Allah İnancının Varlık Teoremi İçindeki Yeri
İslamın varlığı kabul ediş biçimi, tasavvufun ve genel biliminde işleyiş tarzına yeni bir boyut getirmiştir. Kuran-ı Kerim insanın yaratılış tarzına uygun olarak yaşamın özünü, insanın yapısını, varlığın içindeki Allah tözünü bir bütün bir anlam olarak ifade etmiş, bu anlamla birlikte kendi yapısının gücünü keşfetmeyede insanı teşvik etmiştir. Sade anlatımı, insanın sahip olduğu Akıl ve İradenin bir sorumlulukla desteklendiğini, doğru ve yanlışların bu kadar açıkça belirtilmesinden sonra tercihlerin cezalandırılıp, ödüllendirileceği kuranın abartısız mükemmelliğinde görmemizi sağlamıştır. Varlık Kuran-ı kerimde yaratılış ve uyarılış anlamında ilintili anlatılmıştır. İlk yaratılıştaki ifadeye anlam katan basitlik, aslında bir mükemmelliğin görünürlüğüdür. Herkesin ilk okuduğunda “Böylemi olur canım” diyeceği bir eleştiri basit bir metadan güçlü bir varlığı çıkaran Allah’ın Mükemmelliğinin, gücünün, yaratıcılığının ıspatıdır.
"Ki o, yarattığı herşeyi güzel yapan, insanı (Âdemi) yaratmaya da çamurdan başlayandır" (Secde 7)Çamurdan, mükemmel bir İnsan yaratan Allah, ona kendinden Ruh, akıl, irade vererek, karar verebilmesini, tercih edebilmesini sağlamıştır. Burada dikkat edilmesi gereken asıl husus, olmayan bir varlığı belki en basit bir nüveden hazırlayıp olmayacağına inandığımız bir durumu gerçekleştirip mucize arayanlara yine kendisini örnek göstermesidir. Yaptığı her şeyi yarattığına ispat etmeye kendini mecbur hisseden Allah, onu anlamama noktasında bu ilahi jesti görmezlikten gelen insanın nankörlüğünde nasılda büyümüştür. Oysa anlayan insan için bakabildiği her şey Allahın varlığının ispatcısıdır. Yaz zamanı yemyeşil iken, kışın kuruyup yok olan bitkilerin yazın tekrar canlanması, insanlar için bir ibret meselesi değilmidir? Yarattığı İnsana kuran’da kendini anlayacak şeklin ifadesini kullanarak
"Yaratan Rabbinin adı ile oku.
O insanı bir kan pıhtısından yarattı. (Alak 1,2) (3).Şekli ile nidasında Allah sevgisini ve varlığını insanın yaratılışında mayasına kattığının delilidir. Burada sadece kendisine emanet edilen akıl ve iradeyle bu gerçeği kavrama işi kalıyor insana. Tüm varlığın ve insanın tesadüfen oluştuğuna inanan insan aklı, bir yaratıcının bu mutlak düzeni sağlamasına inanamaması kendi içindeki doğruların ters paradigmasıdır. Oysa varlık içindeki nüvenin eseri olarak aynı eylemi yinelemeye atomdan maddeye dönüşmeye, tekrar atoma ayrışmaya ilahi bir kudretle emrolunmuştur. Kuran’da Allah’ın bal arısına vahyi ve Arının bal yapmadaki mükemmel ötesi becerisi onun tesadüflerle bu işi yaptığını anlatabilirmi?
Rabbin dişi bal arısına vahyetti: Dağlarda, ağaçlarda ve onların kurdukları çardaklarda kendine evler edin. Sonra meyvelerin tümünden ye, böylece Rabbinin sana kolaylaştırdığı yollarda yürü-uçuver. Onların karınlarından türlü renklerde şerbetler çıkar, onda insanlar için bir şifa vardır. Şüphesiz düşünen bir topluluk için gerçekten bunda bir ayet vardır.(16 Nahl Suresi 68) Allah kendi ilahi varlığını zaman ve mekan düzlemiyle sınırlı insan aklına yaratılışla birlikte vermesi, onun tercih ve isteğinin kesinliğiylede bulabilmesinin garantisi olacaktır. Dünyada var olan her şeyin bilimsel bir kanıtı, değeri varken Allahın varlığının kanıtı insanın iman ile desteklediği kendi yaratımında gizlidir. Bilimselliğin kanıta dayalı işleyiş tarzı, her şeyin rabbi olan allahın varlığını kanıtlamadaki aczi, bazı insanlara haşa Allahın reddini savunuyormuş gibi gelir. Oysa bilimsellik bir keşiftir. Var olanın bulunmasının keşfidir. Kanıtlar bulunana kadar her hangi bir şey var olsa bile bilimsellik onu reddetmek zorundadır. Yer Çekimi Kanunu dünya yaratılışından beridir var olmasına rağmen Newton onu keşfedene kadar bilim literatüründe yoktur. Maddesel varlık karşısındaki maddesel kanıt özelliği insanın aklına yabancı bir kural değildir. İnsan aklı Materyalist çalıştığı gibi, metafizik olarakta çalışmaktadır. Bu özellik onun yaratılış özelliğidir. Maddeler ve İdealar dünyasından sıyrılıp, yaratıcının kanun ve kurallarına uyarak var olanda var ediciyi bulmak imanın aklı yönlendirmesi ile gerçekleşecektir. Bu ilahi kanunun eseridir. Bizler yazı şekillerinden yazıyı yazanı bulabildiğimiz gibi, İnsanda varlıkların özünden yaratıcıyı bulabilme gücüne sahiptir. Metafizik, fizik kuralları ile ölçülemez, değerlendirilemez belki ancak var olan herşey her zaman kendi görüntüsündede olmayabilir. Cünkü insan bu zaman ve mekan kıstası yüzünden sonsuzluğu bilemez varlığı ve yokluğu illaki bir nedene dayandırmakla kavrayabilir. Herhangi bir şeyin karşıtı yoksa, insana göre kendiside yoktur. Soğuk bilinemezse, sıcakta bilinemez. Uzak yoksa yakının bir anlamı yoktur. İnsanın ürettiği tüm birimlerdede bu kanunu korur. Örneğin bir araba yapımında insan kendini örnek alır. Kendinde olmayan bir vasıfla bir şeyi gerçekleştiremez. Araba örneğine dönersek, Kendinde olduğu gibi araçta bir şeyle beslenmelidir. (Yakıt), Bu besin enerjiye dönüşebilmesi için hazım (Ateşleme) kullanılan şeylerin boşaltılabilmesi (Ekzost) gereklidir. Tüm bu vasıfları keşfedebilen insan, varlıkların aynı düzen ve disiplin içinde kendisine emredileni yapar halde görmesine rağmen yaratılanı bilmede yanlışlığa ve inkara düşmesi onun nefsinin eğitilmemesi ve terbiye edilememesindendir. Yoksa varlıklar kendini yaratan Allahın kurduğu düzende kendine verilen görevi yerine getirmesine rağmen, İnsan bu çerçevede nefsin, aklın, iredenin imani kuvvetle desteklenip bu gerçeği görmesi veya reddetmesi tercihi ile serbest bırakılmıştır. Elbetteki bu selahiyetin ödülü olduğu gibi cezasıda insane duyurulmuştur.
Son olarak Varlıkların yaratılışındaki ilahi veri insanda doğuşla kendisine kazandırılmış olup bununla yaratıcısını bulması emredilmiştir. Her şey onu doğrularken yaratılanların en şereflisi olan insanda bu gerçeği kendi içinde aramalıdır. Saygı ile.
HAMZA…
NOT: Bu yazı kendi çalışmamdır.


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla

