AĞLAYABİLECEK MİSİNİZ?

--------------------------------------------------------------------------------

Hatirlamaya çalisiyorum da en son ne zaman agladim? Hafizamin tozlanmis raflarina baktim, sonra yastik altlarina ve sonra halilarin. Acaba nereye sakladim gözyaslarimi. Ama çok iyi biliyorum silmemistim onlari; çünkü istemistim ki kurumus yanaklarim daha fazla çatlamasin. Evet, hatirlar gibiyim. Önce gözbebegimde bulustular; yavas yavas büyüdüklerini hissettim. Ama neden sonra ayrilmak istediler benden. Ne gelir ki elden, onlara, karsi koyamadim. Artik ok yaydan çikmisti. Elimin yapamadigini, bedenimin, dilimin hatta gözlerimin yapamadigini gözyaslarim yapmak istiyorlardi benim yerime.

Vakit geldiginde daha fazla tasiyamaz oldu gözlerim. Ellerim titreyerek, tansiyonum düserek sahitlik yapti bu hikâyeye. Bu hikâyenin konuk oyuncu kadrosunda yer bulmustum kendime. Repligini unutmus, sirasini kaybetmis bir oyuncu…


Sahnede son söz kirpiklerimindi. Indirdikleri darbeyle, gözyaslarimi bir yolculuga çikardilar. Yanaklarimdan nazli bir edayla süzülen her bir damla, bambaska bir gurbet oldu gözlerime. Bir tanesi annesinin telefondaki titrek sesinde bulmus kendini, bir digeri sevgilisini öylesine soguk bir garda ugurlarken, yedi numarali perondan ayrilan otobüsün arkasindan sallanan bir mendilde bulmus; hani biri de çocuk kalbine sigdiramamis babasinin sefkatli tokadini; bir digeri kahrolasi günahlara baglamis her bir zerresini…

Unutmusum! Yanlis yerde aramisim oysa gözyaslarimi. Ne tozlu bir rafa kaldirmisim ne de yastik altlarina. Onlar hep basucumdalarmis. Nisyan ile malul olan hafizam, bilememis kiymet; görememis hikmet…

Ben dalmisken uzak ve imkâni zamanla yarismak kadar mümkün olabilen hülyalara; bir yagmur yagar yüregim tam ortasina. Sicaktan kavrulmus gönlüme serpilen her zerre, aglayan bulutlarin degil gözlerimin hikâyesidir ki; bir ben var bu hikâyede; repligini unutmus, sirasini kaybetmis bir oyuncu…


Pencere önü ihtiyarlari gibidir yüregim. Seccadesini gözyaslarina bulayan ihtiyarlar gibi. Nebiye aglayan, yaradanina aglayan, geçirdigi her vaktin kiymetsiz biraktigi yanlarina aglayan ihtiyarlar gibidir yüregim.


Basi kavak yellerine serilmis gençler gibidir yüregim. En olmadik asklarin figürani gibidir ki yüregim, aglar daima sokak baslarinda. Tek basinalik anlarinin ezik yanidir ki çabalamadan aglar yüregim.”


Sözün kisasi gençler de aglar ihtiyarlar da. Neye agladiginiz önemlidir aslinda. Neye niçin agladiginiz da önemlidir. Ama artik gençlere de ihtiyarlara da serbesttir aglamak. Çünkü göz pinarlari giderek kuruyor. Galiba ekolojik dengeler gözleri de etkiledi. Aglayin efendim aglayin. Sabah programlarinin yapmacik figüranlarina bile olsa aglayin efendim. Aglayin ki katilasan yürekler yumusasin; tükenen ümitler yesersin.

Aglayabilmek gülmek kadar güzeldir efendim…