Bu Lider Kim?Bir paragrafta liderin yaptiklarini okuyup kim oldugunu tahmin etmenizi istiyoruz. Bildiginiz her cevap size yeni bir biyografi açacak.
Bu Lider Kim?
Mavi düskünü kizil lider...
Efsanevi lider yüzmeyi çok severdi. Hatta öyle ki yüzmenin, tek tiplestirmek istedigi vatandaslarini zinde tutmanin en iyi yolu olduguna inaniyordu. Ayni zamanda sairdi de. Gençken yazdigi siirlerden birinde, dalgalar arasinda kulaç atarken dogan günesi izlemenin keyfine dair methiyeler düzüyordu. Arkadaslari ile birlikte derin ideolojik tartismalara girmeden önce, sürekli en yakin nehirde ya da denizde kulaç atardi. Ama özellikle 1955’ten sonra, politik gücünün en yüksek oldugu 60’li yaslarinda yüzme neredeyse hayatinin merkezi olmustu. Üst düzey parti liderleri için yapilan havuzun müdavimiydi. Partinin yillik toplantilarinin yapildigi kuzey kiyilarinda, dalgali okyanusta da kulaç atardi. Ve hatta korumalarinin ve doktorlarinin tüm uyarilarina ragmen ülkenin kirliligi ile meshur nehirlerinde de. xxx xxx birlikte yüzdügü arkadaslarina ‘Sirtüstü suyun üstünde yatmaktan korkuyorsunuz. Çünkü batacaginiza inaniyorsunuz, korkarsaniz batarsiniz!’ diyordu... Peki aranizda Çin Komünist Partisi’nin efsanevi lideri Mao’yu, o koyu yesil ya da haki renkli, kalin kumasli gömlegiyle verdigi pozlardan baska hali ile hatirlayan var mi?..
Pala biyiklarini oksayip yaverine seslendi, ‘UFO raporlarini neden halen getirmediniz?’ Ortalik titredi. Herkes ondan korkardi. Adi terörle özdeslesmisti. Fazla bilinmeyen bir özelligi ise, tanimlanamayan uçan cisimler olarak bilinen UFO’lara kafayi takmis olmasiydi. Hatta sirf bu fenomenin arastirilmasi için, özel birimler kurulmasini emretmisti. Ona göre, UFO’lar rakip ülkelerin gelistirdigi gizli silahlar degil, bilakis dünya disindan gelen yabanci kaynakli tehditlerdi. Ayrica Amerikan hükümetinin UFO’larla temasa geçtigine de yürekten inaniyordu. O halde onlar da aynisini yapmali, hatta bu dis güçlerden teknoloji transfer edilmeliydi! Ülkenin en iyi beyinlerini bu meseleyi aydinlatmasi için toparlamisti. Ama hakkinda anlatilanlarin merkezinde, hep yaptigi zulümler ve izledigi demir yumruk politikasi oldu. O, Sovyetler Birligi’nin efsanevi lideri Joseph Stalin idi...
‘Leningrad sokaklarinda büyüdüm... Kavga etmeyi, bir saldiriya dogrudan ve kararli bir sekilde müdahale etmeyi oralarda ögrendim... Küçükken izledigim vatanseverlik filmleri ve ülkemin casuslarinin basarilarini anlatan kitaplar, ajan olmamda büyük rol oynadi.’ diyordu. ‘Tipki ormanda yasayanlarin ögrenmek zorunda oldugu gibi, vahsilikle bas etmeyi ögrendim.’ diye ekleyerek. Kavgaciligi, daha ortaokulda ögretmenlerinin dikkatini çekmis, henüz 4. sinifta olmasina ragmen, sadece 6. sinif ögrencilerinin katilmasina izin verilen parti gençlik koluna girmeyi basarmisti. Kendisi bu ruh halini ‘Itaat etmekten ve okul kurallarindan nefret ederdim. Eger ormanda yetistiyseniz, yeni bir ortama girseniz bile orman kanunlarina göre yasarsiniz’ seklinde dile getiriyordu. Okuldan yakin arkadasi Viktor Borisenko onun için ‘Çok gözü pekti. Büyük siniflarin yaptigi kavgalara bile karismaktan kaçinmazdi.’ diyordu. Ögretmeni Vera Gurevich ise ögrencisinin ‘adeta bir kaplan’ gibi dövüstügünü hatirlayacakti yillar sonra. Ama bir keresinde kendisinden daha zayif birinden dayak yemesi, ona güzel bir ders oldu. ‘Her halükarda, hakli ya da haksiz, karsi saldiriya geçecek kadar güçlü olmam gerektigini o gün anladim’ diyordu, o kavgayi hatirladiginda. Zamanla gücünü ve atikligini disipline etti. Usta bir judocu ve ayni zamanda iyi bir boksör olmasi, kariyerinde ona avantaj saglayacakti. Hatta judo üzerine yazilan bir kitabin ortak yazarlarindan biri de oldu. Ülkesinin gizli servisinin kapisini çaldiginda, kabul edilmesi uzun sürmedi. Bu giriskenligi, dinamizmi ve kisisel karizmasiyla ülkesinin bir numarali koltuguna kadar tirmandi. Kimden mi bahsediyoruz? Tabii ki Rusya devlet baskani Vladimir Putin’den!..
Ortaögretimde oldukça basariliydi. Ergenlikle birlikte hirçinlasmaya basladi. Üniversite hazirlik okulundaki basarisizliginin ardindan baska bir okula transfer edilince, okulu birakti. Disiplini sevmedigi için herhangi bir iste de çalismak istemiyordu. Bos bos geziyor, bol bol kitap okuyor ve resim yaparak basarili bir sanatçi olmanin hayallerini kuruyordu. Annesi ölünce, Viyana’ya gitti. Amaci güzel sanatlar akademisine girebilmekti. Resim yetenegine güveniyordu. Kabul edilmeyince hayata küstü. Avusturyalilara bunun bedelini ödetecekti. Viyana sokaklarini arsinlarken, bir yandan da yaptigi tablolari satiyor, mütevazi bir kimsesizler pansiyonunda kaliyordu. Toplumda bir türlü kabullenilmemis olmasinin verdigi bu öfke, istikbal vaat eden ve disiplinden nefret eden ressam adayindan, dünyanin büyük bir bölümünü disipline edecek bir lider çikartacakti. Firça darbeleriyle gönülleri fethedemeyen Adolf Hitler, çizmeleriyle tüm Avrupa’yi ezip geçecekti...
Deniz bilimci imparator!
Hassas bir yapisi vardi. Narin bünyesini tasiyan incecik çelimsiz ayaklariyla adimladigi sarayin koridorlarini bir an önce kat ederek, arka avluda yaptirdigi laboratuvarina gitmeyi istiyordu. O küçük ama özel dünyasinda abartili saygi, protokol, sürekli önünde egilip selam veren yaverler, hiçbiri ama hiçbiri yoktu. Bu özel alanda tek aski bilimle bas basa kalabiliyordu. Genç denebilecek bir yasta tahta çikmisti. Koca imparatorlugun geçis dönemine sahit olmak onu yoruyor, bu özel ugrasi, onu ait oldugu dünyadan çekip uzaklara götürüyordu.
Ülkesi büyük bir degisim yasarken, o her firsatta solugu denizde aliyordu. Denize ve içinde barindirdigi canlilara asikti. Sürekli ilginç deniz canlilarini topluyor, onlar üzerinde deneyler yapiyordu. Hatta yaptigi çalismalarla literatüre bile girmisti. O, bir deniz bilimcisiydi. Ama bu narin, doga asigi kirilgan insan, tarihin cilvesi olsa gerek, Pearl Harbor baskini için emir veren ve ülkesini iki atom bombasina hedef yapan Japon Imparatoru Hirohito olarak hatirlanacakti...
kaynak: ALI ÇIMEn


LinkBack URL
About LinkBacks

Alıntı Yaparak Cevapla