• Reklam
Sayfa: 7 | Toplam: 639 İlkİlk 123456789101112131415161757107507 ... SonSon
6389 sonuçtan 61 --- 70 arası gösteriliyor

Konu: GÂLiBiLiK

  1. #61
    berson adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    19-02-2007
    Mesajlar
    542
    Karizma Gücü
    0
    Helal olsun be KİCK BOXER kardeş..Hani kedinin biri çok aç kalmış,fare de tutamıyor,eniklerini yemeye karar vermiş..başlamış eniklerini inceler gibi(!)yapmaya..bak bak hele senin kuyruğun niye tüysüz,kulağın niye şöyle..,rengin niye böyle..yoksa sen faremisin???demiş ve lüp mideye.maksat evvelden belli de ahlaksız eyleme zemin hazırlıyor anlayacağımız..
    *Yahu siz Allah(cc)ı meramını anlatamaz mı sanıyorsunuz,kelime haznesi yeterli değilmiydi de sizler gibiler tercümanlığa soyunuyorsunuz. "maksadı şuydu..aslıda şunu demek istedi..gibi aslı astarı olmayan safsatalarla insanların ve hele de ümmet i Muhammedin inanç dünyasını bulandıryorsunuz.Allah(cc),Ayet'i beyyinatı olan Kuran'ı Azimüşşanı yine açık ayetinde,okuyanların anlayabileceği bir kolaylıkta gönderdiğini söylüyor...İmanları nisbetinde...Kitaba iman etmeyenler hep nefsine uyan izahat arar dururlar..Kabul edilse ve edilmesede Kitabın aslı ve aynen doğrudur..KİTABIMIZDAN İNŞALLAH CÜMLE KULLAR İSTİFADE EDER...

  2. #62
    berson adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    19-02-2007
    Mesajlar
    542
    Karizma Gücü
    0
    Kitaba iman;ne yazıyorsa acabasız inanmayı gerektirir, anlayamasak da...yetiştiriliş tarzımıza,şartlanmalarımıza,nefsani hissiyatımıza uymasa da.. inşaAllah birgün manası sadrımıza yazılır diye umarak....Allah(cc)ın vadi var "siz bildiğinizle amel edin bilmediklerinizi biz öğretiriz.." Rabbim cümle kullarını kitaplarına iman etmişlerden eylesin.Amin..

  3. #63
    berson adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    19-02-2007
    Mesajlar
    542
    Karizma Gücü
    0
    Hamza KardeŞ;Şu Çitayi Durdur Ne Olursun.İnsanin GÖzÜ Kayinca Yoruluyor.duruŞunda Bİr Asalet Var Bu Hayvanin Bence..s.a.

    Hayir,Öyle Demek İstemİyorum Tabİİ.gerÇek Alİmler(İlm-İ Veraset Sahİplerİ) İlmİ Nİsbetİnde Anlar Ve Bu İlme Sahİp Olmak İsteyenler De Bİr Üstada BaĞlanarak MÜrİd Olurlar.bu Üstadlara,bÜtÜn Halkimizin BİldİĞİ Ancak Yİne İlm-İ Dİraset Sahİplerİnİn BİrtÜrlÜ KabÜllenemedİklerİ Kelİme İle "evlİyaullah-mÜrŞİd-"denİr.mÜrİdlerİne De Yİne Halkimizin Ve TÜm DÜnyanin BİldİĞİ Şeklİyle "dervİŞ"denİr..evlİyaullah ;kİtabimizda Zİkİr Ehlİ Dİye İfade Edİlen MÜbarek İnsanlar Olup,allahutela Hazretlerİ,dİnİ Mevzularda Bİmedİklerİmİzİ Onlardan Sormamizi Emredİyor.Özetle BÖyle Dİyebİlİrİm,kardeŞİm..

  4. #64
    Kickboxer adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    11-05-2006
    Mesajlar
    976
    Karizma Gücü
    7
    Alıntı berson tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Hayir,Öyle Demek İstemİyorum Tabİİ.gerÇek Alİmler(İlm-İ Veraset Sahİplerİ) İlmİ Nİsbetİnde Anlar Ve Bu İlme Sahİp Olmak İsteyenler De Bİr Üstada BaĞlanarak MÜrİd Olurlar.bu Üstadlara,bÜtÜn Halkimizin BİldİĞİ Ancak Yİne İlm-İ Dİraset Sahİplerİnİn BİrtÜrlÜ KabÜllenemedİklerİ Kelİme İle "evlİyaullah-mÜrŞİd-"denİr.mÜrİdlerİne De Yİne Halkimizin Ve TÜm DÜnyanin BİldİĞİ Şeklİyle "dervİŞ"denİr..evlİyaullah ;kİtabimizda Zİkİr Ehlİ Dİye İfade Edİlen MÜbarek İnsanlar Olup,allahutela Hazretlerİ,dİnİ Mevzularda Bİmedİklerİmİzİ Onlardan Sormamizi Emredİyor.Özetle BÖyle Dİyebİlİrİm,kardeŞİm..

