetler, kul hakkıyla ilgili günahlar sebebiyle mâruz kalınacak azabtan garanti vermiyor. "Cennete gitmek" garantisi veriyor. Ehl-i Sünnet akidesi, az da olsa, bir hayır yapan mü´minin, cezasını çektikten sonra cennete gideceğini kabul eder. Mü´min olarak kabre giren bir kimse ebedî olarak cehennemde kalmayacaktır.[14]

    __________


    ـ11ـ وعنْ أبى هريرة رضى اللّه عنه: أنّ رَسُولَ اللّهِ # قال: ]وَالَّذِى نَفْسُ مُحَمَّدٍ بِيَدِهِ َ يَسْمَعُ بى أحدٌُ من هذه ا‘مّة يهودىٌّ وََ نصرانِىٌّ ثم يموتُ ولم يؤمنْ بالذى أُرسلتُ به إّ كانَ من أصْحَابِ النَّارِ[. أخرجه مسلم.



    11. (11)- Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

    "Muhammed´in nefsini kudret eliyle tutan zâta yemîn ederim ki, bu ümmetten her kim -Yahudî olsun, Hristiyan olsun- beni işitir, sonra da bana gönderilenlere inanmadan ölecek olursa mutlaka cehennem ehlinden olacaktır"[22]



    AÇIKLAMA:



    1- Bu hadis, Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)´in gelmesinden sonra, daha önceki bütün dinlerin neshedilip, hükümden kaldırıldığını açık bir şekilde ifade eder.

    2- Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)´e inanıp-inanmamaktan dolayı sorumluluk bunu işitmeye bağlıdır. Uzak ve ıssız yerlerde yaşayan ve bu sebeple Risâlet-i Muhammediye´yi işitmeyenler sorumlu tutulamazlar. Nitekim Kur´ân-ı Kerîm´de: "Biz elçi göndermedikçe kimseye azab etmeyiz" (İsra: 17/15) buyrulmaktadır.

    Hadiste Yahudî ve Hıristiyanların be-tahsîs zikri -Nevevî´nin belirttiği üzere- İslâm dininin bütün insanlığa şümulünü tebârüz ettirmek içindir. Zira bunlar kitap sâhibi semâvî dinlerdir. "Öyle olmalarına rağmen bu iki din mensubu İslâm´a girmekle mükellef olursa, semâvî aslı tamamen kaybolmuş kitapsız din mensupları daha ziyâde dehâlete mecburdurlar" denmiş olmaktadır.[23]

    ___________

    ـ12ـ وعن وَهب بن مُنبِّه ]وَقِيلَ له: أليسَ إلَه إّ اللّهُ مِفْتاحَ الجَنَّةِ؟ قال: بلى، ولكن ليسَ مِفتاحٌ إّ وله أسنانٌ، فإذا جئتَ بمفتاحٍ له أسنانٌ فُتِحَ لك، وإّ لم يُفْتَحْ لكَ[. أخرجه البخارى معلقاً.



    12. (12)- Vehb İbnu Münebbih´in anlattığına göre kendisine:

    "Lâilâhe illallah cennetin anahtarı değil mi? dendi de:

    "Evet, öyledir ama dişsiz anahtar olur mu? Dişleri olan anahtarın varsa kapın açılır, yoksa kapalı kalır, açılmaz" cevabını verdi.[24]



    AÇIKLAMA:



    Vehb İbnu Münebbih "diş" teşbihiyle, ibadet ve dolayısıyla "zahmet"i kasdetmiştir. İbadet olmadan, zahmet çekmeden sâdece lâilâhe illallah demekle cennete gidilemeyeceğini ifâde etmek istemiştir. Ne var ki Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) "Lâilâhe illallah cennetin anahtarıdır" buyurduğu gibi, yukarıda 7 numaralı Ebu Zerr hadisinde de görüldüğü üzere bu kelimeyi samimiyetle benimseyen kimsenin de kurtuluşu söz konusudur. Bazı şârihler, Buhârî´nin bu rivayeti koymakla "ölüm ânında ihlâsla söylenen Lâilâhe illallah sözünün önceden işlenen günahları affettireceğine işaret ettiğini" söylerler. Çünkü ihlâs, tevbe ve nedâmeti müstelzimdir. Lâilâhe illallah´ın söylenmesi bu duruma alem olur.

    Kişinin, nerede, ne zaman ve nasıl son nefesini vereceği bilinmediği için, bu çeşit rivayetlerden hareketle, "yaşlılık hâlinde yapılacak tevbe´ye güvenmek, günah amellerde ısrar etmek doğru değildir. Kulluk edebine de yakışmaz.

    En doğrusu, "dişi bulunmayan bir anahtarın, hiçbir kapıyı açamayan düz bir çubuktan başka birşey olmaması" gibi amelin refakat etmediği Lâilâhe illallah sözüyle de kurtuluşa erişilemeyeceği düşüncesiyle hareket etmek, ibadetsiz vakit geçirmemektir.

    Ancak bu ve benzeri hadislerin kullanılma yer ve durumlarını da bilmek gerekir: Ömrünü gafletle geçirenlerin, bir lütf-u ilâhî olarak âniden intibaha ve tevbeye geldikleri zaman, eski günlerin hacâleti altında ezilerek ye´se düşmemeleri için bu çeşit tebşîrata ihtiyaçları vardır. İntibaha gelen gâfil ve günahkârların bu çeşit teselliye olan ihtiyaçlarının şiddetinden olacak ki pekçok hadis ve ayet bu meseleye yer verir ve gönüllerine serinletici su serper:

    "Ey Muhammed, de ki: "Ey kendilerine kötülük yapıp aşırı giden kullarım! Allah´ın rahmetinden umudunuzu kesmeyin. Doğrusu Allah günahların hepsini bağışlar. Çünkü o bağışlayıcıdır, merhametlidir" (Zümer: 39/53).

    Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) sıdk ile tevbe eden kimsenin, annesinden doğduğu gün gibi günahlardan temizleneceğini ifâde etmekten başka, Cenâb-ı Hakk´ın, tevbe edenin tevbesi sebebiyle, her eşyası üzerinde bulunan bineğini çöl ortasında kaybeden kişinin çaresizlik içinde bîtap düşüp uyuduğu esnada yanına gelen bineğini uyandığı sırada başucunda bulunca sevincinden ağzından çıkanı bile tartamayıp: "Ey Allah´ım sen benim kulumsun ben de senin Rabbinim!" demesi anındaki kadar sevindiğini ifade eder.

    Kur´ân-ı Kerîm, intibaha gelen günahkârları psikolojik şoktan kurtarmak için tesellide daha da ileri bir ufuk gösterir, önceden işlenen günahların sevaba çevrilebileceğini müjdeler:

    "....Tevbe eden, inanıp sâlih amel işleyenlerin kötülüklerini, iyiliklere çevirir, Allah bağışlar ve merhamet eder" (Furkan: 25/70).

    Evet burada günahların silinmesi, yok farzedilmesi mevzubahis değil, Rahmet-i ilâhiyenin bir başka mertebede tecellisi söz konusu: İşlenen günahların sevaba dönüşmesi.

    Ulema ayet-i kerîme´ye başka açıklamalar da getirmiş ise de, Râzi´nin kaydettiği dört te´vilden biri de bizim yukarıda kaydettiğimiz mânadır. Bu mânayı esas alan Saîd İbnu´l-Müseyyeb ve Mekhûl, görüşlerine Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) hazretlerinin rivayet ettiği şu hadisi de delil olarak zikrederler: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm):

    "Bir kısım kimseler günahlarının çok olmasını temennî edecekler!" buyurmuştu.

    "Bunlar kimlerdir?" diye sordular. Şu cevabı verdi:

    "Onlar Allah´ın seyyiatlarını sevaba tebdil ettiği kimselerdir."

    Bir başka hadiste şöyle anlatılır:

    "Adamın birine kıyamet günü küçük günahları gösterilir ve hesaba çekilir. Adamcağız

    "büyük günahlarım da ortaya çıkacak mahvolacağım" diye düşünürken Gaffâru´z-Zünûb:

    "Şu kulumun işlediği her kötülüğe karşı bir hasene yazın" diyecek. Beklenmeyen bir lütuf karşısında adam tamaha kapılacak ve

    "Benim büyük günahlarım da vardı, onları göremiyorum, keşke onlar da ortaya çıksa da karşılığında haseneler verilse" diyecek."

    Bu sözleri söylerken Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) o derece güler ki arka dişleri bile görülür."[25]
    ____________

    ـ1ـ عن عبداللّه بن عمر بن الخطاب رضى اللّه عنهما، وقال له رجلٌ: أَ تَغْزُو؟ فقال: إنى سمِعْتُ رسُولَ اللّهِ # يَقُولُ ]إنّ ا“سمَ بُنِىَ علَى خمسٍ: شَهادَةِ أنْ َ إلَهَ إّ اللّهُ، وَأنّ مُحمّداً عَبْدُهُ وَرَسُولهُ، وإقَامِ الصَّةِ، وَإيتاءِ الزَّكاةِ، وَحجِّ البَيْتِ، وصَوْمِ رَمَضَانَ[. أخرجه الخمسة إ أبا داود .



    1. (14)- Abdullah İbnu Ömer İbni´l-Hattâb (radıyallahu anh)´ın anlattığına göre, bir adam kendisine:

    "Gazveye çıkmıyor musun?" diye sorar. Abdullah şu cevabı verir:

    "Ben Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)´i işittim, şöyle buyurmuştu:

    "İslâm beş esas üzerine bina edilmiştir: Allah´tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed´in O´nun kulu ve elçisi olduğuna şehâdet etmek, namaz kılmak, oruç tutmak, Kâbe´ye haccetmek, Ramazan orucu tutmak" [27]

    _____________________________________________


    İSLÂM-İMAN TARTIŞMASI:


    Mütekaddimînden olsun müteahhirînden olsun, İslâm âlimleri iman nedir, İslâm nedir, bunların ikisi bir mi, ayrı mı çokca münâkaşa ederler. Meseleye naslardan hareketle çözüm bulmaya çalışanlar da bu müşkilâtı kesinlikle halledememişlerdir. Zira Cibrîl hadisi olarak bilinen yukarıdaki hadiste Hz. peygamber (aleyhissalâtu veselâm) dinin kalbe ve inanmaya taalluk eden esaslarını "iman" olarak, amele taalluk eden esaslarını da "İslâm" olarak açıklamasına rağmen başka hadislerde (meselâ az ilerde gelecek 18 numaralı hadis görülmelidir) de iman açıklanırken amele giren meselelere yer verildiği görülür. Aynı durum âyetler için de söz konusudur.

    Nitekim Zührî, "İslâm kelimedir, iman ameldir" diye hükmetmiş, delil olarak da: "Bedevîler ‘iman ettik´ derler, sen ey Muhammed onlara de ki: ‘Hayır siz inanmadınız´ öyle ise ‘boyun eğdik´ deyin henüz iman kalplerinize girmedi" (Hucurât: 49/14) âyetini göstermiştir.

    Bazı âlimler İslâm ve imanın aynı şey olduğunu söylemişler, delil olarak da "Bunun üzerine, suçlu milletin arasında bulunan mü’minleri çıkardık. Zâten orada Müslümanların kaldığı tek ev vardı" (Zâriyât: 51/36) âyetini göstermişlerdir.

    Mevzuya temas eden, ilk hadis şârihlerinden Hattabî şu açıklamayı yapar: "Doğru olanı, mutlak hükme gitmeyip kayıtlı ve sınırlı konuşmaktır. Müslüman kişi, bâzı ahvâlde mü´mindir, bazı ahvâlde gayr-i mü´mindir. Fakat mü´min kişi, her durumda Müslümandır. Öyle ise her mü´min mutlaka Müslümandır, ama her Müslüman mutlaka mü´min değildir. Meseleye bu zâviyeden bakınca ayetlerin te´vili düzelir, konunun münâkaşası mutedil bir hâl alır. Naslar arasında ihtilaf da ortadan kalkar.

    İmanın aslı tasdîk, İslâm´ın aslı itaat etmek ve boyun eğmektir. Kişi zâhirde itaat eder de içinden boyun eğmez, bazan da içinden boyun eğdiği hâlde zâhirde mutî değildir.

    "Keza Hattâbî, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın: "İman yetmiş küsur şubedir" hadisi ile alakalı olarak şunu söyler: "Bu hadise göre, şer´î iman, şubeleri ve yüksek-alçak cüzleri bulunan bir mânaya isimdir. Bu durumda iman ismi, bu cüzlerin hepsi için kullanıldığı gibi, bazıları için de kullanılmaktadır. Hakikat, bütün şubelerin mevcudiyetini gerektirir ve hepsine şâmil olur, tıpkı şerî namaz gibi. Nitekim onun da şubeleri ve cüzleri vardır. Bu cüzlerden bir kısmı için de "namaz" ismi kullanıldığı halde hakikat bütün cüzlerin mevcudiyetini gerektirir ve hepsini içine alır. Bu duruma Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)´in şu sözü delalet eder: "Haya imandan bir şûbedir." Bu hadis, iman noktasında mü´minlerin kimisi üstün, kimisi geri olmak üzere çok farklı mertebelerde bulunduklarını da ifâde etmektedir.

    İmam Bağavî hazretleri de şunu söyler: "Cebrail´in İman ile İslâm´dan sorup Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)´in cevap verdiği hadiste, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), "İslâm" kelimesini amelden görünenlere isim yapmıştır. İman kelimesini de itikada giren bâtınî şeylere isim yapmıştır. Böyle bir taksîm amellerin imandan bir kısım olmayışından, kalb ile tasdik´in de İslâm´dan olmayışından, ileri gelmez. Aksine bu, hepsi tek birşey olan bir bütün hakkında yapılmış bulunan bir tafsil, bir ayırımdır. Bunların toplamı dîni teşkil eder. Bu sebeptendir ki, Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurmuştur: "Size Cebrail gelerek dininizi öğretti."

    "İman" ve "İslâm" isimleri tasdik ve amel her ikisini de kuşatırlar. Bu hususa da şu ayet delîl olur:

    "Allah nezdinde mûteber din islâm´dır" (Âl-i İmrân: 3/19).

    "Size din olarak İslâm´ı uygun gördüm" (Maide: 5/3).

    "Kim din olarak İslâm´dan başkasına yönelirse bu ondan kabul edilmeyecektir." (Âl-i İmrân: 3/85). [32]




    Saygilar

  9. #59
    abdi1 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    18-01-2007
    Mesajlar
    3,912
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    6
    İslam Allahın tek dini!
    Bütün Peygamberlerin dini !.....

    Allahın yarattığı bu alemde Acizlikten başka bir varlığı olmayan insan.Allahın kulları üzerindeki tasarufunu kendinde gördümü !..Yazık olur,Bu Kulluktan uzaklaşmak olur !...
    Kul ,kuluğunu idrak etmeden Edebi nerden bilsin.Edep Hakkın yanında acizliğini bilmek.Kulluk nedemek idrak etmektir.
    Allah şirk koşanlara ,Peygamberlerine uymayanlara,Peygamberlerini birbirinden ayrı görenlere,Allahın ayetlerini eğip bükenlere,Nefsine zulum edenlere ne diyeceğini nasıl muamele edeceğini açık açık bildirmiştir.Bunları Kullarına Peygamberleri vasıtası ile duyurmuştur.Bu Allahın sıratımustakimi dışına çıkılır ise kullarına hallerinin haberidir.Bu Hükümler Allaha aid hükümlerdir.Hangi kulunu ne sayacağını kendi bilir.Hiç kimse bu ayetlerle bir başkasına hüküm veremez.Sen kafirsin diyemez Allahtan ümit kestiremez !..... Allahın olan ölçüleri Allah gibi kullarına dayatamaz !....Bunu kim yaparise Kulluktan bahsetmesin o hal kulluk olmaz.O ilahın işi !....
    Allahın kulu Haddini bilecek Allahın kullarına verdiği ölçüyü yani kulluğunu bilecek.Allahın kişiyi kafir eder dediği herşeye dikkat edecek,Kendi nefsinde,Başkası üzerinde değil.Kendisi yaşar ise kendini düzeltir ona şirk koşmadan Peygamberinin yolunda gider ise Ona Müjdeler olsun.O müjdeleride Rabbım sıralamış.Hz.Kuranda.
    Kulun edebini bilmeyen.Elbete edebe bak der !...
    Edep Allahı bilmek,onun olana sahib gibi ortada dolaşmamak,Kendi nefsinden gayrı hakir görmemek,Yani kuldan gayrısının bilemeyeceği Allaha karşı Haddini bilmek.
    Allaha karşı haddini bilen ,Onun Yaratığı kul üzerinde hüküm sahibi olamaz.Hüküm sahibi olduğunu sananda haddini bilemez !...

    Dünyadaki karmaşa hep bu yönlü haddini bilmezlerden çıkmıştır.
    Allah'a acabasız imandan,Allaha Kul olduğumuz idrakında Allah bizleri Uzak tutmasın.Kulluğu varlık sananlardan eylemesin !..
    Dini Allaha has kılanlardan Peygamber efendilerimizin izinden bizleri Ayırmasın !... Amin.................
    Benim Gibi Niçin İnanmamış Diye,O Hem Cinsimi Yermek, Benim İnancım ve Yaşantımla bağdaşmıyor, her Hangi Bir Şahsı Aşağılamak, Hakkı Kimseye Verilmemiştir!..

    Pir.H. Galip Hasan Kuşçuoğlu

    ALLAH:hzALLAH

  10. #60
    Kenan adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    18-11-2006
    Mesajlar
    5,086
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    7
    Adem ulvi alemdendir (yani yaratılışı yüksekdir); onu süfli ve alçak sanma!
    Bu kâinat kubbesinin dönüşündeki nizam ve intizam edebdir.
    Din edebdir! demişler.
    Ademlikten insan olma şerefine ermiş kişinin kıymeti ve değeri edebi ile ölçülür.
    Gözünü aç da, baştan başa Allah kelâmına bak:
    Ayet ayet bütün Kur’an’ın manası edebden ibarettir!
    Akla, “iman nedir?” diye sordum.
    O kalb kulağıma dedi ki: “İman edebdir!”
    Hal, edeb, istikamet ve ilim cihetlerinden her vechile örnek olması için “ehlullah yedinde terbiye görmesi lâzım ve gereklidir” Hz. Allâh’ın varlığini idrak eden insan olmaya namzet Benî Âdem’in.
    Evvelâ zaman ölçümünden bir nebze dahi haberdar olan hakikat alimlerinin anladığı şekilde Kitab ve Sünnet’in anlamına uyumlu itikadımızı tanzim etmektir.

    İtikatte Kur’an Azimüş-şan’ın medarı ikidir:
    1- İlmi tevhit: Nafi ilim, lüzumlu ilim
    2- Ameli tevhit: Salih amel, emr-i ilahiye uygun amel
    Sözün edebli olanını söyle.
    Öyle bir söz söyle ki, sözünden ibret alsınlar.
    Söz bilmez isen sükût eyle, seni bir adem sansınlar!
    Yunus da şöyle dile getirdi:
    Söz ola kese savaşı
    Söz ola kestire başı
    Söz ola avulu aşı
    Bal ile yağ ide bir söz!
    “Nefsinin aczini bilen insan, varlığın ALLAH’a mahsus olduğunu bilen insan, ilim sahibi demektir.
    Çünkü ilim ALLAH’ı bilmektir”

 

 

Bu konuyla ilgili etiketler

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •