Tanrı, madde ve eşyanın, hareketin hareket soyutlaması olarak zamanın var olmasından önceki hiçlik (mutlak yokluk) durumunda kendi kendisinin tanrısı iken, insanlar için düşünülmesi güç olan bir öze sahipti. Mutlak yoklukta iken hiçliği tartışmak anlamsız olduğundan bu aşamada "tanrı" varlığından söz etmek, sudur öğretisi açısından üretici değildir. Çünkü bu konumda tanrı kendisinin bilincinde, kendi içindeki sonsuz olanakların, yeteneklerin, güçlerin ayırımında değildir. Çevrimin, hareket ettirici ilkesi olan güzelliğin görülmeye eğilimi sonucu, tanrı sonu olmayan bir yokluğun/ hiçliğin içinde kendisine bakacak bir göze ve vecde gelecek bir gönüle ihtiyacı duydu. İşte "Sudur" bu gereklikle başladı. Bu gerekliliğin belirmesi ise, mutlak yokluk/hiçlik, mümkün olur, bir yokluk/hiçlik durumuna geldi. Bu aşama ile tanrı kendi kendisi ile yabancılaşarak kendi bilincinne ilk kez vardı. Evrenin ve bütün ruhsal, maddensel şeylerin yaratılması için gerekli kaynağı kendi içinde taşıdığının ayırıdına ulaştı, kişilik kazandı. Önceleri tanrı iken şimdi, HAK, HAKİKAT, GERÇEK, SEVGİ ve AŞK oldu.