    Ozaman alinti yaptigim taberinin tefsirinden ve Iman ve islam hakkinda Alimlerin görüslerinden bir sorun yoktur demektir , öyle degilmi. Onlarin her biri bir evliyadir. Bazilarinda Ilmi ledünde vardir.



    saygilarimla

  5. #65

    Kayıt Tarihi
    23-01-2007
    Mesajlar
    359
    Karizma Gücü
    0
    SULTAN II. ABD&#220HAMİD HAN’DAN BİR HÂTIRA
    Kimseyi itham etmeye kalkmayalım. Cennet-mekân Sultan Abdülhamit Han dahi zamânındaki dînî tedrîsâtı yeterli bulmadığını dile getirir.!

    Bugün dahi bu yönde ilmi ve irfani yaşantılarımızı zaman ve mekana uyumlu emri ilâhiyeye uygun yaşandığını kim iddia edebilir?!

    İşte Sultan Hamit Han cennet-mekanın 33 seneye yakın Osmanlı İmparatorluğu devamınca milletini muasır milletler seviyesine çıksın için sarfettiği icraatının yeterince semeresini bulamadığı üzuntüsünü nasıl dile getiriyor, oku veya dinle:

    Cennet-mekan Sultan Hamit Han Cumhuriyet’ten evvel yetişmiş, mana yoksunu mevcud din ulemasını nasıl anlatıyor, dinle de haksız yere vatanı için bildiği kadarı ile samimi çalışanlara nankörlük etmeyesin!

    Cumhûriyet deyince de hatıra elbetteki rakipsiz olarak Mustafa Kemal Atatürk ve dolayısı ile kader birliği ettiği fikir ve silâh arkadaşları gelir!..

    Anlatacağım ifşaatle ilgili olduğundan Harbiye Mektebinde düşünce ve kader arkadaşlarından aynı kurmay yüzbaşı rütbesi taşıyan makamları taltif-i ilâhiye olan Cennet olsun, Ali Fethi Okyar’dan kısa da olsa bahsedeceğim. Atatürk 1930 senesinde çok partili demokrasiye geçmek kasdi ile muvafık gördüğü okul arkadaşı, düşünce ve gaye arkadaşı Fethi Okyar’a Serbest Fırka’yı kurdurdu..

    Atatürk gördü ki millet çok partili demokrasiye uyum sağlayamadı. 4 ay sonra gene kendi emri ile Ali Fethi Okyar’a Serbest Fırka’yı kapattırdı!.

    Bu olaya şahidim. O tarihte Samsun Merkez Belediyesi karşısında bulunan Büyük Hamam veya Şifa Hamamı ismiyle bilinen hamamı müstecir sıfatı ile biz işletiyorduk. Olaylara şahit olduğum gibi, senelerce dinledim. Belediye seçimi idi. Kadınların da ıssız hücrelere sokularak oy vermesinin namusa ve iffete uygun göremeyen karadenizliler ayaklandılar. Aynı günün akşamı evimize yakın olan büyük parkta oturuyorduk. O gece Cumhûriyet’in kurucusu Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a girişini annem, ablam ve on yaşında olan ben parkın yola bakan demirlerine yaslanarak o unutamadığım Samsun’a gelişini bütün azemetiyle seyrettim. Ve halkın ayaklanmasını o gün bastırdığı söylenir.

    Ertesi günü arkadaşlara da anlattım. Gazievine yakın olan Bozkurt İlkokulundan Ata’yı daha yakinen görmek merakı ile okuldan kaçtık. Çünkü vatan kurtaran kahramanı gördüğümüz gibi, imanlı şahsiyetlerin “mehdi resul” diye hafızalarımızda yer eden büyük insanı görmeyi kim istemezdi ki… Ve Rabbımın lutfu ihsanı ile üstü açık arabası geldi, bizim bulunduğumuz Gazievinin kapısının önünde durdu. Halk gelene kadar arkadaşlarımla Atatürk’ün çenesinin altına girdim ve yakinen seyrettim. Mehdi ağırlıklı bakıyrdum. Makamı cennet olsun çok bitkin bir hali vardı. Sebebini sonradan dinlediğim olaylardan daha iyi anladımki büyük mesuliyetler duygulu insanları genç yaşta çökertiyordu!..

    Bir Devirde Üç Adam adlı yazdığı kitabında Fethi Okyar hatıralarını şöyle anlatıyor:

    Cennet-mekân Sultan Hamit Han sadaretten el çektirilip Alâaddin köşkünde göz altında geçirdiği günlerde ben de vazifeli idim. Geçirdiği günler içinde bana bazı şeyler soruyordu. Öğrenmek istediklerinin çoğunun çözemediği mevzular üzerinde olduğuna dikkat ettim. Bunlar arasında Balkan devletlerinin bu kadar kısa zaman içinde yüzlerce sene idaresinde yaşadıkları Osmanlılara karşı isteklerini kabul ettirecek kudrete nasıl erişebildikleri sorularına devamla: Bulgarlar Balkanların en iptidai kavmi olarak bilinirdi. Bunu Rus sefirinden de dinlemiştim, kısa zamanda derlenip toparlandılar. Nasıl? Sebebini izah edebilir misin?

    Bu sualini mümkün olup da Sofya’da 4 yıl elçilik yapmış olmamdan sonra sorsa idi daha açık ve inandırıcı cevaplar verebilirdim.. Fakat o gün de aynı teşhisimin üzerinde durdum:

    --Papazlar şevket-maab, papazlar, din adamları!.

    Çünkü bu Ortodoks papazları sadece din bilgileri öğretmiyorlar, milli istekleri de kalplere ve kafalara aşılıyorlar. Bilgileri de buna kafi geliyor. Her Bulgar papazı yetiştirilmesini üzerine aldığı halkının cehaletten kurtulmasına, kazanmak ve iş sahibi olmak için öğrenmesi şart malumâta da sahip olmasında yardımcı oluyor. Dini esas temel olarak kullanılır iken karşısındakilere hem siyasi hem hayati hatta mesleki bilgiler veriyorlar. O iptidai adamı elinden geldiğince yaşanılan devreye eriştirmede gayret eder hale getiriyor!.

    Beni o güne kadar rastladığım dikkat ve alâkasının sanırım mümkün olanı ile dinledi. Kendisini çok üzen olaylarda teselli arama ihtiyacı ile yaptığı gibi 99’luk kehribar tesbihini iki avucu içine alarak ovuşturdu. Bir an daldı, sonra konuştu!..

    --Şimdi size hicran olmuş bir hatıramdan bahsetmenin sırasıdır efendi oğlum!. Tarihini sarih olarak söyleyemiyeceğim. Fakat Ruslara karşı kazandıkların arifesinde idi. Japon imparatorluk ailesine mensup bir prens beni ziyarete geldi. İmparatorundan hususi bir mektup getiriyordu.. Benden İslâm Dininin muhtevasını, iman esaslarını, gayesini, felsefesini, ibadet kaidelerini izah edecek kudrette bir dini ilim heyeti istiyordu. Bunun sebebi vardı. Orada İslâmiyet’i yaymayı mukaddes vazife sayan Abdurreşid İbrahim isimli aslı Kazanlı olan bir müslüman alimden mektub almış. Japonya’da İslâmi tamim hareketine yardımcı olmam istenmişti!. Şeriat-ı Muhammediye ile yükümlü İslâm aleminin halifesi idim!.. Bir taraftan daima iftihar ettiğim ve hizmetkarı olmaya çalıştığım bu ali vazife, diğer taraftan ruhumda bu mahiyette şerefli hizmete duyduğum hasretle mümkün olan her şeyi yaptım.. Fakat bu yardımım daha çok maddi sahada kaldı. Çünkü Abdürreşid İbrahim Efendi bizim din adamlarımızdan başka hüviyet içinde idi. Türkçe, Arabça ve Farsça’dan başka Rusça ve Japonca biliyordu. Avrupa’yı baştan aşağı dolaşmıştı. Çin’i bile görmüştü. 40 yaşından sonra Fransızca ve Lâtince’yide öğrendiğini yazmıştı. Japonya’da Şinto Dininin değişen şartlar içinde Japon münevverlerini tatmin etmediğini mantık, akıl, ilim,ruh bilimciliği ve cihan-şümul evrensel felsefeyi temsil edecek bir Dini manevi hareketin Japon milletince benimseneceğini İslâmiyetinde aslında bütün bu vasıfları ihtiva ettiğini sadece hakiykatleri izah edecek kudret ve ilmi-manevi kıfayette şahsiyetlere ihtiyaç olduğunu yazmıştı. Japon İmparatorundan ailesinden bir prensin ziyareti ile böyle bir mektubta alınca mevzuun ehemmiyeti hadise olarak önümde idi.

    Onların istedikleri din alimlerini bulabilse idim Japonlardan evvel kendi milletimin ve Halife yani Peygamberimizin vekili olarak İslâm aleminin istifadesini temin ederdim.!

    Fakat bizdeki din adamlarının ilmi ve manevi seviyelerini çok iyi biliyordum. Medreselerimiz birer ilim irfan kaynağı olmaktan mahrumdu. Pederim merhum Sultan Abdülmecid’in büyük ümitlerle genişlettiği Tıbbiye için Avrupa’dan getirdiği ecnebi muallimlerden ders alanların kafir olacağını fetva veren ulema benim saltanatımda da yerinde idi!

    Bugün gördüğünüz ve sizin de yetiştiğiniz mekteblerin çoğunu ya ben açtım, ya da bugünkü hale getirdim. Mektebi Sultani (Galatasaray) ve herkesin serbestçe okuyabileceği mekteplere bakınız, nüfusa göre en az olan Türk talebeleridir. Bu sadace iktisadi sebeblerle değildir, bilhassa Anadolu’da bu mekteblerde okumanın salâbet-i diniyeyi zedelediği halâ telkin ediliyor. Eğer Harbiye’ye Hırıstiyanları alma izni verilse, değil bizdeki ekalliyetler Yunanistan’dan, hatta belki Rusya ve diğerlerinden dahi talebe gelirdi. Ben saltanata geldiğim zaman sadece Kuleli İdadisi vardı. Ülkede yedi yerde Askeri idadi, Selânik Harbiyesi, Selânik ve Konya’da Hukuk Mektebini ben açtım. Bunlardan gayem mülkiyeyi de ilmiyyeyi de tatminkar hale getirmekti. Şöhret yapmış ilmiye mensuplarını tanıyordum. İçlerinde şahsen hürmete şayan çok şahsiyetler vardı. Ekseriyetle de şahsen faziletli idiler, fakat ilmi kudretleri olduğu kadar cihanı telâkki tarzları bu kadar büyük ve İslâmiyet’in mukadderatı üzerinde tesir yapacak mevzuu ele almaya neticelendirmeye müsait değillerdi!..

    Daha evvel tanıdığım İngilizlerin elinden alarak emniyete aldığım ve İstanbul’da şahsen misafir ederek ömrünün sonuna kadar huzurunu temine gayret ettiğim meselâ Cemaleddin Afgani gibi içtihat sahibi büyük alimler de yoktu. Zaten Cemaleddin gibilerin akibeti Hırıstiyan dünyasının artık İslâmiyet’e yeni çığırlar açacak o ilk günlerin heyecan ve vecdini büyük ve şerefli netiycelere ulaşma kudretini tesir edecek mürşitlere kolaylıkla hayat hakkı tanımıyacaklarını gösteriyordu!. Bu elbetteki böylelerinin var olmasına mani değildi. Fakat Japon İmparatorunun istediği Müslüman din alimlerini yetiştirecek feyyaz menbalar da artık mevcut değidi. Medreselerimiz birer ilim irfan kaynağı olmaktan mahrumdu!.

    Şimdi siz, neden 30 şu kadar sene içinde sen yapmadın, ecdadın nasıl yapmış? sualini sorabilirsiniz.”

    Cümlesinin burasında durduğunu ve başını eseflenircesine iki tarafa salladığını hatırlarım.

    --Beyefendi Oğlum! Bu gibi işlerin muayyen başlama devri ve zamanı vardır. Saltanat müddetim sırasında en çok hatırladığım hakikatlerden birisi demir tavında dövülür darb-ı meselimiz olmuştur. Biz o tavı geçirdik!” buyurdu Sultan Hamit Han cennet-mekan

    Ne ise!.. Tarih bu gerçekleri bir gün elbette yazacaktır!..

    Milletçe hasreti çekilen mahrumiyetleri, hikmeti Hz. ALLAH’a ma‘lûm, az da olsa tertib ve tanzim-i ilâhidir- tesellisiyle yaşamaya çalışıyoruz!. Yeter mi? Elbet yetmez. Zira bu aziz, necip millet muasır milletler seviyesine çıkması için tarihin göstergesine bakıldığı zaman başkalarından daha lâyık olduğunu görmek zor değil!.

    Medeni ülkelerle sen de medeni isen iyi anlaşabilirsin!. Maharet gayr-i medeni ülkelerle iyi geçinmektir. Yapabiliyor musun? Ülkemiz içinde kader birliği hemcinsimiz kardeşlerimizle yaratanımızı, yaratılışımızın nedenini idrak edenler için muvakkat dünya hayatını yaşamak niye zor olsun ki? İnanan kitleler için karmaşık da olsa dış dava dahi neden hallolmasın ki?!

    Aciz kul, iç ve dış aleminde nefsini ilâhi emri umursamadan şımartan, her türlü ihtirasa mağlup olmuş nefis mevcut iken, kişi dışarıdan daha hangi haydutları bekliyor?!. Nefsi ile gerçeklerde anlaşamayan kul, Hz. ALLAH’ın emrini yaşamayı umursamadığı halde hem cinsini aldatmak kasdi ile, sermaye cevher ve araza sahip olmadığı halde, yalnız sathi görülen ilmi kelâmla yaşayorum iddiasının doğruluğuna değil Hz. ALLAH’a, sırat-ı müstakim üzere yaşayan ehl-i hale mahcup!.

    Bu yönlü yaşıyorum zanneden hakikat fakirinin çarpık telkinatları ile aciz kulun inancının amentüyü tamamı ile kapsamamış olsa dahi, yalnız nefse güzel görünen şeyleri ilâhi güzelliklere tercih edenlerin icraatlarının günümüzde de ehli tarafından müşahede edildiğinde yadırgandığı gibi; zaman ilerledikçe toplumlarda zamanın zuhuru ilâhi güzelliklerini yaşantılarında da zuhur ettiğini günlük hayatlarında müşahede etmek zevkine erecekler! Böyle ümit ediyor, Cenab-ı Hak’tan daha güzel tecellisini tazarru ve niyaz ediyoruz.

    Toplumlara karşı nefsinin dışında ve içinde hiç görmediği samimiyet, sadakat güzelliklerinin olmadığı halde var olduğuna inandırıcı olabilir mi? Düşmanı evinin içinde olan kimse, istediği kadar dış tedbirleri yerine getirsin, düşmanın taarruzuna karşı kapı ve pencerelerini sağlamlasın, bundan ne çıkar?! Ecdat yadigarı bir söz vardır: “İnek eve doğru gelecek, mahallenin bebeleri doğru durur da ineği ürkütmezlerse!..”

    Mutasavvıf H.Galip Kuşcuoğlu'nun '' Muhtaç Olduğumuz Kardeşlik '' adlı kitabından..

  6. #66
    student adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    19-09-2005
    Mesajlar
    5,219
    Karizma Gücü
    8
    Kuranı Kerim 'den ,

    Bakara Suresi

    39. İnkâr edenler ve âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte bunlar cehennemliktir. Onlar orada ebedî kalacaklardır.40. Ey İsrailoğulları !Size verdiğim nimeti hatırlayın. Bana verdiğiniz sözü yerine getirin ki ben de size verdiğim sözü yerine getireyim. Yalnız benden korkun.
    41. Elinizdeki Tevrat’ı tasdik edici olarak indirdiğimize (Kur’an’a) iman edin. Onu inkâr edenlerin ilki olmayın. Âyetlerimi az bir karşılığa değişmeyin ve bana karşı gelmekten sakının.
    42. Hakkı bâtılla karıştırıp da bile bile hakkı gizlemeyin.


    En güzeli , Kuranı Kerimden sırayla Ehl-i Kitap hakkında indirilen ayetleri yorum yapmadan alıntı yapmak ( ayetlerin hangi surede olduğunu ve numarasını veriyorum , ayetlerin öncesine ve sonrasına bakabilirsiniz , talep olursa sayfa sayfada alıntı yaparım )

    selam ve Dua ile,

  7. #67

    Kayıt Tarihi
    23-01-2007
    Mesajlar
    359
    Karizma Gücü
    0
    Kuran’da kullanılan “ayet” kelimesi Allah’ın varlığının ve söylediklerinin ispatı olan her şey için kullanılır. Türkçe’de belge, mucize, delil, işaret, Kuran ayeti şeklinde ifadesini bulan her şey “ayet” olarak tanımlanır. Kuran’a göre Allah’ın yarattığı her şeyde, bitkilerde, insanda, eski kavimlerin başlarına gelenlerde, gece ile gündüzde “ayet” ler vardır.Türkçemiz’de ayet kelimesinin sadece Kuran ayetleri manasında kullanılması yanlış anlamaya zemin hazırlayan nedenlerden biridir.
    Hiç şüphe yok ki O'nu inkar eden ve ayetlerini yalanlayanların sonu bellidir.Kuran daha önceki kitapları tasdik edici olarak inmiştir.Kurandaki gerçekleri tahrif etmek hakkı batılla karıştırmaktır.

    Bilen arkadaşlarımdan rica ediyorum bakara suresi 40.ayette geçen '' bana verdiğiniz sözü yerine getirin'' hitabını biraz açıklarlarsa.
    Saygılarımla....

  8. #68
    student adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    19-09-2005
    Mesajlar
    5,219
    Karizma Gücü
    8
    Bilen arkadaşlarımdan rica ediyorum bakara suresi 40.ayette geçen '' bana verdiğiniz sözü yerine getirin'' hitabını biraz açıklarlarsa.
    Saygılarımla....
    Bakara Suresi

    83. Hani, biz İsrailoğulları’ndan, “Allah’tan başkasına ibadet etmeyeceksiniz, anne babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz, herkese güzel sözler söyleyeceksiniz, namazı kılacaksınız, zekâtı vereceksinizdiye söz almıştık. Sonra pek azınız hariç, yüz çevirerek sözünüzden döndünüz.

    Maide Suresi
    12. Andolsun, Allah İsrailoğullarından sağlam söz almıştı. Onlardan on iki temsilci -başkan- seçmiştik. Allah şöyle demişti: “Sizinle beraberim. Andolsun eğer namazı kılar, zekâtı verir ve elçilerime inanır, onları desteklerseniz, (fakirlere gönülden yardımda bulunarak) Allah’a güzel bir borç verirseniz, elbette sizin kötülüklerinizi örterim ve andolsun sizi, içinden ırmaklar akan cennetlere koyarım. Ama bundan sonra sizden kim inkâr ederse, mutlaka o, dümdüz yoldan sapmıştır.”
    13. İşte, verdikleri sözlerini bozmaları sebebiyledir ki onları lanetledik, kalplerini de kaskatı kıldık. Kelimeleri yerlerinden kaydırarak (tahrif edip) değiştiriyorlar. Akıllarından çıkarmamaları istenen şeylerden önemli bir kısmını da unuttular. (Ey Muhammed!) İçlerinden pek azı hariç, onların daima bir hainliğini görüyorsun. Yine de sen onları affet ve aldırış etme. Çünkü Allah iyilik yapanları sever.
    14. “Biz hıristiyanız” diyenlerden de sağlam söz almıştık. Ama onlar da akıllarından çıkarmamaları istenen şeylerden önemli bir kısmını unuttular. Bu sebeple biz de aralarına kıyamet gününe kadar sürecek düşmanlık ve kini salıverdik. Allah ne yapmakta olduklarını onlara bildirecek!
    15. Ey kitap ehli! Artık size elçimiz (Muhammed) gelmiştir. O, kitabınızdan gizleyip durduğunuz gerçeklerden birçoğunu sizlere açıklıyor, birçoğunu da affediyor. İşte size Allah’tan bir nur ve apaçık bir kitap (Kur’an) gelmiştir.
    16. Allah onunla rızası peşinde olanları selamet yollarına iletir ve onları izniyle, karanlıklardan aydınlığa çıkarıp kendilerini dosdoğru bir yola iletir.
    17. Andolsun, “Allah, Meryemoğlu Mesih’dir”, diyenler kesinlikle kâfir oldular. De ki: “Şâyet Allah, Meryemoğlu Mesih’i, onun anasını ve yeryüzünde olanların hepsini yok etmek istese, Allah’a karşı kim ne yapabilir? Göklerin, yerin ve bunların arasında bulunan her şeyin hükümranlığı Allah’ındır. Dilediğini yaratır. Allah her şeye hakkıyla gücü yetendir.”
    18. (Bir de) yahudiler ve hıristiyanlar, “Biz Allah’ın oğulları ve sevgili kullarıyız” dediler. De ki: “Öyleyse (Allah) size neden günahlarınız sebebiyle azap ediyor? Hayır, siz de onun yarattıklarından bir beşersiniz.” (Allah) dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Göklerin, yerin ve bunların arasında bulunanların da hükümranlığı Allah’ındır. Dönüş de ancak onadır.
    19. Ey kitap ehli! Peygamberlerin arası kesildiği bir sırada “Bize ne müjdeleyici bir peygamber geldi, ne de bir uyarıcı” demeyesiniz diye, işte size (hakikatı) açıklayan elçimiz (Muhammed) geldi. (Evet,) size bir müjdeleyici ve uyarıcı gelmiştir. Allah her şeye hakkıyla gücü yetendir.


    Maide Suresi
    65. Eğer kitap ehli iman etseler ve Allah’a karşı gelmekten sakınsalardı, muhakkak onların kötülüklerini örterdik ve onları Naim cennetlerine koyardık.
    66. Eğer onlar Tevrat’ı, İncil’i ve Rableri tarafından kendilerine indirileni (Kur’an’ı) gereğince uygulasalardı elbette üstlerinden ve ayaklarının altından (bol bol rızık) yiyeceklerdi. Onlardan orta yolu tutan bir zümre vardır. Ama onların birçoğunun yaptığı ne kötüdür!
    67. Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan onun verdiği peygamberlik görevini yerine getirmemiş olursun. Allah seni insanlardan korur. Şüphesiz Allah, kâfirler topluluğunu hidayete erdirmeyecektir.
    68. De ki: “Ey Kitap ehli! Tevrat’ı, İncil’i ve Rabbinizden size indirileni (Kur’an’ı) uygulamadıkça hiçbir şey üzere değilsiniz.” Andolsun ki sana Rabbinden indirilen bu Kur’an onlardan çoğunun taşkınlık ve küfrünü artıracaktır. Öyle ise o kâfirler toplumu için üzülme.
    69. Şüphesiz inananlar (müslümanlar) ile Yahudiler, Sabiîler ve Hıristiyanlardan (her bir grubun kendi şeriatında) “Allah’a ve ahiret gününe inanan ve salih ameller işleyenler için hiçbir korku yoktur. Onlar mahzun da olmayacaklardır” (diye hükmedilmiştir.)
    70. Andolsun, İsrailoğullarından sağlam söz almış ve onlara peygamberler göndermiştik. Fakat her ne zaman bir Peygamber onlara nefislerinin hoşlanmadığı bir hükmü getirdiyse; onlardan bir kısmını yalanladılar, bir kısmını da öldürdüler.
    71. (Bu yaptıklarında) bir bela olmayacağını sandılar da kör ve sağır kesildiler. Sonra (tövbe ettiler), Allah da onların tövbesini kabul etti. Sonra yine onlardan çoğu kör ve sağır kesildiler. Allah onların yaptıklarını hakkıyla görendir.
    72. Andolsun, “Allah, Meryem oğlu Mesih’tir” diyenler kesinlikle kâfir oldu. Oysa Mesih şöyle demişti: “Ey İsrailoğulları! Yalnız, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin. Kim Allah’a ortak koşarsa artık Allah ona cenneti muhakkak haram kılmıştır. Onun barınağı da ateştir. Zalimler için hiçbir yardımcı yoktur.”
    73. Andolsun, “Allah üçün üçüncüsüdür” diyenler kafir oldu.[ Halbuki bir tek ilahtan başka hiçbir ilah yoktur. Eğer dediklerinden vazgeçmezlerse andolsun onlardan inkar edenlere elbette elem dolu bir azap dokunacaktır.
    74. Hâlâ mı Allah’a tövbe etmezler ve ondan bağışlanma istemezler? Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
    75. Meryem oğlu Mesih sadece bir peygamberdir. Ondan önce de nice peygamberler geldi geçti. Onun annesi de dosdoğru bir kadındır. (Nasıl ilah olabilirler?) İkisi de yemek yerlerdi. Bak, onlara âyetlerimizi nasıl açıklıyoruz. Sonra bak ki, nasıl da (haktan) çevriliyorlar.
    76. (Ey Muhammed!) De ki: “Allah’ı bırakıp da, sizin için ne bir zarara ne de bir yarara gücü yeten şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.”



    selam ve dua ile,

  9. #69

    Kayıt Tarihi
    23-01-2007
    Mesajlar
    359
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı student tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Bakara Suresi

    83. Hani, biz İsrailoğulları’ndan, “Allah’tan başkasına ibadet etmeyeceksiniz, anne babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz, herkese güzel sözler söyleyeceksiniz, namazı kılacaksınız, zekâtı vereceksinizdiye söz almıştık. Sonra pek azınız hariç, yüz çevirerek sözünüzden döndünüz.

    Maide Suresi
    12. Andolsun, Allah İsrailoğullarından sağlam söz almıştı. Onlardan on iki temsilci -başkan- seçmiştik. Allah şöyle demişti: “Sizinle beraberim. Andolsun eğer namazı kılar, zekâtı verir ve elçilerime inanır, onları desteklerseniz, (fakirlere gönülden yardımda bulunarak) Allah’a güzel bir borç verirseniz, elbette sizin kötülüklerinizi örterim ve andolsun sizi, içinden ırmaklar akan cennetlere koyarım. Ama bundan sonra sizden kim inkâr ederse, mutlaka o, dümdüz yoldan sapmıştır.”
    13. İşte, verdikleri sözlerini bozmaları sebebiyledir ki onları lanetledik, kalplerini de kaskatı kıldık. Kelimeleri yerlerinden kaydırarak (tahrif edip) değiştiriyorlar. Akıllarından çıkarmamaları istenen şeylerden önemli bir kısmını da unuttular. (Ey Muhammed!) İçlerinden pek azı hariç, onların daima bir hainliğini görüyorsun. Yine de sen onları affet ve aldırış etme. Çünkü Allah iyilik yapanları sever.
    14. “Biz hıristiyanız” diyenlerden de sağlam söz almıştık. Ama onlar da akıllarından çıkarmamaları istenen şeylerden önemli bir kısmını unuttular. Bu sebeple biz de aralarına kıyamet gününe kadar sürecek düşmanlık ve kini salıverdik. Allah ne yapmakta olduklarını onlara bildirecek!
    15. Ey kitap ehli! Artık size elçimiz (Muhammed) gelmiştir. O, kitabınızdan gizleyip durduğunuz gerçeklerden birçoğunu sizlere açıklıyor, birçoğunu da affediyor. İşte size Allah’tan bir nur ve apaçık bir kitap (Kur’an) gelmiştir.
    16. Allah onunla rızası peşinde olanları selamet yollarına iletir ve onları izniyle, karanlıklardan aydınlığa çıkarıp kendilerini dosdoğru bir yola iletir.
    17. Andolsun, “Allah, Meryemoğlu Mesih’dir”, diyenler kesinlikle kâfir oldular. De ki: “Şâyet Allah, Meryemoğlu Mesih’i, onun anasını ve yeryüzünde olanların hepsini yok etmek istese, Allah’a karşı kim ne yapabilir? Göklerin, yerin ve bunların arasında bulunan her şeyin hükümranlığı Allah’ındır. Dilediğini yaratır. Allah her şeye hakkıyla gücü yetendir.”
    18. (Bir de) yahudiler ve hıristiyanlar, “Biz Allah’ın oğulları ve sevgili kullarıyız” dediler. De ki: “Öyleyse (Allah) size neden günahlarınız sebebiyle azap ediyor? Hayır, siz de onun yarattıklarından bir beşersiniz.” (Allah) dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Göklerin, yerin ve bunların arasında bulunanların da hükümranlığı Allah’ındır. Dönüş de ancak onadır.
    19. Ey kitap ehli! Peygamberlerin arası kesildiği bir sırada “Bize ne müjdeleyici bir peygamber geldi, ne de bir uyarıcı” demeyesiniz diye, işte size (hakikatı) açıklayan elçimiz (Muhammed) geldi. (Evet,) size bir müjdeleyici ve uyarıcı gelmiştir. Allah her şeye hakkıyla gücü yetendir.


    Maide Suresi
    65. Eğer kitap ehli iman etseler ve Allah’a karşı gelmekten sakınsalardı, muhakkak onların kötülüklerini örterdik ve onları Naim cennetlerine koyardık.
    66. Eğer onlar Tevrat’ı, İncil’i ve Rableri tarafından kendilerine indirileni (Kur’an’ı) gereğince uygulasalardı elbette üstlerinden ve ayaklarının altından (bol bol rızık) yiyeceklerdi. Onlardan orta yolu tutan bir zümre vardır. Ama onların birçoğunun yaptığı ne kötüdür!
    67. Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan onun verdiği peygamberlik görevini yerine getirmemiş olursun. Allah seni insanlardan korur. Şüphesiz Allah, kâfirler topluluğunu hidayete erdirmeyecektir.
    68. De ki: “Ey Kitap ehli! Tevrat’ı, İncil’i ve Rabbinizden size indirileni (Kur’an’ı) uygulamadıkça hiçbir şey üzere değilsiniz.” Andolsun ki sana Rabbinden indirilen bu Kur’an onlardan çoğunun taşkınlık ve küfrünü artıracaktır. Öyle ise o kâfirler toplumu için üzülme.
    69. Şüphesiz inananlar (müslümanlar) ile Yahudiler, Sabiîler ve Hıristiyanlardan (her bir grubun kendi şeriatında) “Allah’a ve ahiret gününe inanan ve salih ameller işleyenler için hiçbir korku yoktur. Onlar mahzun da olmayacaklardır” (diye hükmedilmiştir.)
    70. Andolsun, İsrailoğullarından sağlam söz almış ve onlara peygamberler göndermiştik. Fakat her ne zaman bir Peygamber onlara nefislerinin hoşlanmadığı bir hükmü getirdiyse; onlardan bir kısmını yalanladılar, bir kısmını da öldürdüler.
    71. (Bu yaptıklarında) bir bela olmayacağını sandılar da kör ve sağır kesildiler. Sonra (tövbe ettiler), Allah da onların tövbesini kabul etti. Sonra yine onlardan çoğu kör ve sağır kesildiler. Allah onların yaptıklarını hakkıyla görendir.
    72. Andolsun, “Allah, Meryem oğlu Mesih’tir” diyenler kesinlikle kâfir oldu. Oysa Mesih şöyle demişti: “Ey İsrailoğulları! Yalnız, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin. Kim Allah’a ortak koşarsa artık Allah ona cenneti muhakkak haram kılmıştır. Onun barınağı da ateştir. Zalimler için hiçbir yardımcı yoktur.”
    73. Andolsun, “Allah üçün üçüncüsüdür” diyenler kafir oldu.[ Halbuki bir tek ilahtan başka hiçbir ilah yoktur. Eğer dediklerinden vazgeçmezlerse andolsun onlardan inkar edenlere elbette elem dolu bir azap dokunacaktır.
    74. Hâlâ mı Allah’a tövbe etmezler ve ondan bağışlanma istemezler? Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
    75. Meryem oğlu Mesih sadece bir peygamberdir. Ondan önce de nice peygamberler geldi geçti. Onun annesi de dosdoğru bir kadındır. (Nasıl ilah olabilirler?) İkisi de yemek yerlerdi. Bak, onlara âyetlerimizi nasıl açıklıyoruz. Sonra bak ki, nasıl da (haktan) çevriliyorlar.
    76. (Ey Muhammed!) De ki: “Allah’ı bırakıp da, sizin için ne bir zarara ne de bir yarara gücü yeten şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.”
    Sadakallahülazim.

  10. #70
    HAMZA... adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    09-02-2007
    Mesajlar
    5,134
    Karizma Gücü
    7
    Alıntı celika tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    ''O peygamberlerin bir kısmını diğerlerinden üstün kıldık'' Ayette geçen üstünlük vasfı,üstünde durulması gereken bir söz. Hemen atlanıp geçilirse, okuyan arkadaşlara eksik mesaj vermiş oluruz. Bakınız Muhiddin Arabi Hazretleri bu ayet hakkında ne diyor. Peygamberlerin birbirine olan üstünlüğü,gönderildiği toplumların birbirine olan üstünlüğüne nisbet edilir.Yani diyor ki Hazret, toplumlar tekamül ettikçe Hz Allah' da onlara uygun peygamberler yollamıştır.Yani Galibilerin dediği gibi, sonraki gelen şeriatlara tabi olmak daha kemalatlı kullar içindir.Yoksa biz peygamberleri birbirinden ayrı görmeyiz.Önceki şeriatlarda kalmış, Allah'a aleni şirk koşmayan O'na inanan kullarına kafir, gavur ve gayri müslüm diyemeyiz.
    “Senden önce de kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını göndermedik. Bilmiyorsanız zikir ehline sorunuz.” (Nahl Sûresi, 43)

    Saygılarımla...
    Celika Kardeş Bu açıklama yani peygamberlerin bazılarının diğerlerine olan üstünlüğü kavimlerin üstünlüğünden kaynaklanması fikri biraz talihsiz olmuş. Oysa Ayet tefrsiri gerektirmeyecek kadar açık. Peygamberlerin hepsi Allahın Mesajını insanlara getirdiği için eşittirler ancak bazıları Kitap sahibi, Şeriat sahibi olduklarından üstün kılınmışlardır. Nebi, Resul farkıda buradadır. Yoksa Toplumların üstünlüğüne göre Peygamberlerde üstün olsaydı. Yahudilerin şimdi Lanetli olmasının espirisi olmazdı. Musa (as) Büyük peygamberlerdendir ama Yahudiler lanetlenmiştir. Demekki bu yorum hatalı. Peygamberler Allahın Kitabı ve Şeriatı yönünden büyüklük arz eder. Saygı ile.
    HAMZA...


    Son Ağaç yıkıldığında, Son Nehir kuruduğunda, Son Balık öldüğünde,son Çiçek solduğunda paranın yenmeyeceğini öğreneceksiniz (Kızılderili Atasözü)



    TÜRKYAŞAM
    FENERBAHÇELİLE

    Hep DESTEK
    Tam DESTEK!!




    NE KADAR BİLİRSEN BİL, SÖYLEDİKLERİN KARŞINDAKİ KİŞİNİN ANLADIĞI KADARDIR. (HZ. MEVLANA)

 

 

Bu konuyla ilgili etiketler

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •