• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 2 12 SonSon
15 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    HAMZA... adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    09-02-2007
    Mesajlar
    5,134
    Karizma Gücü
    7

    Allah inancının varlık teoremi İçerisindeki Yeri

    Allah İnancının Varlık Teoremi İçindeki Yeri


    İslamın varlığı kabul ediş biçimi, tasavvufun ve genel biliminde işleyiş tarzına yeni bir boyut getirmiştir. Kuran-ı Kerim insanın yaratılış tarzına uygun olarak yaşamın özünü, insanın yapısını, varlığın içindeki Allah tözünü bir bütün bir anlam olarak ifade etmiş, bu anlamla birlikte kendi yapısının gücünü keşfetmeyede insanı teşvik etmiştir. Sade anlatımı, insanın sahip olduğu Akıl ve İradenin bir sorumlulukla desteklendiğini, doğru ve yanlışların bu kadar açıkça belirtilmesinden sonra tercihlerin cezalandırılıp, ödüllendirileceği kuranın abartısız mükemmelliğinde görmemizi sağlamıştır. Varlık Kuran-ı kerimde yaratılış ve uyarılış anlamında ilintili anlatılmıştır. İlk yaratılıştaki ifadeye anlam katan basitlik, aslında bir mükemmelliğin görünürlüğüdür. Herkesin ilk okuduğunda “Böylemi olur canım” diyeceği bir eleştiri basit bir metadan güçlü bir varlığı çıkaran Allah’ın Mükemmelliğinin, gücünün, yaratıcılığının ıspatıdır.
    "Ki o, yarattığı herşeyi güzel yapan, insanı (Âdemi) yaratmaya da çamurdan başlayandır" (Secde 7)Çamurdan, mükemmel bir İnsan yaratan Allah, ona kendinden Ruh, akıl, irade vererek, karar verebilmesini, tercih edebilmesini sağlamıştır. Burada dikkat edilmesi gereken asıl husus, olmayan bir varlığı belki en basit bir nüveden hazırlayıp olmayacağına inandığımız bir durumu gerçekleştirip mucize arayanlara yine kendisini örnek göstermesidir. Yaptığı her şeyi yarattığına ispat etmeye kendini mecbur hisseden Allah, onu anlamama noktasında bu ilahi jesti görmezlikten gelen insanın nankörlüğünde nasılda büyümüştür. Oysa anlayan insan için bakabildiği her şey Allahın varlığının ispatcısıdır. Yaz zamanı yemyeşil iken, kışın kuruyup yok olan bitkilerin yazın tekrar canlanması, insanlar için bir ibret meselesi değilmidir? Yarattığı İnsana kuran’da kendini anlayacak şeklin ifadesini kullanarak
    "Yaratan Rabbinin adı ile oku.
    O insanı bir kan pıhtısından yarattı. (Alak 1,2) (3).
    Şekli ile nidasında Allah sevgisini ve varlığını insanın yaratılışında mayasına kattığının delilidir. Burada sadece kendisine emanet edilen akıl ve iradeyle bu gerçeği kavrama işi kalıyor insana. Tüm varlığın ve insanın tesadüfen oluştuğuna inanan insan aklı, bir yaratıcının bu mutlak düzeni sağlamasına inanamaması kendi içindeki doğruların ters paradigmasıdır. Oysa varlık içindeki nüvenin eseri olarak aynı eylemi yinelemeye atomdan maddeye dönüşmeye, tekrar atoma ayrışmaya ilahi bir kudretle emrolunmuştur. Kuran’da Allah’ın bal arısına vahyi ve Arının bal yapmadaki mükemmel ötesi becerisi onun tesadüflerle bu işi yaptığını anlatabilirmi?
    Rabbin dişi bal arısına vahyetti: Dağlarda, ağaçlarda ve onların kurdukları çardaklarda kendine evler edin. Sonra meyvelerin tümünden ye, böylece Rabbinin sana kolaylaştırdığı yollarda yürü-uçuver. Onların karınlarından türlü renklerde şerbetler çıkar, onda insanlar için bir şifa vardır. Şüphesiz düşünen bir topluluk için gerçekten bunda bir ayet vardır.(16 Nahl Suresi 68) Allah kendi ilahi varlığını zaman ve mekan düzlemiyle sınırlı insan aklına yaratılışla birlikte vermesi, onun tercih ve isteğinin kesinliğiylede bulabilmesinin garantisi olacaktır. Dünyada var olan her şeyin bilimsel bir kanıtı, değeri varken Allahın varlığının kanıtı insanın iman ile desteklediği kendi yaratımında gizlidir. Bilimselliğin kanıta dayalı işleyiş tarzı, her şeyin rabbi olan allahın varlığını kanıtlamadaki aczi, bazı insanlara haşa Allahın reddini savunuyormuş gibi gelir. Oysa bilimsellik bir keşiftir. Var olanın bulunmasının keşfidir. Kanıtlar bulunana kadar her hangi bir şey var olsa bile bilimsellik onu reddetmek zorundadır. Yer Çekimi Kanunu dünya yaratılışından beridir var olmasına rağmen Newton onu keşfedene kadar bilim literatüründe yoktur. Maddesel varlık karşısındaki maddesel kanıt özelliği insanın aklına yabancı bir kural değildir. İnsan aklı Materyalist çalıştığı gibi, metafizik olarakta çalışmaktadır. Bu özellik onun yaratılış özelliğidir. Maddeler ve İdealar dünyasından sıyrılıp, yaratıcının kanun ve kurallarına uyarak var olanda var ediciyi bulmak imanın aklı yönlendirmesi ile gerçekleşecektir. Bu ilahi kanunun eseridir. Bizler yazı şekillerinden yazıyı yazanı bulabildiğimiz gibi, İnsanda varlıkların özünden yaratıcıyı bulabilme gücüne sahiptir. Metafizik, fizik kuralları ile ölçülemez, değerlendirilemez belki ancak var olan herşey her zaman kendi görüntüsündede olmayabilir. Cünkü insan bu zaman ve mekan kıstası yüzünden sonsuzluğu bilemez varlığı ve yokluğu illaki bir nedene dayandırmakla kavrayabilir. Herhangi bir şeyin karşıtı yoksa, insana göre kendiside yoktur. Soğuk bilinemezse, sıcakta bilinemez. Uzak yoksa yakının bir anlamı yoktur. İnsanın ürettiği tüm birimlerdede bu kanunu korur. Örneğin bir araba yapımında insan kendini örnek alır. Kendinde olmayan bir vasıfla bir şeyi gerçekleştiremez. Araba örneğine dönersek, Kendinde olduğu gibi araçta bir şeyle beslenmelidir. (Yakıt), Bu besin enerjiye dönüşebilmesi için hazım (Ateşleme) kullanılan şeylerin boşaltılabilmesi (Ekzost) gereklidir. Tüm bu vasıfları keşfedebilen insan, varlıkların aynı düzen ve disiplin içinde kendisine emredileni yapar halde görmesine rağmen yaratılanı bilmede yanlışlığa ve inkara düşmesi onun nefsinin eğitilmemesi ve terbiye edilememesindendir. Yoksa varlıklar kendini yaratan Allahın kurduğu düzende kendine verilen görevi yerine getirmesine rağmen, İnsan bu çerçevede nefsin, aklın, iredenin imani kuvvetle desteklenip bu gerçeği görmesi veya reddetmesi tercihi ile serbest bırakılmıştır. Elbetteki bu selahiyetin ödülü olduğu gibi cezasıda insane duyurulmuştur.
    Son olarak Varlıkların yaratılışındaki ilahi veri insanda doğuşla kendisine kazandırılmış olup bununla yaratıcısını bulması emredilmiştir. Her şey onu doğrularken yaratılanların en şereflisi olan insanda bu gerçeği kendi içinde aramalıdır. Saygı ile.
    HAMZA…

    NOT: Bu yazı kendi çalışmamdır.
    Bu mesaj en son " 19.02.07 " tarihinde saat 22:17 itibariyle HAMZA... tarafından düzenlenmiştir... Neden: Kaynak belirtimi


    Son Ağaç yıkıldığında, Son Nehir kuruduğunda, Son Balık öldüğünde,son Çiçek solduğunda paranın yenmeyeceğini öğreneceksiniz (Kızılderili Atasözü)



    TÜRKYAŞAM
    FENERBAHÇELİLE

    Hep DESTEK
    Tam DESTEK!!




    NE KADAR BİLİRSEN BİL, SÖYLEDİKLERİN KARŞINDAKİ KİŞİNİN ANLADIĞI KADARDIR. (HZ. MEVLANA)

  2. #2
    MyComputeR adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    11-06-2005
    Mesajlar
    1,760
    Karizma Gücü
    7
    Maddeler ve İdealar dünyasından sıyrılıp, yaratıcının kanun ve kurallarına uyarak var olanda var ediciyi bulmak imanın aklı yönlendirmesi ile gerçekleşecektir.
    Maalesef Çoğu kez sadece var olandaki mükemmelliği izleyip geçiyoruz.. Teşekkürler bu güzel yazın için Hamza
    Adilin ağzı bilgeliğini
    Ve dili hakkaniyeti söylemeli
    Kutsanmış olan cezbedici günahlara
    kanmayan insandır
    Bir kerelik denemek için ile olsa
    Yaşamın tacını alacaktır
    Oh,Tanrım, Kutsal Ateş,Merhamet et
    Oh, ne kadar huzurlu, ne kadar sevimli
    Ne kadar yardım sever, ne kadar kutsal
    Ey, saflığın zambağı..

  3. #3
    HAMZA... adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    09-02-2007
    Mesajlar
    5,134
    Karizma Gücü
    7
    Teşekkürler My Computer, her zaman insanın yapabileceğinden daha fazlasını arzuladığını bilmek bile ortaya koyacağımız yeni düşler için birer nimettir. Saygı ile...
    HAMZA


    Son Ağaç yıkıldığında, Son Nehir kuruduğunda, Son Balık öldüğünde,son Çiçek solduğunda paranın yenmeyeceğini öğreneceksiniz (Kızılderili Atasözü)



    TÜRKYAŞAM
    FENERBAHÇELİLE

    Hep DESTEK
    Tam DESTEK!!




    NE KADAR BİLİRSEN BİL, SÖYLEDİKLERİN KARŞINDAKİ KİŞİNİN ANLADIĞI KADARDIR. (HZ. MEVLANA)

  4. #4

    Kayıt Tarihi
    02-03-2006
    Mesajlar
    1,614
    Karizma Gücü
    0
    hamzaq arkadaş,
    ..."Yaptığı her şeyi yarattığına ispat etmeye kendini mecbur hisseden Allah, ...." yaklaşımınıza katılmıyorum.
    .."var"lık meselesi, mantık,felsefe,ve fizikbilimde farklıdır, inançta,dinsel alanda farklı..

    Dinsel anlamda Allah'ın "yaptığı her şeyi yarattığına (kuluna) ispat etmeye mecbur hissetmesi" neden gereksin.?
    O'na bahşettiği, aklı,izanı ve bilcümle yeteneği biliyor, kulunun çıkartacağı sonuç kulu ilgilendirir.
    Aksi halde inanmayanın/inanamayanın "ispat külfetini" Allah'a atfetmesi ve inanmamasını (aslında ispatla mecbur ve mükellef saydığı) da Allah'a bağlaması makul sayılmalıdır.

    Allah, (haşa) hesap verip, ispat etmekle mecbur ve mükellef değildir.O mükemmel ve kusursuz yaratandır. İnanıp inanmamak kulun sorunudur.Vebali de kula aittir.

    Tasavvufi anlamda, Allah'ın kulunu yaratırken gösterdiği özen ve ayrıntıları, bahşettiği şeyleri (haşa) bir kendini ispata mecbur hissetme delili gibi anlamak belki bir yorumdur.Ama sizin ifade ettiğiniz tarzda ifadesi tam da doğruyu yansıtmıyor.. Zira:
    ...görelim Mevla neyler...
    ...neylerse güzel eyler.....diyen de tasavvuftur.
    (Yaratanın kendini yarattığına veya hiçbirşey ve kişiye ispat vb. yükümlülüğü,mecburiyeti yoktur.Bu Teolojik Allah/Tanrı kavramı ile çatışır.Yaratmak tek yanlı ve kaynaklı sorgulanamaz bir edimdir.)

  5. #5
    HAMZA... adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    09-02-2007
    Mesajlar
    5,134
    Karizma Gücü
    7
    sayın Northest;
    Bu ifade sizn anladığınız uslde söylenmemiştir. Bu oluşumun üzerinden hareketle ifade edilmiştir. Yani Allahın Kuluna " Ben varım ve birim" dediği ilahi vahiyle ilgilidir. Buradaki Mucburiyeti mahcubiyet tarzında algılamayın lütfen. Belki bu ifadeye yakın bir anlamda çıkarabilir insan ama, Allah Peygamberlerine, ümmetlerinin istediği Mucizeleri göndererek bu ilkeyi koymuştur zaten. Yoksa hiç mucize göndermez konuyu bu statüde kapatırdı. Ama bizim anlattığımız mecburiyet Kulunda Allah üzerindeki hakkına dayanır. madem cüzi irade vardır, tam irade insanda bulunmuyor, Allahta bu vehiçle kuluna imkan sunuyor. Cunkü bu cuzi irade ile insan hep aynı zeka ve irade büyüklüğüne sahip değildir. Baktığını anlamada sanssız olanlar kendilerine sunulan bu imkandan faydalanacaktır. mana bundan ibaretti.
    Varlık üzerindeki bilimsellik durumunu yukarıdaki yazımda belirtmiştim. Bilimsellik bir doğrulama, olanı bulma yöntemidir. var olan üzerindeki bbilinmelik durumudur. Yer çekimi kanununu örnek verdim. tespit yapılana kadar bilim yer çekimi kanununu redderdi. İzafiyet teorisi öyle değilmi? Varlığı kesin kanıtlanamayan şey bilimde yoktur. ama kanıtlandığında ortaya çıkmış değildir. Var olanlar bilim bulamıyor diye red edilemez. Metafizik bunun için vardır ilahi yaratımlar sürekli devam ediyor. Bilim bunun arkasında koşuyor. ortaya çıkarabildiklerine inanan kişi bilimsel kişi değildir. Oysa Akdeniz'de iki denizi ayıran suyun durumu Kuran'da mevcutken bilim onu 20. Yüzyılda buldu. Bilimle Metafizik kökten birbirini reddetmez sadece ispat zamanı içinde doğrulanır bunlar. bu yüzden bulma zamanı gelmeden bilim bunu reddeiyor demek insanınyapacağı son şeydir
    HAMZA...


    Son Ağaç yıkıldığında, Son Nehir kuruduğunda, Son Balık öldüğünde,son Çiçek solduğunda paranın yenmeyeceğini öğreneceksiniz (Kızılderili Atasözü)



    TÜRKYAŞAM
    FENERBAHÇELİLE

    Hep DESTEK
    Tam DESTEK!!




    NE KADAR BİLİRSEN BİL, SÖYLEDİKLERİN KARŞINDAKİ KİŞİNİN ANLADIĞI KADARDIR. (HZ. MEVLANA)

  6. #6

    Kayıt Tarihi
    02-03-2006
    Mesajlar
    1,614
    Karizma Gücü
    0
    hamza@ arkadaş, ifade etmek istedilerinizi bence yanlış cümlelerle ifade ediyorsunuz.Tanrı'nın kullarını düşünerek bir ispat mecburiyeti yoktur.Mucize gönderme "mecburiyeti" veya ihtiyacı, sorumluluğu yoktur.Olması gerekmez..(mecburiyet mahcubiyetten kaynaklanıyor diye düşünülsün düşünülmesin..Kulların düşünülmesi ayrı bir şey; kulları düşünerek bir mecburiyet düşünülmesi ayrı bir şeydir.Kullarını düşünür ama bir mecburiyeti yoktur.)
    Keza:
    ..." bizim anlattığımız mecburiyet Kulunda Allah üzerindeki hakkına dayanır."... Bu yaklaşıma da katılmıyorum. Kulun (haşa) Allah üzerindeki hakkı nedir.? Son derece belirsiz, sanki karşılıklı hak ve mükellefiyetlerin söz konusu olduğu gibi anlaşılabilecek bir yaklaşım.Allah'a karşı, Allah üzerinde "hak" iddiası, kabulü mümkün müdür.?
    Allah, yaratan varedendir..Yarattığı varedilmiştir, ona nimetler,külfetler bahşolunmuştur.Artık sınavdadır..Daha ne "hak"kı'ndan sözedilebilir.Bir karşılıklık ilişkisi yoktur ki.Tek yanlıdır ilişki..Yaratılan yaradanına tabi ve teslim olacak, iman edecektir.(Eder etmez vebaline de katlanacaktır."Niye ama.." "fakat".. ,"halbuki..", "olması gerekmez miydi" si yoktur kulun..

    Metafizik veya mistik anlamda bir kavramı irdelemek ayrı sonuçlara vardırı, teolojik olarak irdelemek ayrı bir sonuca vardırır, keza bilimsel irdeleme ayrı bir sonuca..Bu sonuçların ortalama bir ekseni bileşeni olmaz.Biri ötekini doğrulamıyor olabilir.Ama hepsinin tk doğru veya yanlışının olacağını sanmak hatadır.
    Hangi platformda "ne"yi cevaplamaya çalıştığınıza bağlı, soruya bağlı..
    Bunlar arasındaki ilişki, hiyerarşi kişiden kişiye göre de değişecektir.
    Birinden başlayıp, öteki ile devam edip bir öteki ile sonuca varmaya çalışmamak gerekir.Verimli ve doğru bir yaklaşım olmaz.
    Felsefi irdelemelernizi, saptamalarınızı dinsel yaklaşımlarla sonuçlandıramazsınız.Sonuçlandırsanız bile ortaya ne felsefi ne de dinsel bir sonuç doğru olarak çıkmış olmaz.

    Yaklaşım ve sunumlarınızda eleştirdiğim bu.

  7. #7
    HAMZA... adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    09-02-2007
    Mesajlar
    5,134
    Karizma Gücü
    7
    Tabiki burada kendi fikrinizi söylüyorsunuz. bana katılandığınızıda iletiyorsunuz. Bunlar sizin görüşleriniz. Evet bende size katılmıyorum. Ama benim ifadelerimdeki süzgeç bu dalda bir eğitimede dayanıyor. Yani aklıma geldiği gibi veya içime doğduğu gibi değil. Şimdi, anlatmak istediğimi hangi cümleleri kullanarak yapacağıma ben karar veririm. Bu kararıda önceden kimseye sormam. tabiki ifadeleri direkt etkileyecek cümleler olmalı bu. Siz katılmazsınızda, başka biri bunu doğru bulur. o zaman sizin bu uyarınız " Bu işi sen bilmiyorsun, ben biliyorum böyle yapman gerekir" gibi ikaz durumu doğar. Size göre cümlenin ifade şekli olmamıştır, ama size göre tabiki. Günlük hayattada insanlar bazen kelimelerin mana ağırlığı iyi otursun diye "Kulun Kölen olayım" gibi söylemlerde bulunuruz. Bu bizim dil zenginliğimizdir. Benim ifademdeki Mecburiyet, Kulun inkarındaki alçaltıcı durumu daha dikleştirmek içindir. Yukarıda gereğince açıkladım zaten.
    Ardından Kulun Allah üzerindeki hakkı, kendisini yaratanın yine kendisini bulması yönündeki desteğidir. Allah ben yarattım, beni bulan bulur diye kullarını bırakmamıştır. Ona kitap, peygamber göndermiştir. O zaman onlarıda yapmazdı. Bir kere uyardığını uymadığı takdirde helak ederdi. Ama Kuran'da bunu görmüyoruz. defalarca uyarmada bulunmuş. Allahın kanununda sizin anladığınız ölçü yok.Bu ifadeler gerçek güç sahibi allahın sıfatları ile ilgili değil. Bunlar uygulamalar için böyledir. yoksa Allah kimseyi uyarmayada, kimseye kitap göndermeyede, peygamber göndermeyede mecbur değildir. Ama göndermişse ve bunları uygulamışsa, peygamber allah adına Akabe'de misak yapmışsa bir hak hukuk durumu doğmuş demektir. Lütfen Sıfati ve uygulamalı durumu birbirine karıştırmayalım
    HAMZA...


    Son Ağaç yıkıldığında, Son Nehir kuruduğunda, Son Balık öldüğünde,son Çiçek solduğunda paranın yenmeyeceğini öğreneceksiniz (Kızılderili Atasözü)



    TÜRKYAŞAM
    FENERBAHÇELİLE

    Hep DESTEK
    Tam DESTEK!!




    NE KADAR BİLİRSEN BİL, SÖYLEDİKLERİN KARŞINDAKİ KİŞİNİN ANLADIĞI KADARDIR. (HZ. MEVLANA)

  8. #8
    hunt me down adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    30-12-2006
    Mesajlar
    7,878
    Karizma Gücü
    7
    Sağol paylaşım için.

  9. #9

    Kayıt Tarihi
    02-03-2006
    Mesajlar
    1,614
    Karizma Gücü
    0
    hamza@ şu tümceler senin:
    ..." hangi cümleleri kullanarak yapacağıma ben karar veririm. Bu kararıda önceden kimseye sormam."...(sana sor, sorman gerekir diyen yok.)
    ..." benim ifadelerimdeki süzgeç bu dalda bir eğitimede dayanıyor."... (ne eğitimi, felsefe mi, teoloji mi, mantık mı.? bilmiyoruz: eğer açıklarsanız yazıp ifade ettiklerinizdeki hatanın eğitiminizden mi, mantığınızdan mı, bilginizden mi kaynaklandığı konusundaki düşüncemizi de yazarız.)

    Allah'a (haşa) kuluna karşı bir "mecburiyet"!! sorumluluğu, vasfı yüklüyorsun: yanlış ifade etmişsin nezaketini de alınganlık konusu yapıyorsun.Bu da savunman:
    ..." dil zenginliğimizdir. Benim ifademdeki Mecburiyet, Kulun inkarındaki alçaltıcı durumu daha dikleştirmek içindir. Yukarıda gereğince açıkladım zaten.".... Bu bir açıklama mı oluyor.? Yaratanın, yarattığına karşı "hesap mecburiyeti" ifadesinin "etkili anlatım için bir dil zenginliği gereği" dahi ifade edilmesi mümkün mü.?
    (Bunu makul bir "gerekçe" sayarsak, her yanlış düşünce sahibi tarafından 'aslında dil zenginliği bakımından öyle denilmişmişmiş' savunmasını hakeder.Bu durumda dahi, anlatım bir "dil zenginliği" değil, dilin yanlış kullanımı veya anlatılmak istenenin yanlş anlatılmış oluşu demek değil midir.?

    ..." Allah ben yarattım, beni bulan bulur diye kullarını"..??? Bunu diyen mi var ki.? (Allah'ın yarattığına akıl,izan,din,bilim ve sayısız nimetler de bahşederek yarattığının tartışılır yanı mı var.? Ama, bunları kuluna karşı "mecburiyet" yükümlülüğü nedeniyle yapmamıştır diyoruz.Sizin yanlış ifade ettiğiniz de bu.)

    Arkadaşım, ben olabilecek en nazik düzeyde "katılmadığımı katılmayış gerekçelerimle, yanlış ifade edilmiş olduğunu açıklamalarıyla ve teolojik referanslarla birlikte yazdım.Niyetinizin belki doğru da olabileceğini ama ifade etmek istediklerinizi "yanlış" tümcelerle sunduğunuzu, sonuçta anlaşılanın yanlış olduğunu belirttim.
    Hem tevil,düzeltme yoluna gidip (farkedip/kavrayıp) hem de -adeta- "senden mi akıl alacağım, ben işin eğitimini aldım" üslubunda (sanki benim niyet ve üslubumda kişiliğinize yönelik bir ukalalık varmış gibi) davranmayın.Ben ortaya koyduğunuz düşünce,saptama ve yaklaşıma muhalifim, eğitiminiz,kişiliğiniz beni ilgilendirmiyor.taa ki siz kişiselleştirmediğiniz noktaya kadar.

  10. #10
    abdi1 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    18-01-2007
    Mesajlar
    3,912
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    6
    Allah ,Azrail a.s kulların canını alma vazifesi ni verdiğinde !..
    -Yarabbi bana öyle bir vazife verdinki kullların bana hep beddua eder..
    _Ya azrail Ben öyle sebepler halk ederimki onlar seni düşünmez.
    -Yarabbi bazı kulların sebeplere bakmaz.
    -Ya Azrail..ONLAR SENİDE GÖRMEZ BANA BAKAR.ONLAR BENDEN BAŞKA GÜÇ OLMADIĞINI BİLİR.

    İlim Allahı bilmektir.Kişi Kendindeki acziyeti idrak ettiği ölçüde Allahı bilir.Allahı biliş Ondan başka güç ve Kuvvet sahibi görmemek.Yagane Mutasarrıf olarak onu görmektir.Teferruatlar kişiyi Bu bilişten uzaklaştırır.
    Lailaheillallah Kelime ile söylemek kişiyi kullar yanında Müslüm eder.Onu idrak edip yaşamak Hak katında Mümin Muttaki eder!...........

    Saygılar.
    Benim Gibi Niçin İnanmamış Diye,O Hem Cinsimi Yermek, Benim İnancım ve Yaşantımla bağdaşmıyor, her Hangi Bir Şahsı Aşağılamak, Hakkı Kimseye Verilmemiştir!..

    Pir.H. Galip Hasan Kuşçuoğlu

    ALLAH:hzALLAH

 

 
Sayfa: 1 | Toplam: 2 12 SonSon

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •